Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Siyasi belirsizlik ve jeopolitik riskler azaltılmalı'

‘Siyasi belirsizlik ve jeopolitik riskler azaltılmalı'
Abone ol
Dolardaki yükselişin salt iç sebeplerden kaynaklanmadığını belirtirken, küresel piyasalardaki durgunluk ve yön değişikliğine dikkat çeken ekonomi yazarı Abdurrahman Yıldırım, Türkiye’nin yeni ABD politikalarını iyi izlemesi gerektiğini söyledi.

Bir yanda küresel piyasalardaki durgunluk, diğer yanda belirsizliğin yarattığı atmosfer ve artan terör olayları derken Türk Lirası’nın ABD Doları karşısında değer kaybı sürüyor. En son 3,64 seviyesine ulaşan doların yükselişi devam edecek mi? ABD’de Donald Trump’ın göreve gelmesiyle küresel piyasalar nasıl etkilenecek? Türkiye ekonomisine etkileri ne olacak? Habertürk ekonomi yazarı Abdurrahman Yıldırım ile değerlendirdik.

Celal Toprak - Sputnik Türkiye
EKONOMİ
EGD Başkanı Toprak: İkili ekonomi ilişkilerde atılmamış adımlar var
‘EKONOMİDEKİ YORGUNLUĞUN SEBEBİ BÜYÜMEDE ZORLANMA’

Zor bir yıla girdiğimizi söyleyen Yıldırım, 2017’ye çok kötü bir başlangıç yaptığımız kanaatinde. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Ekonomide büyük bir yorgunluk var’ sözüne katıldığını belirten Yıldırım, “Çünkü büyümede zorlanıyoruz. İç piyasada faizleri yüksek buluyoruz ama bir yandan dolar kuru alıp başını gidiyor. Dolar yükselince bütün ithal girdiler yükseliyor. İthal girdiler yükselince enflasyon yükseliyor. Sonuçta dolar ne kadar çıkarsa elinde Türk Lirası olanlar o kadar fakirleşmiş oluyor. Ya da varlığını bir ölçüde kaybetmiş oluyor. Dolayısıyla üretimden tüketimden de düşmüş oluyor” değerlendirmesini yaptı.

‘DURGUNLUK SADECE TÜRKİYE’YE ÖZGÜ DEĞİL’

Mevcut tablonun iyi olmadığını belirten Yıldırım, bu durumun ortaya çıkmasında terör olaylarının, Ortadoğu’da yaşananların, Rusya ile yaşadığımız uçak krizinin ve Türkiye’ye uygulanan ambargonun etkili olduğu görüşünde. Bunun yanında sadece Türkiye’de değil gelişmekte olan tüm ülkelerde benzer sorunların yaşandığına dikkat çeken Yıldırım, şöyle devam etti:

“Sadece Türkiye sorunlu değil. Brezilya da Güney Afrika da Macaristan ve Çin de sorunlu. Her gelişmekte olan ülkenin kendine özgü bazı nedenleri var. Siyasi nedenleri var. Ama ortak neden 2013 yılı ortasında FED’in parasal girişkenliği durduracağını açıklamasıyla, küresel sermayede başlayan tersine hareket. Yani gelişmekte olan ülkelere sermaye girişi olurken, ondan sonraki dönemde bu sermaye girişlerinde çeşitli dalgalanmalar ve çıkışlar oldu. Net bazda baktığımızda 2013 yılında ilk defa gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkmaya başlamış. 2014 yılında 111 milyar dolar bir çıkış olmuş, 2015 yılında bu miktar artmış. 2016 yılında devam ederken merkez bankaları devreye girdi. İşi biraz durdurdu. Türkiye de kısmen nefes aldı. Ama hareket sürüyor.”

‘ABD’NİN YENİ EKONOMİ POLİTİKALARI GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİ ETKİLEYECEK’

ABD’de Trump yönetiminin vaat ettiği altyapı yatırımlarının 2017 itibariyle hayata geçmesinin söz konusu olduğuna dikkat çeken Yıldırım, bunun gelişmekte olan tüm ülkeleri etkileyecek bir gelişme olduğunu söyledi. Yıldırım yeni altyapı yatırımlarının zaten canlı olan ABD ekonomisini daha da canlandıracağına vurgu yaparak şu tespiti yaptı:

Dolar - Sputnik Türkiye
EKONOMİ
Dolar rekora yakın, euro yeni tarihi zirvede
“Biraz daha ekonomiyi canlandırdığınız zaman, enflasyon yükselir. Bir yanda vergiler var. Hem yurtdışındaki şirketler yurtiçine aldırılacak, hem dışarıdan yapılan ithalata sınırlamalar yapacak. Bütün bunlar enflasyonu yükseltici, maliye politikalarını gevşetici, sonuçta da borçlanmayı artırıp bütçe açıklarını büyütücü etkilere sahip. Bu, dışarıdaki dolar likiditesinin ABD’ye doğru yollanması, yönlenmesi gerektiğini ortaya koyar. Ekstra olarak Trump döneminde 4 trilyon dolarlık ekstra yeni borçlanma yapması gerektiğini hesaplıyor bu harcamaları yapabilmesi için. Bu demek oluyor ki daha fazla borçlanacak. Daha fazla borç ancak daha yüksek bir faizle mümkün olabilir. Dolayısıyla ABD’de faizler yükseliyor ve dolar değerleniyor. Bunlar da dünyadaki dolar likiditesini ABD’ye getiriyor. Dış kaynağa en çok ihtiyacı olan ülkelerden birisi Türkiye. Türkiye de olumsuz etkileniyor.”

‘HÜKÜMET KENDİ AÇIKLADIĞI REFORMLARI YAVAŞ YAPTIĞI İÇİN BU AŞAMAYA GELDİK’

Türkiye piyasalarındaki tüm dünya paralarında 2013 yılından bu yana bir artış gözlendiğini ifade eden Yıldırım, bunun önüne geçmede ‘döviz satmak’ gibi önleyici kampanyaların etkisi olduğunu belirtse de bunların ekonomik ve siyasi önlemlerle desteklenmesi gerektiği görüşünde. Hükümetin böyle bir reform gündemi olduğunu ifade eden Yıldırım, terör olayları ve dış politikadaki etkiler sebebiyle bunu gerçekleştiremediğine vurgu yaparak, “Ekonomiye odaklanıp bu reformlar konusunda çok da adım atılamıyor. Bazı adımlar var ama yeterli değil. Dolayısıyla hükümet kendisinin açıkladığı bu reformları yavaş yaptığı için bu aşamaya geldik. Diğer yandan siyasette atılacak adımlar var. Siyasi belirsizliğin ekonomiyi çok bastırmaması gerekiyor. Bakıyoruz iç siyaset gündeminde önümüzde referandum var. Başkanlık sistemine geçiliyor. Sistem değişiyor ülkede. Bu çok ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Ürküntü yaratıyor. Ekonomiyi etkileyen zaten bir küresel trend var. Biz bu küresel trendin hem de Türkiye’nin kendisinden kaynaklanan risk ve belirsizliklerin etkisiyle tam bir kriz yaşamıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem - Sputnik Türkiye
EKONOMİ
Ertem: Türkiye ekonomisinin temel sorunlarından biri ekonomik durgunluk
‘STAGFLASYON AŞAMASINDA DEĞİLİZ, İNŞALLAH DA OLMAZ’

Türkiye ekonomisinin mevcut durumu için yapılan ‘stagflasyon’ tanımına katılmadığını belirten Yıldırım, “Enflasyon yüksek. Ama dünyanın en yüksek enflasyonu bizde diyemeyiz. Biz o enflasyon sıralamasında 30’lu rakamlarda bir yerdeyiz. Çift haneli rakamları görmeyen bir enflasyonumuz var. Belki görebilir. Görme ihtimali var. Ama enflasyon o kadar yüksek değil. Durgunluk meselesine de çok katılmıyorum. Geçmiş TÜİK verilerine bakar isek belli bir durgunluk var ama çok da durgun değil. Vasat bir büyüme var. Daha gerçekçi olup ortasını alalım yüzde 4.5’lik büyüme var. Yani durmamış ekonomi. Ama beklentiler olumsuza doğru dönmüş. Gidiş iyiye doğru değil hakikaten. Bir türlü negatifi pozitife döndürecek bir sonucu göremiyoruz. Dolayısıyla stagflasyona doğru bir gidiş var mı diye soracak olursanız, inşallah olmaz. Ama şu anki aşama o aşama değil” tespitini yaptı.

‘DURGUNLUK İKİNCİ ÇEYREĞE UZARSA EKONOMİK KRİZ DENEBİLİR’

Geçen yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisinin daraldığına dikkat çeken Yıldırım, “Böyle bir gerçek var. Dolayısıyla orada büyüme hızının geriye döndüğü gerçektir. Eğer ikinci çeyreğe uzarsa bu durgunluk, evet o zaman ekonomide bir gerileme olduğu için bir ekonomik kriz denebilir. Çünkü dolar kuru da yukarı yönlü hareket etti. Yarı stagflasyon denebilir. Çünkü durgunluk var ama henüz enflasyon o kadar yüksek değil. Yani enflasyonun da abartılı bir şekilde yukarı yönelmesi lazım ki stagflasyon diyelim” ifadelerini kullandı.

‘YAPMAMIZ GEREKEN SİYASİ BELİRSİZLİĞİ VE JEOPOLİTİK RİSKLERİ AZALTMAK’

Yeni yılın ilk aylarında enflasyonun yükselmesine dair bir beklenti olduğunu belirten Yıldırım, “2017’nin ilk yarısında gerek siyasal alanda atılacak adımlar ve alınacak sonuçlar gerekse ekonomi konusunda alınacak tedbirler ve dünyadaki gerçekleşmeler yılın ikinci yarısını nasıl geçireceğimizi de belirleyecek” dedi. ABD tarafından gelecek haberlerin ve Trump'ın sözlerini uygulayıp uygulamayacağının önümüzdeki dönemi şekillendireceğini söyleyen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Ayrıca FED’in faiz oranlarını hızlı mı yoksa kademeli olarak mı artıracağı belirleyici olacak. Dolayısıyla dolar hızla artarsa, ABD faizleri hızlı artarsa, sermayenin ABD’ye toplanması hızlı olur. Bu sefer gelişmekte olan ülkeler için yıkıcı bir etkiye sahip olabilir. Ama bu hareket yumuşak olursa bu sefer bizim gibi ülkeler de bundan kademeli bir şekilde etkilenir ve yılın ikinci yarısına daha pozitif beklentilerle girmiş olur. Özelinde bizim yapmamız gereken siyasi belirsizlik ve jeopolitik riskleri azaltmak ve ekonomide reformları ön planda tutmak olmalı. Yoksa ne yapsak dünyanın konjonktürünü değiştiremeyeceğiz nasıl olsa. Ama kendi evimizin önünü ve içerisini temizler ve düzeltirsek belki o konjonktürden daha fazla yararlanma yoluna gidebiliriz.”

Haber akışı
0
Önce yenilerÖnce eskiler
loader
LIVE
Заголовок открываемого материала
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала