Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Reform cephesi Ruhani'de buluştu'

22052017 - Eksen
Abone ol
Dr. Gülriz Şen’e göre İran’daki cumhurbaşkanlığı seçiminde Ruhani’nin reformcuların desteğini alması, seçimin kaderini belirledi. Ruhani’nin ikinci döneminde İran’ın dış politikasının çok fazla değişmeyeceğini belirten Şen, ABD’nin İran’a karşı tutumunun İran’ı ‘militerleştirdiğini’ vurguladı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani - Sputnik Türkiye
'Ruhani’nin zaferi İran’ın dış politikasının öngörülebilirliğini garantiliyor'
İran'da 19 Mayıs'ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimi sürpriz biçimde ilk turda Hasan Ruhani'nin oylarını artırarak seçilmesiyle sonuçlandı. Dört yıl önce yüzde 51 oranında oy alan Ruhani bu kez oranını yüzde 57'ye çakırtırken, sağ muhafazakarlar rakibi İbrahim Reisi yüzde 38'de kaldı. Bu sonuçta Ruhani'nin reform cephesinin arkasında toplanmasına yoruluyor. Ruhani'yi ikinci döneminde bekleyen zorluklar ve İran dış politikasının yönelimi ile Türkiye ile ilişkileri TOBB Üniversitesi'nden İran uzmanı Dr. Gülriz Şen ile konuştuk.

‘RUHANİ REFORMCULAR SAYESİNDE KAZANDI'

Gülriz Şen, seçimler öncesinde bazı anketlerde Ruhani'nin oy oranının yüzde 50'nin altında kalabileceği ve ikinci turun yapılabileceği yorumlarını anımsatırken, ilk turda çıkan zaferi pek çok gözlemcinin şaşırdığını vurguladı. Şen'e göre reformcuların Ruhani'nin arkasında birleşmesi bu sonucun çıkmasını sağladı. Şen şu değerlendirmeyi yaptı:

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani - Sputnik Türkiye
İran'da Ruhani, ikinci kez cumhurbaşkanlığına seçildi
"2013'teki seçimlerde, Ruhani'nin karşısındaki muhafazakâr oylar adaylar nedeniyle epey bölünmüştü. Bu seçimde İbrahim Reisi güçlü bir aday olarak ortaya çıktı. (Tahran Belediye Başkanı) Galibaf her ne kadar önceleri ‘ben yarıştan çekilmem' dese de, daha sonra dini liderin ve müesses nizamın diğer kurumlarının bastırması ile Reisi'ye desteğini açıkladı. Kararsız seçmenlerden bahsediliyordu ve bunlar büyük ölçüde reformcular arasındaydı. Ruhani kampanyaya başladığında, iki televizyon programında yapılan münazaralarda biraz daha silik ve geleceğe dair vaatlerini aktaran ama çok da tartışmaya girmeyen bir görüntü çizmişti. Onun yerine reformcuların adayı olan ve Ruhani için yarışa giren ve bir nevi test edilen Cihangiri ön plana çıkıyordu. Ruhani daha sonra şöyle reformcuların desteğini talep eden ve müesses nizamın değişime karşı tutumunu, Devrim Muhafızlarının nükleer anlaşmaya karşı tutumunu eleştiren, rejimin oldukça sinir hatlarına dokunan bir kampanya izledi. Rafsancani'nin yokluğu Ruhani için bir dezavantajdı ama bu boşluğu Hatemi'nin ve İran'ın ev hapsinde tutulan Yeşil Hareketin liderleri Musavi ve Rahneva Kerubi'nin destek çağrıları ile kapattı. Böylelikle aslında boykotu düşünen ya da kararsız olan reformcu seçmen yeniden Ruhani cephesinde buluştu."
Ruhani'nin böylelikle 2013'te yüzde 51 oy yani 18 milyona yakın oy alırken, herkesi şaşırtacak şekilde yüzde 57.13 gibi büyük bir oranla 23.5 milyona ulaştığını belirten Dr. Şen, "Daha büyük bir destekle seçimi kazanmış oldu. Önümüzdeki dönemde vaatlerini ne ölçüde gerçekleştireceği de en önemli konulardan bir tanesi" saptaması yaptı.

‘RUHANİ EKONOMİK BEKLENTİLERİ KARŞILAYAMADI'

Ruhani'nin reformcuların desteğine rağmen Hatemi gibi reformcu bir figür olmadığını anımsatan Şen, ilk döneminde de nükleer anlaşmanın getirdiği ekonomik kazanımların halka dağıtılmaması ve beklentilerin sağlanamamasıyla zorlandığını vurguladı. "Nükleer anlaşmanın neden ekonomide başarı getirmediğinin sorgulanması gerekiyor" diyen Şen, şu yorumda bulundu:

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi - Sputnik Türkiye
İran'dan ABD'ye: Ortadoğu'da 'İranofobi' yayıyorsunuz
"İran'da umutları yönetebilmek, vaatleri gerçekleştirebilmek reformcu ve pragmatist siyasetçilerin en önemli zorluklarından birisi. Ruhani'nin temsil ettiği koalisyonun ismi Tedbir ve Ümit. Yani hem dış siyasette daha itidalli, ihtiyatlı bir yaklaşım, hem de İran halkının rejimden ve siyasetten beklentilerinin ve umudunun yaşatılması gibi bir koalisyon üzerine inşa edilmiş. Ruhani kendisini merkezde, ılımlı bir figür olarak tanımlayan ve rejimin içinden gelen bir siyasetçi. Bu başarısının arkasında reformcularla kurduğu ittifakın önemli bir rolü var. Ruhani'nin bu seçimlerdeki en büyük zorluğu, aslında nükleer anlaşma neticesinde İran ekonomisinde vaat edilen iyileşmenin gerçekleşmemiş olmasıydı. Seçim döneminde rakiplerinden aldığı en temel eleştiri de bu hükümetin insanlara ekonomik kazanımları dağıtamaması ve nükleer anlaşmanın beklentilerini gerçekleştirememiş olması olarak kaldı. Hatta Galibaf Ruhani'yi yüzde dördün hükümeti olmakla, elitist olmakla suçladı. Bu seçimlerde popülizmin izlerini görmeye başladık. Çünkü ekonomide işsizlik rakamlarının düşmemesi, özelikle genç işsizliğin artması Ruhani için büyük bir meseleydi."

‘EKONOMİK YAPIDAKİ YAPISAL SORUNLAR'

Ruhani'nin önceki döneminde petrol ihracatını iki katına çıkarmasına ve enflasyonda yüzde 40'lardan, yüzde 8'lere düşmesine rağmen işsizliğin temel sorun olarak kaldığına dikkat çeken Şen, İran için asıl meselenin de ekonominin yapısal sorunları olduğuna vurgu yaptı. "Bu yapısal sorunları Ruhani'nin çözmesini beklemek aslında fazla iyimserlik olur. Ruhani savaşacaktır, ekonomide iyileşmeyi sağlayacaktır ama bu Hatemi ve Rafsancani döneminde de denenmişti. İran'da devletin ve vakıf gibi vergi vermeyen yapıların domine ettiği ve bunların direk dini lidere bağlı olduğu bir sistem söz konusu" diyen Dr. Şen, İran'ın yaptırımlarla sarsılmış haldeki ekonomik yapısında dönüşümü sağlamanan hiçbir iktidar için kolay olmayacağına dikkat çekti. Şen şöyle konuştu:

ABD Başkanı Donald Trump - Sputnik Türkiye
Rivlin'le buluşan Trump'tan İran mesajı
"Popülizm bu anlamda epey bir baskılayıcı bir rol gördü. Ahmedinecat döneminde de, popülizm ve bu siyasetin ekonomi açısından çok ciddi faturaları oldu. İşin başka bir boyutu da ABD'nin İran'a karşı siyaseti. Bu nedenle Avrupalı büyük firmalar ve bankalar İran ile yeni dönemde iş yapmaktan çekiniyorlar. İran bu noktada ABD'yi eleştiriyor ve nükleer anlaşmaya ve anlaşmanın ruhuna aykırı davrandıklarını, yaptırımları zaten kaldırmaları gerektiğini söylüyor. ABD ile iş yapmadıklarını ama Avrupa ile yapacakları anlaşmaları, ekonomik işbirliğini ABD'nin baltalamaktan vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. Tüm bunlar Cevat Zarif'in 2016'nın sonunda ABD'ye yaptığı ziyarette belirttiği hususlardı. Bu noktada Ruhani büyük bir beklenti yarattı. Bunun ekonomik anlamda bazı yansımalarını görürüz ama bunun hem içeride yapısal, hem de dışarıda jeopolitik olarak ABD-İran düşmanlığından mütevellit bazı engelleri sürecek ve bu da ekonomideki gidişatı etkileyecektir."

‘İRAN'DA YETENEKLİ SİYASETÇİLERİN SAHADA OLMASI ÇOK ÖNEMLİ'

Ruhani'nin ikinci döneminde İran'ın dış politikasında büyük değişiklikler beklememek gerektiğini ifade eden Şen, önümüzdeki sürecin bölgesel anlamda İran için daha sert geçeceğine ve önemli olan noktanın İran'da yetenekli siyasetçilerin sahada olması gerektiğinin altını çizdi:

"Artık rejimde kemikleşmiş ve sarsılmaz kırmızı çizgileri var. Mesela Hizbullah ile olan işbirliği bunun bir parçası. Suriye'de Esad'ın bir alternatifi olmadığı için muhakkak o rejimin devam etmesi ve İran'ın Lübnan ve Hizbullah ile olan bağlantısının korunması önemli bir kırmızı çizgi ve İran bundan vazgeçmek istemeyecektir. Onun dışında Yemen'de belki bazı müzakereler yapılabilir çünkü Yemen İran için Suriye gibi öncelikli bir konu değil. Yemen daha çok Suudi Arabistan için öncelikli. Yemen'in bu kadar sertleşmesinin ya da oradaki krizin derinleşmesinin sebebi de Suriye'deki vekâlet savaşının artık Yemen'e de yansımış olması. Bu nedenle dış politikada çok büyük bir değişiklik beklenmiyor ama önemli olan konu İran'da mahir siyasetçilerin iktidarda kalması. Çünkü belli ki önümüzdeki süreçte hem bölgesel hem de küresel anlamda İran için büyük krizler gözüküyor. Trump'ın yaptığı konuşmada özellikle İran'ın tecrit edilmesi gerektiğini söylemesi, hatta örtülü bir şekilde rejim değişikliğine işaret etmesi Bush'un 2002'deki ‘şer ekseni konuşmasını' hatırlatıyor. İran'ın yeniden tecridi, İran'ın bölgeden dışlanması, İran'ın hem politika değişikliğine hem de bir noktada rejim değişikliğine zorlanması çok tanıdık ve geri tepen noktalar oldu."

‘TECRİT VE DIŞLANMA MİLLİ GÜVENLİK DEVLETİ GETİRİYOR'

İran'ın tecrit edilme, dışlanma politikalarının uygulandığı süreçten milli güvenlik devletine dönüşerek ve daha militerleşerek çıktığına dikkat çeken Şen, bu durumun aynı zamanda İran'da milliyetçiliği beslediğini ve halkın da bu yüzden rejimin arkasında durduğuna dikkat çekti. "Nükleer meselenin nasıl bir milliyetçi meseleye dönüştüğünü, popülizmin ne kadar içkin bir unsur yapıldığını Ahmedinecat döneminden hatırlıyoruz" anımsatması yapan Dr Şen, "İran için Ruhani ve Cevat Zarif gibi siyasetçiler bu kritik dönemde önemli bir şans. ABD ile işler ne kadar sertleşirse sertleşsin, en azından AB ile çok rahat temas kurabilen insanlar. Bu bakımdan önemleri daha da artıyor. ABD'ye karşı ve bölgede İran'a karşı aslında eski ama yenilenen ve yeni bir ivme kazanan cepheye karşı İran da bir yandan küresel olarak AB, Rusya ve Çin ile ilişkilerini devam ettirmek isteyecektir. Bir yandan da bölgede tehdit altında hissetikçe, Hizbullah ile olan ilişkilerini derinleştirecektir ve Suriye konusunda da değişikliğe gitmeyecektir" diye ekledi.

‘ABD'NİN IRAK'A MÜDAHALESİ AHMEDİNECAD İKTİDARINI DOĞURDU'

İran-Türkiye ilişkileri açısından ise Türkiye eğer kendini oluşmakta olan İran karşıtı bir cephede konumlandırırsa, bunun Türkiye-İran ilişkileri açısından kötüye işaret olacağı tespitini yapan Şen, ABD'nin İran'a karşı tutumunun içeride İran'ı militerleşmeye ittiğini ve sertlik yanlılarının elini güçlendirdiğini ifade etti:

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani - Sputnik Türkiye
Ruhani: Suudi Arabistan'daki zirve, siyasi değeri olmayan bir gösteri
"İran Türkiye'nin Suudi Arabistan ile yakınlaşmasından oldukça rahatsız ve bunu sıklıkla dile getiriyor. Türkiye'nin bu hattan uzak kalmasında fayda var çünkü tam da nükleer anlaşma sonrası çizilen olumlu resimde tam yeni bir evreye geçilmiş de olabilir. Örnek verirsek, ekonomik anlamda ilişkiler gelişebilir, bölgede Türkiye ve İran en azından bazı noktalarda ortak hareket etmenin zeminini bulabilir. Fakat Trump döneminde Suudi Arabistan ve İsrail'i içine alan bu cephede Türkiye de yer alırsa, bu Türkiye-İran ilişkileri açısından da mesele olacak ve bu İran'ın bölgede yalnızlaşmasına da hizmet edecektir. İran'ın bölgede ilişki kurabildiği belli aktörler var. Belki Umman ile ilişki kurmaya çalışacaktır, Kuveyt ile daha ılımlı olacaktır. Bunun dışında Lübnan'da Hizbullah etkisi üzerinden İran'a etkisi söz konusu, Suriye konusunda taviz vermeyecektir, belki Yemen'de şiddetli bir şekilde pozisyonunu koruyacaktır. Bush yönetimi Hatemi dönemi için çok kötü bir şans olmuştu. Özellikle ‘şer ekseni' konuşması ve bu konuşmanın akabindeki gelişmeler, ABD'nin rejim değişikliği siyaseti, Irak'taki müdahalesi ve işgali İran'da Ahmedinejat gibi popülist bir siyasetçiyi iktidara taşıdı esasen ve İran'da militerleşmeyi beraberinde getirdi. Twitter'da yapılan bir yorumda ‘Trump'ın bu konuşmayı İran seçimlerinden önce yapmaması isabet oldu Ruhani için' diyordu ve haklılık payı epey yüksekti. Hakikatten de böyle bir konuşma İran'daki sertlik yanlılarını, ABD'ye kafa tutmak direnmek üzerinden vurgulanan daha sert, muhafazakâr siyasetçileri güçlendirecekti. Yeni dönemde Ruhani'yi adım atmaya çalıştıkça hem içeride muhafazakârlar baskılayacaktır hem de bölgede ve küresel anlamda ABD, Suudi Arabistan, İsrail gibi devletler baskılayacaktır gibi gözüküyor."

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала