Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Akşam Postası - Sputnik Türkiye, 1920
AKŞAM POSTASI
Türkiye ve dünya gündeminde öne çıkan konuların ele alındığı; politikacı, uzman ve gazetecilerin yorumlarıyla katkı sunduğu Atilla Güner'le Akşam Postası, hafta içi her akşam dinleyicilerle buluşuyor.

Serbest kalan Boğaziçili Hüseyin Arif: Rektörlüğü işgal etmek için değil sorularımıza cevap almak için bekliyorduk

04022021-AP.mp3
Abone ol
Boğaziçi Üniversitesi Hüseyin Arif Sarıyaşar, rektörlük önünde yaşananlarla ilgili ''Rektörlüğü işgal etmek için değil sorularımıza cevap almak için bekliyorduk'' açıklamasını yaptı.

Boğaziçi Üniversitesi’nde rektörlük önündeki protesto sırasında gözaltına alınarak tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edilen 30 öğrenci serbest kaldı. O öğrenciler arasında yer alan Hüseyin Arif Sarıyaşar RS FM’de Atilla Güner’le Akşam Postası’na konuk oldu. Sarıyaşar rektörlük önünde yaşananları ve sonrasını anlattı. Tarih Bölümü öğrencisi, “Rektörlüğü işgal etmek değil rektörle konuşmak istedik. Polis neden burada, arkadaşlarımız neden gözaltında diye soracaktık. Sonra polis müdahalesi oldu. Bu süreçte eleştiriyi öğrenmek yerine maalesef nefretlerimizi biriktirmeyi öğretmeye çalışıyorlar” dedi.

İşte Sarıyaşar’ın Atilla Güner’le Akşam Postası’na anlattıklarından satırbaşları:

''Polis bize 'çıkamazsınız' dedi''

''Ben o gün saat 16.00'da okuldan çıkacaktım fakat okulun önünün polis tarafından kapatıldığını ve polisin dizildiğini gördüm. Bizi çıkartmadılar ve dediler ki ''buradan çıkamazsınız''.  Bu kişiyi hak ve hürriyetlerinden alıkoymak bağlamında soruşturma açılabilecek bir suç. Polis, ben orada amire sormama rağmen bana cevap vermedi. Okulsa polisin içerisi girmesinin tek imkanı rektörün onaylaması üzerine. Biz rektör ile görüşmek, konuşmak istediğimizi söyledik. Güvenlik bize, '' rektör ile görüşemezsiniz, kimseyi içeri almıyoruz'' dedi ve biz de bekleyeceğimizi söyledik. Melih Bulu, bize ilk günden itibaren tatmin edici cevap vermiyor. Bize zamanında arkadaşlarımızın gözaltına alınmayacağına dair sözler de verdi. ‘Biz bekliyoruz’ dedik fakat Melih Bulu dışarı çıkmadı.

'İşgal değil, görüşmek istedik'

Bizim taleplerimiz vardı. Şöyle dedik: ‘Polis neden burada, bizden özür dilemek zorundasınız çünkü yalan söylediniz ve en başından beri verdiğimiz talebi tekrar ediyoruz istifa edin. Biz bunu barışçıl olarak burada bekleyerek dillendiriyoruz. Ne dışarı çıkıyorsunuz ne de bizim içeri girmemize izin veriyorsunuz. Biz orada birkaç kişi değiliz bütün öğrenciler olarak sizi rektör olarak tanımadığımızı belirtmek istiyoruz. Biz sizi makamınızda değil bizim yanımızda görerek konuşmak istiyoruz.’ Sonrasında polis müdahalesi oldu....

'Bir Müslüman olarak diyorum ki...'

Ben bir Müslüman olarak ki bunu söylemekten çekinmeyen ya da dini pratikleri  gerçekleştirmekten geri durmayan biriyim. Bundan çekinmiyorum. O tartışmalı Kâbe görselinin sanatsal bağlamının veya anlatımsal bağlamının tartışmaya açılabileceğini düşünüyorum. Fakat onun doğrudan bir tahkir içerdiğine de inanmıyorum, bunun yanlış bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. Fakat ortada bir tahrif tartışması belki döndürülebilir. İslamofobik bir çalışma olduğu tartışması yürütülebilir. LGBT renklerini kenarlarına koymuşlar. O eser ve metin birçok açıdan bana kalırsa sığlaştırılmış bir İslam anlayışını eleştiriyor ama yanlış tezatlar kuruyor. Kadın hareketiyle, kadın mücadelesiyle veya LGBT ile İslam'ın tam anlamıyla bir zıtlık yarattığını söylüyor. Bence bu anlamda eleştirilmesi gereken bir çalışma. Zaten sürece müdahale etmek istedikleri bir şey arıyorlardı ve insanları bir yarıktan besleyerek ikiye ayırmak, kendi çevresindeki insanları herhangi basit bir şeyi işaret ederek kenara çekip o öfkeyi biriktirmeyi istiyorlardı çünkü iktidar başından beri sembol siyaseti ilerletmekte kararlı.

'İktidardakiler taleplerimizi çarpıtıyor'

İlk gün biz ''bütün üniversitelerde demokratik rektör seçimi istiyoruz'' dedik ama Cumhurbaşkanı sözcüsü Boğaziçi'ne istisna yok' dedi. İnsanlar kulaklarını kapattıkları için zaten bütün taleplerimizi çarpıtmaya devam ediyorlar. O eser yüzlerce çalışmadan biriydi. O sergi okulun her tarafına asıldıktan sonra serginin neredeyse bütün çalışmaları çalındı. Okulun farklı yerlerinde bulundular. Biz güvenliğe sorduğumuz zaman bize ''bilmiyoruz'' dediler. Çöplerden ya da çalılıklardan bulunduğunda ertesi gün bir aydır yaptığımız gibi çadırımızı kurmaya gittiğimizde birçok arkadaşımız o eserleri toplamıştı fakat çadırımızı kurmamıza müsaade etmediler geçen perşembe günü. Haklı olduğunuzu kanıtlayarak çadırımızı kurduk. Arkadaşlarımız bulunan serginin parçalarını bir araya getirdiler. Bu olayların hepsi kampüs içerisinde meydanda gerçekleşiyor.

Hoşgörü yerine nefret biriktiriyorlar'

Kabe-i muazzama tahrip edilerek yapılan çalışmada yere konulmuş ama bu bilinçli bir şey kesinlikle değil. Belki bunu yapan arkadaşlardan biraz daha hassas olmaları düşünülebilirdi. Tartışabiliriz fakat onlara nefret politikasıyla yaklaşmak tam da hükümetin istediği şeydi ve kimin tarafından o videonun çekildiğini de bilmiyoruz. Onlarca sivil polis vardı. Çalışma eleştiriye açık ve bugünlerde orada sergilenmesi de tartışılabilir ama bu hiçbir şekilde arkadaşlarımıza yapılan haksız ve sistematik zulmün onaylanacağı anlamına gelmez. Eserin tartışmaya açılabileceğini söylen Müslüman olarak madem hakkı ve adaleti savunuyorsak hükümetin kesinlikle bu süreci iyi işletmediğini, hukuku ve adaleti bir kenara bıraktığını, nefret politikası güttüğünü söylemeliyiz. Çocukluğumuzdan beri din hoşgörü dinidir diyerek anlatanlar bugün bana dahi küfrediyor. Bu süreçte eleştiriyi öğrenmek yerine maalesef nefretlerimizi biriktirmeyi öğretmeye çalışıyorlar.''

Haber akışı
0
Önce yenilerÖnce eskiler
loader
LIVE
Заголовок открываемого материала
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала