Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Ülkeler aşı tekellerinin pazarı olsun diye bilinçli olarak aşı üretme ve araştırma kapasiteleri engellendi’

07052021-Eksen.mp3
Abone ol
Erhan Nalçacı, aşı tekellerinin pazar için ülkelerin aşı üretme ve araştırma kapasitelerini engellediğini belirtirken, Türkiye'nin 90'larda dayatılan sağlık reformuyla aşı üretim yeteneğini yitirmesine atıf yaptı. Nalçacı, 'tekeller ülkesi' ABD'nin Kovid-19 aşılarında muafiyete desteğinin 'şirinlik yapma' zorunluluğundan kaynaklandığı görüşünde.

Küresel düzeyde halk sağlığı krizine dönüşen ve hayatın her alanını derinden etkileyen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisine karşı 'aşı seferberliği' ilan edilirken, dünyadaki derin eşitsizlikler bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Gelişmiş ve zengin ülkeler aşıların çoğunluğunu alırken, Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde geliştirilen mekanizmaya rağmen orta düzeyde ve yoksul ülkelerin nüfusları aşılardan yeteri kadar pay alamıyor. Virüsun mutasyonu hızlı bir aşılama gerektirirken, üretim yetersizliği ve tedarik sıkıntıları eşliğinde Kovid-19 aşıları ile ilgili patent tartışmaları gündeme oturdu.

Hindistan ve Güney Afrika'nın öncülüğünde geçen sonbaharda başlayan tartışmalar Kovid-19 aşılarında fikri mülkiyet haklarının geçici olarak kaldırılması hedefiyle Dünya Ticaret Örgütü'ne taşındı. Daha önce benzeri örnekleri bulunuyorken, ABD'yle birlikte Rusya ve Çin geçici muafiyete destek açıkladı. Ancak Biden yönetimi 'karmaşık' diye nitelediği meselenin tartışılmasının zaman alacağını da vurguladı. Nitekim, pandemide kârlarını katlayan ilaç tekelleri eşliğinde çatlak ses Almanya'dan geldi.

Girişimin destekçileri geçici muafiyetin, aşıların pek çok ülkede üretilip nüfusların hızla aşılanması yolunda önemli bir adım olacağını belirtirken, karşıtları patentin kalkmasının üretimi artırmayacağını iddia ediyor.

Kovid-19 pandemisi ve aşı krizini, Dünya Ticaret Örgütü'ne taşınan geçici patent muafiyeti tartışmalarını soL Haber Portalı yazarı Prof. Dr. Erhan Nalçacı ile konuştuk.

‘Ülkeler aşı tekellerinin pazarı olsun diye bilinçli olarak aşı üretme ve araştırma kapasiteleri engellendi’

Prof. Dr. Erhan Nalçacı, aşılarda fikri mülkiyet haklarıyla ilgili tartışmaların tarihi gelişimini anımsatırken, Sovyetler Birliği'nin dünya siyasetinden çekilmesiyle meselenin daha belirginleştiğini vurguladı. Emperyalist sistemin pek çok ülkenin aşı üretme kapasiteleri ve aşı araştırmalarını bu ülkeleri pazarları haline getirmek üzere engellediğini anımsatan Nalçacı, meselenin ülkelerin beceriksizliği yahut bilim emekçilerinin tembelliğiyle izah edilemeyeceğini, patentin 'tekel kârı' anlamına geldiğinin altını çizdi:

“Olayın bir tarihi var. Yoksa sadece bugüne ait bir sorun değil, aşı üretimi kapasitesi meselesi. Biz bunu ancak emperyalizm teorisi çerçevesinde anlayabiliriz. Çünkü ülkelerin aşı üretme kapasiteleri ve aşı araştırmaları bilinçli olarak engellendi. Aşı tekellerinin pazarı haline getirildiler. Özellikle 90’lı yıllardan sonra Sovyetler Birliği’nin dünya politikasından çekilmesiyle birlikte bu çok daha belirgin hale geldi. Dünya emekçi haklarına saldırının bir parçası oldu. Patentin ortadan kalkması çok önemli. Bu genel insani bir sorun. Bilginin mülkiyetinin olması, belli şirketlere ait olması, sadece onlar tarafından üretiliyor olması ve kâr amaçlı olması zaten çok büyük bir sorundu. O yüzden buna değinilmesi, patentin bu kadar iyi bir şekilde tartışılıyor olması çok önemli. Türkiye Komünist Partisi’nin çağrısıyla aşı patenti karşıtı bir açıklama yapıldı. Dünyanın her yerinden 62 komünist partisi bu çağrıyı imzaladı. Önemli şeyler bunların tartışılıyor olması. Bu aktif bir durum. Kendiliğinden ülkelerin beceriksizliği ya da bilim emekçilerinin tembelliğiyle açıklanabilecek bir durum değil. Çünkü bu ülkeler aşı üretebiliyorlar. Aşıları ABD tarafından satın alındı. Çok ciddi kamusal destek alıyorlar ama patent demek tekel kârı demektir. Bir aşı şirketinin ürettiği aşıyı başka şirketler üretip satamazlar. Bu aşı tekelini çok yüksek fiyatlardan satmasına izin verir. Dünyadaki sermayenin döngüsü açısından aşı ve ilaç şirketlerinin tekel kârı elde etmesi çok kritiktir, büyük bir pay tutar.”

Afrika koronavirüs aşısı - Sputnik Türkiye, 1920, 07.05.2021
KORONAVİRÜS
Afrika'dan koronavirüs aşıları için fikri mülkiyet çağrısı: Tarihin doğru tarafında yer alın
‘Türkiye’ye 1990’larda dayatılan sağlık reformuyla aşı üretim yeteneği yitirildi’

Türkiye’nin Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren aşı üretebilen bir ülke olduğuna dikkat çeken Nalçacı, aşının bağımsızlık açısından stratejik önemini anımsattı. Ancak Türkiye’nin 1990’larda dayatılan sağlık reformuyla birlikte aşı üretim yeteneğinin yitirdiğini belirten Nalçacı, ülkenin aşı üreten tekellerin pazarı kılındığını belirtti. Türkiye'nin aksine ABD öncülüğündeki düzenin bu dayatmasına karşı çıkan Küba örneğine atıfta bulunan Nalçacı, bugün bu ülkenin kendi nüfusunu aşılayabilecek teknolojisi ve kapasitesinin bulunmasına vurgu yaptı:

“Türkiye, cumhuriyetin başından itibaren aşı üretebilen bir ülkeydi. İstanbul’dan Kurtuluş Savaşı’na kaçan mikrobiyologlar tavşanlarıyla ve serumlarıyla kaçtılar. Bu inanılır gibi değil. En başından beri Türkiye aşı üretebiliyordu. Sonra kendi enstitüleri, devlete ait Hıfzıssıhha’ya bağlı enstitülerde yıllarca hem hayvan aşıları hem insan aşıları çok başarılı bir şekilde üretildi. Çünkü aşı bir ülkenin bağımsız olabilmesi ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi için son derece stratejik bir ürün. Sadece halk sağlığıyla ilişkili değil. Küba bu sürece girmediği için kendi aşısını üretebiliyor. Çünkü biyolojik savaşla karşılaştı ABD tarafından. Onlar aşı üretiminin ne olduğunu biliyorlar. Bugün çok ileri bir biyoteknoloji kapasiteleri var. Kendi halkını kendi aşısıyla aşılayabilen nadir ülkelerden birisi. Türkiye 90’dan sonra aşı üretme yeteneğini yitirdi. Olaylar birbirinden bağımsız sanılıyor, hepsi birbirinin içinde. 90’dan sonra Türkiye’ye sağlık reformu dayatıldı. Türkiye’de birinci basamak yok edildi, aile hekimine geçildi. Piyasalaşma öne çıktı. Özel hastaneler öne çıktı ve kamunun aşı üretme yeteneği elinden alındı. Aşı üretme kapasitesine yatırım yapılmadı ve tamamen çöktü. Çok bilinçli olarak aşı üreten tekellerin pazarı haline geldi. Bunun ne kadar milyonlarca dolarlık bir kâr olduğunu tahmin edebiliriz. 90’lı yıllardan günümüze 30 sene içinde aşı şirketlerinin Türkiye’den kazandığı parayı hayal etmek bile çok kolay değil.”

Özlem Türeci - Sputnik Türkiye, 1920, 06.05.2021
DÜNYA
BioNTech'in kurucu ortağı Dr. Türeci: Kovid-19 aşılarında fikri mülkiyet hakkını kaldırmak kötü bir fikir
‘Aşı tekelleri tüm dünyadan topladıkları yayınları teknolojiye dönüştürüp kâr getiren ürünler üretiyor’

Nalçacı, aşı şirketleri kamusal kaynakları da kullanarak kâr ederken, bilim emekçilerinin araştırma ürünlerinin uluslararası yayınlar aracılığıyla nasıl piyasalaştırıldığını aktardı:

“Aşı şirketleri kamusal kaynakları kullanıyor ama kendileri kâr ediyorlar. Bu doğru, ama şu çok gözden kaçıyor. Bunu Madde, Diyalektik ve Toplum dergisinin geçen sayısında ‘Bilim emekçilerinin sınır tanımayan sömürüsü’ diye bir makalede yazmıştık. Gerçekten bu o kadar ilginç ki çünkü 90’dan itibaren Türkiye’de ve dünyada bütün bilim emekçileri uluslararası yayın yapmaya sürüklendiler. Bütün atama kriterleri, doçent olmak vs. uluslararası yayına endekslendi kriter olarak. Bilim emekçilerinin kendi ülkelerinin kalkınması, insanların refahıyla ilişkisi kalmadı. Bunu yayınlıyorlar, aşı tekellerinin araştırma-geliştirme enstitüleri var. Bütün bu yayınlar burada toplanıyor, burada teknolojiye dönüşüyor ve burada kâr getiren bir ürüne dönüşüyor, ilaç ve aşı için böyle."

'Bu Türkiye sermayesinin de onayıyla yaratılmış bir durumdur'

Nalçacı, hızlı mutasyonların bulunduğu ortamda toplumun bir kısmını aşılayıp diğer kısmını bırakarak sorunun çözülmeyeceğini vurguladı. Türkiye'de zengin bilin insanı kadrosunun bulunmasına rağmen kendi aşısını üretemez kılınmasının her gün yüzlerce insanın ölümünde payı olduğunu belirten Nalçacı, bunun 'yaratılmış' bir durum olduğunun altını çizdi:

"Türkiye’de çok sayıda kadro var; virologlar, biyoteknologlar, mikrobiyologlar. Türkiye, kadro açısından çok zengin bir ülke ama kendi aşısını üretemez halde, paralize oldu. Her gün yüzlerce insan ölüyor. Türkiye bu aşı üretme kapasitesini önceden elde etseydi, bu çoktan önlenmiş olacaktı. Çünkü aşı bireysel bir koruma sağlamıyor. Toplumun belli bir yüzdesini hızlı bir şekilde aşılayacaksınız ki virüsün ilerlemesi durdurulsun, mutasyonların üremesi durdurulsun. Böyle peyderpey aşılanarak da olabilecek bir şey değil. Şunu eskiden beri biliyoruz: Toplumun birazını aşılayıp diğer kısmını aşılamazsanız, aşılanmayan kısım çok daha ağır geçirir hastalığı. Mutant varyantlar çıkıyor çünkü. Halk sağlığı açısından bir faciayla karşı karşıyayız. Bu yaratılmış bir durumdur. Türkiye sermayesinin de onayıyla, emperyalizmle bütünleşme isteğiyle birlikte giden bütünleşmiş bir sorundur.”

Bernie Sanders - Sputnik Türkiye, 1920, 03.05.2021
ABD'li senatör Sanders: İlaç şirketleri, Kovid-19 aşılarının fikri mülkiyet haklarından vazgeçmeli
‘ABD tekeller ülkesidir, patente geçici muafiyete desteği şirinlik yapmak zorunluluğundan'

Nalçacı, ABD'nin Kovid-19 aşıları için geçici muafiyete destek açıklamasını 'inandırıcı' bulmuyor. ABD'nin tekeller ülkesi olduğunu ve patenti sonuna kadar savunacağını düşünen Nalçacı, açıklamanın baskılar karşısında 'şirin görünmek' istenmesinden kaynaklandığı görüşünde. DTÖ'de kararın oy birliğiyle alınması gerektiğini anımsatan Nalçacı, nitekim Almanya'nın hemen devreye girdiğini vurguladı. Nalçacı'ya göre, halk sağlığıyla doğrudan ilgili stratejik bir ürün olan aşılar devlet tarafından üretilmeli:

“Amerika’nın hiçbir açıklaması sevindirici olamaz. Ona sevinen tarihten habersiz demektir. Amerika Birleşik Devletleri tamamen tekellerin devletidir, patenti sonuna kadar savunur. Bundan hiç vazgeçmediğini, çok büyük bir saygı duyduğunu da söylüyor zaten. Ama sonuçta devlet tek tek şirketlerin çıkarından çok genel olarak tekel sermayenin çıkarlarını gözetir. Şu anda Çin ve Rusya ile çok büyük bir hegemonya krizi var. O yüzden biraz daha şirinlik yapmak, sanki demokratmış gibi gözükmek zorunda. Bir de çok haklı bir basınç var. İnsanlar ölürken çok sayıda devlet bir araya geldi ve patent hakkının kaldırılmasını savundu. Ne diyecekler böyle durumda? Onlarla anlaşma yapmak istiyorlar. Askeri müttefiklik ilişkilerini geliştirmek istiyorlar. Aslında dünyayı büyük bir felakete sürüklemek için bunu yapıyorlar ama bir yandan da bu şirinliği, ‘Patent bu örnekte kısa bir süre içinde kalkabilir’ demeyi uygun görmüş olmaları bizi sevindirmiyor. Almanya, özel şirketlerin üretme kapasitesi kalmalı diyor. Esas zaten sorun da o. Aşı üretimi hem halkın sağlığıyla, refahıyla ilgili olduğu için ve stratejik bir ürün olduğu için devlet tarafından üretilmelidir. İster kapitalist ister sosyalist ülkeler olsun. Aşı hiçbir şekilde özel sektöre bırakılabilecek bir şey değildir. Siz onu özel sektöre bırakıyorsanız, başından itibaren emekçi halka karşı bir suç işlemişsiniz demektir. Almanya ve Avrupa’dan sesler çıktı ama bugün Merkel’in açıklaması böyle bir patentin geçici olarak kaldırılmasını da kesiyor. Bir üye bile reddetse Dünya Ticaret Örgütü bu kararı alamıyormuş. Dolayısıyla biraz da ona güveniyor olabilirler. Afrika AIDS örneği mücadeleyle oldu. Kendi iyiliklerinden böyle bir şey yapmadılar, çok ciddi bir şekilde sıkıştırıldılar. 'Patent vermiyorsanız bile biz AIDS ilaçlarını üreteceğiz' dediler. O yüzden orada bir fiili durum yaratıldı. Yoksa tekel ideolojisini değiştiren bir şey olmadı orada. Zorunda kaldılar. Zaten üreteceklerdi.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала