Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Çinlilerin gözünde ABD külkedisi misali ayakkabısını herkese giydirmeye çalışıyor'

'Çinlilerin gözünde ABD külkedisi misali ayakkabısını herkese giydirmeye çalışıyor'
Abone ol
Gökhun Göçmen'e göre ABD'nin 'Demokrasi Zirvesi' müttefikleri ve 'adam edebileceğini' düşündüğü ülkeleri yanına çekme platformu. Çin'in alternatif zirve yaptığını belirten Göçmen tabandan katılımlı sosyalist demokrasi vurgusuna atıf yaptı. Göçmen, Biden'ın Türkiye ve Macaristan'ı dışlamasını ise ittifakların kaygan olduğu kamplaşma işareti sayıyor.
ABD Başkanı Joe Biden, 'demokrasi-otoriterlik' ikiliği iddiasıyla 111 ülkenin davetli olduğu çevrimiçi 'Demokrasi Zirvesi' düzenledi. NATO üyeleri Türkiye ve Macaristan zirvede yer almazken, Washington'un jeostratejik hedefleri doğrultusunda seçildiği anlaşılan davetliler listesinde Batılı STK'ların kırık not verdiği ülkelerin bulunması, çifte standart eleştirilerini beraberinde getirdi.
Biden, zirve konuşmasında dünyanın 'küresel özgürlüğün gücünü genişletmek, nüfuz ihraç etmek ve baskıyı haklı çıkarmak isteyen otokratların tehdidi altında olduğunu' öne sürdü. ABD yönetimi, 2022'de yüzyüze ikinci zirve yapma planı eşliğinde 'adil seçimi, yolsuzlukla mücadele, demokratik reformcuların yanında yer alma, teknolojiyi teşvik ve basın özgürlüğünü desteklemeyi içeren 'Demokratik Yenilenme Girişimi' kapsamında yarım milyon dolara bütçe açıkladı.
Biden'ın 'Demokrasi Zirvesinin', ABD'nin savaş suçları dahil kirli çamaşırlarını ortaya seren yayıncılığıyla dünyada dijital gazeteciliğin öncüsü Wikileaks'in kurucusu Julian Assange'ın Britanya Yüksek Mahkemesi tarafından ABD'ye iadesi kararına denk gelmesi dikkat çekti.
Rusya ve Çin, 'demokrasi zirvesini' ABD'nin dünyada çatışma ve anlaşmazlıkları alevlendirecek yeni 'Soğuk Savaş' girişimi olarak eleştiriyor. Özellikle Pekin yönetiminden art arda rapor ve açıklamalar gelmesi dikkat çekti.
Biden'ın 'demokrasi zirvesi', dünyadan tepkiler ve Çin'in yoğunlaşan eleştirilerini gazeteci ve yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

‘Rusya ve Çin ortak perspektifte, ABD'nin konuyu istismar ettiğini düşünüyorlar'

Gökhun Göçmen, Biden'ın girişiminin Çin'de en önemli başlıklardan birisi haline geldiğini söylerken, Çinlilerin de eş zamanlı olarak 'demokrasi ve insan hakları zirvesi' düzenlediğini anımsattı. Göçmen, Rusya ve Çin'in ortak perspektifine dikkat çekerken, iki ülkenin de ABD'nin meseleyi jeopolitik çıkarları için istismar ettiği ve devasa dünya coğrafyasında ülkerin Amerikan parametresiyle yargılanamayacağı görüşünde olduğunu vurguladı:
“Bu zirve Çin siyaseti ve medyasında en önemli konu başlıklarından birisiydi. Tam bu zirvenin düzenlendiği zamanda Çinliler de bir demokrasi ve insan hakları zirvesi düzenledi. Çin ve Rusya’nın perspektifinden bakarsak, -burada ortak bir perspektiften bahsetmek mümkün, zira Çin ve Rusya’nın ABD büyükelçileri The National Interest bir makale kaleme aldılar- bunun demokrasi meselesinin olmadığı konusunda çok netler. Bununla birlikte Çin ve Rusya demokrasinin ne olduğuna dair bir tartışma yürütmek istiyor. Çin ve Rusya’ya göre, dünyanın devasa siyasi coğrafyası tek bir parametre ile Amerika’nın parametresiyle yargılanamaz. Dolayısıyla bu meselenin tanımsal sorunlu kısmı. İkincisi ise ABD’nin jeopolitik hesapları. Burada demokrasi kavramını istismar ettiğini düşünüyorlar. Bunu yeni bir Soğuk Savaşa benzetiyorlar. Bu iki meseleden yola çıkarak oldukça eleştirel bir bakış açısına sahip olduklarını söyleyebiliriz."

'ABD’nin müttefikleri ve ‘adam edebileceğini’ düşündüğü ülkeleri yanına çekme platformu'

Göçmen, 'demokrasi zirvesinin' davetlilerinin tutarsızlıklarına dikkat çekti. ABD'nin kendi standartları açısından bile demokrasi endeksinde çok düşük puana sahip ülkelerin davet edildiğini anımsatan Göçmen, olayın demokrasi adına değil ABD'nin müttefikleri ve 'adam edebileceğini' düşündükleri ülkeleri yanına çekme platformu tesisini hedeflediğini vurguladı:
"Bununla birlikte zirvenin kendi içerisindeki tutarsızlıklarına da dikkat çekiliyor ki bu noktada sadece Çin ve Rusya değil, ayakları yere basan Batılı analistler de aynı fikirde. Kendi içerisinde bile tutarsız bir listeden bahsediyoruz. ABD’nin merceğiyle bakacak olursak, bir demokrasi endeksi yayınlar ve burada ülkeler demokrasi açısından sınıflandırılır. Bu ABD’nin kendi perspektifi. Burada çok daha düşük puan alan ‘İnsan hakları umrumda değil’ diyen Filipinler ya da Brezilya’da Bolsonaro dünyada otoriter liderliğin kült isimlerinden biri haline geldi, bu gibi ülkeler demokrasi endeksinde çok düşük puana sahip olmalarına karşı zirveye davet edildiler. Ancak çok daha yukarıda olan Singapur davet edilmedi. Ruslar ve Çinliler bir taraftan da şuna ışık tutuyorlar. Bu zirve kendi içerisinde dahi tutarsızdır, listenin hazırlanması dahi demokratik standartlara uygun biçimde değil. Çünkü herhangi bir parametre yok bu listede. Bu demokrasi adına düzenlenen bir zirve değil ABD’nin müttefikleri ve ‘adam edebileceğini’ düşündüğü ülkeleri yanına çekme platformu.”

‘Türkiye ve Macaristan bu zirvede yer almadı, demek ki Washington çoktan umudunu kesmiş'

Davetliler arasında NATO müttefikleri Türkiye ve Macaristan'ın yer almamasının ABD’nin iki ülkeden 'ümidini' kesmesine yoran Göçmen, bu durumun ittifakların kaygan olduğu bir kamplaşma dönemine işaret ettiğini belirtti. Göçmen, Pakistan'ın davetli olmasına rağmen zirveye katılmamasının ise hangi yöne kaydığının göstergesi olduğu görüşünde:

“Türkiye ve Macaristan burada yer almadı. Demek ki Washington yönetimi çoktan umudunu kesmiş durumda. Çin ve Rusya artık tahmin edilebilir, hemen hemen her uzman bu meselenin yeni bir kamplaşma temelinde ilerlediğini ve gerçekten meselenin demokrasi olmadığını anlamış durumda. Herhangi bir demokratik standardı karşılamayan darbe sevdalısı Venezüella'yı temsil etmeyen Guaido da çağrıldı. Hangi sıfatla? Türkiye ve Macaristan’ın çağrılmaması bize enteresan bir kamplaşma dönemine girdiğimizi işaret ediyor. Örneğin ABD’nin merkezinde olduğu NATO ve karşısında Sovyetler’in merkezinde olduğu Varşova Paktı’ndan farklı bir kamplaşma sunuyor. Bu da ittifakların ne kadar kaygan olduğu ve gri alanların fazlalığını anlatıyor. Türkiye, söz konusu Karadeniz, Ukrayna iken bir anda ABD’nin en değerli müttefiki olurken, başka bir ittifaka alınmayıp aksine o ittifakın hedefi olarak gösterilebiliyor. Dolayısıyla burada biraz da çok kutuplu dünyanın nereye doğru evrileceği, ittifakların birbirlerini nasıl hedef alabileceğini ya da hasım olarak resmedilen ülkelerin aynı cephede nasıl buluşabileceğini göstermesi açısından Türkiye ve Macaristan’ın davet edilmemesinin kıymetli olduğunu düşünüyorum. Türkiye ve Macaristan’daki demokrasi deneyimlerini tartışıyoruz, devam da etmeliyiz. Ama Macaristan; Hindistan, Filipinler, Brezilya’dan çok da geride olan bir ülke değil. Burada başka bir jeopolitik dengeye gittiğini göstermesi açısından iki NATO üyesinin temsil edilmemesi önemli. Pakistan da davet edildi ama reddederek ibreyi hangi ülkeye doğru kaydırdığını bir kez daha göstermiş oldu.”

‘Çin’de Batı demokrasisinden farklı olarak en tabandan katılım modeli uygulanıyor'

Demokrasiden halkın yönetime katılabildiği ve karar alma süreçlerini etkilediği bir araç anlaşılıyorsa, Çin'de sosyalist bir demokrasi kültürü bulunduğunu söylemek gerektiği görüşündeki Göçmen, Batılılardan farklı olarak bunun 'kılcal demokrasi' diye anıldığını aktardı. Göçmen, Çinlilerin festival gibi yahut birkaç yılda bir sandıkta oy atılarak işletilen bir 'sandık demokrasisi' yerine tabandan katılımı benimsediklerini söyledi. Göçmen, ABD ve Avrupa'da ise siyaseti şekillendirenlerin inanlar değil lobi grupları olduğu görüşünün Çin basınında sıkça anıldığını da belirtti:
“New York Times, 'Çin, kendisinde de bir demokrasi olduğunu iddia ediyor' diye başlık attı. Biz eğer demokrasiden halkın yönetime katılabildiği ve karar alma süreçleri üzerinde etkisinden bahsediyorsak Çin’e özgü bir demokrasi olduğunu, sosyalist bir demokrasi kültürü olduğunu söylemek mümkün. Halkın merkezde olduğu bu kültüre, Batılılardan daha tarafsız bakanlar ‘kılcal demokrasi’ olarak adlandırıyorlar ki ben bu tespite katılıyorum. Çin'de Batı demokrasisinden farklı olarak en tabandan süreçlere katılma modeli görüyoruz. Bu hem ÇKP içinde yükselmek için hem de yerel kararlara katılmak için böyle. Örneğin Şi Cinping’in ÇKP’nin başına gelme süreci tabandan başlamıştır. Çinliler de bunu işaret ediyorlar. Bir şekilde bizim siyasi kurumlarımıza gelebilmek için tabanda yer almanız lazım, çalışıp örgütlerin onayını almanız lazım ve bütün bu karar alma süreçlerine katılmanız lazım diyorlar. Çin bizim sandık demokrasi dediğimiz meseleyi bu noktadan eleştiriyor. Şi Cinping, 'şarkı ve dans' olarak betimlemişti oy verme sistemini, insanlar beş yılda bir gidiyor sanki festivalmiş gibi oy veriyor ki artık o da yok. Türkiye’de yüksek katılımlı geçiyor, görece canlı bir demokrasi örneği olduğunu söyleyebiliriz. Ama Avrupa ve Amerika’da çok daha artık dibe inmiş vaziyette. Çünkü siyasetin son dönemecindeki kampanyaları şekillendirenler insanlar değil çıkar, lobi grupları; bu Çin basınında da sıklıkla yer alıyor. Bir fuar gibi adlandırılıyor ve Çinliler tarafından çok da gerçekçi bulunmuyor."

'ABD külkedisi misali ayakkabısını herkese giydirmeye çalışıyor'

Çin'de bu konuda çizilen külkedisi atfıyla çizilen karikatürü aktaran Göçmen, ABD'nin elinde bulunan ve kendisine ait ayakkabıyı herkese uydurmaya kalkıştığı eleştirisinin işlendiğini belirtti:
"En fazla öne çıkardıkları noktayla ilgili Çin medyasında da bir karikatür gördüm. Amerika’yı resmediyorlar, külkedisi gibi elinde bir ayakkabı var. Amerika, o aynı ayakkabıyı herkese uydurmaya çalışıyor. O ayakkabı külkedisine aittir ve onun ayağına tam olur. Demokrasiler de böyledir, ayakkabılar gibidir. Herkesin ayak numarası farklıdır. Bir şekilde bunu zorlamak ve insanların uzuvlarını değiştirir gibi siyasi sistemlerini şekillendirmek ve dayatmada bulunmak olmaz diye düşünüyorlar. Bu noktada aslında her ülkenin coğrafi, sosyolojik özelliklerinin, tarihsel birikimlerinin de yer aldığını söyleyebiliriz. Çin ziyaretlerimden bir tanesinde bu soruyu sormuştum, onlar da bunu söylemişlerdi. 1 milyar 400 milyarlık bir nüfus ve 5 bin yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Bütün bu bahsedilen modeller denendi ve günün sonunda bu modelin uygun olacağını sadece bizler bireysel olarak değil tarihin kendisi ÇKP’yi buraya getirdi.”

‘Çin’in ekonomik modeli birçok noktadan Türkiye açısından uygulanabilir değil'

Göçmen, ekonomik krizdeki Türkiye için 'Çin modeli' tartışmalarını da değerlendirdi. Çin'in reform ve dışa açılma ile kalkınıp birikim yarattığını anımsatan Göçmen, ekonomi modelinde artık orta sınıfı güçlendirme aşamasına geçtiğini belirtti. Göçmen'e göre, birçok noktada Çin modeli Türkiye için uygulanabilir değil:

“Çin modeli tartışılıyor. Bu noktada şunu ekleyeyim: Biz Çin modeline reform ve dışa açılmadan sonrasını inceliyoruz. Halk olarak yeni modelleri severiz. Çin’in yeni 2021 modelini anlatayım. Çinliler diyor ki, bu politikalar sonucunda kalkınma oldu, birikim yaratıldı, atılım sağlandı ama gelinen noktada da servet konusunda bir eşitsizlik var. Bunu söyleyen de Çin Başbakanı, bunu açıklıkla itiraf ediyor. Toplumsal makas açık durumda. Çin bunu bildiği için artık yeni bir modele yöneldi, orta sınıfı daha belirgin hale getirmek için. Bugün Çin modeli tartışmalarında neyi görüyoruz? Orta sınıfın silinme tehlikesini içinde barındıran bir model. Birçok noktada Çin modeli Türkiye açısından uygulanabilir değil. Çünkü dünya değişti artık. Biz şuna odaklanmalıyız. Çin modeli diyorsak 2021 modeli orta sınıfı daha gelişkin kılmaya ve ultra zenginler ile aşırı yoksulları daraltmaya dönük bir model. Bence bu model bizlerin cebini de daha az yakar diye düşünüyorum.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала