Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Çin'in Kuşak ve Yol projesi ile AB'nin Küresel Geçit Yolu’nun kavga etmeden yapılması önemli'

'Çin'in Kuşak ve Yol projesi ile AB'nin Küresel Geçit Yolu’nun kavga etmeden yapılması önemli'
Abone ol
Doç. Altay Atlı’ya göre, AB'nin Küresel Geçit Yolu projesi ABD gibi Çin'in Kuşak ve Yol'una alternatif ama dünyanın 40 trilyon dolar altyapı ihtiyacı kavgasız çözülmeli. Çin'in koşullara bağlamadığı için başarılı olduğunu belirtirken, Avrupa'nın da altyapı ihtiyacına atıf yapan Atlı, AB'nin 'değerler' vurgusunun çelişki yaratacağını vurguladı.
Avrupa Birliği (AB), geçen hafta 300 milyar euro hacimli ve Avrupalı şirketlere öncelik tanıyan Küresel Geçit Yolu projesini duyurdu.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in açıkça Çin'in 'Kuşak ve Yol' projesine rakip olduğunu dile getirdiği proje, Çin ile rekabeti yükseltmiş olan Joe Biden yönetiminin bu yıl başlarında G7'ye öncülük edecek şekilde 'Daha İyi Bir Dünya’yı Yeniden İnşa Et' başlığıyla tanıttığı ve yine Pekin'e rakip olma hamlesinin ardından geldi.
AB projesi, 2027'ye kadar kamu ve özel kaynakları kullanarak özellikle Afrika, Asya ve Latin Amerika'da yol, demiryolları, deniz altından fiber optik internet kabloları tesisi dahil altyapı projeleri, dijitalleşme ve sağlık sistemlerine yatırımları öngörüyor. İklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayacağı varsayılan 'yeşil enerji' vurgusu da eksik edilmiyor. Proje için AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun da onayı gerekiyor.
Hem AB'nin hem de ABD'nin rakip projeleri, Çin'in 2013'te başlattığı Kuşak ve Yol düşünüldüğünde 'geç kalmış' ve yetersiz bir girişim olmakla eleştiriliyor.
Küresel Geçit Yolu'nu Boğaziçi Üniversitesi'nden Doç. Dr. Altay Atlı ile konuştuk.

'Dünyanın 40 trilyon dolarlık altyapı ihtiyacı var'

Doç. Altay Atlı'ya göre, von der Leyen'in bir süredir beklenen Küresel Geçit Yolu projesi, ABD öncülüğündeki projeyle birlikte Batı'nın Çin'in Kuşak ve Yol'una alternatif. AB projesinin fiziksel altyapı ile sınırlı olmadığını, dijital altyapılar ve araştırma, geliştirme, eğitim, teknoloji gibi alanları da kapsadığına işaret eden Atlı, dünyanın altyapı ihtiyacının 40 trilyon dolar ile hesaplandığını aktardı:

“Ursula von der Leyen, bir süredir beklemekte olduğumuz, bir süredir hazırlanan bir açıklamayı yaptı. Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesi üzerinden dünyada sağladığı nüfuza karşılık olarak Batı’nın da kendi projeleriyle ortaya çıkması söz konusu. Sadece Küresel Geçit değil bir taraftan da yılın başında yeni göreve gelen Biden yönetiminin G7 ülkeleriyle birlikte açıkladığı 'Daha İyi Bir Dünya’yı Yeniden İnşa Et' başlıklı yine benzer içerikteki projesini buraya katabiliriz. Bunlar Çin’in projesine karşı sunulan alternatifler. Altyapı dediğimizde öncelikle akıllara fiziksel, lojistik altyapı geliyor; demiryolları, karayolları. Bunlar çok önemli. Pandemi sonrası dönemde ayrıca daha önemli. Ancak ne Kuşak ve Yol’un ne Küresel Geçit Yolu'nun kapsamı bununla kısıtlı değil. Ursula von der Leyen’in açıklamasına bakıldığında o projeyi bir Avrupa stratejisi ve fiziksel altyapı ama aynı zamanda dijital altyapılar ve araştırma, geliştirme, eğitim, teknoloji gibi alanlarda gelişecek strateji olarak ortaya koyuyor. Buna dünyanın ihtiyacı var. Bazı yapılan çalışmalara bakarsak dünyanın altyapı ihtiyacı, rakamlar değişiklik gösterse de yaklaşık 40 trilyon dolar. Dünyanın daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir altyapıya her anlamda bir ihtiyacı vardı, pandemiyle daha da arttı."

'Ne kadar katkıda bulunacaksa bulunsun; birbiriyle kavga etmeden olması gerekiyor'

Atlı, Çin'in dünyanın altyapı sorunlarını tek başına çözemeyeceğini, zaten böyle bir iddiasının da bulunmadığını belirtirken, ABD'nin ardından AB'nin açıkladığı projelerin 'uyumuna' ve arkasındaki 'jeostratejik hesaplara' bakılması gerektiğini vurguladı. Atlı'ya göre bu projelerin kavga etmeden hayata geçirilmesi gerekiyor:

"Bütün bunlar konuşulurken en önemli konu şu. Kuşak ve Yol tamam, Batı’nın projeleri de bu açığın kapatılmasına fayda sağlayacaksa tabii ki çok önemli. Çin’in de tek başına ‘Ben dünyanın bütün altyapı sorunlarını çözeceğim’ diye bir iddiası yok, yapamaz da zaten. Dolayısıyla ne kadar tamamlayıcı olacak, ne kadar daha büyük bir ihtiyacı karşılayacaklar, bu önemli. O zaman, ‘Küresel Geçit gibi projeler Çin’in Kuşak Yol’u ile ne kadar uyumlu olacak?’ şeklinde sorular var. Ursula von der Leyen’in birkaç ay önce şöyle bir ifadesi vardı, ‘Biz AB olarak altyapının finansmanında çok başarılıyız ama Çin’in sahip olduğu bir bakır madenini, Çin’in sahip olduğu bir limana bağlamak da bizim için çok mantıklı değil.' Burada ne kadar uyumlu olacaklar, bu projelerin yapıldığı küresel ekonomilerin faydası ne kadar gözetilecek, ne kadar jeostratejik konular gözetilecek bunlar ayrı konular. Ama daha çok başındayız. Ursula von der Leyen bunu açıklayalı 2-3 hafta oldu. Biden yılın başında açıklamıştı, daha orada da henüz bir şey yoktu. Çin’in Kuşak ve Yol projesi 2013’ten beri devam ediyor. Dolayısıyla bekleyeceğiz ve göreceğiz. Dünyanın, küresel ekonominin bir ihtiyacı var. Ne kadar katkıda bulunacaksa bence bulunsun. Birbiriyle kavga etmeden olması gerekiyor.”

‘Çin koşullara bağlamadığı için karşılık buldu; Avrupa değerler diyerek çelişkileri nasıl aşacak?'

Von der Leyen'in Küresel Geçit Yolu'nun Kuşak ve Yol'dan farkını koyarken, 'değerler, demokrasi, insan hakları ve Avrupa standartlarından' bahsettiğini belirten Atlı, altyapıların fiziksel veya dijital gelişim ihtiyacı düşünüldüğünde ve biz sadece kendimiz gibi düşünenlerle yapacağız’ denildiğinde bundan kimin nasıl fayda sağlayacağı sorusunun doğduğuna işaret etti. Çin’in Kuşak ve Yol'da 2013’ten beri başarısının koşul koymaması olduğunu anımsatan Atlı, Avrupa'nın aynısını tekrarlamasının da çelişkiler yaratacağını vurguladı:
“Ursula von der Leyen bunu yeni açıkladı, Biden da ocak ayında açıkladı. Bunlar çok yeni konular. Kuşak Yol’dan daha farklı ne yapacaksınız diye sorduğunuzda cevabı ‘Biz daha değerler bazında, demokrasi, insan hakları doğrultusunda, Avrupa standartları çerçevesinde projelere finansman sağlayacağız. Bizim sağladığımız katma değer bu’ şeklinde oluyor. Burada da bir sorun yok. Sonuçta ortada bir ihtiyaçtan bahsediyoruz. Eğer pandemi yaşayan bir dünyanın, pandemi sonrası süreçte küresel ekonominin ayağa kaldırılması ve daha sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi, buradaki altyapıların fiziksel ya da dijital olsun geliştirilmesi ise ‘Hayır biz sadece kendimiz gibi düşünenlerle yapacağız’ dediğinizde kim bundan nasıl fayda sağlayacak? Burada kalkınmakta olan ülkeler Asya, Afrika, Latin Amerika’nın ihtiyaçlarından öncelikli olarak bahsediyoruz. Çin’in bu alanlarla Kuşak ve Yol’un 2013’ten beri çok gelişmesinin en temel sebebi şu, Çin’de sermaye imkanı var, teknoloji var ve Çin bunu koşullara bağlamadan getiriyor. ‘Ben size sermaye getireceğim ama şu insan hakları koşulum var’ demeden getirdiği için Afrika, Asya ve Latin Amerika’da büyük bir karşılık buldu. Avrupa aynısını tekrarlamak istiyorsa o zaman burada bir çelişki ortaya çıkmış oluyor."

'Yunanistan, Macaristan Çin'den vazgeçip, AB projesine mi katılacak? Hiç sanmıyorum'

Altyapı eksikliği derken salt Asya ve Afrika'nın akla geldiğini ancak Avrupa'da da bu konuda ihtiyaç bulunduğunu belirten Atlı, Çin'in Kuşak ve Yol'u çerçevesinde Yunanistan'ı ihya eden Pire limanı veya Belgrad-Budapeşte arasında hızlı tren hattına işaret etti. Atlı bu ülkelerin Çin'i terk edip AB'nin Küresel Geçit Yolu'na katılımına şüpheyle yaklaşırken, AB'nin projesinin Avrupa içinde nasıl gelişeceğinin belirsizliğine işaret etti:
"Aslında altyapı eksiklikleri derken, Asya, Afrika’yı düşünüyoruz. Ama Avrupa’nın kendi içinde de ciddi ihtiyaçlar var. Çin’in Kuşak Yol girişiminin karşılık geldiği yerler var. Mesela Yunanistan’daki Pire Limanı. Çin ihya etti orayı. Bu Yunanistan ekonomisi için çok önemli. Belgrad ile Budapeşte arasında şu anda ulaşım imkanı yok, sadece arabaya atlayıp bir sınırı geçip öyle gideceksiniz. Uçak, tren hiçbir şey yok. Kuşak Yol’un şu anda en öncelikli projelerinden biri Çinli firmaların yapacağı Belgrad ile Budapeşte arasındaki hızlı tren hattı. Bunlar da bir ihtiyaca karşılık geliyor. Bu da tam Avrupa’nın göbeğinde. Zaten Avrupa’nın da kendi ihtiyaçları var. Bugüne kadar neden buna bir karşılık gelemedi? Bunda ne eksik vardı ve bundan sonra nasıl tamamlanabilecek? Yunanistan, Macaristan gibi Çin’den şu anda ciddi anlamda yatırım alan ve ekonomisini bir ölçüde de olsa geliştiren ülkeler. Şimdi AB’nin bu yeni projesine nasıl bakacaklar? Yunanistan şunu mu diyecek, ‘Artık bizim de Küresel Geçit’imiz var, dolayısıyla bizim artık Çin ile çalışmamıza gerek kalmadı’ mı diyecek? Hiç sanmıyorum. Bunu demeyecekse de AB’nin bu yeni projesi üyesi olan bu ülkelerde nasıl gelişecek?”

‘Ekonomik bağımlılıklar ve siyasi olarak şiddetlenen rekabet ortamı var ama artık 20. yüzyıldaki topyekün ittifaklar yok’

Atlı, ABD ile Çin arasında ciddi stratejik rekabete dikkat çekerken, bunun 20'in yüzyılın Soğuk Savaşı'ndan farklı olduğu görüşünde. ABD'nin önemli müttefiki olan Almanya'nın Çin ile güçlü ticari bağları varken, taraf tutmasının beklendiğini belirten Atlı, Çin'de yatırım yapan dev Alman firmalarının ise iyi ilişkiler için baskı yaptıklarına işaret etti. Atlı'ya göre artık topyekün ittifakların olamayacağı ikilemli bir dünya geçerli:

“Amerika ile Çin arasında ciddi bir stratejik rekabet var. Bu da çok doğal, iki büyük güçten bahsediyoruz. Amerika’nın olimpiyatları boykotu da şaşırtıcı değil. 20. yüzyılın Soğuk Savaşından daha farklı bir dönem bu. Ülkeler arasında ekonomik olarak karşılıklı bağlar çok daha kuvvetli. Bir Batı Avrupa ülkesini ele aldığımızda Almanya gibi, bir taraftan Amerika ile müttefik, belki Amerika ile güvenlik anlamında da işbirlikleri var. Bir taraftan Amerika’nın Çin ile stratejik rekabetinde bir taraf tutuması bekleniyor. O zaman da böyle çelişkili bir duruma geliyor. Başta Almanya, Çin ile beraber büyük yatırım veya ticaret ilişkilerinin olduğu bir ülke. Dolayısıyla böyle bir ikileme yol açıyor bu ülkeler açısından. Yeni Alman hükümetini düşünelim. Bir tarafta Amerika ittifakı var, çok önemli; bir tarafta Çin ile olan ekonomik ilişkiler var ve sadece onlar değil. Çin ile ekonomik ilişkiler dediğimizde büyük Alman firmalar, Çin’de yatırımları olan, yatırımları genişletme iddiasında olan Volkswagen’den tutun da - liste uzar gider - birçok firma ve hükümet üzerinde yaptıkları baskı. Onlar da 'Çin ile daha iyi ilişkiler içinde olalım, biz de kendi işimizi geliştirelim' diyorlar. Dolayısıyla böyle ikilemli bir dünyada yaşıyoruz. Bir yandan ekonomik bağımlılıklar bir yandan da siyasi olarak şiddetlenen farklı boyutlara evrilen bir rekabet ortamı var. Belki de 21. Yüzyılın da tanımı bu. Artık 20. yüzyıldaki topyekün ittifaklar, yani ‘Ben şu ülkeyle aynı ittifaktayım, ne olursa olsun aynı saftayız’, kalmıyor. Artık konu bazında, ‘Şu konuda şu ülkeyle de iş yaparız. Ama diğer konuda rakip de olabiliriz’, belki de 21. yüzyıl dünyasının tanımı da aslında bu.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала