Kayıt işlemi başarıyla tamamlanmıştır!
Lütfen 'a gönderilen e-postadaki bağlantıya tıklayın
Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Biden, Avrupalı müttefikler nezdinde adımlar atsa da küresel anlamda kaybedilen mevziyi kazanamadı'

'Biden, Avrupalı müttefikler nezdinde adımlar atsa da küresel anlamda kaybedilen mevziyi kazanamadı'
Abone ol
Prof. Oğuzlu'ya göre, Biden 2021'de ABD'nin Trump'la kaybettiği mevzileri alamadı, ikinci bir Trump dönemi ve hatta 'iç kapışma' riski artıyor. Dünyada nüfuz alanları siyasetinin ölmediğini belirten Oğuzlu, yeni Soğuk Savaş riskine atıf yaptı. Oğuzlu, bu ortamda gönülsüzce realizme dönen Türkiye'nin sakin dış siyaset izlemesi gerektiği görüşünde.
ABD'de yönetim değişikliği, ABD öncülüğündeki Batı dünyasının Çin ve Rusya'ya karşı sertleşen tutumları, NATO'nun 20 yıllık işgalin ardından Afganistan'dan çekilmesi, küresel Kovid-19 pandemisinde kitlesel aşılamanın başlaması ile gündeme taşınan 'normalleşme' girişimleri ve ekonomik faaliyetlerin durmasının faturalarının yansımalarının damgasını vurduğu 2021 yılı geride kaldı.
2022 yılı Rusya'nın ABD öncülüğündeki NATO'ya sunduğu güvenlik garantileri anlaşmaları üzerinden yapılacak görüşmeler, Çin'in Asya-Pasifik bölgesinde dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması olan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık'ın (RCEP) devreye girmesiyle açılıyor. Fransa, Avrupa Birliği'nde (AB) dönem başkanlığını üstlenirken, Almanya'da yeni hükümetin icraatları merakla bekleniyor.
Uluslararası ilişkiler denklemine yıl boyu damgasını vuran gelişmeler ve 2022'ye dair Antalya Bilim Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile konuştuk.

'2021'e damgasını vuran iklim değişikliği ile aşı eşitsizliği'

Prof. Tarık Oğuzlu'ya göre, 2021'e damgasını vuran iki gelişme iklim değişikliğinin insanlığın kaderine olan etkilerinin açıkça ortaya konulması, diğeri ise pandemi. Aşı eşitsizliğine dikkat çekerken, gelişmiş kuzey ülkelerinin vaatlerini tutmadıklarını belirten Oğuzlu, yine yeşil enerji için kaynak transferinin de çok uzağında kalındığını vurguladı:

“2021'de iki olay hiç olmadığı kadar gündeme geldi. Biri, iklim değişikliğinin insanların kaderini çok yakından etkileyeceği açıkça ortaya çıktı. Birçok ülke planlarını açıklamaya başladılar. Hangi süre çerçevesinde sıfır karbon ekonomisine geçecekleri noktasında vaatlerde bulundular. Bir de bunun yanında pandemi. Aşının da ortaya çıkmasından sonra sona eriyor gibi bir iyimserlik yarattı ama aşılanma oranlarına baktığınızda üçüncü, 4. dozu yapan insanların sayısı gelişmiş kuzey diye tarif ettiğimiz ülkelerde yüzde 60’ları bulmuşken, tek doz aşı yapan insanların oranı gelişmemiş güney coğrafyada yüzde 10'ları bile bulamıyor. Gelişmiş zengin kuzey ülkeleri iki noktada vermiş oldukları sözleri tutmuyorlar. Biri çevre problemlerinin azaltılması ve yeşil enerjiye dönüşüm noktasında teknolojiye sahip olmayan fakir ülkelere kaynak transferi yapmaları gerekiyor. Bu konuda geri adım atmaları söz konusu. Bir de aşılanma konusunda vadettikleri dozları vermekten çok uzaktalar.”

'ABD kaybettiği mevziyi kazanamadı'

Oğuzlu, geçen yıl ABD ile Rusya ve Çin arasındaki gerilimin yükseldiğini anımsatırken, ABD'de başa gelen Biden yönetiminin Trump'ın mirasını geride bırakmak adına Avrupalı müttefikler nezdinde adımlar attığını ancak küresel anlamda kaybedilen mevziyi kazanamadığı görüşünde. Bunun en önemli sebebinin ABD içerisindeki kutuplaşma olduğunu düşenen Oğuzlu, artık ABD'de bir 'iç savaş' olasılığından dahi bahsedildiğine atıf yaparken, ikinci bir Trump dönemiyle gerilimin daha da artabileceğini söyledi:

"Amerika ile Rusya ve Çin arasında artık ikinci bir soğuk savaş havası kemikleşmeye başladı. Asya’da bunu Tayvan üzerindeki gerginlikten çok açık şekilde gördük. Ukrayna noktasında da Rusya ile Amerika arasındaki gördük. Biden’ın gelmesiyle Amerikalılar Trump’ın kötü mirasını bir nebze geride bırakmak adına müttefikleriyle ilişkilerini iyileştirmeye başladılar. Biden, birkaç defa Avrupa seferine çıktı. NATO-AB ilişkileri, Amerika’nın birebir Almanya, Fransa, İngiltere zirveleri, G7 Zirvesi... Hep amaç 'Rusya ve Çin karşısında demokrasiler ligi oluşturalım, o safları sıklaştıralım, müttefikleri tekrardan kazanalım' oldu. Böyle tutumlar gösteren bir Amerika vardı ama küresel anlamda kaybettiği o mevziyi bence kazanmadı, hatta uzaklaşmış da olabilir. Çünkü Amerika’nın kendi içinde sıkıntıları var, müthiş bir kutuplaşma var. Demokratlarla Cumhuriyetçilerin birbirinden hazetmedikleri artık açıkça ortada. Amerika’da bir iç savaş olasılığı bile konuşuluyor. Trump’ın 2024’te tekrardan geri gelmesi bile olası. İkinci Trump gibi bir adam gelebilir. 6 Ocak, Kongre baskını ve Amerika’nın yumuşak gücüne olan olumsuz etkileri mutlaka bahsedilmesi gereken bir faktör. Çünkü şu anda kimse ciddiye almıyor. Demokrasi zirvesinin niye beklenen faydayı üretmediğini tartışırsak eğer en başta Amerika’nın kendisinin bu işi çok iyi beceremediği ortaya çıktı, Biden da toparlayamadı. Gelen gider mi aratır mı, Amerika’da aratabilir.”

‘Nüfuz bölgesi siyaseti ölmedi ve tekrardan diriliyor’

Oğuzlu, Biden yönetiminin dünyada 'nüfuz bölgeleri' siyasetinin sona erdiği iddiasını sürdürebilmesi için ABD'nin tek kutuplu bir düzenin hegemonik gücü olması gerektiği, ancak bundan uzaklaşıldığı görüşünde. Nüfuz bölgesi siyasetinin ölmediği ve tekrardan dirildiğini belirten Oğuzlu, İran ve Türkiye'nin bile güçleri yettiğince bunu yapmaya çalıştıklarını anımsattı:

“Eğer küresel hegemonya peşindeysek liberal dünya düzeni denilen kavramı hala destekliyorsanız ve bunu mümkün kılacak güç kapasiteniz varsa ancak tek kutuplu bir dünyada yaşıyorsak öyle bir ortamda nüfuz bölgesi mantığı olmayabilir. Çünkü buna gerek kalmayabilir, Amerika her yeri itecektir. Ama kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Tam tersine Çin, Hint-Pasifik, Doğu Asya bölgesinde kendi nüfuz bölgesini artık çok açıktan tehdidini göstermeye başladı. Rusya zaten Büyük Avrasya’da, Büyük Karadeniz Havzası’nda, Doğu Avrupa bölgesinde, Ukrayna olayı bunun en güzel göstergesidir. Bana sormadan NATO’yu bir milim bile genişletemezsiniz, merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinde askeri yığınak yapamazsınız, tatbikat yapamazsınız gibi iddialar öne sürüyor. Buna Amerika ve Batı’nın kabul etmesi başka bir nokta. Ama böyle söylemlerin dile geliyor olması başlı başına şunu gösteriyor. Nüfuz bölgesi siyaseti ölmedi ve tekrardan diriliyor. Bunu İran bölgesinde yapıyor. Türkiye dahi gücü yettiğince bu bölgelerde bunu yapıyor, stratejik otonomi üzerinden yapmaya çalışıyor, kendisini var ederek göstermeye çalışıyor.”

'ABD'deki istisnai seçilmiş ulusuz düşüncesindeki aşırı özgüven, aşırı kibir başkalarını dikkate almamayı getiriyor'

ABD'nin dünyanın önemli coğrafyalarında hiçbir hegemonik güç ortaya çıkmamasına çalışan tutumuna atıf yapan Oğuzlu, yine ABD'nin kendisinin garnizon devletine dönüşmemek için liberal demokrasi ile yönetilen ülkeleri artırmaya çalıştığı görüşünde. Oğuzlu, arka planda ABD tutumunu besleyen faktörün kendilerini 'seçilmiş ulus' görmenin bulunduğuna dikkat çekerken, bu aşırı özgüven ve kibrin başkalarını dikkate almamaya yol açtığını vurguladı. ABD ile kendi nüfuz alanlarında etkin olmaya başlayan Çin ve Rusya arasındaki gerilimin nükleer çatışma riski dahi barındırdığını söyleyen Oğuzlu, bunun 'akılları başa getirme' potansiyeli taşıdığını da belirtti:
“Amerika’nın etkisi azaldı. Amerika’nın bu bakış açısı çok iki yüzlü bir bakış açısı. Amerika’nın 1970’li yıllardan beri değişmeyen iki küresel çıkarı olmuştur. Bunlardan biri önemli coğrafyalarda hiçbir hegemonik güç ortaya çıkmasın. Doğu Asya’da Çin, Avrasya’da Rusya, Avrupa’da Almanya ya da Fransa, Ortadoğu’da İran tarzı bir bölgesel hegemonya kurulmasın. Bu kurulursa, önüne geçemezlerse bu bölgesel hegemonya küresel ortama da sirayet edebilir. Hala bunu engellemeye çalışıyorlar. İkincisi, liberal demokrasiyle yönetilen ülkelerin sayısı ne kadar çok artarsa dünyanın genelinde Amerika’nın bir güvenlik garnizon devletine dönüşmesi engellenir, böyle bir varsayım var. Bunları besleyen arka planda yatan düşünce yapısı, ‘Biz istisnai seçilmiş bir ulusuz. Tanrının bize yüklediği bir misyon var’. Bu da aşırı özgüven, aşırı kibir ve aşırı başkalarını dikkate almayan bir bakış açısı. Ama günümüz dünyasının gerçekliğiyle kesinlikle uyuşmuyor. Çünkü çok ciddi saldırılara, karşı itirazlara mahkum bir bakış açısı. Amerika’nın zemin kaybettiği, Rusya ve Çin’in nispeten zemin kazandığı algısı var. Ruslar ve Çinlilerde bu algı çok güçlü. Bu algının olması tehlike yaratıyor. Güç kaybeden Amerika, daha fazla güç kaybetmek istemez. Şu anki konumu iki ay sonraki konumundan daha iyi aslında. Rusya ve Çin’in iki ay önceki durumundan daha kötü. Bir taraf kazanıyor, bir taraf kaybediyor. Taraflar daha fazla zemin kaybetmemek için bir oldu-bitti yaratabilir. Nükleer savaşa dahi dönüşebilir. Ama bence işin içinde nükleer silahlara evrilme riski varsa, ki çok var, büyük güçler herhalde akılları başlarına gelir de bu kıvılcımla fazla oynamazlar.”

'Türkiye'nin gönülsüz olarak, şartlar dayattığı için realist dirilme, uyanma var'

Oğuzlu, 2021'de küresel gelişmelerin Türkiye'yi yönetenlerde 'realist uyanma' yarattığı görüşünde. Bu durumu yalnızlaşma ve ekonomik kriz yüzünden 'gönülsüzce ve şartların dayatmasıyla başvurulan' bir yönelim olarak değerlendiren Oğuzlu, böylesine bir küresel ortamda Ankara için hayırlı olanın 'topa fazla girilmeyen', 'güvenli liman havası yaratmak' olduğu değerlendirmesinde bulundu:
“(Türk dış politikasındaki normalleşme süreçleri) Bence gönülsüz olarak başlamış şartların, konjonktürün dayattığı bir enstalasyon. Realist dirilme, uyanma var. Ama hükümet bunu isteyerek ve arzu ederek yapmıyor, yapmak zorunda kalıyor. Çünkü yalnızlaştı, ekonomik kriz elimizi kolumuzu bağlamış durumda. Böyle bir ortamda ne yapmak lazım? Çok fazla etrafta görünmeyeceksin, çok fazla topa girmeyeceksin, kırılan kalpleri onaracaksın. Biraz istikrar ve güvenli liman havası yaratacaksın dünyada, ki bu ekonomine de olumlu yansıyabilsin. Şu anda Türkiye bunu yapıyor. Bu iyi bir şey, kötü bir şey değil. BAE ile konuşması, Suudilerle ilişkileri tekrardan rayına oturtması, İsrail ile muhabbetleri konuşuldu. Amerika-Türkiye ilişkilerinde 24 Nisan’ı atlattık. Çok önemli bir kırılmadır bu, Ermenistan'la normalleşme kararı. Tepki bile vermedik. Avrupa Birliği ile de şu anda çok çalkantılı bir kriz ortamı da yok. Pek kendini göstermeyen bir Türkiye var. Ama fırsatı olsa böyle davranmazdı."

'Türkiye’nin de parayı ihtiyacı var, dolayısıyla herkes karşılıklı olarak birbirine muhtaç'

Oğuzlu, sadece Türkiye değil Ortadoğu'daki bölgesel aktörlerin de ABD'nin varlığını azaltma niyetinden hareket ettikleri görüşünde. Oğuzlu, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) ardından İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle ilişkileri tamire girişilmesine atıf yaparken, Türkiye'nin mali ihtiyaçlarına atıfla Ankara'nın daha kırılgan ve zayıf konumda bulunduğu görüşünü aktardı:
"Amerika’nın Ortadoğu’daki varlığını azaltmaya başlaması niyeti olduğu söyleniyor, böyle bir ortamda bölgesel aktörler şu sonuca varmış olabilirler. 'Küresel aktörlerin ipiyle kuyuya inilmeyecek, bunlara güvenemeyiz. Bunlar bizi en fazla piyon olarak birbirimize karşı kullanırlar. Gelin ilişkileri tekrardan tamir edelim’... Böyle bir hava var. İran ile de Suudi Arabistan ile da var. İran ile diğer ülkeler arasında da var. Türkiye ile bu ülkeler arasında da var. Suudların da Türkiye gibi bir aktöre bence ihtiyaçları var, özellikle güvenlik açısından hem İran karşısında hem Amerika’nın yokluğunda. Bunlar varsayımlar. Türkiye’nin de parayı ihtiyacı var. Dolayısıyla herkes karşılıklı olarak birbirine muhtaç. Bundan olumlu bir şey çıkar inşallah. Ama şu anda daha kırılgan, zayıf olan, eli daha az güçlü olan taraf sanki Türkiye gibi geliyor.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала