Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Üçlü muhtıra NATO belgesi değil, gerekleri yapılmadığında nasıl yaptırım uygulanacak belli değil’

'Üçlü muhtıra NATO belgesi değil, gerekleri yapılmadığında nasıl yaptırım uygulanacak belli değil’
Abone olTelegram
Güller’e göre, NATO zirvesinde Ankara'ya vetosunu geri çektiren üçlü mutabakat 'diplomatik zafer' değil AK Parti hükümetinin izlediği çizginin devamı. NATO'nun yeni stratejik konseptinin 'savunma örgütü' olduğu yalanını sergilediğini belirten Güller, Balkanlar ve Karadeniz'le ilgili maddelerin Türkiye için tehditlerle dolu olduğunu vurguladı.
Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) yeni stratejik konseptini onaylayarak Rusya ve Çin'e karşı 'kılıçları kuşandığı' Madrid zirvesinde, İsveç ve Finlandiya'ya resmi üyelik daveti çıkararak genişleme dalgasını sürdürdü. Türkiye'nin 'terörizm' konusundaki kaygıları NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in 'kolaylaştırıcılığında' imzalanan üçlü mutabakatla dindirilirken, veto tehlikesi bertaraf edildi. Bu gelişmede ABD Başkanı Joe Biden'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yürüttüğü diplomasi etkili oldu. İsveç ve Finlandiya'nın üyelikleri için 30 üyenin iç süreçlerinde onay verilmesi gerekirken, Erdoğan, mutabakattaki vaatlerin yerine getirilmemesi halinde TBMM'nin nihai onayı vermeyeceğini söyledi.
Üçlü mutabakata Türkiye'nin talep ettiği terörle mücadelede destek vurgusu taşıyan vaatler yer alırken, savunma alanında uygulanan kısıtlamaların kaldırılacağı vurgulandı. PKK'dan 'terör örgütü' olarak söz edilirken, Ankara'nın aynı kategoride anılmasını istediği YPG/PYD ve FETÖ için böyle bir niteleme yapılmaması dikkat çekti.
Mutabakat sonrası İsveç Dışişleri Bakanı Ann Lindt'in "Erdoğan'a boyun eğmedik" derken, hem İsveç hem de Finlandiya Ankara'nın terörle bağlantılı gördüğü isimlerle ilgili iade süreçlerini mutabakata atıf yapmayan Avrupa İade Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirileceği vurgusu dikkat çekti.
NATO zirvesi, yeni stratejik konsept ve Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya ile üçlü mutabakatını Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

'Diplomatik zafer denildiğine göre durum hakikaten hezimet'

Mehmet Ali Güller’e göre, üçlü mutabakat için 'diplomatik zafer' yerine 'kazanım' gibi bir ifade kullanılsaydı daha ortada bir sonuç çıkardı. "Zafer dendiğine göre durum hakikaten hezimet" diyen Güller, 10 maddelik mutabakatta bunun açıkça görüldüğünü söyledi. Mutabakattaki vaadlerin nasıl uygulanacağının ucunun açık olduğunu belirten Güller, YPD/PYD'nin 'terör örgütü' olarak tanımlanmamış olmasının da iade taleplerini etkileyeceğini vurguladı:
“Cumhurbaşkanı’nın ifadesini baz alırsak, kendisinin daha önce Lozan’a zafer denilmesine itiraz ettiğini hatırlarsak, Lozan bile zafer değilken bu üçlü muhtıra zaferse eğer Türkiye için herhalde 'NATO’yu Amerika’dan devraldı' diyeceğiz. Böyle bir durum yok, bu abartı kavramlar durum ne kadar faciaysa, o faicayı örtmek için o kadar abartılır. Ben diplomatik zaferden bunu anlıyorum. Türkiye’nin kazanımı gibi bir laf edilseydi daha ortada bir şeyler olduğu sonucu çıkardı, zafer dendiğine göre durum hakikaten hezimet. Bunun nesnel olarak 10 maddelik mutabakata bakarak da anlayabiliriz. Büyükelçilerin de genel yorumu, uluslararası hukukçuların da genel değerlendirmesi, 10 maddede laf var, uygulamanın ne olacağının ucu açık şekilde. Terör örgütlerinin olup olmadığı esas konu. PKK için terör örgütü denmiş ama ne hikmetse PYD/YPG ve FETÖ için böyle bir tanımlama yapılmamış. Hatta FETÖ’yü Ankara’nın tanımladığı örgüt mertebesine kadar niteleyerek koymuşlar. Bunların hepsi bu tip metinlerde masa başı tuzağı diyeceğimiz konular. PKK’ya terör örgütü deyip YPG/PYD'nin Türkiye tarafından siyasi kolu olduğunun kavgası üstelik Amerika ile yapılırken onu terör örgütü diye geçiremeyip herhangi bir örgütmüş gibi geçirdiyseniz, vay halinize. Bu dönüp dolaşır uluslararası hukuk ya da İsveç ve Finlandiya’nın kendi hukuku da baz alınarak ‘Bunlar terör örgütü değil, dolayısıyla size iade etmeyiz’ noktasına kadar indirgenir. Böyle olacağını göreceğiz.”

‘Bu bir NATO belgesi değil, muhtıranın gerekleri yapılmadığında nasıl yaptırım uygulanacak, belli değil’

İmzalanan metnin bir NATO belgesi olmadığını söyleyen Güller, bu durumun ittifakın yaptırım fonksiyonunu ortadan kaldırdığını ifade etti. Güller’e göre, durum belirsizliğini koruyor:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 'terörizmi' bir NATO belgesine soktuklarını söylemesi doğru değil. Erdoğan, konuşmasında PYD/YPG ve FETÖ’yü terör örgütü olarak NATO belgesine geçirdik diyor ama terör örgütü denmiyor. Bu imzalanan 10 maddelik muhtıra bir NATO belgesi değil, problem burada. Zirveyi dörtlü yaptılar; NATO, Türkiye, İsveç, Finlandiya. Ama muhtırayı üç ülke imzaladı; Türkiye, İsveç ve Finlandiya. İçinde bir NATO imzası yok. Dolayısıyla bu bir NATO belgesi değil. NATO Genel Sekreteri’nin de bu muhtıra üzerinde yaptırım anlamında bir fonksiyonu yok artık. Zaten muhtıranın birinci maddesinde NATO Genel Sekreteri’nin rolü 'kolaylaştırıcı' olarak tanımlanmış. Kolaylaştırıcının yaptırımcı olma vasfı yok. NATO imzası olmadığı için yarın bu muhtıranın gerekleri yapılmadığında ne yaptırımı olacak, belli değil. Bu muhtıraya uyulmadığında doğan yükümlülüklerle ilgili sorunlar nerede çözülecek o da bilinmiyor.”

‘AKP hükümetinin NATO ile ilişkilerinde izlediği çizginin devamı'

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya'nın üyelikleri için ilk onayı vererek elindeki ‘büyük kozu’ kaybettiğini belirten Güller’e göre ‘iş işten geçti’. Üçlü muhtırayı 'AKP hükümetinin NATO ile ilişkilerinde izlediği çizginin devamı' olarak nitelendiren Güller, Türkiye’nin daha önce de pek çok NATO’ya taviz verdiğini anımsattı. Güller, Türkiye’de 'NATO'culuğun' AKP'ye özgü olmayan bir 'zehir' olduğunu vurguladı:
“Burada hükümetin teorik olarak dediği doğru, resmi üyelik oluştuğunda bunun daha Türk parlamentosunda onaylanması süreci olacak. Pratikte durum farklı. Siz daha eliniz bu kadar güçlüyken, Madrid’de o kartı kullanamamışken, iş işten geçti. Bu saatten sonra kullanma şansınız iyice olasılığını yitirmiş durumda. Dolayısıyla bu üçlü muhtırayı bugüne kadar AKP hükümetinin NATO ilişkilerinde izlediği çizginin devamı olarak sıralayabiliriz. 2009’da ilişkiler Fransız mallarının boykot edildiği kadar kötüyken AKP hükümeti gidip Fransa’nın NATO'nun askeri kanadına dönüşünü onayladı. Yine o yıl 'Rasmussen kesinlikle NATO Genel Sekreteri olamayacak, onaylamıyoruz' dendi, onayladılar. 2016’da İsrail’in NATO’da daimi ofis sahibi olmasını onayladılar. 2019’da Amerika’nın NATO’ya kabul ettirdiği Baltık Planı var, bunu da onaylamayacağız dediler, orada da Erdoğan çok net ‘NATO, YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmezse Baltık Planı’nın karşısında olacağız’ demişti ama NATO, YPG’yi kabul etmedi, Erdoğan Baltık Planı’nı onayladı. Madrid zirvesinde olan da AKP’nin yürüttüğü bu çizginin devamı olarak karneye eklenen yeni bir sıfır. Bu NATO’culuk Türkiye’de garip bir zehir. Bu sadece AKP’ye özgü bir şey değil. Liberalinden milliyetçisine, sosyal demokratından muhafazakarına NATO’cu bir durum var. Konu NATO olduğunda herkes arkasında hizalanmış olabiliyor. Erdoğan’ın yürüttüğü çizginin de Evren’in yaptığından çok farklı olmayan bir çizgi olduğunun da altını çizmiş olalım.”

‘Türkiye'nin parası ödenmiş F-35’lerin alt modelini almaya çalışılması nasıl zafer olarak sunulabilir’

NATO zirvesinde yaşananların Türkiye açısından bir zafer olmadığı görüşündeki Güller, Erdoğan'ın zirvede ABD Başkanı Biden ile görüşmesini ise kendisi açısından zafer olarak gördüğünü söyledi. Ancak Güller'e göre Biden'ın Türkiye'ye F-16'lar verilmesi için Kongre'den onay çıkartma vaadi bir kazanç değil. Güler, “Parası ödenmiş F-35’lerin alt modelini almaya çalışılması nasıl zafer olarak sunulabilir” diye sordu:
“Bu (Biden ile görüşme) Erdoğan açısından zafer olarak gördüğü bir tablo. Tüm karelerde de çok mutlu görünüyordu. Biden, Johnson, Erdoğan üçgeninde 'çok güzelsin' sohbetine kadar evrildi. Bu Türkiye açısından bir kazanç değil. Türkiye parası ödenmiş F-35’leri alamayıp alt modelini almaya çalışması, bunun da Biden tarafından ‘Ben verilmesinden yanayım ama neticede Kongre tarafından karar veriliyor’ denmesi nasıl zafer diye sunulabilir? En basitinden bir ticaret, alışveriş bakımından baktığımızda bile başarı olarak göremeyiz. Fakat seçim dönemi olması nedeniyle Erdoğan’ın gülümseyen Biden-Johnson’lı fotoğraf karesine ihtiyacı vardı. O kare olursa eğer AKP medyasında büyük zafer söylemleri olabilecekti. Biden bunu iyi bildiği için ne yazık ki Ankara’yı bu tuzağa düşürmüş oldu. Dörtlü zirve öncesinde bir telefonla Madrid’de Erdoğan’ın elinden veto kartını almış oldu.”

'Bu konsept bir NATO savunma örgütüdür yalanını dile pelesenk edenlerin elindeki maddeyi alıyor'

Güller, NATO’nun 2022 strateji konseptinde Rusya ve Çin’i tehdit olarak tanımlamasının ise yeni olmadığını vurgularken, bu durumun gelişmelerin dört aylık Ukrayna müdahalesine bağlanmasındaki yalanı ortaya serdiğini belirtti. Güller'e göre, Rusya'yla da yetinmeyip Asya'ya uzanan NATO saldırganlığı resmileştirilen konseptle ortaya serildi:
“Bildiğimiz bir konseptti, hazırlığı uzun süredir yapılıyordu. Haziran 2021’de yapılan NATO zirvesinde de ele alınmıştı. Orada da Rusya baş tehdit, Çin stratejik tehditti. Nitekim kabul edilen stratejik konseptle de aynısı oldu. Bu bile tek başına en azından büyük yalanı örtüyor. Büyük bir propaganda olarak ‘Putin, Ukrayna’ya müdahale kararı aldı, bakın NATO böyle bir konsept belirledi, Rusya ve Çin hedef alınıyor’ deniliyor, halbuki bu daha önce hazırlanmış bir konseptti, yani içinde pek yeni bir şey yok. Terör konusunda bazı vurgular var ama onlar da daha önce görüşülmüş konseptte vardı. Bu konsept bir NATO savunma örgütüdür yalanını dile pelesenk edenlerin elindeki maddeyi alıyor. Çünkü NATO bütün saldırganlığını bu stratejik konseptle iyice açığa çıkarmış oldu. İkincisi, bu konseptin iki temel özelliği Rusya’yı baş tehdit ve Çin’i stratejik rakip görmesi artı bununla birlikte Çin ve Rusya ikilisini bütün Batı dünyasının birlikte mücadele etmesini gerektiren ikili olarak tanımlaması. Üçüncüsü, NATO’nun belirlediği düşman algıları nedeniyle Asya-Pasifik’e genişletme hedefini de ortaya koymuş oldu. Zaten ilk kez Japonya başbakanını NATO zirvesine davet edilmişti. Şimdi Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Kore de var. Bu dörtlü bir süredir Amerika’nın Çin’e karşı AUKUS, QUAD diye Asya-Pasifik bölgesinde ittifaklar örmeye çalıştığı yapılardı. 45. Maddede de kabul edilen stratejik konseptte açık şekilde Hint-Pasifik’te yeni ve mevcut ortaklarla diyalog ve işbirliğini güçlendireceğini söylüyor. Böylelikle NATO’yu Asya-Pasifik’e doğru genişletme hedefi açığa düşmüş oluyor. Bu da bugüne kadar savunulmuyordu, böyle bir şey yok, NATO Atlantik’ten ibarettir deniyordu.”

‘Bu stratejik konsept Türkiye açısından da tehditlerle dolu’

NATO’nun yeni konseptle Balkanlar ve Karadeniz'in stratejik düğüm alanı gördüğünü belirten Güller, ABD'nin Türkiye'ye bunun gereklerini dayatmaya çalışacağı bir sürece girileceği görüşünde. Güller, bu yüzden yeni stratejik konseptin Türkiye açısından tehditlerle dolu olduğunu vurguladı:
“Beşinci maddede, 'Balkanlar ve Karadeniz bölgesi NATO için stratejik öneme sahiptir' diyor. Böylece Amerika’nın stratejik çıkarları gereği bu iki bölgenin bir stratejik düğüm alanı olduğu ilan edilmiş oluyor. Biden’ın telefonunu biraz da bununla birlikte düşünmek gerekiyor. Karadeniz bu kadar stratejik düğüm alanı ise bir şekilde Amerika, Türkiye’yi bu havuçla bir şekilde kendi stratejisine eklemleyebilmenin yollarını bulmaya çalışacaktır. AKP’nin uyumlu şekilde sürece dahil olacağının işareti oldu. Karadenizi’i stratejik düğüm ilan ediyor ve buradan hareketle Rusya’ya karşı koçbaşı arıyorsanız ki onu şimdilik Romanya üzerinde yapmaya çalışıyorlar, en son Amerika’nın burada koçbaşı tanımına uygun bir Türkiye’yi bunu dayatmaya çalışacağı sürece girecek. Bu stratejik konsept Türkiye açısından da tehditlerle dolu bir durum. Karadeniz bölgesini bütün olarak düşündüğümüzde Türkiye’ye yönelik Karadeniz tehditlerinin kaynağı Rusya mı? Hayır, tam tersine buranın bir Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin denizi olmaktan çıkarıp burayı bir NATO gölü haline getirmeye çalışan Amerika’nın siyasetleri Türkiye açısından tehdit."

'Yeni stratejik konseptin 34. ve 10. maddelerinde aslında Türkiye’yi tehdit eden ifadeler var'

Güller, benzer bir durumun 'terör' meselesinde geçerli olduğu görüşünde. Türkiye'nin başına bela olmuş terör örgütlerini bizzat ABD'nin desteklediğini belirten Güller, stratejik konseptin 34'üncü 10'uncu maddelerinde bizzat Türkiye liderinin imzasının yer almasındaki ironiye dikkat çekti. Güller'e göre ABD, hegemonyasının çatırdadığı bir ortamda yeni stratejik konseptle daha saldırgan ve müttefiklerini zorlayıcı bir yolu açmış oldu:
"Benzer durum terör meselesinde de var. Terörün tüm biçimleriyle mücadele edeceğiz, asimetrik tehdittir deniyor. Fakat mesajı oldukça muğlak, kime neye göre. Amerika’nın teröre destek veren ülke olduğunu bildiğimiz için de iyice soyut ifadeler bunlar. Türkiye’nin başına bela olmuş terör örgütleri konusunda da Amerika terörü destekleyen ülke konumunda. Dolayısıyla bu stratejik konseptin 34. ve 10. maddelerinde aslında Türkiye’yi tehdit eden ifadeler var. Amerika’nın arkasında desteklediği örgütlerle Türkiye’nin hedef alındığı gerçeğiyle mukayese ettiğinizde, bu stratejik konseptin altında Türkiye’nin liderinin imzasının olması da başka tuhaf bir duruma işaret ediyor. Bu stratejik konsept konusunda Türkiye boyutundan çıkıp dünya değerlendirmesi yaparsak, aslında Amerika’nın kendi çizdiği küresel düzenin çatırdamaya başladığını görmesi, bunu tutacak hegemonyasının olmadığının anlaşılmasıyla Amerika’nın şimdi daha saldırgan, müttefiklerini daha fazla bu işe zorlayan bir konsept belirlediğini söyleyebiliriz. Amerika bu nedenle saldırgan, Çin’i stratejik rakip ve Rusya’yı baş tehdit olarak hedef alarak kendi müttefiklerini genişletmeye çalışan bir siyaset izlemeye çalışacak, bu konseptin ana özelliğinin bu olduğu görülüyor.”
Jens Stoltenberg - Sputnik Türkiye, 1920, 05.07.2022
Stoltenberg: İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılımına yönelik onay süreci başladı
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала