Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'İade konusu Türkiye ile İsveç ve Finlandiya arasında sıkıntı kaynağı olacak’

'İade konusu Türkiye ile İsveç ve Finlandiya arasında sıkıntı kaynağı olacak’
Abone olTelegram
Özel
Doç. Can Kakışım’a göre, İsveç ve Finlandiya ile imzalanan üçlü muhtırada Türkiye’nin bir zafer görüntüsü yok, zira ne PYD ne FETÖ ‘terör örgütü’ olarak tanımlanmıyor. İade taleplerinin sıkıntılı olacağını söyleyen Kakışım, Biden’ın İsveç ve Finlandiya liderleriyle resmini paylaşarak Erdoğan’ı dışlamasının Türkiye’ye mesaj olduğu görüşünde.
Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girme sürecinde veto kararını kaldırmasının ardından, iki ülkenin üyelikleri için prosedür işlemeye başladı. İlk onaylar da jet hızıyla Kanada ve Danimarka parlamentolarından geldi. Onları Almanya izledi. Ankara ise üyeliklere TBMM'den onay vermek için iki ülkenin üçlü mutabakatta yer alan koşulları yerine getirmesi şartı koşmuş durumda. Türkiye yönetimi bu çerçevede iadesini talep ettiği isimlerin listesini iki ülkeye ilettiğini duyurdu. Ankara'dan “İsveç ve Finlandiya belgeye uymak zorunda yoksa NATO'ya almayacağız” ve “Türkiye 'Tamam bunlar NATO'ya girebilir’ dememiştir” açıklamaları geldi. İsveç ve Finlandiya ise iadelere kapıyı kapatmasalar da bunun mutabakatta da yer alan Avrupa İade Sözleşmesi'ne uygun yapılacağını dile getiriyor.
Ankara'nın NATO içinde veto sürecini, İsveç ve Finlandiya'nın iade tartışmaları eşliğinde siyaset bilimci Doç. Can Kakışım ile konuştuk.

‘NATO zirvesi öncesi çok sert konuşup ilk toplantıda yelkenleri suya indirirseniz...'

Doç. Can Kakışım’a göre, ortada Ankara açısından bir zafer görüntüsü yok. Türkiye’nin NATO zirvesi öncesinde çok sert söylemlerde bulunduğunu ancak üçlü mutabakatın yeterince bağlayıcı bir görüntü ortaya koymadığını söyleyen Kakışım, iki ülke de Suriye'nin kuzeyindeki yapıları ‘terör örgütü’ olarak tanımadıkları için bununla alakalı Türkiye'yi rahatlayacak bir mekanizmanın da bulunmayacağını dile getirdi:
“Ortada bir zafer görüntüsü olduğu düşüncesinde değilim. Çünkü Türkiye en baştan itibaren bu konuda çok sert bir tavır sergiledi. Anlaşmayacağı veya İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğine onay vermeyeceği gibi bir görüntü koymaya özen gösterdi. Zaten Erdoğan bunu bizzat dile getirdi, ‘Ben başta olduğum sürece bu ülkeler NATO’ya giremeyecekler’ diyerek. Bu heyetlerin Türkiye’ye gelmesi söz konusu olduğunda Erdoğan, ‘Hiç boşa zahmet etmesinler bizim kararımız kesin’ dedi. Bunları bu tondan söylerseniz ve ilk toplantıda hemen yelkenleri suya indirirseniz çok öyle bir zafer görüntüsü vermez. Türkiye istediklerini alabilmiş değil. Türkiye gerçekten bazı beklentilerini karşılamış bile olsa yine buradan bir zafer çıkmış olmaz. Çünkü söyleminizle eyleminizin biraz tutarlı olmanız gerekir. Sizin eğer dış politikada itibarlı bir ülke olma derdiniz varsa, söyleminiz ile eyleminiz arasında bir tutarlılık olması gerekiyor. Bu kadar yüksek tonda asla girmeyecekler diyerek daha sonra bazı kazanımlar elde etseydiniz bile bunu hemen hızlı şekilde bu fikri değiştirmeniz iyi bir görüntü vermezdi."

'YPG veya FETÖ’nün metne girmesiyle terör örgütü olarak tanımlanması tamamıyla hurafe'

Kakışım'a göre üçlü mutabakat metninde İsveç ve Finlandiya'yı bağlayan güçlü bir yükümlülük bulunmuyor. YPG veya FETÖ'nün metne konulsa da 'terör örgütü' olarak tanımlanmadıklarını söyleyen Kakışım, mutabakatta Ankara'yı rahatlatacak bir mekanizmanın bulunmadığını vurguladı. "Bu ülkeler NATO’ya üye olduktan sonra herhangi bir şekilde kontrol edebilmeniz, teröre yönelik desteklerini dizginleyebilmeniz gayet asla mümkün değil" diyen Kakışım, ABD'yle yaşanan sıkıntılarda da aynı durumun söz konusu olduğunu vurguladı:
"Metne baktığımızda İsveç ve Finlandiya’nın kendilerini bağlayan güçlü bir yükümlülük altına girmediklerini ve dolayısıyla Türkiye’nin pek de kazançlı çıkmadığını görebilmekteyiz. O günden beri ifade edilen YPG veya FETÖ’nün metne girmiş olması ya da bunların İsveç ve Finlandiya tarafından terör örgütü olarak tanımlanması tamamıyla hurafe. PYD yapısından bahsederken herhangi bir terör örgütü ifadesi kullanılmıyor. Türkiye’de FETÖ olarak bilinen organizasyona destek sağlanmayacak denmiş. FETÖ ibaresinde bir terör örgütü tanımının geçmesinden dolayı onu da ayrıca açıklamayı tercih etmişler. PKK’nın terör örgütü olduğuna yönelik bir teyit var fakat zaten AB üyesi birçok ülke terör örgütü üyesi olarak değerlendiriyorlar. Önemli olan öyle olduğunu teyit etmek değil, o şekilde olduğu bilinciyle politikalarınızı gerçekten Türkiye’nin güvenliğini önceleyecek şekilde devam ettirmeniz. Bununla alakalı herhangi bir kontrol mekanizması, Türkiye’yi rahatlatacak bir mekanizma maalesef yok. Bu ülkeler NATO’ya üye olduktan sonra herhangi bir şekilde kontrol edebilmeniz, teröre yönelik desteklerini dizginleyebilmeniz gayet asla mümkün değil. ABD’de çözülmesi gereken bir sorundu bu. S-400 yaptırımlarının geri alınması veya Türkiye’nin F-35 programına dahil edilmesi yönündeki talepler de Türkiye tarafından dile getirilebilirdi, bunlar olmamış. PKK konusunda en başta ABD’den taahhüt alınması gerekirken bu yönde de bir adım atılmamış görünüyor. Buradan bir zafer görüntüsü tabii ki çıkmaz. Ama anlaşıldığı kadarıyla AK Parti hükümeti buradan bir başarı hikayesi yaratarak yine dış politikayı iç politikaya malzeme etmeye dönük alışkın olduğumuz bir şeyi sahneye koydu.”

‘Türkiye mutlaka veto yetkisini kullanmalı, bu karar meclisten geçmemeli'

Türkiye’nin veto yetkisini mutlaka kullanması gerektiğine işaret eden Kakışım, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin de onaylanmaması gerektiği görüşünde. Dış politikada söylemlerin daha temkinli olması gerektiğini söyleyen Kakışım, Erdoğan yönetiminin ise sürekli çok iddialı açıklamalar yaptığını dile getirdi:
“Bunu zaten onaylamaması gerekir. Türkiye çok öngörülebilir bir ülke olmadığı için bunu yapmazlar tarzında bir ifade ortaya koyamam. Burada veto yetkisini Türkiye’nin mutlaka kullanması lazım. Bu aşamada İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine onay anlamına gelecek bir kararı kanımca Türkiye’de meclisin almaması gerekir. Ama hükümet o süre zarfında ne gibi görüşmeler yapar, hangi konularda Türkiye’nin genel çıkarına değil ama iktidar çıkarlarına yönelik belki görüşmeler sürdürülür ve ne gibi ödünler koparılır onları görebilmek mümkün değil. Böyle bir ihtimal var. Bu konular gerçekten biraz daha ciddiyetle yaklaşılması gereken konular. Siz bir gün kaldırdım, bir gün yeniden geri getirdim derseniz bunun ciddiyeti olmaz. Mesela, İsveç ve Finlandiya’nın görüşmeden sonra yaptığı açıklamalar vardı, kendi olumlu olmasına rağmen ikisi de son derece itidalli, süreç olumlu devam ediyor tarzında konuştular. Fakat bizden yine büyük bir zafer kazanıldı naraları atılmaya başlandı. Dış politikada biraz temkinli olmakta fayda var. Attığınız adımların arasında biraz tutarlı olması gerekir. Siz bir adım atarken ondan birkaç hafta sonra geri adım atabileceğinizi bilerek söylemlerinizi oluşturmanız gerekir. Fakat bizde sürekli iddialı tonda açıklamalar oluyor. Mısır’da darbe oluyor, bizim ülkemiz en fazla tepkiyi veriyor. Suriye’de Esad yönetimine yönelik bir hareket başlıyor. Bu noktada Esad zaten zulmediyordu, antidemokratiktir söylemlerini dile getiren biz olduk. Bizim biraz ayaklarımızın yere basması ve yapmak istediklerimizle gerçekten yapabileceklerimiz arasında mesafeyi olabildiğince daraltmamız gerekiyor. Bunun için de bir dış politika vizyonu lazım. Bu iktidar döneminde eski dış politika kadroları ve monşer olmakla korkak olmakla çok fazla itham edildiler. Oysaki dış politika iki düşünüp bir yapmak her zaman doğru olanıdır. Bizim ihtiyacımız olan da böylesi bir kurumsal bakış açısı. Fakat şu anda Türkiye, tek bir kişinin Erdoğan’ın sürekli değiştirdiği kararları ve onun güvenlik veya çıkar algıları çerçevesinde hızlı bir şekilde karar değiştiren bir görüntüde.”

‘İade konusu Türkiye ile İsveç ve Finlandiya arasındaki sıkıntının en fazla göze çarpan örneklerinden biri olacak’

Kakışım, İsveç ve Finlandiya’nın iade taleplerini uluslararası hukuk bağlamında değerlendireceği görüşünde. Kakışım’a göre, bu yüzden iade konusu Türkiye ile bu ülkeler arasındaki sıkıntının en fazla göze çarpan örneklerinden biri olacak:
“İadelerde İsveç ve Finlandiya’nın yine altına imza attığı bir taahhüt yok. Sadece şunu söylüyorlar, Türkiye’nin terörist olarak değerlendirdiklerini, Avrupa’ya iade sözleşmesine yükümlülüklerinize bakarak geri göndereceğiz diyorlar. Zaten var olan bir taahhüt, zaten altına imza attıkları bir şey, onu tekrar ediyorlar. Burada Türkiye’ye gönderilecek kişilerin kimler olduğu ve bunların ne şekilde tasnif edileceği yine Türkiye’nin talebinden çok uluslararası hukuk bağlamında değerlendirilecek bir konu. Şu İsveç için daha çok geçerlidir, burada açıklama da yaptılar. 'Kendi yurttaşlarımızı Türkiye’ye göndermeyeceğiz' dediler. Zaten genel olarak ülkeler kendi vatandaşlarını göndermezler. PKK ile ilişkili olan kişiler arasında İsveç vatandaşlığı olan veya vatandaşlık verilecek olan çok sayıda isim olabilir. 70’den fazla insanın iadesinin talep edileceği söyleniyordu. Onların Türkiye’ye iade edilmesi bence çok beklenir bir senaryo değil ki malum bu iki ülke kamuoyunda da Türkiye’nin bu konudaki beklentileri masaya yatırılır, daha sonra İsveç ve Finlandiya yetkilileri bu konuda Türkiye nezdinde geri adım atmayacaklarını ifade ettiler. Bu mutabakat metninde yoruma açık bazı kısımlar var, oraları Türkiye’nin beklentilerine göre değil kendi kafalarındaki plana uygun değerlendireceklerini net şekilde ifade ettiler. Bu iade konusu Türkiye ile İsveç ve Finlandiya arasındaki sıkıntının en fazla göze çarpan örneklerinden biri olacak. Bu gibi somut bir konu üzerinden değerlendirilirse veto kartının kullanılmasının olası olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin attığı adımları ekonomi alanında uzmanlara bile sorsanız, kültür politikasındaki uzmanlara bile sorsanız öngörülebilir değil. Dolayısıyla burada olması gerekenleri eldeki veriler çerçevesinde ortaya koyuyoruz. Fakat AK Parti hükümeti nasıl adım atar ben de merakla bekliyorum.”

‘Biden’ın İsveç ve Finlandiya liderleriyle birlikte resmini paylaşarak Erdoğan’ı dışlaması, Türkiye’ye verilen bir mesajdı’

Kakışım, ABD lideri Joe Biden’ın İsveç ve Finlandiya liderleriyle birlikte resmini paylaşarak Erdoğan’ı dışlamasının, Türkiye’ye verilen bir mesaj olduğu görüşünde:
“Ukrayna’da sıkışmışlık derken o konuda aynı fikirde değilim. Bence Ukrayna’da daha fazla sıkışan Rusya. ABD’nin, Batı’nın Türkiye’ye yönelik politikasında Rusya ve Ukrayna arasındaki kriz bir alan açtı. Çünkü Batı ülkeleri blok halinde Rusya'ya yaptırımlara giderken Türkiye bu yaptırımlara katılmadan iki taraf arasında daha net bir arabulucu rolü oynayacağını, en azından köprü olacağını göstermiş oldu. Burada Erdoğan’ın bitmekte olan kredisini belki bir nebze daha güçlendiren bir unsur oldu. Fakat Rusya-Ukrayna krizinin en azından uluslararası politikası ağırlığının son bir ayda azalmasıyla birlikte bence Erdoğan’ın anlık olarak kazandığı stratejik üstünlük de yavaş yavaş elden çıkmakta. Dolayısıyla burada Batı ülkelerinin Türkiye’ye yönelik ellerinin çok mahkum olduğunu düşünmüyorum. Hatta Biden’ın İsveç ve Finlandiya liderleriyle birlikte resmini paylaşarak Erdoğan’ı dışlaması, burada bizim istediğimiz gibi bir sonuç oldu diye bir görüntü ortaya koyması da bu noktada Türkiye’ye verilen bir mesajdı, en azından Türkiye’ye o derece ihtiyaç duymadıklarını gösteren bir simgeydi. Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin Batı ülkeleriyle olan ilişkilerinde çok fırsat çıkacağı düşüncesinde değilim. Muhtemelen daha kötüye giden bir ilişki ağı söz konusu olacak.”
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ve İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ile Brandenburg eyaletindeki Meseberg Sarayı’nda ortak basın toplantısı düzenledi. - Sputnik Türkiye, 1920, 08.07.2022
Alman parlamentosu, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğini onayladı
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала