03:52 18 Temmuz 2018
Canlı Yayın
    Fetih el Şam Cephesi (El Nusra) üyeleri

    İdlib düğümü, Türkiye'yi Astana'dan uzaklaştırıyor mu?

    © REUTERS / Ammar Abdullah
    Analiz
    URL'yi kısaltın
    Elif Sudagezer
    1196

    Türkiye'nin ‘ılımlı muhalif' olarak tanımladığı İdlib'teki örgütler, Astana garantörleri arasında gerilim yarattı. Gazeteci Özuğurlu'ya göre Türkiye, örgütler üzerinden Suriye'de elde ettiği gücü kaybetmemenin peşinde. Vatan Partili Soner'e göre ise tüm taraflar güvenlik ve bütünlüğü için ne olursa olsun anlaşmaya sıkı sıkıya bağlı kalmalı.

    Suriye'deki muhalif gruplar ile hükümet yetkililerini 29-30 Ocak'ta Rusya'nın Soçi kentinde bir araya getirecek Ulusal Diyalog Kongresi'ne bir kaç hafta kala İdlib bölgesi, Astana Zirvesi'nin üç garantör ülkesi olan Rusya, Türkiye ve İran arasında gerginliğe sebep oldu. Suriye hükümet güçlerinin İdlib'deki operasyonlarını, Astana Zirvesi'nde uzlaşılan gerginliği azaltma bölgesi sınırlarının "ihlali" olarak değerlendiren Türk Dışişleri, Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile İran'ın Ankara Büyükelçisi Muhammed İbrahim Fard'ı bakanlığa çağırdı. Konuya ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu "Suriye'de rejim, Nusra bahanesiyle ılımlı muhalifleri vuruyor, bu tutum siyasi çözüm sürecini baltalar. Soçi'de bir araya gelecek kesimler bunu yapmamalı" ifadelerini kullandı. İran ve Rusya'yı çatışmaların durdurulması için garantörlük görevini yürütmeye çağıran Çavuşoğlu "Son günlerde İdlib ve Doğu Guta'da rejimin saldırıları var. İhlallere baktığımız zaman yüzde 90'ı rejim ve rejimi destekleyen gruplar tarafındandır" dedi.

    Ankara'nın, Çavuşoğlu'nun açıklamalarıyla gündeme gelen rahatsızlığı, Astana'da 3-4 Mayıs tarihlerinde imzalanan anlaşmaya atıfta bulunuyor. Ancak sözleşmenin ilgili maddesinde "Güvenli bölgelerin içerisi ve dışarısında IŞİD, El Nusra ve El Kaide veya IŞİD ile ve BMGK tarafından terör örgütü olarak kabul edilen tüm örgütlerle bağlantılı her türlü kişi, grup, oluşum ve kuruluşlarla mücadeleyi sürdürmeye yönelik tüm tedbirlerin alınacağı" yönünde bir hüküm var. Üstelik Rusya Savunma Bakanlığı'nın yayınladığı yeni bir açıklama da gözleri İdlib'e çevirir nitelikte. Bakanlık, 5 Ocak gecesi "teröristlerin" Suriye'deki Hmeymim ve Tartus üslerine saldırısında kullandığı İnsansız Hava Araçları'nın (İHA) yeni fotoğraflarını yayınlayarak, İHA'ların İdlib'den gönderildiğini açıkladı. Rusya Savunma Bakanlığı'nın resmi yayın organı olan Krasnaya Zvezda gazetesi de Hmeymim ile Tartus askeri tesislerine düzenlenen saldırıda kullanılan silahlı İHA'ların İdlib'de "ılımlı" olarak sınıflandırılan silahlı militanların kontrolünde olan Muazara mahallesinden havalandıklarını belirtti. Haberde ayrıca, Rusya Savunma Bakanlığı'nın Türkiye Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a gönderdiği mektuplarda, 'Türkiye'nin, kontrolündeki silahlı grupların çatışmasızlık rejimine uymasını sağlamak konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği' belirtildiği yazıldı.

    Peki tüm bu gelişmeleri nasıl yorumlamak gerek? Gelinen noktada, Türk Dışişleri'nin söylediği gibi İdlib'deki çatışmasızlık, Rusya ve İran'ın oynayacağı etkin role mi bağlı; yoksa Suriye hükümetinin ateş açtığı hedeflerin, Astana'da belirtildiği üzere, El Kaide bağlantılı gruplar ile Rusya'nın belirttiği üzere Hmeymim ile Tartus askeri tesislerine saldıran "ılımlı" gruplar olması sebebiyle Astana Süreci'nden asıl uzaklaşan Türkiye mi? Uzmanlar son gelişmeler ışığında süreci ve olası sonuçlarını Sputnik'e değerlendirdi.

    ‘TÜRKİYE ESAD KARŞITI ÖRGÜTLERE DESTEĞİ KESMELİ'

    Konuyu Sputnik'e değerlendiren isimlerden ilki Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi ve Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkan Yardımcısı Yunus Soner oldu. Astana sürecinin başta Türkiye ve Suriye olmak üzere Rusya ve İran'da kapsayacak şekilde bölge ülkelerinin güvenlik ve istikrarı için son derede önemli olduğuna işaret eden Soner "Bu ülkelerin güvenlik, istikrar ve toprak bütünlükleri ihtiyacı var olduğu süreci Astana Süreci geri dönülemez bir süreçtir. Bu sürecin iptali söz konusu olamaz. Ancak çeşitli taraflarda, bu süreci hızlı ve etkin bir şekilde yürütmek konusunda tereddütler var. Türkiye'nin hala Suriye ile resmi ilişki kurmaması büyük eksiklik. Türkiye, ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu bir bölgeye karşı mücadele ederken; bu mücadeleyi Suriye hükümetiyle eş güdüm veya en azından iletişim halinde yürütmüyor. Türkiye bunu yapmalı; Rusya ve İran ise acilen bu tarafların iletişimini sağlamalı" dedi.

    Suriye hükümetini devirmeyi hedef alan örgütlerin dolaylı olarak ABD ve ‘ABD güdümlü PYD'ye hizmet ettiğine işaret eden Soner "Bu sürecin sonunda Astana süreci başarısız olmayacak; ancak küçük hesaplar peşinde olan taraflar kaybedecektir. Türkiye'nin, ABD'nin Astana sürecini sabote etmek için kullanacağı yerel unsurlara karşı çok dikkatli olması gerekiyor. Esad karşıtı bazı grupların Astana sürecini sabote etmeye çalıştığını biliyoruz. Bu gruplar, hem fiilen PKK ve PYD'ye hizmet ediyor hem de Türkiye-Suriye-İran-Rusya iş birliğine zarar vererek Türkiye'nin bütünlüğünü hedef alıyor. Ankara'nın bu konuda dikkatli olması ve Suriye hükümetiyle derhal masaya oturarak Astana sürecini kararlılıkla devam etmesi şart" dedi ve şöyle devam etti:

    "Ankara, Suriye'deki silahlı örgütleri desteklerken şunu sormalı: Bu örgütler, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve milli bütünlüğüne karşı mıdır? Birinci meselesi Esad hükümetini devirmek veya etki alanını daraltma peşinde olan örgütler dolaylı olarak Batı etkisinde ve PYD'ye fayda sağlayacaktır. Suriye'de üzerinde etki sahibi olan örgütleri, Suriye'nin bütünlüğünü korumak ve başta ABD gibi işgalci kuvvetlere karşı mevzilenmek konusunda yönlendirmelidir."

    İDLİB NEDEN BU DENLİ ÖNEMLİ HALE GELDİ?

    Konuyu Sputnik'e değerlendiren bir diğer isim ise Gazeteci Musa Özuğurlu oldu. Özuğurlu'ya İdlib'de yaşananları anlamak için Suriye'de isyanın başladığı 2011 yılına geri dönmek gerekiyor. İdlib'in Suriye'deki isyanın ikinci önemli merkezi ve çok çeşitli militanların toplandığı bölge olduğuna işaret eden Özuğurlu şöyle konuştu:

    "İdlib, olayların başladığı 2011 yılında, Dera'nın ardından olayların baş gösterdiği ikinci merkez olarak ve ‘muhalif' adı verilen unsurların toplanma yeri olarak görülüyordu. O dönemi düşünecek olursak, Suriye yönetimine karşı, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bir uluslararası koalisyon vardı. Bu sebeple o dönem dünyanın her yerinden Türkiye'ye sınırdaş olan bu şehre çok sayıda militan gönderildi ve İdlib çeşitli oluşumların merkezi haline geldi. İdlib'in ikinci önemi ise IŞİD'in Rakka'yı merkezi yapmasının ardından, örgütle çok büyük sorunlar yaşayan El Nusra'nın da İdlib'i kendisine merkez yapmış olmasıydı. Başka bir deyişle İdlib, cihatçılar için önemli bir merkez. Ayrıca İdlib'in üçüncü bir önemi var ki o da, Suriye yönetiminin savaş süresince çeşitli yerlerden çıkan militanları Türkiye üzerinden tekrar ülkelerine dönmeleri veya en azından izole edilmeleri için İdlib'e göndermiş olması. Kısacası İdlib, zaman içerisinde militan ve örgütlerin toplanma yeri haline geldi. Şehirde şu an yaklaşık 30-40 bin kadar militan olduğu zannediliyor ve bu yüzden olayların son perdesinin yaşanacağı yer olarak görülüyor."

    ‘İDLİB'DEKİ GRUPLAR TÜRKİYE'NİN SON KOZU'

    Suriye ordusunun operasyonlarının uzun vadeli bir planın sonucu ve Rusya ile İran'ın desteğiyle gerçekleşmekte olduğuna işaret eden Özuğurlu "Uzun bir zamandır İdlib'e yönelik operasyon yapılması planlanıyordu ancak 2015'in sonunda İdlib'de El Nusra'nın diğer örgütlere bir bileşim oluşturarak Halep'e yönelik saldırılar gerçekleştirmesi sebebiyle bu operasyon ertelendi. Ancak Halep'in Suriye ordusu tarafından kurtarılması sonrasında İdlib tek başına kaldı. Bu noktada uluslararası etkiler işin içine girdi" dedi.

    İdlib'in Türkiye açısından önemine de işaret eden Özuğurlu "Türkiye'nin Suriye'deki etkinliğini sağlayan gruplar bu bölgede. Türkiye'nin orada bulunan ve ‘muhalif' diye adlandırılan çeşitli gruplarla ilişkisi biliniyor. Batı dünyası, görece, Suriye'den çekildikten sonra da Türkiye aktör olarak orada kaldı ve bu gruplarla ilişkisini devam ettirdi. Bunu, hem bölgesel mücadele içerisinde hem Rusya hem İran'a karşı Suriye sahasında kendisinin de elinde bir koz olduğunu belirtmek ve bu kozu kullanmak için hem de Suriye yönetimini zorlamak için yaptı. İdlib'in en son savaş merkezi olacağı 2011-12 yıllarından bu yana biliniyordu. Kısacası İdlib'deki bu operasyonlar kaçınılmazdı yalnızca bahsettiğim sebeplerden gecikti" dedi. Özuğurlu şöyle devam etti:

    "Türkiye'nin bu operasyonlardan rahatsız olmasının diğer sebebi de, bu militanları Kürt meselesine ilişkin bir koz olarak tutmasıydı. Zaten Fırat Kalkanı Operasyonu'nu da Türk ordusu çok sayıda askerle değil bu örgütlerle iş birliği yaparak başlattı. Dolayısıyla Suriye yönetiminin bu örgütlere vuracağı en ufak darbe, Türkiye'ye Cerablus'tan itibaren elde ettiği bütün etkisini kaybettirecek. Ayrıca Türkiye'nin Afrin'e yönelik sözleri ve niyeti de bu örgütlerin Türkiye açısından önemini anlamak için önemli. Sonuç olarak Türkiye, Suriye ordusunun İdlib'de hakim olmasını istemiyor. Çünkü bunun kendisinin Suriye topraklarındaki gücünü tamamen bitireceğini biliyor."

    ‘ANKARA, ETKİSİNİ TAMAMEN YİTİREBİLİR'

    'Militanların ılımlı olup olmadığı' tartışmasının başından beri sorunsal olduğuna değinen Gazeteci Özuğurlu "Bu militanların neye/kime göre muhalif, ılımlı veya cihatçı olduğu meselesi önemli. Örneğin Suriye devleti, eline silah alıp orduya karşı savaşan herkesi ‘terörist' olarak görüyor. Türkiye ise İdlib'teki grupların ılımlı muhalif olduğunu ve bunlara yönelik operasyonun Astana'ya aykırı olduğunu söylüyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde, eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, kendisine cihatçı örgütlere yardım edildiğine ilişkin eleştirilere karşılık ‘Siz öyle diyorsunuz ama sizin cihatçı olarak adlandırdığınız örgütler şu an Astana Süreci'ne katılmış durumda' şeklinde açıklama yapmıştı. Rusya ve İran ise

    Türkiye'nin ‘ılımlı' gördüğü grupları hiç bir zaman ‘ılımlı' görmedi ancak diplomatik ilişkilerin devamı için Rusya bu grupların ılımlı addedilmesine ses çıkarmadı. Eninde sonunda sahada Suriye ordusu ile bu grupların; diplomatik anlamda da Rusya ve İran'ın Türkiye'yle karşı karşıya geleceği belliydi. Türkiye'nin yaptığı bu açıklamalar Astana sürecine zarar verirken; Rusya'nın yapmış olduğu son açıklamalar da Astana tanımlamalarının tamamen yerle bir olduğunu gösteriyor" ifadelerini kullandı.

    Suriye ordusunun ilerleyişinin İdlib'teki örgütler arasındaki çözülmeyi de hızlandıracağına işaret eden Özuğurlu "Şu an Suriye ordusu, Ebu  Duhur'a doğru ilerliyor. Bu ilerleme sonrası, geriye İdlib merkezi ve Cisr eş-Şuğur kalacak. Ebu Duhur alındıktan sonra Suriye ordusu, bölgeye askeri indirme yapabilecek ki bu da örgütler arasındaki çözülmeyi hızlandıracak. Böylece Türkiye'nin Suriye'de kullanabileceği bir enstrüman kalmayacak ve Türkiye etkisini kaybedecek. Halihazırda Türkiye'nin Astana'dan resmen çekilmesi çok mümkün gözükmese de süreç fiiliyatta Türkiye'siz sürüyor ve böyle de sürmeye devam edecek. Zira, Türkiye tam manasıyla hiç bir zaman süreçte yoktu" diye ekledi.

    İlgili konular:

    Peskov: Suriye'de kalan güçlerimiz terörist saldırılarını püskürtmek için yeterli
    'Suriye ordusu, İdlib'deki Ebu Duhur hava üssüne çok yaklaştı'
    Suriye'de TSK konvoyuna saldırı
    Suriye ordusu, Şam yakınlarındaki üste kuşatmayı deldi
    Suriye'de Rusya 5, Türkiye 4 ateşkes ihlali tespit etti
    'Suriye ordusu, İdlib'in iki köyünü Fetih el Şam militanlarından temizledi'
    Mehmet Barlas: Suriye'de 'muhalif gruplar' diye terör örgütlerine verdiğimiz destekle...
    Etiketler:
    ılımlı islam, örgüt, İslamcı, hava saldırısı, operasyon, İslam, İnsansız Hava Aracı (İHA), İHA, Soçi görüşmesi, Astana görüşmeleri, Astana Zirvesi, Nusra, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Vatan Partisi, Sputnik, BMGK, El Nusra, El Kaide, PYD, PKK, IŞİD, Elif Sudagezer, Musa Özuğurlu, Muhammed İbrahim Taherian Fard, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunus Soner, Hakan Fidan, Aleksey Yerhov, Hulusi Akar, Ahmet Davutoğlu, Mevlüt Çavuşoğlu, Muazara, Cişr eş-Şugur, Suriye'nin kuzeyi, Kuzey Suriye, Tartus, Hmeymim, Ebu Duhur, İdlib, Rakka, İran, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın