17:54 23 Ocak 2020
Canlı Yayın
    Avrupa
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 41
    Abone ol

    Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muižnieks, 9 günlük Türkiye ziyaretinin sonunda Türkiye'de insan hakları konusunda endişe verici şekilde geriye gidiş olduğu uyarısında bulundu.

    Muižnieks, Sputnik'e yaptığı açıklamada, Türkiye'de terörle mücadele sürecinde insan haklarının gözetilmesi, basın ve ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularını öncelikli olarak incelediğini belirterek, "Basın ve ifade özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı konularında kötüleşme olduğunu gözlemledim. Terörle mücadele sürecinde de güvenlik ve insan hakları arasında dengesizlik bulunuyor. Bu konuların düzeltilmesi gerekiyor" dedi.

    Muižnieks, "Türk hükümetine acil olarak çağrım; insan hakları savunucuları ve avukatlar ile işbirliği yapmaları ve onları açıklamalarından dolayı cezalandırmamalarıdır. Hükümet, güvenlik ve insan hakları arasında daha iyi bir denge kurulabilmesi ve yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için insan hakları savunucularıyla işbirliği yapmalı" diye konuştu.

    Muižnieks, Türkiye'deki insan hakları ihlallerine yönelik endişeleri yerinde incelemek üzere dokuz günlük bir Türkiye ziyareti gerçekleştirdi. Muižnieks, ziyaretinin son gününde Ankara'da bir basın toplantısı düzenleyerek ziyareti hakkında bilgi verdi.

    Ankara, İstanbul ve Diyarbakır'ı ziyaret eden Muižnieks, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, aralarında Anayasa Mahkemesi Başkanı ve HSYK üyelerinin de olduğu üst düzey yargı mensupları ile Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu başta olmak üzere milletvekilleri, Kamu Başdenetçisi ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı ile görüştüğünü açıkladı. Muižnieks, ayrıca birçok demokratik kitle örgütü temsilcisi ve gazeteciyle de görüştüğünü ifade etti. Muižnieks, Diyarbakır Valisi, Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanları ve demokratik kitle örgütü temsilcileriyle görüştüğünü bildirdi.

    Ziyaretinin odak noktasında güvenlik ve insan hakları dengesi bağlamında Güneydoğu'daki durum, basın ve ifade özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı başlıkları altında üç konu olduğunu belirten Muižnieks, Diyarbakır'da yerinde incelemeler yapma fırsatı bulduğunu da belirtti.

    ‘TERÖRLE MÜCADELEDE İNSAN HAKLARINI GÖZETMEK VAZGEÇİLMEZ OLMALI'

    Şırnak - Cizre
    © Sputnik / Ömer Faruk Baran
    Terörle mücadele etmenin, hükümetin görevi olduğunu, güvenlik kuvvetleri ve sivillerin operasyonlarda yaşamını yitirmesinden üzüntü duyduğunu bildiren Muižnieks, "Barikat kurmak, tünel ve hendek kazmak ve çocukları silahlandırmak hiçbir şekilde kabul edilemez. Fakat terörle mücadele ederken hukukun üstünlüğü ve insan haklarını gözetmek vazgeçilmezdir. Burada benim görevim, hükümete güvenlik ve insan hakları arasındaki en uygun dengenin bulmalarında yardımcı olmaktır. Bu ikisi arasında gördüğüm dengesizlik konusunda derin kaygılarım var" dedi.

    ‘SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI HALKIN HAKLARINA AĞIR MÜDAHALE'

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
    © Sputnik / Vladimir Fedorenko
    Güneydoğu'daki sokağa çıkma yasaklarının hukuki dayanakları konusunda da endişeleri olduğunu vurgulayan Muižnieks, "Türkiye'de sokağa çıkma yasakları, aslında içinde ‘sokağa çıkma yasağı' sözü geçmeyen kanunlara dayanan idari kararlarla ilan ediliyor. Sokağa çıkma yasaklarının sivil halka etkileri konusunda kaygılıyım. Başka yerlerde sokağa çıkma yasakları sadece akşamları ya da kısa bir süreliğine ilan edilir, fakat Türkiye'de haftalarca, bazen aylarca gece gündüz süren sokağa çıkma yasakları uygulandı. Bu, halkın haklarına ağır bir müdahaledir, bir çeşit tutuklama olarak bile görülebilir. Bu sokağa çıkma yasakları hareket özgürlüğünü, eğitim hakkını, sağlık hakkını ve başka hakları etkiler" diye konuştu.

    ‘OPERASYONLARIN ORANTILILIĞI KONUSUNDA DERİN KAYGILAR VAR'

    Terörle mücadele operasyonlarının orantılılığı konusunda da derin kaygıları bulunduğunu bildiren Muižnieks, "Diyarbakır'ın Sur ilçesinde bir mahallenin kelimenin tam anlamıyla dümdüz edildiğini gördüm. Diyarbakır Valisi, 50 teröristin öldürüldüğünü, 20 bin insanın ise yerlerinden olduğunu söyledi. Yani bir teröriste karşılık 400 insan yerinden edilmiş durumda. Orantılılık sorusu burada ciddi bir şekilde karşımıza çıkıyor" dedi.

    Sivil kayıplar konusunda İçişleri Bakanlığı ile demokratik kitle örgütlerinin açıkladığı rakamlar arasında çok büyük farklar bulunduğuna da dikkat çeken Muižnieks, İçişleri Bakanlığı'na göre operasyonlarda 47 sivilin yaşamını yitirdiğini, demokratik kitle örgütlerine göre bu sayının 310 olduğunu vurguladı.

    Terörle mücadele operasyonlarının bölgede görüştüğü birçok insan tarafından ‘toplu cezalandırma' olarak algılandığını belirten Muižnieks, "Güvenlik güçlerinin ırkçı sloganları, ırkçı söylemi ve ırkçı davranışları, bu algıyı daha da pekiştiriyor. İçişleri Bakanı, görüşmemizde bu iddiaları doğruladı ve konuyu araştırmak üzere sivil bir müfettiş görevlendirildiğini söyledi, ayrıca bu operasyonlar sırasında gösterilen ırkçı tutumun kabul edilemez olduğu konusunda çok güçlü bir mesaj göndereceğini taahhüt etti" dedi.

    ‘DOKUZ GÜVENLİK GÖREVLİSİ GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMAKTAN CEZALANDIRILMIŞ'

    Muižnieks, bölgedeki her ölümün ciddi bir şekilde soruşturulması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

    "Güvenlik görevlisi, sivil ya da terörist kim olursa olsun, her ölüm için etkili bir soruşturmaya ihtiyaç var. İçişleri Bakanı, dokuz güvenlik görevlisinin, teröristlerin çıplak cenaze fotoğraflarının paylaşılması da dahil olmak üzere görevini kötüye kullandıkları gerekçesiyle cezalandırıldığını söyledi. Ben de tüm insan hakları ihlal iddialarının ciddiyetle soruşturulmasını ve bu soruşturma sonuçlarının benzer ihlallere karşı caydırıcı olacak şekilde açıklanması gerektiğini belirttim. Ayrıca görüştüğüm birçok kişi Cizre'deki bodrumda ya da başka yerlerde olay yeri incelemesinin yapılmadığını, soruşturmadan önce buraların güvenlik görevlileri tarafından temizlendiğini söyledi. Bu iddiaları doğrulamak benim için çok zor. Yetkilileri, bu iddiaları araştırmaya çağırıyorum."

    Operasyonlarda zarar görenlerin tazminat almaları gerektiğini belirten Muižnieks, hükümetin Sur için aldığı acil kamulaştırma kararının da soru işaretleri barındırdığını ifade ederek "Yetkililer neden yıkılan binaları yeniden inşa edip mevcut mülkiyeti devam ettirmiyorlar, bu belli değil. Bu kararın mülkiyet hakkını nasıl etkileyeceği de belirsiz. Bazıları bunu ayrıca bir cezalandırma olarak algılıyor. Görüştüğüm bakanlar, bu kararın, halka daha hızlı yardım etme biçimi olduğunu söylediler. Bu kamulaştırma konusunda daha fazla ihtiyaç ve diyaloga ihtiyaç olduğu kesin" diye konuştu.

    ‘BU KADAR FAZLA CUMHURBAŞKANINA HAKARET DAVASI GÖRÜLMÜŞ DEĞİL'

    İfade özgürlüğü konusunun da Türkiye hakkında diğer kaygı verici bir konu olduğunu kaydeden Muižnieks, halihazırda Türkiye'de bin 845 cumhurbaşkanına hakaret davasının bulunduğunu ifade ederken "Bu, Avrupa'da görülmüş bir şey değil. Böyle davalar olmamalı. Venedik Komisyonu'nun da önerdiği gibi bu yasa yürürlükten kaldırılmalı. Diğer siyasetçilerin de hakaret davaları açma konusunda çok faal olduğunu görüyorum, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı da başı çekiyor. Daha önce de söylediğim gibi hakaret, ceza davası konusu olmaktan çıkartılmalı ve hakaret için orantılı olarak para cezası uygulanmalı" dedi.

    ‘YAYINLANMASINDA KAMU YARARI BULUNAN HİÇBİR HABER CASUSLUK OLARAK GÖRÜLEMEZ'

    MİT TIR'ları haberi nedeniyle tutuklanan ve Anayasa Mahkemesi kararıyla serbest kalan Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar'la da görüştüğünü bildiren Muižnieks, "Dündar ve Erdem Gül'ün davası birçok sorunun simgesi olarak karşımızda duruyor. Kamu yararı olan bir haberin yayınlanması hiçbir şekilde casusluk olarak görülemez. Bir güvenlik zaafı varsa güvenlik güçleri soruşturulmalı, gazeteciler cezalandırılmamalı" dedi.

    Muižnieks, Zaman ve Koza İpek grubuna yönelik el koymaların da kanıtlanmamış ‘teröre finans sağlama' iddialarıyla yapıldığını ifade etti.

    ‘BARIŞ İÇİN AKADEMİSYENLER BİLDİRİSİ BAŞKA HİÇBİR AVRUPA ÜLKESİNDE SUÇ OLUŞTURMAZ'

    Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayan dört akademisyenin tutuklandığını, birçok akademisyen hakkında soruşturma açıldığını ve işlerinden atıldığını kaydeden Muižnieks, "Barış İçin Akademisyenler bildirisini okudum. Avrupa Konseyi'nin başka hiçbir ülkesinde bu bildiri bir suç oluşturmaz. Bu akademisyenler serbest bırakılmalı ve kendilerine yöneltilen suçlamalar düşmeli, tüm hakları iade edilmelidir" dedi.

    Hükümetin eleştiriye ve farklı düşüncelere pek az hoşgörüsü gösterdiğini belirten Muižnieks, "Üç yıl önce Gezi olaylarından sonraki Türkiye ziyaretimde insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve protestoları destekleyen diğer insanlardan intikam alındığı algısı vardı. Şimdi de hükümetin terörle mücadele politikasını, Suriye politikasını eleştirenler ve yolsuzluk konusunu gündeme getirenler hakkında benzer endişelerim var" dedi.

    ‘CUMHURBAŞKANI ‘MAHKEME KARARINA UYMUYORUM' DERSE BUNUN YIKICI BİR ETKİSİ OLUR'

    AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır
    © REUTERS / Jussi Nukari/Lehtikuva
    Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Muižnieks, Türkiye'de hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konusunda da endişeler olduğunu ifade ederken "Yargının bağımsızlığı sadece yargı kararlarına değil siyasi liderlerin söylem ve eylemlerine de dayalıdır. Türkiye'deki siyasi liderlerin söylemleri, yargının gücünü zayıflatıyor ve halka yargının bağımsız olmadığının işaretini veriyor. Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymadığını ve karara uymayacağını söylediğinde, bu yargı sistemi üzerinde yıkıcı bir etki yaratıyor. Cumhurbaşkanı diğer siyasi liderlere önemli olanın sonuç olduğu, hukukun üstünlüğüne uymanın önemli olmadığını işaret ettiğinde bunun sistem üzerinde yıkıcı bir etkisi oluyor. İktidar partisi üyeleri çıkıp yasama, yürütme, yargı kontrolümüz altında deyince, yargının bağımsızlığına olan güvenin altı oyulmuş oluyor. Burada yargıya olan güvenin erozyona uğradığını görüyoruz. Barış İçin Akademisyenler bildirisinden söz etmiştim, yine burada Cumhurbaşkanı'nın akademisyenleri eleştirmesinin hemen ardından soruşturmalar başlatıldığında bu savcıların ve hakimlerin bağımsızlığı algısını baltalıyor" diye konuştu.

    ‘ZİYARET TAMAMEN TÜRKİYE'DEKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE YÖNELİKTİ'

    Muižnieks, basın toplantısının ardından Sputnik'e yaptığı açıklamada Türkiye ile AB arasındaki mülteci anlaşmasının görüşmelerinde gündeme gelmediğini, bu ziyaretinde sadece Türkiye'de yaşanan insan hakları ihlallerine odaklandığını belirtti. "Türkiye'ye, mülteci meselesi için değil de Türkiye'deki insanların durumunu incelemek üzere geldiğim için sivil toplumdan takdir gördüm. Benim görevim ve rolüm, hükümetlere insan hakları konusundaki uygulamaları iyileştirmek için yardım etmek. Bu açıdan ziyaretimin faydalı olacağını umuyorum" dedi.

    Muižnieks, "Umarım görüştüğüm bakanlar gündeme getirdiğim konuların takipçisi olurlar. Umarım İçişleri Bakanı, sivil ölümler ve rakamlar konusunda demokratik kitle örgütleriyle görüşme niyetini hayata geçirir. Umarım ırkçı söyleme ve sloganlara karşı sıfır hoşgörü politikasını uygulamaya devam eder. Umarım Adalet Bakanı ifade özgürlüğü konusundaki yasal düzenlemeler konusunda Venedik Komisyonu ve bizimle çalışır" diye konuştu.

    Etiketler:
    insan hakları, Nils Muižnieks, Diyarbakır, Türkiye, Ankara
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın