01:16 19 Şubat 2018
Ankara-1°C
İstanbul+ 8°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Özgürlükçü laikliği laikler kurabilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    AK Parti'nin dindar anayasa yapma iddiası büyük gerilim yaratırken, Koç Üniversitesi'nden Murat Somer'e göre Türkiye'de ‘çoğunluk dini' olduğu için İslamcıların ‘özgürlükçü sekülarizm' kurması zor. Somer'in iddiasına göre bunu yapabilecek olanlar yine laikler.

    Türkiye'de sistemin laik karakteri her geçen gün aşındırılırken, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın ‘laikliğin yeni anayasada olmayacağı' ve bunun yerine AK Parti'nin ‘dindar anayasa yapacağını' açıklaması büyük tartışmaları tetikledi. AK Parti'ye karşı çıkan toplumun yarıya yakınını oluşturan kesimler başta sosyal medya kampanyaları ve Türkiye'nin dört bir yanında gösteriler düzenleyerek itiraz bayrağı açtı. AK Parti şimdilik geri adım atmış görünse de iktidara yakın medya üzerinden konuyu ısrarla ısıtıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu ise Türk liberallerin de ‘Fransız modeli laikliği' çok keskin bularak bugüne kadar savunmakta beis görmedikleri ‘özgürlükçü sekülarizm' mefhumunu ortaya attı. Hatta Kürtlerin ağırlıkta olduğu HDP'li siyasetçilerin de bu kavramı sahiplenmesi dikkat çekti.

    Peki, Amerika'da Avrupa'nın monarşik düzenlerinden kopmuş farklı kimlikler arasında şiddetli çatışmalar da içeren mücadelelerden doğmuş olan ‘özgürlükçü sekülarizm', Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada tesis edilebilir mi? ‘Özgürlükçü sekülarizm' ve ‘otoriter laiklik' diyerek ortaya atılan kavramlaştırma çabalarını Koç Üniversitesi'nden Prof. Murat Somer ile konuştuk.

    ‘SEKÜLERLEŞME OSMANLI DÖNEMİNDE BAŞLADI'

    Somer, laikliğin fikir ve ifade özgürlüğünün en önemli güvencesi olduğunu belirtirken, tartışmanın Türkiye'de geçmişinin eski olduğunu, liberal siyasal aktörlerin özgürlükçü laiklik argümanlarını anımsattı. Ancak Davutoğlu ‘özgürlükçü laiklik' dediğinde neden bahsediyor, neyi kast ediyor? Murat Somer laikliğin iki temel prensibini şöyle anımsattı: "Din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü de bunun temel bir parçası. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. Yani devletin herhangi bir dini temsil etmemesi ve devlet işleri görülürken de belli bir dinin ayrıcalıklı bir etkisinin devlet işleri üzerinde olmaması." Avrupa tarihinde devletin dinin de üzerinde meşruiyet sağlaması sürecinde daha güçlü bir pozisyona geçtiğini anımsatan Somer, "Örneğin Avrupa'da devletlerin kendilerini Katolik kilisesinden ayırmaları, bunu yapmak için de Katolik kilisesi üzerinde bir tahakküm oluşturmaları" dedi. Aynı meselenin Türkiye'de de olduğuna atıf yaparken, sekülerleşmenin de cumhuriyetten de önce Osmanlı döneminde başladığını anımsattı.

    ‘ŞERİAT HUKUKU HİÇBİR ZAMAN SİSTEMATİK BİR HALE GETİRİLMEMİŞ'

    Fatih dönemindeki örfi hukuk, ‘mecelle' anımsatıldığında, "Dini hukukun devlet eliyle, devletin müdahalesiyle, devletin inisiyatifiyle daha modern daha kodlanmış sistematik bir hale getirilmesi. Yani şeriat hukuku var ama şeriat hukuku hiçbir zaman sistematik bir hale getirilmemiş" ifadelerini kullanan Somer, Cumhuriyet'in bu süreci devam ettirmekle birlikte bir kırılmaya da tekabül ettiği görüşünde:

    "Çünkü Osmanlı'nın yapmadığı, yahut yapmak istemediği bir şekilde din ve devlet işlerini çok daha sert bir şekilde ayırıyor. Ayrıca birinin özellikle sosyal hayattaki rolünü gene yukarıdan aşağıya olmak üzere çok daha azaltıyor. Eğitim olsun, sosyal hayat düzenlemeleri olsun. O zaman sadece devlet içinde örgütlenmiş din de değil sosyal hayatta Sufilerin etkisi de kırılıyor, tekke ve zaviyeler kapatılıyor. Tabii geleneksel dinin çok devlet işleriyle iç içe olduğu bir düzenden laik düzene geçerken bu otoriter, otoriterlik derken bunu kast ediyoruz."

    ‘LAİK ÖZGÜRLÜKLER DE KISITLANIYOR'

    ‘Otoriter laiklik' ile sadece dini özgürlüklerin değil laik bazı özgürlüklerin de kısıtlandığını savunan Somer, şöyle dedi: "Dolayısıyla hem özgürlükler yeterince sağlanamıyor, hem de laik özgürlükler zarar görüyor. Örneğin kutsal din duygularına hakaret etmek yasak. Elbette hakaret onaylanamaz ama bu tabii düşünce özgürlüğüne de zarar veriyor. Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetleri kitabını düşünün. Bazı insanlar bunun ne olduğunu bilmek isteyebilirler ama bir kitabın, ifadenin düşüncenin yasaklanması ortaya çıkıyor. Evrim teorisi deyince bazı insanlar için bu da dine aykırı görülebiliyor. Böyle kısıtlamalar eklenebilir."

    ‘FRANSIZLARA AMERİKAN MODELİNİ ALIN DESEK…'

    Somer, "Aydınlanma ve Fransız Devrimini yaşamış Fransızlara ‘ey Fransızlar siz özgürlükçü değilsiniz Amerikan modelini uygulayın' denilebilir mi diye sorulduğunda, Amerikan modelinin çoğunluk dininin bulunmadığı bir konjonktürde kurulduğu yanıtını verdi. Türkiye'ye gelince işin değişmesini ise ‘çoğunluk dini' bulunmasına bağladı:

    "Dolayısıyla biraz önce bahsettiğim din ve vicdan özgürlüğü, din ve devlet işlerinin ayrılması nasıl sağlanır böyle bir demografide diye sorduğumuz zaman, çoğunluğun devlet üzerinde, çoğunluk dininin devlet üzerinde fazla etkin olması ve bunu engellemek önemli bir sorun olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla bu çoğunluk dininin ifadeleri kontrol edilmeye çalışılıyor, yani otonom, dinden bağımsız bir devleti kurabilmek için. Bu kuruluş dönemindeki politikalar tabii daha sonra ılımlılaşıyor. Örneğin din eğitim alanında çok daha yaygınlaşıyor, devlet eliyle yapılmaya başlanıyor. Buradaki aslında sorun pratikte laiklik politikaları ılımlılaşsa bile, ideolojik anlamda Türkiye'de bir uzlaşma oluşmamış olması, laikliğin ne olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda. Bugün tabii gene böyle bir uzlaşmayı oluşturmamız mümkün diye sorduğumuzda, maalesef bundan uzaklaşmış olduğumuzu görüyoruz."

    Murat Somer'e göre, İsmail Kahraman yanlış bir yerden bir adım attı. Peki Davutoğlu? Somer'in yanıtı şu: "Davutoğlu'nun bahsettiği gibi özgürlükçü bir laiklik, yani bu ne anlama gelir, hem laik özgürlükleri hem dini özgürlükleri hem çoğunluk dininin özgürlüklerini hem azınlık gruplarının inanmama özgürlüklerine devletin yine çok karışmadığı, devletin daha nötr olduğu, sadece bu özgürlükleri korumaya çalıştığı tür bir laiklik modeli kast ediyor olsaydı…"

    ‘ÖZGÜRLÜKÇÜ LAİKLİĞİ LAİKLER KURABİLİR, DİNDARLAR DEĞİL'

    Nitekim Somer'e göre Türkiye'de ‘özgürlükçü laikliği' laikliği savunan siyasi aktörler çok daha kolay getirebilir: "Çünkü çoğunluğun dinini savunduğunu iddia eden daha çok dindar kesime dayanan siyasal aktörler özgürlükçü laiklik iddiasıyla yola çıktığı zaman iki sorun ortaya çıkıyor. Birincisi onların bu özgürlük problemlerine bakışlarını incelediğimiz de genellikle Sünni muhafazakâr çoğunluğun problemlerine yoğunlaştıkları, diğerlerini görmediklerini, Alevilere ya da laiklere özgürlük problemlerini önemsemiyorlar. İkincisi de bir güven sorunu ortaya çıkıyor. Onlar dediği zaman özgürlükçü laiklik, çoğunluk dininin daha özgür olması, daha da dominant baskın hale gelmesi ortaya çıkıyor."

    Somer bu açıdan 2008-2010 yılları arasında belki Türkiye'de daha çok laiklik taraftarı olan siyasal partiler ve CHP daha özgürlükçü bir laiklik üzerinde anlaşabilseydi bu sorunun daha çok uzlaşma ile çözülme imkanı olduğu iddiasında. Türkiye'de bunun tabanı olduğunu savunurken de ‘kadınlara' atıf yapıyor.

    İlgili konular:

    İlahiyatçı Kırbaşoğlu: Laiklik söylemi ve laiklik karşıtlığı taktiksel bir mesele
    AK Parti Sözcüsü: Biz militan laiklik anlayışının karşısındayız
    Erdoğan'dan TBMM Başkanı'nın laiklik açıklamasına ilk tepki
    TÜSİAD’dan Meclis Başkanı Kahraman’a laiklik tepkisi
    HDP'den laiklik tepkisi: AKP-Saray tarzı hilafeti ilan etmeyi başaramayacaklar
    Burhan Kuzu'dan 'laiklik' açıklaması
    Bahçeli'den 'laiklik' açıklaması: Bu doğru bir düşünce olmamıştır
    Meclis önünde 'laiklik' arbedesi: Gözaltılar var
    Anayasa Komisyonu Başkanı Şentop: AK Parti'nin anayasa teklifinde laiklik var
    TBMM Başkanı Kahraman: Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır
    Etiketler:
    Koç Üniversitesi, AK Parti, Murat Somer, Fransa, Avrupa, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın