15:22 20 Haziran 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    Fransa'da çalışma yasası krizi: Amaç sendikal gücü kırmak

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Fransa'da Sosyalist Parti hükümetinin çalışma yasası krizi aylardır kitleleri sokağa dökerken, Başbakan Manuel Valls, yasayı parlamentoyu atlayarak ‘kararname' ile yürürlüğe koyma resti çekince kendi partisi de karıştı. Sosyalist vekiller direnişe geçti.

    Fransa'da Başbakan Manuel Valls'in tartışmalı çalışma yasasını meclisten oylama yapmadan kararname ile geçirme yetkisini kullanacağını duyurması siyaset arenasını karıştırdı. İki aydır ülkede 'Gece Ayakta' başlığı altında sendikalar ve öğrenciler eylemler düzenlerken, Cumhurbaşkanı Françoise Hollande'ın Sosyalist Partisi içinde de küçük çaplı bir isyan yaşanıyor. Vekiller, Başbakan Valls'ın çıkışına tepkili. Nadiren kullanılan anayasal yetkinin genel kurulda oylama yapılmadan devreye sokulmasına itirazlar var.

    Peki yarı başkanlık sistemiyle yönetilen Fransa için bu gelişmeler ne anlama geliyor? Hollande'ın hükümeti çalışma yasasını niye değiştirmeye çalışıyor?

    RS FM'de Ceyda Karan'ın hazırlayıp sunduğu 'Eksen' programında konuşan Prof. Ahmet İnsel, itirazların hükümetin liberal ekonomik reformlarının Fransa'daki çalışma hayatına olası derin etkilerinden kaynaklandığını söyledi. Hükümetin işsizlikle mücadele gerekçesiyle önerdiği reformlarda haftalık 35 saat çalışma yerinde dururken, şirketler yerel sendikalarla konuyu maksimum 46 saate çıkacak şekilde müzakere edebiliyor; şirketlere maaş indirimleri esnekliği tanınıyor; işten çıkartma koşulları kolaylaştırılıyor; tatiller ve hamilelik gibi koşullar pazarlığa açılıyor.

    'EMEK PİYASASINI ESNEKLEŞTİRME YASASI'

    Fransa'daki sistemi yakından tanıyan İnsel, asıl kilit noktayı şöyle izah etti: "İkinci hamle çalışma yasasındaki değişikliklerde bir dizi önlemi Sosyalist Parti içindeki muhalifler ve sendikalar geri aldırdılar ama birkaç tane madde var. Sendikalar açısından bence en önemlisi bugüne kadar Fransa'da 1945'ten beri ulusal alanda temsil yetkisine sahip beş sendika bütün iş kollarında toplu sözleşme yetkisine sahipti. Şimdi getirilmek istenen değişiklik işletme temelinde çalışanların çoğunluğunun onayıyla yapılırsa eğer, bu toplu iş sözleşmesi iş kolunda geçerli olan sözleşmenin önüne geçiyor. Ulusal sendikaların pazarlık gücünü çok kıracak bir şey. Şirketlerin belki kendilerinin doğrudan emekçilerle pazarlığa oturması, kendi işçileriyle pazarlığa oturması veya işletmeye daha sadık yerel küçük sendikalar kurdurtmasıyla sonuçlanacak bir şey. Bunun yanında iktisadi nedenlerle işten çıkarma gerekçelerinin kapsamını genişleten önlemler var. Emek piyasasını esnekleştirme yasası bu."

    '49'A 3'ÜNCÜ MADDE'

    Fransa'da çalışma yasalarının kurallarının İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluştuğunu ve 1968'den sonra emekçiler ve sendikaların güçlü haklar elde ettiğini anımsatan İnsel, "Almanya'da 2000'lerde ciddi değişiklikler, budamalar yapılmıştı. Fransa'da kısmı olsa da zaman zaman yapıldı ama şimdi ciddi bir direnişle karşılaşıyor" vurgusu yaptı. İnsel'e göre Sosyalist Parti'deki direnç de bu yüzden: "570 vekilli mecliste Sosyalist Parti'den 288 milletvekili var. Sağ partilerinde 226 milletvekili var. Mecliste 30 Sosyalist milletvekilinin bu yasayı oylamaması söz konusu. Bu da yasanın geçmemesi anlamına geliyor. Yeşiller hareketi de buna karşı."

    Valls ise bu direnci Anayasa'da bulunan 49'a 3 dedikleri madde ile aşmaya çalışıyor. İnsel'in deyişiyle, "Hükümetin sorumluluğunu öne çıkartıp, yasayı tartışmadan yürürlüğe sokmak." Ancak buna karşı parlamentoda gensoru verilmesi ihtimali de açık.

    Hükümetin kararname yetkisini "anti-demokratik" diye niteleyen İnsel, "Tabii bu demokratik değil çünkü mecliste madde madde görüşülmesini engelliyor. Hükümet buna demokratik bir kılıf vermek için meclis komisyonunda hazırlanan bir dizi önergeyi, yanılmıyorsam 35-38 önergeyi yasaya dahil etmeyi kabul etti. Ama sonuçta Sosyalist Parti açısından, Manuel Valls açısından, demokrasi açısından çok övünülecek bir durum değil" dedi.

    ‘YARI BAŞKANLIK BAŞKANA FAZLA YETKİ VERMİYOR'

    Öte yandan Fransa'da yarı başkanlık sisteminin başkana sanıldığı kadar yetki vermediğini belirten Ahmet İnsel, "Kanun yapma açısından hâlâ hükümet ve parlamentonun etkili olduğunu ve başkanın kararname yetkisi de bulunmadığını, hepsinin başbakana bağlı olduğunu" belirtti. İnsel, Türkiye'deki tartışmalara ışık tutacak şekilde şu izahatı yaptı: "Bizde Erdoğan'ın istediği gibi başkanlık kararnamesi gibi bir şey yok burada. Esas itibari ile hükümete istediği zaman başkanlık etme yetkisi var ama kanun çıkarma açısından cumhurbaşkanın eli kolu bağlı durumda Fransa'da. Tam da Erdoğan'ın istediği yasama yetkisinin de kendisine bağlı olması."

    AB'NİN 'TERÖR TANIMIYLA' DERDİ NE?

    Martin Schulz - Volkan Bozkır
    © AA / AB Bakanlığı
    Ahmet İnsel'le Türkiye ile AB arasındaki sığınmacı anlaşması ve karşılığında sunulan vize liberalleştirilmesi tartışmasını da konuştuk. Avrupa Parlamentosu Türkiye'nin 72 koşuldan beşini karşılamadığı için anlaşmaya onay vermezken, kilit unsuru ‘terörle mücadele yasasında revizon' oluşturuyor. Meselenin aslı ise Türkiye'deki ve AB'deki 'terör' tanımında düğümleniyor.

    Prof. İnsel durumu şöyle izah etti: "AB'nin terör tanımının ve cezai suçların tanımının iyice belirginleşmesi talebinin arkasında yatan çok geniş kapsamlı bir terör ve siyasi suç tanımının olduğu yerden çok fazla siyasi iltica talebi geleceği endişesi. Siyasi mültecileri kabul etmek zorunda kalacaklar, vize sistemi de olmadığı için."

    'GERÇEK ANLAMDA TERÖR EYLEMİ YAPMIŞLAR İÇİN İSTENMİYOR'

    İnsel, durumu Gülen cemaatinden hareketle şöyle açıkladı: "Örneğin Türkiye'de Gülen cemaatine üye olup, terör örgütü şüphesiyle soruşturma başlatılan kişiler rahatlıkla Türkiye'den yurtdışı yasağı konmamışsa Avrupa'ya gelip kendilerini siyasi mülteci olarak kaydettirebilecekler. Çünkü Fetö terör örgütü Avrupa'da terör örgütü olarak tanımlanması mümkün olmayan bir örgüt. Silah yok, ortada bir şey yok. Avrupa'nın terör örgütü tanımının doğru dürüst yapılması talebinin tam yapabileceğimiz en açık örneği Ergenekon terör örgütü, Feto terör örgütü, bombası ve silahı olmayan ama kitapta terördür deyip terör örgütüne yardım ve yataklık. Can Dündar ve Erdem Gül davalarındaki ilk iddianamedeki şey öyleydi hatırlarsanız. Gerçek anlamda terör eylemi yapmış kişilerle olan kanunun değişmesini talep etmiyorlar tabiki de. Ankara bombacısının terör eylemcisi olmaktan çıkartılıp, orada havai fişek atan bir kişi konumuna düşürülmesini elbette talep etmiyorlar."

    'TÜRKİYE'NİN AMACI BAŞKA…'

    Türkiye'de şu anda 'Gülen terör örgütü üyeliği ve yardım/yataklıktan' 1300 kadar kişinin tutuklu bulunduğunu belirten İnsel, "Aynı şekilde KCK içinde aynı şeyi yapmışlardı, dolayısıyla gerçek anlamda terör yani bir kişinin ya da bir grubun uyguladığı fiziki şiddet. Bombalama, suikast, intihar eylemi dışındaki eylemler, örneğin bir örgütlenme terör eylemi olarak ele alındığında bunun kapsamı çok genişlediği için de Türkiye şu an terör yasası vasıtasıyla ciddi bir siyasal muhalefetine çeşitli kesimler olabilir, aydınlar olabilir, barış için akademisyenler bildirisi de terör örgütü propagandasından soruşturma açıldı. Türkiye'nin amacı gerçek anlamda bomba patlatanları cezalandırmak değil. Türkiye sonuçta terör kavramını bu kadar geniş tutarken, kendisinin bir devlet, siyasal baskı aracı olarak terör kavramının kullanılmasının sınırlandırılmasına karşı çıkıyor."

    İlgili konular:

    AB ile Türkiye arasında 'terör' gerilimi tırmanıyor
    ‘AB-Türkiye anlaşmasının başarısız olması, Erdoğan’ı da kötü etkiler’
    Etiketler:
    Çalışma yasası, Vize serbestisi, AP, AB, Ahmet İnsel, Manuel Valls, Fransa, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın