09:45 24 Haziran 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘İçeride İslami rejim, dışarıda radikal İslamla mücadele'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    2016'da Türkiye dış politikasını değerlendiren Fatih Yaşlı'ya göre geride kalan yılda 'esnaf zihniyetiyle' bir tür 'denge ve blöf' siyaseti uygulandı.

    Rusya'nın uçağını düşürmenin bedelini Ankara'ya ödettiğini belirten Yaşlı, 2017 için "İronik bir şeklde kendisini siyasal İslam'ın Türkiye'deki temsilcilerinden biri gören iktidar eliyle, belki de Ortadoğu'daki diğer radikal İslami gruplar bir tasfiye sürecine uğrayacaktır" öngörüsünde bulundu.

    Türkiye 2016 yılında hem iç hem de dış politikada tarihi nitelikte dönüşümler yaşadı. Ankara'nın Suriye siyasetinde U dönüşü yaparak Rusya ve İran ile uzlaşma halinde Astana masasına öncülük etmesi dönüm noktalarından biri sayılıyor.

    2016'da dış politikanın şekillenmesi, bunun 2017'de Rusya ve Batı ile ilişkilere etkilerine Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden Yard. Doç. ve Birgün gazatesi yazarı Fatih Yaşlı ile konuştuk.

    ‘UÇAK DÜŞÜRMEDEN BUGÜNE ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ'

    24 Kasım'daki Rus uçağının düşürülmesinden Rus Büyükelçi Andrey Karlov'un öldürülmesine kadar geçen sürede Türkiye'nin dış politikasında çok fazla şeyin değiştiğini belirten Yaşlı'ya göre, bu ikisi arasındaki zaman dilimi Rusya ile ilişkilerin değişimini ortaya koyuyor.

    Yaşlı Rus uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan havaya ilişkin "Sadece 1 yıl önce 24 Kasım 2015'te Rus uçağı düşürüldüğünde Türkiye'de özellikle milliyetçi-muhafazakar İslamcı çevrelerde müthiş bir sevinç vardı. Adeta bir bayram havası vardı. İlk kez bir NATO ülkesinin Rus uçağı düşürmesinden bahsediliyordu. Moskova seferi yapmaktan atlı seferler yapmaktan bahsediliyordu. Yakarız, gerekirse direniriz şeklinde bir hamaset havası güdülmekteydi. Sadece tabanda değil, yöneticilerin açıklamaları da böyleydi" sözleriyle yaşananlara dikkat çekti.

    'RUSYA UÇAĞINI DÜŞÜRMENİN BEDELİNİ ÖDETTİ'

    Rus büyükelçi öldürüldüğünden sonra yapılan açıklamalarınsa bundan tamamen farklı olduğunun altını çizen Yaşlı, şöyle devam ettİ:

    "Bu sefer müthiş bir aciliyet duygusuyla, ‘Rus büyükelçinin vurulmasıyla asla bizim alakamız yok. Bunu FETÖ yaptı, cemaat yaptı' deyip, doğrudan —çünkü bir sene öncesinde de Rus uçağı sahiplenilmişti ama zamanla bu uçağı düşürenin FETÖ olduğu da iddia edilmişti- Dolayısıyla bu ikisi arasındaki zaman dilimi Rusya ile ilişkilerinin ne derece değiştiğini gösteriyor. Bu zaman dilimi içerisinde Rusya olabildiğince bütün gücünü kullanarak Türkiye'ye Rus uçağını düşürmenin bedelini ödetti adeta. Türk ürünlerini almadı, turistleri göndermedi, diplomatik baskı yaptı, siyasi baskı yaptı ve bu bize dış politikadaki maceracılığın ve hamasetin bedelinin ne olabileceğini reel politik açısından gösterdi. Rusya'ya yönelimin nedeni sadece Rusya'nın Türkiye'ye yapmış olduğu baskı değil. Bambaşka bir durum var o da '15 Temmuz'.

    'BATI'NIN DARBECİLERİ DESTEKLEYEN BİR TAVIR ALDIĞI ORTAYA ÇIKTI'

    Fatih Yaşlı, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesinde ve Rusya ile yakınlaşmasında 15 Temmuz'un bir dönüm noktası olduğunu da anımsattı. Yaşlı'ya göre, darbe girişiminden sonra AKP hükümeti rotayı İran ve Rusya'ya kırmaya mecbur kaldı:

    "15 Temmuz günü cemaatin gerçekleştirmeye çalıştığı, AKP'ye, eski ortağına yönelik bu darbe, çok açık bir şekilde Batı tarafından desteklendi, hoş görüldü. CIA'in Pentagon'un bu işin içinde olma ihtimali, yoksa bile önünü açmış olma ihtimali var. Önünü açmamış olsa bile, darbe gecesi ve sonrasında hem ABD'nin hem AB'nin darbeye hayırhah bir tutum içinde olduklarını gördük. Yani AKP rejimi devrilseydi, Avrupa ve ABD darbecileri bir şekilde meşru gören, onlarla ilişkileri devam ettiren bir tutum, hatta destekleyen bir tutum alacaklardı. Bu çok açık bir şekilde ortaya çıktı.Hangi iki ülke darbe sürecinde Türkiye'nin yanında durdu? Aslında o tarihe kadar kanlı bıçaklı olan Rusya, diğeri ise Ortadoğu'da izlenen mezhepçilik siyaseti nedeniyle karşıya alınan İran. Bu iki ülke de muhtemelen darbenin Amerikancı, Batıcı karakterini gördükleri için, AKP hükümetinin arkasında yer aldılar. Dolayısıyla 15 Temmuz sonra AKP iktidarı bir zorunluluk nedeniyle, rotayı birden bire İran ve Rusya'yı kırmaya mecbur kaldı."

    'SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİ BATI İLE BAĞLARINI KOPARTAMAZ'

    Türkiye'nin emperyalist kamptan, Batı bloğundan tamamen ayrıldığını, Avrasya bloğuna geçtiğini, dünyadaki dengeler açısından söylemenin mümkün olmadığını ifade eden Yaşlı, "Türkiye kapitalizminin nesnelliği de AKP'nin ideolojisini oluşturduğu siyasal İslam da emperyalizmle Türkiye'nin bağlarının koparılacağına dair bize bir işaret vermiyor" dedi. AKP dış politikasının bir tür esnaf zihniyeti ile gerçekleştirildiği yorumunu yapan Yaşlı, "Bir yandan Amerika'ya göz kırmaya devam ederim, (ABD Başkanı seçilen Donald) Trump iktidara geldiğinde bizimle çalışabilir, öte yandan Rusya'ya yanaşırım, aynı anda İran'a yanaşırım ama öte yandan Suudi Arabistan ve Katar ile de ilişkilerimi devam ettiririm, bir yandan Suriye ateşkesinin garantörü olurum ama öte yandan Esad rejimi ile ilişkilerimi herhangi bir şekilde düzeltmem gibi tuhaf, şark kurnazlığına dayanan bir politika ile karşı karşıyayız. Ortada mutlak anlamda bir eksen kaymasından ziyade bir tür denge ve blöf zihniyeti olduğunu ve bunun eninde sonunda Türkiye açısından olumlu bir sonuç doğurmayacağını, dış politikanın böyle bir zemin üzerine kurulamayacağını, gerçekleştirilemeyeceğini düşünüyorum" tespitinde bulundu.

    ‘KARŞIMIZDA ANTİ-EMPERYALİST BİR İKTİDAR YOK'

    Kapitalizmin sistem içinde bir kriz yaşadığını savunan Yaşlı, AB'de yaşanan Brexit süreci, sığınmacı krizi ile ABD'de Trump'ın radikal sayılabilecek vaatlerle başkan seçilmesinde değindi. Yaşlı, Türkiye'nin hesabını bu yaşanan krize göre yaptığının altını çizerek şu analizi yaptı:

    "Kapitalizm 2008'den itibaren başlayan hatta 70'lerin ortalarından başlayan bir krizin içinde debelenip duruyor. Bu yüzden emperyalist hiyerarşi içerisinde saflar bir egemenlik savaşı veriyorlar. Rusya'nın Ortadoğu sahnesine hızlı bir girişi ve ABD hegemonyasını Ortadoğu özelinde geriletmesi. Dengeler değişirken AKP dış politikasını bu dengelerin değiştiği hesabıyla yapıyor. Ama yine de şunu görmek lazım Türkiye'nin ithalat, ihracat rakamları, Türkiye sermayesinin Batı ile kurduğu ilişki, ABD ve NATO ordusuyla Türkiye ordusu arasında 60-70 yıllık ilişkiler. Bunların hepsini toplayıp siyasal İslam'ın en başından beri emperyalizmin kucağında palazlanıp büyüdüğünü de eklersek, en azından bugünkü kadrolarla Türkiye'nin bundan daha fazlasını yapamayacağını düşünüyorum. Kaldı ki yaptı bir şekilde safını kesin bir şekilde değiştirdi. Bunun Türkiye'nin iç siyasetine yansımasının nasıl olacağına bakmak zorundayız. Yani içeride İslamofaşist bir rejim kurulacaksa, içerde tek adam diktatörlüğü kurulacaksa, içerde gazeteciler hapse atılmaya, akademisyenler uzaklaştırılmaya devam edecekse, Türkiye'nin bu anlamda emperyalist bloktan ayrılmasını tek başına olumlayabileceğimiz bir durum yok. Muhalifler de zaten Batı uşağı, ABD uşağı gibi bir söylem içerisine girme ihtimalleri var. Dolayısıyla rotayı değiştiriyorlar, artık karşımızda anti-emperyalist bir iktidar var gibi bakmanın doğru olmadığı kanaatindeyim."

    'TRUMP'IN SADECE CEMAATİ KARŞISINA ALACAĞINI DÜŞÜNMEK HAYALCİLİK'

    20 Ocak'ta görevi halefi Trump'a devretmeye hazırlanan ABD Başkanı Barack Obama'nın da ilk geldiği ülkelerden birinin Türkiye olduğunu söyleyen Yaşlı, "AKP hükümeti Obama geldiğinde de aslında onunla çok rahat çalışabileceklerini hesapladı. Ama bu böyle olmadı. Değişen Obama değil AKP'nin iç politikalarıydı. Benzer bir umut Trump için geçerli. Bunu da genelde Trump'ın cemaate olan düşmanlığı. Unuttukları şey şu AKP'nin kendisi cemaat gibi olmasa da siyasal İslamın başka bir fraksiyonunu teşkil ediyor. Trump iktidarının sadece cemaati karşısına alacağını, ama Türkiye'deki diğer siyasal İslami fraksiyonlarla iyi geçineceğini düşünmek hayalcilik olur" diye konuştu.

    'AKP HÜKÜMETİ TRUMP'IN DA İŞİNE YARAYABİLİR'

    Trump'ın ekibinde dış politikayı şekillendirmesi beklenen isimlerin, siyasal İslam'a karşı olmak bir yana neredeyse İslamofobik denilebilecek karakterde olduğuna dikkat çeken Yaşlı, "Trump iktidarı AKP iktidarını kendisi açısından ne kadar işlevsel görüyor, acaba gerçekten çalışmak isteyecek midir, bunlar soru işaretleri. Belki de şöyle şeyler olacaktır, Türkiye'deki bir İslami siyasi fraksiyon, ABD'nin Ortadoğu'da siyasal İslamla mücadelesinin koçbaşı olabilecektir. Böyle de ironik, oksimoron bir durum ortaya çıkabilir. Yani AKP hükümeti Trump'ın da işine yarayabilir" tespitini yaptı.

    ‘TÜRKİYE'DEKİ SİYASAL İSLAM ELİYLE ORTADOĞU'DAKİ RADİKAL İSLAM TASFİYE EDİLEBİLİR'

    Siyasal İslam'ın Türkiye'deki en önemli geleneğinin, 2016 yılına gelindiğinde, içeride İslami bir rejim kurmaya çalışırken, dışarıda büyük güçlere ‘Bakın ben radikal İslam'la mücadele edebilirim' diye sunduğunu belirten Yaşlı, "İç politikadan örnek vereyim. Hep şöyle denilegelmiştir, denilir ki İsrail ile yapılan anlaşmaların altında Erbakan'ın imzası vardır, Öcalan'ın asılmasını engelleyen yasa değişikliğinin, AB uyum yasalarının altında Bahçeli'nin imzası vardır, dolayısıyla kendilerine düşman olarak gördükleri unsurlar bir şekilde bu isimler üzerinden yeni bir uzlaşı kurulmuştur diye… Belki de böyle ironik bir şekilde, kendisini siyasal İslam'ın Türkiye'deki temsilcilerinden biri olarak gören iktidar eliyle, belki de Ortadoğu'daki diğer radikal İslami gruplar bir tasfiye sürecine uğrayacaktır. Bakıldığı zaman doğru. Halep'ten çekilişte, ateşkesin sağlanmasında Türkiye'nin Rusya ile olan bağlantısı var. Ama aynı zamanda Tayyip Erdoğan ne diyor? Anlaşabilirsek, Rakka'ya da yürüyeceğiz diyor. Dolayısıyla, şu anda El Bab ile IŞİD ile savaşılıyor. Yarın bir gün Rakka'da yeni bir cephede IŞİD ile savaşılabilir" dedi.

    ‘EL BAB, RUSYA İLE ANLAŞMA KARŞILIĞINDA ŞAM YÖNETİMİNE DEVREDİLEBİLİR'

    TSK'nın El Bab'dan çekilmesinin içerde ordunun Suriye'de tutunamadığı, bir grup militan karşısında kenti ele geçiremediği gibi sorunları da beraberinde getireceğini söyleyen Yaşlı, "El Bab ele geçirildikten sonra buranın Rusya'nın isteği ile Suriye'ye devredilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Çünkü TSK orayı elinde uzun tutamaz. Eninde sonunda, bir şekilde orada bir yönetimin kurulması, yani ya Şam'a devredilecek ya da özerk bir bölge kurulacak. Ama o özerk bölgenin de sadece Türkiye tarafından dile getirilen ‘Uçuşa yasak bölge' ya da ‘Güvenli bölge' olarak ilalebet sürdürülmesi mümkün değil. Kısa vadede ben bir çekilme beklemiyorum. Bab savaşı devam edecektir. Ama ondan sonra nelerin olacağını, Rusya ile koridorun birleşmemesi karşılığında ve aynı zamanda Suriye ile, burayı artık Suriye ordusuna devrediyoruz diyerek sınırın daha yakın bir bölgesine doğru çekilmesi söz konusu olabilir" değerlendirmesi yaptı.

    Etiketler:
    AK Parti, CIA, NATO, Donald Trump, Barack Obama, Fatih Yaşlı, Suriye, ABD, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın