04:23 24 Ağustos 2017
Ankara+ 14°C
İstanbul+ 22°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'İsrail-Körfez ittifakı iddiaları abartılı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 47263

    Moşe Dayan Merkezi'nden Ceng Sağnıç, Trump yönetiminin İran'a karşı Körfez monarşileri ile İsrail'i 'NATO tipi' ittifakta buluşturmayı hedeflediği iddialarını 'abartılı' buluyor. Artık Filistin sorunundan daha mühim sorunlar olduğuna işaret eden Sağnıç, Suudilerin Körfez'deki Şii nüfus nedeniyle 'İran kaygılarına' atıf yaptı.

    Suriye savaşı Ortadoğu’daki ittifak sistemini de etkilerken, son dönemde Suudi Arabistan ile İsrail’i yakınlaştırdı. Ulus devletleşme sürecinden miras en keskin sorun olan Filistin meselesi çözülememiş ve Arap-İsrail barışı tesis edilememişken, diğer yandan İsrail ile Körfez’deki monarşiler arasında iletişim kanalları görünür hale geldi.

    2015 ortalarından beri İsrail ve Suudi Arabistan temsilcileri açık platformlarda birlikte görüntüler, karşılıklı ziyaretler de yapıldığı medyaya yansıdı. Hal böyleyken ABD’de Donald Trump yönetiminin işbaşına gelmesiyle farklı iddialar ortaya atılmaya başlandı. Son olarak Die Welt gazetesi, Trump yönetiminin Ortadoğu’da İran’a karşı Körfez monarşileri ile İsrail’in de katılacağı NATO tipi bir ittifak tesis edebileceği iddialarına yer verdi.

    İsrail ile Suudi Arabistan ve Körfez ilişkilerini Moşe Dayan Merkezi’nden Ceng Sağnıç ile konuştuk.

    'ÖNCE DİPLOMATİK İLİŞKİ GEREKİR'

    Ceng Sağnıç’a göre, Körfez ülkeleri ile İsrail’in çıkarları tam uyuşmasa da iki taraf da Batı müttefiki ülkeler. Ancak iç siyasetlerindeki demokratik doğa ve yönetim anlayışlarının uyuşmadığını belirtirken, dış politikada bunun belirleyici olmadığını anımsatan Sağnıç, denklemdeki İran unsuruna dikkat çekti ve “İsrail ile Körfez ülkelerini aynı noktaya getiren elbette ki, Obama dönemindeki İran etkisinin Ortadoğu’da çok genişlemiş olması” dedi. Die Welt’in haberinde atıf yapılan NATO benzeri yapılanma ve İsrail’in uzaktan destek verebileceği üzerine konuşalacak fazla bir şey bulunmadığını söylerken, “Herhangi bir  somut bir bilgi yok. Bilmemiz de mümkün değil” diyen Sağnıç, şu değerlendirmede bulundu: “Çünkü zaten Körfez ile İsrail arasında böyle bir diplomatik ilişki yok. Böyle bir askeri ittifakın kurulabilmesi için içerden ya da dışardan ilişkiler farketmez, öncelikli olarak diplomatik ilişkilerin kurulması gerekir. Onun için de öncelikle Körfez ülkelerinin sunduğu Filistin Barış Planı’nın kabul edilmesi gibi uzun bir süreçten bahsetmek gerekiyor.”

    'YEMEN SAVAŞIYLA KÖRFEZ'DE ZATEN İTTİFAK OLUŞTU'

    Kısa süre önce İsrail Savunma Bakanı Lieberman İsrail ile Suudi Arabistan’ın ittifak teklifine dair yorumları söz konusu. Ancak Die Welt’in haberini ‘abartılmış’ bulduğunu söyleyen Sağnıç, olası bir ittifak ve siyasi yakınlaşma için Filistin sorununda çözüm ve siyasi anlaşma ile İsrail’le barış anlaşması gerektiğine atıf yaptı. Sağnıç, “Yani ben aslında Die Welt’in yaptığı analizi Körfez’deki askeri girişimi yakından takip eden birisi olarak çok doğru bulmakla beraber biraz da abartılmış olduğunu düşünüyorum. Çünkü zaten Körfez’de bir askeri ittifak var. Üçlü askeri ittifak var ve bu üçlü askeri ittifakın yönettiği çok büyük ve başarılı operasyonlar var zaten” ifadelerini kullandı.

    'İSRAİL'İN DESTEĞİNİ BEKLEMEK ANLAMLI DEĞİL'

    Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun yaklaşık iki senedir Yemen’de sürdürdüğü hava operasyonlarının ‘başarısız olduğu’ yorumlarına katılmayan Sağnıç, şu değerlendirmede bulundu: “Koalisyon kendi çıkarlarını iyi bir şekilde koruyor aslında. Yani Yemen’in batısında operasyon devam ediyor. Zaten ticaret yolları için çok ciddi bir anlam taşıyor. Ticaret yollarının güvenliği için yapılan bu adımlar zaten Körfez’de NATO’vari bir girişimin olduğunu ve bu askeri ittifakın devam ettiğinin göstergesi."

    Bu ittifakın başlangıcı için 2011’e Bahreyn’deki iç karışıklığı koyan Sağnıç, Suudi Arabistan’ın bu karışıklığa müdahale ettiğini anımsattı. Sağnıç, “Böylesi bi askeri ittifak zaten devam ederken buna İran ile benzer çıkar çatışması yaşayan İsrail’in dışardan ya da sessiz bir destek verip vermeyeceğini beklemek aslında pek anlamlı değil. Zaten böyle bir destek beklemiyor. Bu desteğin somut bir karşılığının olmasını beklemek de yanlış olacaktır” tespitini yaptı.

    'ARTIK FİLİSTİN SORUNUNDAN DAHA ÇETREFİLLİ SORUNLAR VAR'

    Artık Ortadoğu’da Filistin sorununun en büyük sorunu teşkil etmediği ve çok daha çetrefilli sorunların bulunduğunu Sağnıç, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunun başında irrasyonel aktörler ile girişilmiş sorunlar var, IŞİD gibi, İran destekli milisler gibi… Yani İsrail tarzı diplomatik yaklaşımların herhangi bir şekilde başarılamayacağı irrasyonel aktörlerin Ortadoğu’nun tamamında başlattığı süreçler var. Bu süreçler Filistin sorunundan çok daha büyük bir soruna tekabül ediyor. Hal böyle olunca Körfez ülkeleri Filistin sorunu algılarının değiştiğini düşünmek çok abes bir düşünce olmayacaktır. Fakat bununla ilgili elbette hiçbir resmi açıklama Filistin sorununun gündemden çıktığını işaret etmiyor. Aynı şekilde hiçbir resmi açıklama Suudi Arabistan’dan İsrail’e bir heyet gittiğini veya resmi görüşmelerin olduğunu söylemiyor.”

    'İRAN DESTEKLİ HUSİLER, RİYAD İÇİN CİDDİ TEHDİT OLUŞTURUYOR'

    Sağnıç, değerlendirmesinde Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşında hasım güç Husilerin son dönemdeki askeri etkinliklerini de örnek gösterdi. Husilerin ‘İran destekli’ olduklarını söyleyen Sağnıç, Riyad’ın tehdit algısına şu sözlerle dikkat çekti: “Yani İran destekli Husilere bundan 1 ay önce askeri bir üssü balistik füze ile vurduklarını iddia ediler. Husiler açıkça İran’dan destek aldıklarını söylüyorlar. Bunda İran’ın payı ne kadar var ya da yok tartışılır. Fakat buradaki vekil güçlerin Yemen’deki varlığı Suudi Arabistan için çok ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu tehditin bununla birlikte Körfez ülkelerinin ticaret yolları açısından tehdit olduğunu görmek gerekiyor.”

    ‘ABD ASKERİ KIZILDENİZ'DEKİ VARLIĞINI ARTTIRDI'

    Bu süreçte ABD’nin de Kızıldeniz’deki askeri varlığının arttığını anımsatan Sağnıç, gelişmeleri şu sözlerle özetledi: “Bunun da başında gelen sebeplerden birisi Kuzey Yemen’i kontrol eden Husilerin ve onlarla bağlantılı grupların ticaret gemilerine karşı oluşturduğu tehdit. İki Suudi Arabistan gemisi son iki üç ay içerisinde saldırıya uğradı. Bir iddiaya göre ABD tarafından kabul edilmese de, ABD destroyerleri Yemen’de Husi pozisyonlarını vurdular geçen ay. ABD Genelkurmayı 31 Ocak’ta gerçekleşen saldırının İran destekli Husiler tarafından yapıldığını ilk defa kabul edilmesi oldu bir başka ilk.”

    'BÖLGEDE KİMSE DEMOKRASİYE İNANMIYOR, KİMSE ILIMLI FİKİRLERE SAHİP DEĞİL'

    Peki Körfez ülkeleri zaten mutlak monarşilerle yönetilirken, Suriye’de destekledikleri cihatçı unsurlar üzerinden sözünü ettikleri ‘demokrasi gündemi’ ne anlama geliyor?

    Ceng Sağnıç’a göre, “Suriye’deki denklemde hiçbir aktör demokraiye inanmıyor” ve “kimse ılımlı fikirlere sahip değil”. Şam yönetimi etrafındaki gruplaşma seküler karakterde olduğu görüşünü dile getirirken, “Bu fikirlerin İslamcı olması veya olmaması farklı bir nokta” diyen Sağnıç, karşıt bloğa yönelik ithamlar için “Körfez ülkelerinin el Kaide’nin ya da IŞİD’in arkasına olduğu gibi spekülasyonları ortaya koyabilmek için çok ciddi somut şeylere ihtiyacımız var” yorumu yaptı. Ancak Suriye’deki dumuda Körfez ülkelerinin Yemen’deki ve nüfusunun üçte ikisini Şiilerin oluşturduğu Bahreyn’deki algılarının da etkisinin büyük olduğunu belirten Sağnıç, süreci şu sözlerle özetledi.

    “Geçtiğimiz 3 yıl içerisinde Suudi Arabistan’ın Katif’te çok ciddi sorunlar yaşandı. Bu sorunların Bahreyn ile de bağlantısı var. Bahreyn’de güçlenmiş bir Şii hareket var. Bahreyn’deki Şii muhalefetin gelişen mezhepsel algısı dolayısıyla elbetteki Suudi Arabistan’daki Şiiler üzerinde ciddi bir etkisi var. Buradaki Şii sorunu çözülmüş değil. Benzer şekilde haritaya bakılırsa Yemen’in olmadığı bir Suudi Arabistan bir kara devletine dönüşmüş olacak yüzde 70 oranında.”

    'DEMOKRASİLERDEN ZİYADE RASYONEL AKTÖRLERE YOĞUNLAŞMALI'

    Ortadoğu’da demokrasilerden ziyade rasyonel aktörlere yoğunlaşmak gerektiğini düşünen Sağnıç, “İçişlerinde demokratik olmaları farklı birşey ama rasyonel davranan aktörler ile ilgili yorumlar yapmayı daha doğru biliyorum. Çünkü Ortadoğu’nun tamamında demokrasi dediğimiz şey kültür olarak ya da sekülerizm batılı bir kült olarak yerleşmiş değil” görüşünde.  “Farklı formları Katar’da, İran’da, hatta Mısır’da zuhur ediyor. Hal böyle olunca tanım olarak demokrasi pek ortaya çıkmıyor. Veya ideolojik yayılmacı anlayış sadece Suudi Arabistan’a has bir şey değil” diyen Sağnıç, şöyle devam etti: “Yemen’de Hizbullah’ın da varlığından bahsediliyor. Bu da bir ideolojik yayılmacılık. Türkiye Kürtlerine bağlı örgütler Irak’ın içerisinde bulunuyorlar. Bu da bir ideolojik yayılmacılık. İdeolojik yayılmacılık herkes için geçerliyken, bunu ortaya koymanın pratik bir manası yok.”

    Etiketler:
    Die Welt, Husiler Hareketi, Hizbullah, IŞİD, NATO, Kızıldeniz, Körfez ülkeleri, Bahreyn, Yemen, Katar, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, İran, İsrail, Irak, Suriye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın