09:52 21 Ekim 2019
Canlı Yayın
    Eksen

    'Ne AB ne de Türkiye fişi çeken taraf olmak istiyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Yazarı
    0 26
    Abone ol

    Sertaç Aktan’a göre Avrupa Parlamentosu'nun (AP) OHAL Türkiyesi ile müzakerelerin ‘gecikmeden askıya alınmasını’ salık veren raporuna rağmen “Ne Avrupa Birliği (AB) ne, de Türkiye fişi çeken taraf olmak istemiyor”. Aktan’a göre bu tutum Türkiye’yi ekonomik açıdan olumsuz etkileyecek.

    OHAL Türkiyesi’nde hukukun üstünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılması ve gazetecilere muamelelere dair Avrupa’dan eleştiriler bitmek bilmezken, Ankara’dan yeniden işe koyulmak arzusunu dile getiren beyanatlar karşılığını bulmuyor. Son olarak Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin ‘gecikmeden askıya alınmasını’ salık veren raporunu ortaya koyarken, iplerin kopma noktasına geldiği tespitleri yapılıyor.

    Bu iklimde AK Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamburg’daki G20 zirvesinde Avrupalı liderlerle görüşecek. Öncesinde Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği önündeki ‘meydan dayağı’ türünden bir olayın yaşanmasından çekinilirken, şimdiden uyarılar eksik edilmiyor.

    Son gelişmeler ışığında, Türkiye-AB ilişkilerini ve yaklaşan Hamburg zirvesindeki durumu Strasbourg’dan AB Uzmanı, gazeteci, yazar Sertaç Aktan ile konuştuk.

    ‘AB RAPORLARI HER YIL DAHA DA SERTLEŞİYOR’

    Sertaç Aktan’a göre, AB’nin Türkiye ile ilgili yayınladığı raporlar her yıl daha da sertleşiyor ve gerilim artıyor. AB bir yana en son yayınlanan BM raporunun da eleştirilerle dolu olduğunu belirten Aktan, “Bu raporlar ekonomiyi, Türkiye’nin imajını, buraya yapılacak olan yatırımları, ülkeye girecek olan sermayeyi, parayı, iş adamlarını, gelecek olan entelektüel birikimi etkiliyor ve beyin göçüne neden oluyor” tespitini yaptı.

    Aktan şöyle devam etti: “2016 raporu için ‘bu rapordan daha serti olamaz’ diye düşünürken, 2017 raporu 2016’dan bir ton daha sert oldu ve ifadeler sürekli sertleşiyor. 2016’da zaten müzakerelerin askıya alınması tavsiye olunmuştu. Bu raporlar bağlayıcı değil ancak kayda geçiyor ve önemli. 2017’deki raporda ise gecikmeksizin askıya alınması, bir an evvel harekete geçilmesi, artık kaybedilecek bir şey olmadığı anlamları çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘gereken neyse bize söyleyin, fasılları açın, gerekeni yaparız’ gibi birtakım söylemleri oldu fakat bunlar Brüksel’de ve Strazburg’da artık inandırıcı bulunmuyor. Bu sebeple artık ne olursa olsun, gecikmeksizin askıya alınması söz konusu.”

    ‘MEVZUATI UYGULAMAK İÇİN FASILLARA DA GEREK YOK’

    Ancak buna karşın Aktan, AB tarafının da Türk tarafının da müzakere başlıkları meselesi üzerinden gitmesini de manasız buluyor. Aktan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Şöyle bir realite var; Türkiye veya herhangi bir ülkede bir reform yapmak, AB mevzuatını hayata geçirmek için, kendi mevzuatınızla uyumlaştırmak için aslında fasıl açmasına gerek yok. Etiyopya’da internete bağlanıp AB mevzuatını indirip, mevzuatta yazanları kendisine uygulayabilir. Dolayısıyla bu bir mazeret değil ve karşı tarafın teknik olarak bir fasıl açmasına gerek yok. Siz bunu kendi halkınız ve vatandaşlarınızın refahı için isterseniz yapabilirsiniz. Bununla birlikte, daha öncesinde de Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel başkanı Sayın Erdoğan’ın ‘ben Corç, Hans ne der buna akmam, milletim ne der buna bakarım’ tutumu olmuştu. En son BM’den de Türkiye’deki reformların somut olmadığı, ekonomi büyümesi kalıcı değil, gibi ve bu yönde bir rapor geldi. Venedik Komisyonu’ndan da son geçirilen Anayasa paketi ile ilgili eleştiriler gelmişti ve son raporda bunlar da var. Söylemde her ne kadar AB’den gelen açıklamaların önemsenmediği dile getirilse de bir ucundan da ilişkileri tamamen koparmamak için bu yönde açıklamalar yapılıyor. Bu açıklamanı da Hamburg’daki Zirve öncesinde yapılması tesadüf değil.”

    ‘EN BELİRGİN KIRMIZI ÇİZGİ’

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
    © AA / Cumhurbaşkanlığı / Yasin Bülbül
    AB ile Türkiye arasında şu anki en belirgin kırmızı çizginin idam konusu olduğunu ve bu konunun tüm temel değerlere ve kurucu anlaşmalara aykırı olduğunu belirten Aktan, bunun gündemde tutulduğu bir ülke ile üyelik bir yana müzakere dahi edilemeyeceğini söyledi. Aktan diğer yandan da Türkiye’nin elinde sığınmacı kozu bulunduğunu anımsatarak şu vurguladı yaptı: “Tarafların birbirlerinden tamamen vazgeçme konusu önemli bir nokta. Burada her iki taraf ta —mış gibi yapıyor. Türkiye ve hükümet ABD yolundaymış gibi yapıyor, ABD reformları, değerlerini ve o standartlarda bir yaşam istiyormuş gibi yapıyor. AB de Türkiye’yi üye görmek istiyormuş gibi yapıyor. Burada karşılıklı iki tarafta da bir aldatma konusu ama iki taraf da fişi çeken olmak istemiyor. Bu sebeple karşılıklı salvolar yapılıyor ama son hamle hep karşı tarafa bırakılıyor. Cumhurbaşkanı ‘alacaksanız alın, almayacaksanız artık bilelim’ diyerek bitiren tarafın karşı taraf olmasını istiyor. AB de ‘adım atacaksanız atın, atmayacaksanız artık biz de Türkiye ile olan müzakereler konusunda farklı davranmaya başlayacağız diyor’. Fakat bu tarihsel sorumluluğu kimse almak istemiyor ve AB vizyonundan tamamen vazgeçmiş olan taraf olmak istemiyor. Çünkü Avrupalılar açısından işin ucunda göçmen meselesi var. Ekonomi ve diğer maddelerin yanı sıra, Türkiye’nin elindeki en önemli kozu ve gelecekteki birçok şeyi belirleyecek olan bir mesele bu. AB’nin elindeki koz da, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olarak, en büyük yatırımlarının, ilişkilerinin, dünyaya açılan imajının, ekonomisinin, NATO üyeliğinin ve tüm bu konuların AB’den kopmaması ve bağımsız değerlendirilmemesi.”

    ‘TÜRKİYE’NİN BATI’YA YAPTIĞI SAVUNMA İNANDIRICI DEĞİL’

    Alınan her AİHM, AYM kararının, her zaman ve her manada içtihat oluşturmadığını aktaran Aktan, bazen çok spesifik meselelerde, çok somut deliller varsa ve bu tür üst kurumlara başvurulmuşsa, kararların farklı şekillerde verilebildiğini ifade etti. KHK ve benzeri uygulamalar ile mağdur edilen kesimler açısından devletin söylediği gerekçelerin Batı’yı ikna etmediğinin altını çizen Aktan, şu değerlendirmelerde bulundu: “KHK’lar ve yüz binleri hatta aileleri ve etkiledikleri çevre ile beraber milyonları bulan mağduriyetler konusunda Avrupa ve dış dünyaya hiç alakası olmayan insanlar ile ilgili terörist oldukları, suç işledikleri, darbe girişiminde bulundukları söyleniyor. Dışarıdan insanlar bu kişilerin kim olduklarına baktıkları zaman karşılarına, hemşire, akademisyen, avukat, doktor, daha yeni doğum yapmış anne çıkıyor. Bu kişiler darbe girişimine finansal destek olmuş olabilir, propaganda yapmış olabilirler deseniz bile, elinizdeki bu konu ile ilgili somut deliller bir banka hesabı, bir aplikasyon kullanıcısı olma, gazeteye abone olma, çocuğunu belli bir özel okulda okutmuş olma gibi nedenlerden öteye geçemiyor. Belki Türkiye’de yaşayan insanlar açısından bu veriler çok net çerçeveler ve resimler çizebilir ama dışarıdan bakan biri için bunların hiçbiri tek tek veya toplu olarak bir suç unsuru değil. Hele ki bu banka devletin onayı ile açılmış resmi bir bankaysa veya bu okullar devletin desteğiyle, denetlemesiyle, imzasıyla onaylanmış ve izin verilmiş okullarsa daha da inandırıcılığını yitiriyor. Bu bahsedilen aplikasyonlar bizzat AK Parti içerisindeki insanlar tarafından desteklenmiş ve onlar tarafından da kullanılmışsa ve onlara hiçbir şey olmuyorsa, bu hiç ikna edici değil.  Mesela onlar birinin damadıysa veya şu anda hâlihazırda milletvekili ise, belediye başkanı ise ve onlara bu tür yaptırımlar uygulanmayıp, bu insanlara son derece katı bir şekilde uygulanıyorsa, Batı’da buna göre bakıp, ikna olmadıklarını söylüyor. Burada çok açık bir şekilde içinde Marksisti, solcusu, sağcısı, muhalefete yönelik bir sindirme hareketine girişildiği değerlendirmesi yapıyorlar ve bir sürü insanın bu KHK’larla atıldığı görüyorlar, ikna olmadıkları söylüyorlar ve bunları da raporlarına koyuyorlar. Bu raporları Türkiye’nin önüne koyuyorlar ve Türkiye son üç senedir yaptığı gibi muhtemelen Avrupa Parlamentosu’nun raporunu geri iade edecektir.”

    ‘HAMBURG ZİRVESİ ÖNCESİ TÜRKİYE UYARILIYOR’

    Washington'daki Türk Büyükelçiliği Konutu önünde olaylar çıktı
    © AFP 2019 / Olivier Douliery
    ABD’de Erdoğan’ın korumalarının pasifist eylemcilere saldırması sebebiyle Hamburg’da toplanacak G 20 Zirvesi öncesi havada bir tedirginlik olduğunu hatta durumun tedirginlikten öteye geçtiğini belirten Aktan, Türkiye’ye Zirve öncesi mesaj verilmek istendiği ve bir daha böyle bir olaya müsamaha gösterilmeyeceği görüşünde: “Batı dünyası, ABD, Kanada ve dünyada göreceli olarak daha demokrat ve özgürlükçü ülkeleri de katacak olursak, bu ülkeler Türkiye ve Rusya, Suudi Arabistan gibi birtakım ekonomik güçleri olan, jeostratejik konumları nedeniyle birtakım güçleri olan ülkelere bir mesaj iletmek istiyor. Bunun yapıldığı ABD örneğinde görüldü. Washington Haklar Bildirgesi’nin ilk kanunu olan hakaret etmek dâhil tüm ifade özgürlüklerini, insanların şiddet içermediği sürece protesto ve gösteri yapmak özgürlüklerini kapsayan maddelerin kabul edildiği ve çok önemsendiği simge bir yer. Türkiye’nin orada bu hakları ihlal ettiğini ve bunu yaparken de diplomatik dokunulmazlığın arkasına sığınıldığını, bu insanların beraberlerinde gelen korumaların adeta bunu kalkan olarak kullanıp, orada istedikleri her şeyi yapabileceklerini zannetmelerini gördükleri zaman tepki gösterdiler ve ortaya kötü bir durum çıktı. Dolayısıyla Türkiye’ye daha Hamburg Zirvesi başlamadan önce açık bir mesaj verilmek isteniyor ve artık bunlara müsaade edilmeyeceği, böyle bir şeyi tekrar denemeye kalkmaları halinde polisin korumalara müdahale edeceğibelirtilmek isteniyor. Bu uyarı sadece G20 Zirvesi için değil, muhtemelen bundan sonra yapılacak her türlü ziyaret ve görüşme için de geçerli olacaktır ve bu konuda geri adım atmayacaklardır. Çünkü bir kere geri adım atılırsa, ne olacağı Washington’da ortaya çıkmış oldu.”

    ‘BATI BU TARZ ARBEDELERE ARTIK MÜSAMAHA GÖSTERMEZ’

    Washington’da yaşananların ilk olmadığını, daha önce BM’de de benzer arbedenin yaşandığını aktaran Aktan, Batı’nın bu tarz olayların önüne geçmek istediğini belirtti: “Bu örnek eldeki görüntüler nedeniyle çok net bir şekilde yansımış, çok açık bir şekilde yaşandığı için biraz tepki oluşturdu ama önceden de benzer olaylar yaşandı. 2009 yılında BM’de kavga çıkmıştı. O zamanlar Başbakan olan Erdoğan BM salonuna yanlış kapıdan girmek istediği için oradaki korumalar durdurmak istemişti ve orada da benzer arbede çıkmıştı. Hatta Bakanlar ve Milletvekilleri bu olaya karışmıştı. Başka yerlerde de gazeteciler ve korumalar arasında veya protestocular ve korumalar arasında bu tarz örnekler pek çok kez yaşandı fakat ABD’de daha önce yaşanmamıştı. En son Brooking’s Enstitüsü’nde benzer bir durum yaşanmıştı, bazı istenmeyen gazeteciler yaka paça dışarı çıkarmıştı ve orada da korumalara müdahale olmamıştı. Artık bu tarz olaylara müdahale edileceği mesajları veriliyor.”

    ‘YENİ HARİCİYE KADROLARI TEAMÜLLERİ BİLMİYOR’

    G20’nin çok önemli bir zirve olduğunu ve bu zirvenin de buna göre güvenlik önlemleri olduğunu ifade eden Aktan, kişisel sebeplerle büyük krizlerin yalanmasını engellemek için konulan diplomatik kuralların Türkiye’nin yeni kadroları tarafından yok sayıldığını vurguladı ve hariciye geleneğini bilen kesimlerin dışlandığını belirtti: “Herkesin kendi güvenliği, koruması bu şekilde kendi hassasiyetlerine, iç politikasındaki toplumlarının hassasiyetlerine ve kendi meselelerine yönelik başına buyruk hareket ederse, bu zaten 16. yy’da diplomatik ilişkilerin ilk kurallarının konulduğu Westphalia’dan önceki duruma dönmek anlamına gelir ve savaşlar eskide bu düzensizlikten çıkıyordu. Çok basit hatalar, saygısızlık olarak algılanabilecek hareketler sebebiyle eskiden savaşlar çıkıyordu ve böyle olmasın diye, uslular zarar görmesin, insanlar ölmesini ekonomiler zarar görmesin diye Westphalia Anlaşması sonrası ilk uluslararası diplomatik kurallar getirildi. Dikkat edilirse, bu son dönemde bu kuralları çok iyi bilen, çok iyi uygulayan insanlar ‘Monşer, halktan değil’ denilerek, oldukça hakaretlere uğradılar, kenara itildiler ve ortam ‘milli irade üzerinden diplomasiyi yürütürüm’  üzerinden bunu yürütmek isteyen, bu kurallar boşuna varmış gibi bir algı yaratan birtakım kişilere kaldı. Dolayısıyla G20 gibi dünyanın en tepesindeki zirvede, bu tip olayların olması çok ciddi politik, siyasi belki de askeri skandallara ve çatışmalara sebebiyet verebilir.”

    İlgili konular:

    'Türkiye - AB ilişkileri, Temmuz 2016 öncesi seviyeye şimdilik dönemez'
    AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Hahn, Türkiye'ye geliyor
    Yıldırım, Yunanistan'da: AB, Türkiye ile nasıl bir yol yürüyeceğine karar vermeli
    Juncker: Türkiye bir gün AB’ye üye olacak mı onu bilmiyorum
    Etiketler:
    G20 Zirvesi, AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Dışişleri Bakanlığı, AK Parti, Sertaç Aktan, Recep Tayyip Erdoğan, Hamburg, Avrupa Birliği, Suudi Arabistan, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın