12:19 11 Aralık 2017
Ankara+ 12°C
İstanbul+ 11°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye Rusya'yı manivela gibi görüyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    0 11

    Fatih Yaşlı’ya göre 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ufukta iç ve dış normalleşme görünmüyor. ABD ve AB ile ilişkilerinin kötüye gittiğini, tek ilerlemenin Rusya ile yaşandığına atıf yapan Yaşlı, “Şunu unutmamak lazım; Türkiye dış politikada sıkıştırmış olduğu yerden Rusya’yı manivela gibi görüyor” dedi.

    Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminin sene-i devriyesinde, giderek kalıcılaşan OHAL tartışılırken, Türkiye'nin Batı sistemindeki yeri ve yeni tesis edilen rejimin dış meşruiyeti tartışılıyor. Türkiye'de insan hakları ve hukuk devletinden uzaklaşılması, güçler ayrılığının sona ermesi ve parlamentonun işlevsizleştirilmesi Avrupa ile ilişkilere damgasını vururken; Suriye ve Ortadoğu politikaları üzerinden ABD ve Rusya ile sancılı işbirliği devam ediyor. Ankara'nın Moskova ile yakınlaşması Batı sistemi içerisinde yerinin sorgulanmasını da beraberinde getiriyor. Darbe girişiminin yıldönümünde yeni sistemin tartışmalı yanları ve dünyadan görünümü eşliğinde dış meşruiyetini Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden Fatih Yaşlı ile konuştuk.

    ‘15 TEMMUZ İKİ ESKİ ORTAĞIN KAVGASININ SONUCUDUR'

    15 Temmuz 2016 günü karşı karşıya gelen iki odağın, Türkiye'deki siyasal İslamcılığın iki farklı versiyonu; Fetullah Gülen cemaati ve Milli Görüş geleneğinde çıkan AKP olarak koyan Fatih Yaşlı, darbeyi savuşturanların bir yıllık süreçte ‘ikinci bir Kurtuluş Savaşı' veya ‘yeniden doğuş' algısı yarattıkları görüşünde. Söz konusu iki siyasal İslamcı hareketin de emperyalizme göbekten bağlı olduğunu vurgulayan Yaşlı, "Bu iki hareket de emperyalizm ile tarihsel olarak sıkı fıkı ve derin ilişkiler içerisindeydiler. Burada birinci başlık siyasal İslam, ikinci başlık gericilik ise üçüncü başlık da unutturulmak istenen ve unutulmaması gereken bu iki kliğin ortaklığıdır. Bu iki odak 2016'daki darbeye hatta daha da geri gidersek 17-25 Aralık operasyonlarına kadar Türkiye'yi birlikte yönettiler. Aralarında gayri resmi bir koalisyon ortaklığı vardı ve bu ortaklık birtakım kumpas davalarla, sahte delillerle hukuku bitirerek Türkiye'de rejimi dönüştürdü" tespiti yaptı. "Nihayetinde devleti ele geçirdikleri andan itibaren bir egemenlik kavgası içerisine girdiler ve o kavganın sonuçlarını yaşadık biz. 15 Temmuz bu kavganın zirve yaptığı ve cemaatin kaçınılmaz olarak bir hamle yapması gereken noktalardan biriydi" diyen Yaşlı, iktidarın ise bu hamleyi fırsata dönüştürdüğüne dikkat çekti. Yaşlı şu değerlendirmeyi yaptı:
    "İktidar (bunu) Allah'ın bir lütfu olarak gördüğünü söyledi ve o andan itibaren, Türkiye'de kendi rejim inşasını devam ettirmek için, ele geçirdiği fırsatları çok daha iyi değerlendirdi. Bugün gelinen noktaya bakıldığında, süreklileşmiş bir OHAL rejimi, ortadan kaldırılmış bir Meclis, yürürlükte olmayan bir Anayasa ve KHK'lar ile yönetilen bir Türkiye var karşımızda. Son bir sene içerisinde yine Başkanlık sistemine de geçildi ve 2019 seçimleri bir hedef olarak bu Anayasa değişikliklerinin tamamının hayata geçirileceği bir hedef olarak toplumun karşısına konuldu."

    ‘ABD İLE YENİ ARAYIŞ, AB'NİN SIKIŞTIRMALARI…'

    15 Temmuz darbe girişiminde, ABD derin devletinin bir kanadının dahli olabileceğine değinen Yaşlı, girişim engellendikten sonra ABD'nin hükümetin yanında durduğunu ve girişim sonrası AB ile ilişkilerin daha da bozulduğunun altını çizdi. Rusya ile ilişkilerin ise gittikçe olumlu bir görünüm kazandığını anımsatan Yaşlı'ya göre Türkiye Rusya ile ilişkilerini ABD ve AB ile olan ilişkilerine karşı bir manivela olarak görüyor:

    "Darbe girişimini Amerikan devleti bir süre izlemekle yetindi ve daha sonrasında yaptığı açıklamalarda bir taraf tutmuyormuş gibi göründü. Ne zaman ki darbenin bastırıldığına dair bir takım emareler ya da kanatlardan birinin daha güçlü olduğuna dair bir takım emareler görülmeye başlandı, o andan itibaren seçilmiş hükümetin yanında olduklarına dair açıklamalar yaptılar. Ancak o tarihten itibaren ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin düzeyine bakılacak olursa, yeni bir gelişme olmadığını tam tersi ilişkilerin daha da kötüye gittiğini söylemek mümkün. Özellikle Suriye meselesi üzerinden, El Bab operasyonu ile Türkiye ABD'ye ‘Suriye'de ben de varım, Rakka operasyonunu birlikte yapalım' yönünde bir mesaj vermeye çalışmıştı. Fakat ABD bu mesajı almayı reddetti ve Rakka operasyonunu YPG ile yapmaya başladı. Dolayısıyla kriz başlıklarından biri bu konu oldu. Bunun yanı sıra özellikle Almanya merkezli AB, bir yandan her zamanki gibi Türkiye'yi tam üye olarak görmeyeceğini belli eden açıklamalar yapıyor fakat kapıda bir şekilde bağlı dursun diye de ilişkileri asla koparmıyor. Öte yandan AB denilen kurum eğer kendisini en azından söylemsel düzeyde demokrasi, hak ve özgürlükler üzerinden var ediyorsa, OHAL ve KHK'lar ile yönetilen bir ülke ile ilişkilerinin sınırlarının da demokrasi, özgürlükler vs. olması gayet doğal. Bu yüzden de zaman zaman Avrupa Parlamentosu'ndan üyeliğin askıya alınması teklifinin çıkması gibi kararlarla Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışıyor. Rusya ile olan ilişkiler ise uçağın düşürülmesinden itibaren adım adım daha da ilerliyor. En son gelinen noktada S-400 füzelerinin alınması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Burada da epeyce mesafe alındığı görülüyor ancak öte ABD'den bu sistemlerin NATO savunma sistemleri ile uyumlu olmadığı yönünde uyarılar geliyor. Ülkelerin göreli özerklikleri vardır ve Türkiye bu göreli özerkliği ne kadar kullanacak, NATO ve ABD'ye rağmen önümüzdeki günlerde S-400 füzelerinin alınması için resmi anlaşma imzalanacak mı, göreceğiz. Rusya ile olan ilişkilerde şunu unutmamak lazım; Türkiye kendisini dış politikada sıkıştırmış olduğu yerden Rusya'yı bir manivela gibi görüyor. Bu nedenle yarın bir gün ABD'den yeni bir zeytin dalı uzatıldığında, Rusya'yı yüz üstü bırakacaklarına dair işaretler de var."

    ‘EMPERYALİZMİN BESLEYİP BÜYÜTTÜĞÜ SİYASAL İSLAMCILIK ANTİ-EMPERYALİST OLAMAZ'

    Türkiye'deki iktidarın milliyetçi söyleminde ‘dış güçler' ve ‘anti-emperyalizm' vurgusunu da değerlendiren Yaşlı, şu değerlendirmelerde bulundu:

    "Türkiye'de sağ siyaset ve İslamcılık zaten Soğuk Savaş konsepti içerisinde bizzat emperyalizm tarafından beslenip, büyütülüp bugüne getirildi. Bugün de benzer bir şekilde yine İslami gruplar Türkiye'de kapitalist sistemin taşıyıcılığını üstlenmiştir. Dolayısıyla Türkiye uluslar arası kapitalist sisteme böylesine entegre olmuşken, Türkiye burjuvazisi uluslararası burjuvazi ile bu kadar ilişkiliyken ve aynı zamanda İslamcılar kendi burjuvazilerini bu kadar güçlü bir şekilde yaratmışlarken, herhangi bir şekilde anti-emperyalist olduklarını düşünemeyiz. ‘Yedi düvel bize karşı, yeni bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz ve Türkiye yıkılmak üzere. O halde her türlü muhalefetin susması lazım, hükümete karşı en ufak bir eleştirinin bile vatan hainliği ile damgalanması lazım' ve Bush'un yıllar önce dile getirdiği ‘Eğer bizden değilsen teröristsin' söylemlerinin hayata geçirilmesi lazım. Bu açıdan bakıldığında hem millilik söylemi, hem dış güçlerin Türkiye'yi bölmeye çalıştığına yönelik kendi iktidarlarını devam ettirebilmek ve her türlü muhalif sesi susturmak adına hayata geçiriliyor."

    ‘YAKIN DÖNEMDE NORMALLEŞME MÜMKÜN DEĞİL'

    Türkiye'nin yakın gelecekte iç ve dış politikada normalleşmesini beklemediğini çünkü Türkiye'de siyasetin hem iç hem de dış politika anlamında olağanüstü bir şekilde icra edildiğini belirten Yaşlı, dolayısıyla bir yıl sonrasının şu andan kestirmenin mümkün olmadığı görüşünde:

    "İçeride bizzat iktidarın kendi eliyle yaratmış olduğu legal siyaset zemininin böylesine daraltılması ve toplumsal muhalefetin bu şekilde bastırılması eninde sonunda bir yerden patlayacaktı. Düne kadar sokağa inmediği için eleştirilen ana muhalefet partisi son derece olağanüstü denilebilecek bir eylem biçimine girişti ve genel başkanı öncülüğünde Ankara'dan İstanbul'a yürüdü. Sonunda da 1.5 milyon kişinin katıldığı bir miting yapıldı. Düne kadar sokaktan uzak duran bir düzen içi güç dahi artık kendisini sokakta var etmekten başka çaresinin kalmadığını anladı. Bunun da baş sorumlusu sokak dışında başka hiçbir siyaset zeminini bırakmayan iktidar partisidir. İronik yanı şu ki; iktidar partisi bu legal zemini ortadan kaldırdığı için kendisi de kendi tabanını ancak sokak üzerinde var edebilecek bir hale geldi. Maltepe mitingine yanıtını 15 Temmuz anmaları üzerinden yine sokakta vermeye çalıştı. Dolayısıyla iktidarın da muhalefetin de sokağa mecbur kaldığı ve sokakta birbirleri ile karşı karşıya gelebileceği bir konjonktüre girdiğimizi düşünüyorum. Taraflardan birisinin geri adım atması yenilgi anlamına geleceği için iki tarafın da geri adım atması söz konusu değil."

    ‘KÖRFEZ'DE GÖRÜLMEMİŞ BİR TUTUM TAKINILDI, TARAF OLUNDU'

    Yaşlı'ya göre meselenin dış ilişkiler ayağında da "ABD, AB ve Rusya ile gerilim başlıkları mevcudiyetini devam ettirecek. Rusya ile Afrin başlığı çerçevesinde yeni gelişme ve gerilimlerin yaşanması mümkün". Türkiye'nin geleneksel dış politikası Arapların kendi iç meselelerine ve Ortadoğu'ya dair meselelerde olabildiğinde tarafsız kalmakken, iktidarın Körfez'de Katar-Suudi Arabistan arasındaki krizde Türkiye'yi görülmemiş biçimde bu meselenin parçası kıldığını ve tarafını Katar olarak seçtiğini anlatan Yaşlı, şu yorumu yaptı:

    "İktidar yetkilileri (Katar'la ilgili) açıklamalarında cümlelerine ‘biz' diyerek başladılar. Sanki Katar ve Türkiye aynı iki devletmiş, aynı güçler tarafından yönetiliyormuş ve dolayısıyla Katar'a yönelik tehdit aynı zamanda Türkiye'ye yönelik bir tehditmiş gibi algılandı. Önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan ve müttefikleri Katar'a yönelik hamlelerini sertleştirirlerse, bunlar mali ya da askeri yaptırımlar olabilir, bu eninde sonunda Türkiye'yi de etkileyecektir."

    ‘TÜRKİYE BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN FİKRİNE HİÇ OLMADIĞI KADAR SICAK'

    Diğer yandan IŞİD'in egemenlik tesis ettiği topraklardan ‘çıkartılmasıyla' bölge yeni bir sürece girerken, Irak Kürdistan'ında 25 Eylül'deki bağımsızlık referandumunda Türkiye'deki iktidarın tutumunun ne olacağı da merak konusu. Yaşlı'ya göre ‘Türkiye Bağımsız Kürdistan fikrine geçmişte hiç olmadığı kadar sıcak bakıyor':

    "‘PKK'ye karşı aslında Irak Kürtleri bir tampon oluşturabilir ve Barzani Öcalan'a bir alternatif oluşturabilir' denildi. Çünkü buradaki esas gerekçe Barzani ve Irak Kürdistanı'nın ABD ile olan iyi ilişkileri ile birlikte Türkiye'nin de ABD ile olan ilişkileri gayet iyiydi. Fakat öte yanda kapsamayacağı düşünülen sol bir kökenden gelen, bölgede başka dinamiklere yaslanan bir Kürt hareketine karşı Türkiye Barzani ile işbirliği yapabileceğini düşünüyordu. Daha yakın vadede ise iş şuna döndü; ‘Barzani ile birlikte Türkiye yeni Osmanlıcı bir vizyonla bölgede emperyal bir güç haline gelebilir, dolayısıyla Türkiye ile Irak Kürdistan'ı federatif bir yapı içerisine gitmeli, bu aynı zamanda Kürt sorununun da çözümü olacaktır' denildi. Tüm bunlara baktığımızda, Türkiye'nin bugün bağımsız bir Kürdistan fikrine geçmişe oranla daha sıcak baktığını görüyoruz. İran'ın bölgede güçlenmesine karşı bir denge unsuru olarak veya Rojava'ya bir alternatif olarak görüyor olabilirler. Bu sebeplerle Türkiye Barzani'nin bağımsızlık ilanına şu an için çok sert tepkiler vermiyor ve belki de el altından destekliyor, bunu henüz bilmiyoruz.

    ‘IRAKLI KÜRTLER YA REFERANDUMU ERTELEYECEK YAHUT BAĞIMSIZLIK İLANINI ÖTELEYECEK'

    Ancak Yaşlı'ya göre başta ABD ve Rusya olmak üzere küresel ve diğer bölgesel güçler böylesi bir bağımsızlık ilanının getireceği sonuçlardan rahatsızlar. "Bölgede İran-Arap mücadelelerinin nasıl değişeceğini ve bunların ABD-Rusya arasındaki mücadeleyi nasıl etkileyeceğine dair birtakım kaygıları var" diyen Yaşlı "Irak Kürdistanı içerisindeki partilerin bir bölümü de referanduma karşılar. Görebildiğim kadarıyla, bu referandum ya ertelenecek ya da referandum yapılacak ancak çıkacak bağımsızlık kararının hayata geçirilmesi belirsiz bir tarihe ertelenecek. Dolayısıyla bağımsızlık kararı Kürtler açısından cepte durmaya ve bölgedeki dengeleri gözetirken bir dış politika unsuru olarak kullanılmaya devam edecek" ifadelerini kullandı.

    Etiketler:
    15 Temmuz darbe girişimi, Fatih Yaşlı, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın