11:19 23 Ağustos 2017
Ankara+ 25°C
İstanbul+ 22°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Cihatçı yapıların bölünmesi, dönüp Türkiye'yi vurabilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    0 474 0 0

    Fehim Taştekin’e göre İdlib’de El Kaideci Hayat Tahrir üş Şam ile Ahrar üş Şam arasındaki kavga, Türkiye’nin Rusya ile Suriye sahasındaki uzlaşmasının tezahürü. İdllib’in ilelebet ‘Talibanistan’ kalamayacağına dikkat çeken Taştekin, cihatçı yapıların bölünmesinin dönüp Türkiye’yi vurabileceğini belirtti.

    Suudi Arabistan, ABD ve Türkiye'nin desteği ile Ekim 2015'te Suriye'nin İdlib kentini eline geçiren Fetih Ordusu, yapıyı oluşturan en büyük iki bileşen olan Ahrar-uş Şam ile Suriye el Kaide'si, bugünkü ismiyle Hay'at Tahrir el Şam arasındaki çatışmalarla konuşuluyor. HTŞ, İdlib merkezini ve Bab el Hava sınırının kontrolünü ele alarak Türkiye destekli Ahrar'a büyük darbe vurdu. Ahrar-uş Şam'ın bileşenlerinden bazılarının Astana sürecini desteklediği bilinirken, Türkiye'nin bir taraftan da Rusya ile koordinasyon eşliğinde durumu nasıl idare edeceği merak konusu. Son gelişmeleri ve Türkiye'ye olası etkilerini Ortadoğu uzmanı gazeteci ve yazar Fehim Taştekin ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE'NİN DEĞİŞEN SURİYE POLİTİKASI CİHATÇI GRUPLARI BÖLDÜ'

    Fehim Taştekin, Suriye'nin kuzeyinde bugün cihatçı gruplar arasında çatışmalar yaşanan bölgede daha önce ABD öncülüğünde ortak bir yapı oluşturulduğunu anımsatırken, bu yapı içindeki kırılmaların da Türkiye'nin Suriye politikasındaki değişimleri yansıttığı görüşünde. "Suriye'nin kuzeybatısında Türkiye sınırındaki bölgede kontrolü sağlayan gruplar, Türkiye, CIA ve Suudi Arabistan'ın desteği sayesinde bölgeyi ele geçirmişlerdi. Ancak son dönemlerde işler fazlasıyla değişti" diyen Taştekin yaşanan süreci şöyle değerlendirdi:

    "Hatırlanırsa, 2015'te Fetih Ordusu adlı bir ordu kurdular. Suudi Arabistan'a ziyarette bulunan Erdoğan'ın Kral Selman ile yaptığı görüşme neticesinde de bu ordu hızlı bir şekilde silahlandırıldı. Önce İdlib, Cisr üş-Şuğr düştü sonra da aynı senaryoyu tekrarlamak için Halep'in Fethi Ordusu kuruldu. O zamanlar bu çatı örgütünün ana gövdesinde El-Nusra (El-Kaide) ve Ahrar-üş Şam vardı. Başka örgütler de vardı ama bu iki örgüt, iki motor güç olarak sahada güçlüydüler fakat hesap değişti. Türkiye Rus uçağını düşürdü ve yavaş yavaş Suriye politikasını değiştirmek zorunda kaldı. Bu süreçte Kürtler öncelikli hedef haline geldi. Bu süreçte sahadaki yeni düzen, yani Türkiye'nin sahada Rusya ile çalışarak, başka bir şekilde hikâyeyi yeniden yazmaya başlamaları, Türkiye ve Batılı ülkelerin destekledikleri bu cihatçı yapı içerisinde de bölünmelere yol açtı. Bunun en büyük sebeplerinden biri olarak Türkiye, Astana görüşmeleri sürecine girdi."

    ‘DEVRİM SÜRECİNDEN TERÖRLE MÜCADELEYE'

    ABD ve Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan Fetih Ordusu bileşeni olan El-Nusra'ya göre Astana sürecine katılmanın devrime ihanet olarak görüldüğünü belirten Taştekin, Ahrar-uş Şam'ın Astana sürecine Türkiye'nin de teşvikleri ile katılmaya zorlandığını vurguladı:

    Fetih el Şam Cephesi (El Nusra) üyeleri
    © REUTERS/ Ammar Abdullah
    "Bu süreçte Ahrar-uş Şam çok zorlandı. Ardından, çatışmasızlık bölgeleri oluşturma planında ilerleme sağlanınca, Ahrar-uş Şam Astana sürecine katılır ve Türkiye'nin dediği gibi yaparsa, geri kalanların terörist ilan edileceği ve Rusya'nın ateş hattına gireceğini fark ettiler. Burada mesele devrim süreci olarak adlandırılmaktan terörle mücadeleye dönüşecekti. Türkiye de çok fazla ikircikli ya da çelişkili politikalar izlese de, Rusya'nın istediği gibi terörle mücadele gibi bir konsepte dönüşecek. Ya Ahrar ve müttefikleri, Türkiye'nin desteği ile orada hâkimiyeti sağlanacak ve burası çatışmasızlık bölgesine dönüştürülüp siyasi bir çözüme gidilecek, ya da bu olmuyorsa ve eğer Nursa Cephesi'nin hâkimiyeti direngen bir şekilde duracaksa —ki öyle olacağı anlaşılıyor- burası açık olarak Suriye ordusu ve Rusya'nın hedefi haline gelecek."

    ‘İDLİB'E ASKERİ MÜDAHALE OLASILIĞI TÜRKİYE'NİN BAŞINA İŞ AÇAR'

    Türkiye'nin Fırat Kalkanı operasyonu başlatılırken, hedefi dünyaya IŞİD olarak ilan ettiğini ve bunun uluslararası anlamda destek getirdiğini anımsatan Taştekin'e göre ‘Rusya da buna diğer ülkeler gibi göz yumdu çünkü Halep'i cihatçı grupların kontrolünden çıkarmak için, Türkiye'nin desteğine ihtiyaç vardı'. Taştekin, Türkiye sınırı ve İdlib'deki El-Kaide hâkimiyetine Türkiye'nin askeri müdahale ihtimalini de şöyle değerlendirdi:

    "Rusya, Türkiye'nin Suriye'ye girmesine göz yumdu ancak burada durum biraz daha farklı çünkü bir şekilde Suriye'nin diğer kalanındaki silahlı gruplarla ilişki içerisinde olan daha farklı gruplar var. Bunlara karşı Türkiye'nin açık müdahalesi, bugüne kadar geliştirdiği ilişkileri açısından da farklı tepkiler doğurabilir. Burada hala Suriye yönetimine karşı hesaplar yapılıyor. Bu hesaplar bitmedi ve Türkiye de bu anlamda hesapları bitirmedi. Sahada sadece Nusra değil, onun müttefiki olan ve daha önce ABD'nin Tow füzeleri verdiği gruplar da var. Diğer bir deyişle bir şekilde El-Kaide ile ittifak kurmuş gruplar var. Herhangi bir askeri müdahale durumunda Türkiye bütün bu grupları karşısına almış olacak. Burada enteresan bir şekilde büyük bir paradoks var. Şu anda Türkiye'nin karşısına aldığı yapı, devrimin gerçek temsilcilerinin kendileri olduklarını ve Ahrar'ın kendilerini ve devrimi sattıklarını iddia ediyorlar. Böyle olunca bu yapı bir çekim merkezi haline geliyor. Dağılmakta olan veya dağılmış ve IŞİD'den kopmuş gruplar da bir şekilde buraya gelecekler. Kendilerini ‘ılımlı' diye tanımlayan gruplar da, eğer Türkiye'nin oyun planını kabul etmiyorlarsa buraya yaklaşacaklardır. Kısacası tam bir zehirlenme süreci yaşanıyor."

    ‘SURİYE MUHALİFLERİNİN EL KAİDELEŞME RİSKİ VAR'

    Suriye'deki muhalif gruplar açısından El-Kaideleşme riski olduğuna dikkat çeken Taştekin'e göre Türkiye'nin cihatçıları birbirlerine karşı kullanma planı çöktü ve bu durum büyük problemler açabilir:

    "‘Suriye Devrimi' olarak meseleyi bayraklaştıranlar açısından da, El-Kaideleşme gibi bir zehirlenme söz konusu. Türkiye açısından da, cihatçıyı cihatçıya karşı kullanma yönündeki denemeler —ki 2014'ten beri bunu uyguluyorlar- Türkiye'yi bir sürü istenmeyen düşmanlarla karşı karşıya getirecektir ve bu çok riskli. Her şey Türkiye'nin sınır hattında geçiyor ve ileride bunlar Türkiye içerisinde de düşman unsurlar olarak Türkiye'deki insanları ve kentleri hedef alabilirler. IŞİD nasıl bugün Türkiye'nin kentlerinde saldırlar düzenliyorsa, yarın da ideolojik olarak IŞİD'den sadece yöntemsel farkları olan bu ideolojik gruplar, Türkiye'yi hedef alabilirler. İş buraya gelir mi gelmez mi ya da Türkiye müdahale eder mi etmez mi bilmiyoruz ama Türkiye'nin bir korkusu var. Burası eğer çatışmasızlık bölgesi ilan edilmez de, Rusya'nın doğrudan hedef aldığı bir operasyon başlarsa, yaklaşık 3 milyona yakın insanın göç dalgası ile Türkiye'ye yönelebilir. Türkiye bu ihtimalden çekiniyor fakat bir karara varmaları gerekiyor. İlelebet burası bir ‘Talibanistan' olarak kalamaz. Bir şekilde Türkiye sınırlarında önlem almak ve çözüm bulmak zorunda."

    ‘TÜRKİYE CİHATÇILARA KAPILARINI RESMİ OLARAK KULLANDIRIYOR'

    İdlib'e bütün kaynağın Türkiye üzerinde aktarıldığını ve bu kesilirse, durumun değişeceğini ifade eden Taştekin, bu geçiş engelinin ilerleyen dönemlerde gelişmesi muhtemel siyasi çözümlere de kapı açabileceğini de vurguladı:

    "Şu anda El-Kaide ile ittifak halinde olan gruplar büyük önem taşıyor çünkü El-Kaide'nin kendi özü çok büyük bir rakam ifade etmiyor ve bu örgüt şu anda bir çekim merkezi. İdlib'in bütün damarları, buraya silah akışı ve lojistiği Türkiye üzerinden ve bu destek kesildiği zaman, burada hikâye sona yaklaşır. Körfez ülkelerinden buraya para akışı, Türkiye sınırlarından militan akışı kesilirse her şey değişir. Bugün bu desteği kestiklerini söylüyorlar ama 400 dolar ile 2000 dolar arasında bir para verdiğiniz zaman, o bölgeden her türlü geçişi yapıyorsunuz. Bunun ötesinde, Türkiye zaten resmi olarak kapılarını sürekli bu militanlara kullandırıyor. Bir iki gün önce yüz küsur Ahrar-uş Şam militanı Bab el-Hava kapısından geçerek çatışmalara katıldılar. Devlet bu militanları yönlendiriyor. Bu akış kesildiği zaman, burada Astana Süreci'nin önü açılacaktır. Suriye Ordusu'nun Rusya ile yürüttüğü 2000'in üzerindeki bölgede, bir anlamda çatışmasızlık ortamı oluşturuldu ve bu süreç Astana'dan çok önce başladı. Buralardaki temel amaç, bir siyasi çözüme zemin hazırlamaktır çünkü çatışma varken bunu yapmak mümkün değil. Öte yandan eğer Suriye yönetimi bu devletle çatışmış silahlı gruplara, tekrar normal, barışçıl bir yaşama geçme konusunda garanti verebilirse, bu garanti birçok kişinin de silahları bırakmasına yardımcı oldu ve olacaktır. Dışarıdan para ve militan akışı kesildiği zaman, bu sürecin önü açılabilir ve o zaman El-Kaide büyük bir problem olmaktan çıkar. Buradaki gruplar Astana Süreci'ne katılırlarsa, bu mesele bitebilir ama Türkiye'nin hala çok ciddi hesapları var."

    ‘ANKARA HALA AMERİKALILAR GİBİ DÜŞÜNÜYOR'

    Türkiye'nin en başından beri bölgede Kürtler ile ilgili hesapları olduğunu ve son birkaç yıldır bu konunun asıl mesele haline geldiğini dile getiren Taştekin'e göre Türkiye'nin Şam ile barışma şartının bedeli Kürtler ve her şeye rağmen Türkiye hala savaş sonrası Suriye'de pay kapma hesapları yapıyor:

    "Eğer yeniden Suriye Ordusu Türkiye sınırlarına gelecekse ve Türkiye de buna göz yumacaksa ya da Halep'te olduğu gibi önünü açacaksa, Kürtlere karşı da bir ittifak arayışı olacaktır. Türkiye bu hakkı görüyor kendinde. Yani Şam ve Ankara barışacaksa, ‘Bunun bedeli Kürtler olmalı' diyorlar. Bunun ötesinde ise Ankara'dakiler hala Amerikalılar gibi düşünüyorlar. Amerikalıların ve Trump'ın ‘züğürt tesellisi' diyebileceğimiz beklentisi Suriye tekrar istikrara kavuştuğu zaman, Esad'ın gideceği ve Rusya'nın bunu sağlaması gerektiği yönünde. Savaş bir yatırımdır ve Ankara milyarlarca dolar döküldükten sonra karşılığında bir şeyler alınması gerektiğini düşünüyor. Ankara'dakiler tüccar mantığı ile de hareket ediyorlar. Bir tarafı ile Suriye'de yapılacak işler var, yeniden inşa süreci var. Musul'a bakılırsa, Musul'u bu hale getirenleri, yıkanları ‘Sünni devrimciler' diyerek Ankara'da ağırladılar, desteklediler, şimdi de ‘Musul'da biz ve şirketlerimiz de olmalı, biz de bu pastadan pay kapmalıyız' diyorlar. Şimdi aynı şeyi Suriye'de de yapmak isteyeceklerdir. Hatırlanacak olursa; henüz bu işin başında Erdoğan bir mermer fabrikası açılışında, daha bu kadar yıkım yokken ve her şeyin başındayken ‘İnşallah Suriye'de size çok iş düşecek' demişti."

    ‘SURİYE TÜRKİYE'YE SAVAŞ SONRASI PAY VERMEZ'

    Türkiye'nin savaş sonrası Suriye'de pay almak istemesinin Suriye'de siyasal ve toplumsal bir karşılığı olmadığını fakat Ankara'nın bunu anlamakta zorlandığını belirten Taştekin, şu yorumları yaptı:

    "Türkiye açısından Suriye Savaşı'nın bitirilmesini üç kategoride değerlendiriyorum; birincisi Kürtlerin kazanım ve elde ettikleri şeylerin bitirilmesi, ikincisi siyasal olarak geçiş sürecinin sağlanması ve Türkiye'nin yatırım yaptığı birtakım insanların Şam'da söz sahibi olmasıdır. Üçüncüsü olarak da Türkiye ekonomik olarak ‘Ben 30 milyar dolara yakın masraf ettim, mültecileri kabul ettim ve karşılığını almam lazım' diyor. Burada unutulmamalıdır ki; Esad olsun ya da olmasın, Suriye'deki siyasi akım ve hâkim siyasal bilinç topluma da, diğer siyasi partilere de yansımıştır ve bu saatten sonra Türkiye'ye böyle bir pay vermezler. Sahaya indiğimizde hepimiz Türkiye'ye karşı ne kadar derin bir öfke olduğunu görüyoruz ve Ankara bunu hala anlamıyor. Örnek verilirse, Suudi Arabistan ve diğer ortaklarına karşı, açık bir şekilde Katar'a asker gönderiyorlar. Yani Türkiye net bir şekilde tavır alan bir duruş sergiliyor. Daha sonra ise bu hiç yaşanmamış gibi ‘Biz diyalog ile her şeyi çözmeliyiz. Kardeş, kardeş ile iyi geçinmeli' diyerek Cumhurbaşkanı Riyad' a gidiyor. Riyad' gidince kendisi çok açık bir şekilde ‘Hoş gelmedin' demeye getiren bir protokol ile karşılanıyor ve hala bunu anlamıyorlar. Almanya'ya da yaptıkları gibi, her şeyi yapabileceklerini, her türlü hakareti edebileceklerini, her türlü iftirayı atabileceklerini arkasından da müttefiklik sözleri söyleyebiliyorlar. Bu apaçık pişkinliktir ve söz konusunun Suriye olması bu pişkinliği hazmedebilecekleri anlamına gelmiyor. Zaten öyle olsaydı, altı yıl içerisinde hala ayakta kalmazdı ve yıkılır giderdi. Türkiye'dekiler bu direncin farkında değiller."

    ‘SURİYE'NİN TOPLUMSAL HAFIZASI TÜRKİYE'Yİ AFFETMEYECEK'

    Türkiye'nin cihatçıları birleştirerek İdlib'de Fetih Ordusu kurumla planını, sahadaki etkisini daha da arttırmak ve Şam'a karşı elinde güç bulundurmak amacıyla desteklediğini fakat güncel durumda bu planın işlemediğini ifade eden Taştekin, şöyle konuştu:

    "Dış müdahalelerin, oyunların, komploların özellikle cihatçı grupları destekleyerek bir ülkeyi yok etmeye çalışmanın, dize getirmeye çalışmanın karşılıksız kalacağını ve unutulacağını düşünüyorlar fakat bunlar Mısır ve Libya'da olduğu gibi unutulmadı ve unutulamazlar. Siyasal ve toplumsal bilinç ve birikim açısından Suriye diğer ülkelerden çok farklıdır. Suriye de bunu asla unutmayacaktır ve bu yüzden de Türkiye'nin planları yürümüyor. Fırat Kalkanı'ndan sonra Fırat Kalkanı 2 diyerek ya da başka bir ad koyarak, aynı şekilde yeni bir cep olarak İdlib'de hâkimiyet kurarak ve oraya asker yığarak, sonrasında istedikleri gibi Şam'ın karşısında kılıcını kullanabileceklerini, masaya yumruklarını vurabileceklerini ve taleplerini kabul ettirebileceklerini zannettiler. Bu çok basit bir hesap ve bir grubu başka bir gruba karşı kullanmaya çalıştılar ve El-Nusra Cephesi, Ahrar-uş Şam'ın da çok sayıda üst düzey komutanını da saflarına çekerek, İdlib'i kendi kontrolü altına aldılar ve Türkiye'nin hesapları tutmadı ve de tutmayacaktır. Türkiye şimdi ise Azez El Bab hattında adeta oyun oynuyor. Orada yeniden düzen kurduklarını söylüyorlar, Diyanet, Sağlık Bakanlığı ve devletin diğer unsurları Gazi Antep veya Diyarbakır'a gider gibi o bölgeye gidip, birtakım faaliyetlerde bulunuyor. Bu işgalci bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım savaş ağaları meydana getirir. Şimdiden çok sayıda savaş ağası ortaya çıktı ve artık işleri bittiği için Türkiye'de lüks evlerde yaşamlarını sürdürüyorlar ve Azez El-Bab hattındakiler de benzer bir şekilde ya savaş ağalarına dönüşeceklerdir ya da bunlar komple süpürülecektir ve Türkiye'nin güney illerinde kendilerine yeni gelecekler bulacaklardır. Türkiye toplumu içerisinde hastalıklı unsurlar olarak entegre edileceklerdir. Bu oyunun sonu yok. Vizyonları yok ve aynı şeyi İdlib'e yapmaya çalıştılar ve sonunda EL-Kaide baskın çıktı. Bunun sonunda da Türkiye ya İdlib'e girmek zorunda kalacak, ya da bunu yapamayacağını ifade edip Rusya ve Suriye Ordusu'nu çağıracak."

    Etiketler:
    Heyet Tahrir Şam, Nusra, Ahrar'uş Şam, CIA, El Kaide, Fehim Taştekin, Suriye, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın