11:20 23 Ağustos 2017
Ankara+ 25°C
İstanbul+ 22°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'AB, Türkiye ile ne yapacağını bilmiyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 114982

    Cengiz Aktar’a göre Avrupa şirketleri Türkiye’deki düşük standartlar ve kuralsızlıktan beslenmekteyken, AB’nin Ankara’yı ekonomik olarak cezalandırması kolay değil. “AB Türkiye ile ne yapacağını bilmiyor” diyen Aktar’a göre AB’nin bazı siyasi kriterler karşılığı Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesini Türkiye’ye kabul ettirmesi imkanı ise yok.

    Türkiye-Almanya ilişkilerinde gerilim, Berlin’in Avrupa Birliği’nden Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerine dair hazırlık çalışmalarını aksıya almak dahil demokrasi ve hukukun üstünlüğünü sağlanıncaya kadar Ankara’ya ekonomik baskı uygulanmasının talep etmesine kadar ulaştı. Avrupa Birliği’nin yanıtı henüz belirsiz. Almanya geçen hafta Türkiye’ye karşı ‘sabırlarının taştığı’ tutumu koymuş ve Türkiye’deki Alman yatırımlarını çekmek, turistleri göndermemek gibi önlemlerden söz etmişti. Gelişmeleri, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilere yansımalarını AB uzmanı akademisyen Cengiz Aktar ile konuştuk.

    ‘AVRUPALILAR TÜRKİYE’DEKİ DÜŞÜK STANDARTLARDAN BESLENİYOR’

    Cengiz Aktar’a göre, 1996’dan itibaren ve özellikle 2014’ten sonra, Gümrük Birliği’nin başlaması itibariyle Türkiye’ye yatırım yapmış bir Avrupa’nın ekonomik olarak cezalandırması hiç kolay değil. Bu bağlamda Avrupalı şirketlerin Türkiye’deki düşük standartlardan da memnun olduklarını ve ekonomik olarak bu şartlardan beslendiklerini belirten Aktar, şu vurguları yaptı:

    “Türkiye’deki yabancı sermayeli ve ortaklı 6 bin Alman şirketi var. Bunlar sıcak para değil, kalıcı sermayelerdir. Bu insanlar gelip yatırım yapmışlar, ortak olmuşlar ve istihdam yaratıyorlar. Bunu dünden bugüne bir düğmeye basarak bitirmek mümkün değil ama başka şeyler mümkün. Tam da burada sahtekârlık ortaya çıkıyor. Hepsi değil ama bazı Avrupalı şirketler, Türkiye ile sadece herhangi bir Afrika ülkesi veya herhangi Asya ya da Latin Amerika ülkesi ile yaptıkları gibi ticaret yapma taraftarı. Üstelik Türkiye ile ticaret yapmak pek çoğunun işine geliyor çünkü Türkiye’de hiçbir kural yok. Mesela iş güvenliği konusunda, çevre koruma konusunda bir kural yok, aksine bir kuralsızlık hali var. Şeffaflık konusunda bir kural da yok. Bu şartlarda bu Avrupalı şirketlerin ağızlarının suyu akıyor. Hatta bu sadece şirketlere de mahsus değil, mesela geçenlerde Türkiye’ye Violeta Bulc geldi. Kendisi Avrupa Komisyonu’nda Ulaştırma Komiseridir. Dünyadaki bütün uzmanlar tarafından son derece yersiz, absürt ve anlamsız bulunan üçüncü havaalanına Bulc bayıldığını belirtti. Çünkü orada bir sürü Avrupalı şirket ihale almış durumda. Diğer yandan ebediyen zarar edecek olan üçüncü köprüye de Bulc bayıldı. Burada da aynı durum söz konusudur. Bu örnekler Avrupa Birliği’nin ruh halini çok iyi anlatıyor, bu ruh hali bezirgânlıktır.”

    ‘AB TÜRKİYE’Yİ İSTEDİĞİ NOKTAYA GETİREMEYECEK’

    Aktar, diğer yandan AB tarihinde 1950’den bu yana Türkiye gibi üye olmaya çalışıp, yarı yolda kalan başka bir ülke bulunmadığını ve AB’nin bu konuda ne yapacağını bilemez halde olduğuna da dikkat çekti. Birliğin Türkiye’deki rejimi istediği noktaya çekemeyeceği saptamasını yaparken, bu sebeple Gümrük Birliği’nin revize edilemeyeceği görüşünü dile getiren Aktar, “Daha önce 1998’de Slovakya biraz yoldan çıkmak üzereydi. Küçük bir ülke olduğu için kulağını çekiverdiler ve yola getirdiler. Ama Türkiye ve Türkiye’deki rejim bu anlamda bu kadar kolay bir lokma değil. Türkiye’deki rejimin de ne istediği aşağı yukarı belli ve Avrupalılar ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar” ifadelerini kullandı. Aktar son dönemde gündeme taşınan Gümrük Birliği konusunu ise şöyle yorumladı:

    ‘TÜRKİYE’DEKİ REJİMİN EN BÜYÜK KORKUSU EKONOMİ’

    “Türkiye’deki rejimin bugün en büyük korkusu iktisadiyat, ekonomi, para gelmemesidir. Bunu dışında kalan insan hakları, çevre koruma gibi her şey rejim için sıfır değerinde. Rejimin bu tavrını Avrupalılar biliyor, hatta bütün dünya farkında. Gümrük Birliği’ni de bir şekilde kullanalım diyenler var. Gümrük Birliği’nin revizyonuna iş dünyası açısından bakılırsa ihtiyacı var çünkü birikmiş bir sürü sorun var. Gümrük Birliği anlaşmaları sonunda AB’ye üye olunacağı için yapıldı. Sonu üyelikle taçlanmayacak olan bir Gümrük Birliği yürümez, nitekim de yürümüyor. Bu durumu yarattığı eksikliklere cevap vermek gerekiyor. Öte yandan üyelik artık tamamen düştü. Dolayısıyla iş dünyası bu Gümrük Birliği’nin hem Türkiye’de hem yurtdışında gözden geçirilmesini istiyor. Son gelen haberler, Gümrük Birliği konusunda eğer böyle bir ciddi girişimde bulunulacaksa Almanya’nın öncelikle bu adımı durdurduğu yönünde. Daha önce de bu anlaşmanın yenilenmesinin çok zor olacağını belirtmiştim. Almanya Ankara’ya birtakım siyasi kriterler getirip, bunun karşılığında Gümrük Birliği’ni gözden geçirme derdinde fakat Türkiye bunu asla kabul etmeyecektir. Neticede de daha önce makalelerimde belirttiğim gibi Gümrük Birliği güncellenmeyecektir.”

    ‘ULUSLARARASI KURUMLARDAN ALINAN KREDİLER KESİLEBİLİR’

    Aktar, Avrupalı şirketlerin Türkiye ile çok fazla iç içe geçtiğini anımsatırken, aniden Türkiye’den çıkmalarının mümkün olmadığına dikkat çekti. Yine de Türkiye’ye başka yaptırımların uygulanabileceğini dile getirdi:

    “Güncellenmeyeceğini söylememin en başta dört sebebi var; birincisi Avrupa’nın ekonomik anlayışı ve standardıyla, Türkiye’deki rejimin ekonomik standardı arasında şeffaflık, hesap verebilirlik, işçi hakları, çevre gibi konularda kan uyuşmazlığı var. İkincisi Gümrük Birliği ancak üyelikle tamamlanırsa bir anlam kazanır. Çünkü öbür tarafta Türkiye tek taraflı olarak taviz verecektir. Üçüncüsü hizmet sunma serbestiyesi ve tarım yeniden gözden geçirilip, Gümrük Birliği içine dâhil edileceği söyleniyor. Fakat hizmet serbestiyesi ve tarım 140 sayfaya çıkmış olan müktesebatın yarısından fazla tutuyor. O zaman üyelik müzakereleri yapılsın, neden bu şekilde Gümrük Birliği’nin gözden geçirilmeye çalışıldığı anlaşılamıyor. Öte yanda tarım müktesebatını yerine getirmek son derece zor ve her adayın yapabileceği bir şey değil. Dördüncüsü, Avrupa’da Gümrük Birliği’nin gözden geçirilmesine karşı olan Avusturya, son dönemde Almanya gibi ülkeler var. Bunun yanında Türkiye’de bulunan 6 binden fazla Alman, Hollandalı, İtalyan sermayeli şirket var ve bunların dünden bugüne düğmeye basarak birden Türkiye’den çıkmaları mümkün değil. Fakat başka türlü yaptırımlar olabilir. Türkiye müzakere eden aday ülke olması sayesinde, uluslararası piyasadan, kredi ve mali kuruluşlardan çok ucuza yatırım kredileri alıyor. Bunlar Avrupa Yatırım Bankası, 1989’dan sonra kurulan Londra’daki Avrupa Yeniden Yapılanma Bankası ve Dünya Bankası gibi kurumlardır. Burada bu kurumlardan kredi alma gözden geçirilebilir. Çünkü er geç Türkiye’nin artık üyelik için müzakere eden bir ülke olmadığı önümüzdeki aylarda kayda geçecektir.”

    ‘HUKUK DIŞILIĞIN OLDUĞU ALANA PARA GİRMEZ’

    AB’nin uygulayabileceği olası yaptırımlara değinen Aktar, katılım öncesi aktarılan kaynakların ise Türkiye’nin izni olmaksızın sivil toplum kuruluşlara verilmesi fikrini gerçekçi bulmadı:

    “Diğer yandan bu kadar önemli olan katılım öncesi kaynaklar konusu var. Bunlar her müzakere eden ülkeye verilen kaynaklardır. 2014-2020 dönemi için, bu bütçelendirilen kaynak 4.5 milyar avro’ya denk geliyor ve yedi yıl için bu muazzam bir rakam. Bugün itibariyle, bu kaynağın sadece 186 milyonu projelere aktarılmış durumda. Bu Avrupa’nın kötü niyetinden kaynaklanmıyor, Türkiye proje üretemiyor. Çünkü artık böyle bir uzmanlık kalmadı. Bu paranın tamamen Türkiye bütçesinden çıkarılmasını talep edenler var. Bunlar aynı zamanda müzakerelerin artık bir anlamı kalmadığını söylüyorlar ve bu kaynağın sivil topluma aktarılması gerektiğini söylüyorlar. Burada muazzam bir kafa karışıklığı var. Eğer bir ülkenin hükümeti AB’den gelecek kaynak için olur demezse, AB bu kaynağı sivil toplum kuruluşlarına falan aktaramaz. Burada büyük bir yanılgı var. Öte yandan yurtdışında yaşayan bir sürü akademisyen, sanatçı, sivil toplum kuruluşları vs var. Bunlar bu kaynaklardan yararlanabilirler.”

    ‘HUKUK DIŞILIK YABANCI SERMAYEYİ ÜRKÜTÜYOR’

    Aktar, Türkiye’nin en büyük ve önemli ticaret ortağının AB olduğunu anımsatırken, yabancı şirketlerin oluşan güvensizlik havasından ürktüğünü ve ülkeden ufak ufak çekilmelerin de söz konusu olma ihtimaline şu sözlerle dikkat çekti:

    “Türkiye Avrupa’ya 2016’da 66,6 milyar dolar avroluk ihracat yapmış. Avrupa da Türkiye’ye 78 milyar avroluk bir ihracat yapmış. Burada verilen rakamlar muazzam rakamlardır. Türkiye ile Almanya arasında yapılan ihracat 36 milyar avro. 2016’da. Bir anda bunu bozmak kolay bir şey değil ama mesele buraya geldiyse, bundan ürkmek gerekiyor. Burada Türkiye ile iş yapan Avrupa iş dünyasında muazzam bir güvensizlik oluşmaya başladı ve bu da artık şirketleri, fabrikaları başka alanlara kaydırma anlamına gelir. Bu hemen olmaz ama süreç içerisinde Türkiye’ye çok zararlar verir. Yakınlarda Henkel bünyesindeki bir şirket, üretimini Yunanistan’a taşıma kararı aldı. Öte yandan artık eskisi kadar yatırım Türkiye’ye gelmiyor. Kalıcı istihdam yaratan, ülkeye iş yapma becerisi, istihdam getiren soğuk para, sermaye artık ülkeye girmiyor. Hukuk dışılığın hâkim olduğu bir yere para girmez.”

    ‘TÜRKİYE’NİN AÇIKLAMALARI TELAŞIN GÖSTERGESİDİR’

    Türkiye’den yetkililerin Alman firmalarına yönelik güven verici mesajlarının nedeninin ise güvenin zedelenmesi olduğunu vurgulayan Aktar, güvensizlik ortamının yabancı sermayeyi korkuttuğunu şu sözlerle vurguladı:

    “Alman firmalarına güvence verme yönünde mesajları ister Binali Yıldırım, ister Ekonomi Bakanı Zeybekçi, ister Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu vermiş olsun, bu onların ne kadar telaşlı olduğunu gösterir. Başta Yıldırım iş dünyası, para nedir anlayan bir politikacıdır. Önemli olan burada bu şirketler Türkiye’de çalıştığı için, elbette Türk şirketi statüsünde olması lazım. Başbakan’ın Alman şirketlerine yönelik Türk şirketleri gibi gördüklerini söylemeleri malumun ilamı anlamına gelir. Fakat bu güvence, mal güvenliği meselesi de çok fazla yara aldı son dönemde. Türkiye’deki en büyük şirket şu anda diğer şirketlere el koyan BDDK’dır. Bu şirketlere fetullahçı oldukları için el koyuldu ama bu soru işaretleri yaratıyor kafalarda. Günün birinde benzer akıbeti yaşamaktan korkuyorlar. Güvensizlik ortamı bu yüzden tehlikeli bir durumdur.”

    İlgili konular:

    Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel'den Türkiye'ye: Kalbim kanıyor
    ‘Almanya, Türkiye'ye karşı elinden geleni yapacak'
    AB'den Almanya'ya yanıt: Türkiye'yle Gümrük Birliği'nin güncelleştirilmesi yarar sağlar
    Etiketler:
    Almanya- Türkiye ilişkileri, Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye-AB İlişkileri, OHAL, Avrupa Birliği, Almanya, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın