21:48 16 Aralık 2017
Ankara+ 3°C
İstanbul+ 16°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Kendi kaderini tayin hakkı hukuki değil siyasi, herkes hakkını kullansa devlet sayısıyla baş edilemez'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 02

    Prof. Uzgel’e göre, Irak’taki Kürtler ve İspanya’daki Katalanların kendi kaderini tayin hakkını kullanarak bağımsız olmaları için hukuken ya anayasada ayrılma hakkı bulunması yahut sömürgeciliğin geçerli olması gerekli. Uzgel, bu hakkın 2. Dünya Savaşı sonrası sömürgecilikten çıkışta bir kereye mahsus tanınıp kullanıldığını anımsattı.

    Her ikisi de geniş özerkliği soluyan Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde 25 Eylül'de, İspanya'ya bağlı Katalonya Özerk Bölgesi'nde ise 1 Ekim'de bağımsızlık referandumlarının düzenlenmesi kararları hem Ortadoğu hem de Avrupa'da ‘yeni ulus devlet' tartışmalarını canlandırdı.

    IKBY'de de, Katalonya'daki özerk yönetim de ayrılma hakkını BM Şartı dahil uluslararası hukukta da yer alan kendi kaderini tayin hakkına dayandırıyorlar. Irak hükümeti de İspanya hükümeti de egemenlik haklarına vurgu yaparak tek taraflı ayrılmanın yasal zemini bulunmadığını söylüyorlar. İki devlet de referandumların engellenmesi için harekete geçtiler.

    Özellikle BM Şartı'nda —ve bir dizi uluslararası belgede- belirli koşullarla birlikte yer alan ‘kendi kaderini tayin hakkı' nedir, bu hakka dayanak olan tarihsel zemin ve kavramın gelişmesinin temelleri nelere dayandığını, Prof. İlhan Uzgel ile konuştuk.

    ‘SÖMÜRGECİLİKTEN ÇIKIŞTA ABD VE BOLŞEVİKLER DİLE GETİRDİ

    Prof. İlhan Uzgel, ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının' (self-determinasyon) Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan tarihsel bir hak olduğunu vurgularken, bu hakkı o günün koşullarında bir tarafta ABD diğer tarafta da Bolşeviklerin dile getirdiklerini söyledi. Uzgel, bu hakkın İkinci Dünya Savaşı sonrasında sona eren sömürgecilik döneminde gündeme taşınmasına dikkat çekti:

    "(Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı-UKKTH) O dönemde ABD'nin çok fazla sömürgesi olmadığı için ‘İngiltere, Fransa sömürgeleri bıraksın ve biz oralara girelim' fikrinden kaynaklandı. İnsancıl değil, ABD'nin daha pratik ihtiyaçlarından temel aldı. Asıl önemli tartışmalar İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgeciliğin tasfiyesi ile ortaya çıktı ve esas olarak KKTH bu çerçevede gündeme geldi ve esas anlaşılan şey de budur. Örnek verirsek; İngiltere Hindistan'ı 1840'larda sömürgeleştirdi ve 100 yıl sonra alt kıtada yaşayan Hintliler sömürge olarak yaşamak istemediklerini ve kendi kaderlerini tayin etme hakkı istediklerini belirttiler. Şu anda hâkim görüş, başka kapitalist ülkelerin bir dönem kolonileştirdiği toplumların KKTH olduğunu kabul ediyor, çünkü onun egemen bir parçası değil. Bu söylem yaygın 1970'lere kadar sarktı, kullanıldı ve bağımsız devletler kuruldu."

    ‘HUKUKAN BİR KERE KULLANILABİLİR, KKTC KULLANAMIYOR'

    Uzgel, ‘kendi kaderini tayin hakkının' hukuken sadece bir kereye mahsus olduğunu söylerken, bunun günümüzdeki tartışmalarda da etkili olduğunu anımsattı:
    "Fakat burada şöyle bir husus var; burada bu hak kabul ediliyor ama yalnızca bir kez kullanılabiliyor. Güncel bir örnek verilirse; KKTC'deki Kıbrıslı Türler, Kosova bağımsız olduğunda ‘Biz de ayrılalım o zaman' dediler. Kıbrıs self determinasyon hakkını 1960'ta topluca kullanmış sayılıyor. Kıbrıslılar bu hakkı bir kere olmak üzere İngiltere'den kopmak için kullanabilir çünkü o zaman sömürgeydi. Bundan sonra bir devlet kurarlarsa, bunu bir daha kullanamazlar ve hukuk da bunu söylüyor."

    ‘BOŞNAKLAR AYRILINCA, SIRPLAR O ZAMAN BİZ DE AYRILIRIZ DEDİLER'

    Uzgel, BM Şartı'nda geçen tanımıyla ‘kendi kaderini tayin hakkının' kullanımında da iki kriter bulunduğunu vurguladı. Uzgel, bunları bu hakkın egemen devletlerin anayasalarında yer alıp almaması ile söz konusu ülkenin sömürge olup olmaması olduğunu belirtti. Uzgel, aksi takdirde dünyanın her yerinde her farklı grubun ayrı devlet olmasının yolunun açılacağını belirterek şu izahı getirdi:

    "BM sistemi ‘kendi kaderini tayin hakkı' kavramını iki kere geçiriyor ama bundan sonra alınan bir sürü Genel Kurul kararı var buna dair. BM'nin bundan daha güçlü olan ‘Egemenlik ve toprak bütünlüğü' ilkesi var. Her aklına gelen ‘Ben kendi kaderini tayin hakkımı kullanmak istiyorum' derse ve bu kabul edilirse, dünyadaki devlet sayısı ile baş edilemez. Eski Bosna Savaşı'ndan bir örnekle anlatırsak; Bosna Hersek Yugoslavya'dan ayrılırken, kendi kaderini tayin hakkını kullandığını söyledi. Bosna Hersek'in içinde Sırplar yaşıyor ve bunlar ‘Siz Yugoslavya'dan ayrılırsanız, biz de ayrılırız' dediler. Bunun sonu yok ve bu sebeple de bunun bir yerde durması gerekiyor."

    ‘LENİN BOŞANMA HAKKI DEDİ, BÖLÜNMEYİ ENGELLEMEK İÇİN KULLANDI'

    Uzgel, ‘kendi kaderini tayin hakkını' en güçlü dile getirenin Sovyetler Birliği'nin kurucularından Lenin olduğunu belirtirken, bunun da nedenlerini şöyle izah etti:
    "‘Kendi kaderini tayin hakkı' var mı, yok mu diye bakılırken, iki noktaya dikkat edilmesi gerekir; birincisi bu kararı alacak olan bir sömürge mi?— ki genelde artık sömürge olmuyorlar-, ikincisi de anayasasında bu hak var mı? Bu hak Sovyet Anayasası'nda vardı ama Sovyetler bunu Lenin döneminden itibaren şöyle formüle ettiler; her ulusun ayrılma hakkı vardır, hatta Lenin buna boşanma hakkı dedi ama bu hakkı Sovyetlerde kalmak için kullandıklarını belirtti. Dolayısıyla bir taraftan kendi kaderini tayin hakkı olduğu söylenirken, diğer taraftan da bölünme engellenmiş oluyor."

    ‘IKBY'NİN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI SÖYLEMİ HUKUKİ DEĞİL SİYASİ'

    Hukuki alt zemine bakılırsa, Irak Kürdistanı'ndaki Kürtlerin, geçmişte Irak'ın tamamıyla birlikte sömürge olduğunu ve bu hakkının o dönemde kullanıldığını, bugün ayrılma hakkının ise anayasalarında yer almadığını ifade eden Uzgel'e göre Irak Kürdistanı'nın aldığı referandum kararının hukuki değil siyasi:
    "Tarihsel arka plandan çıkıp günümüzdeki uygulamalara bakarsak, önümüzde gelişmiş bir AB ülkesi olan ispanya ve bir Ortadoğu ülkesi olan Irak var. IKYB'ye bakarsak; orası eski bir sömürge değil, Irak'ın bir parçası ve Irak tamamıyla bir sömürgeydi. Öte yandan anayasalarına böyle bir hak yok ve hukuki açıdan böyle bir haktan söz edilemez. Fakat en son noktada işin içine siyaset girer."

    ‘AĞIR İNSAN HAKLARI İHLALLERİ VARSA SÖZ EDİLEBİLİR AMA…'

    Uzgel, uluslararası hukukta kendi kaderini tayin hakkından iki kriter dışında ağır insan hakları ihlalleri söz konusuyla mümkün olabileceğini, ancak bunun da tartışmalı olduğunu belirtti:

    "Buna ek olarak, bir tartışmalı husus daha var; eğer tartışmalı haklar ağır bir şekilde çiğneniyorsa, insan haklarına yönelik ağır ihlaller varsa, bu durumda anayasada kendi kaderini tayin hakkı bulunmasa ve sömürge olunmasa dahi, kullanılabileceğine dair bir görüş var fakat bu da çok yerleşmiş değil. Kosova'da bunu kullandılar çünkü Miloseviç rejimi vardı ve beraberinde ağır baskılar, etnik temizliğe kadar giden uygulamalar vardı. En nihayetinde burada da belirleyici olan siyaset oldu. Siyaseten siz bunu gerçekleştirirseniz, bir miktar kabul görürsüz. Mesela Kosova'yı 80 tane ülke tanıdı ama Güvelik Konseyi'nde Rusya vetosu yüzünden sıkıntılar yaşandı. Irak meselesinde ise; Iraklı Kürtler bugün olmasa bile geçmişte ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldıklarını söyleyebilirler ve haklı olabilirler ama günümüzde böyle bir husus yok. Irak'ın Cumhurbaşkanı Kürt'tü. Buradan bakıldığında, Cumhurbaşkanları Kürt, Federasyon Parlamentosunda Kürt milletvekilleri var, Kürt Bakanlar var. Dolayısıyla da, siyaseten değil ama hukuken petrol konusunda anlaşmazlıklar var ve bu ayrılmak için yeterli bir gerekçe oluşturamaz. Böyle bir durumda arada anlaşma sağlanabilir."

    ‘İSRAİL SESSİZ KALSAYDI DAHA İYİ OLURDU'

    Uzgel, diğer yandan Iraklı Kürtlerin yüzyıllardır devletsiz halk oldukları söyleminin de söz konusu edilebileceğini belirtse de "Fakat bu siyasi bir karar olur" diye ekledi. IKBY etrafındaki tartışmalarda bölge ülkelerinin pozisyonlarına da dikkat çeken Uzgel, Kürtlere İsrail'in destek vermesinin sorunlu bir görüntü yarattığı görüşünü dile getirdi:

    "Öte yandan, yüzyıllardır devletsiz bir halk olduklarını söylüyorlar ve konuya buradan bakılırsa; bu durumda biraz haklı olabilirler fakat bu siyasi bir karar olur. Bu durumda Kürtler Bağdat Hükümeti ile masaya oturacaklar ve anlaşacaklar ama politik boyutuna baktığımızda Türkiye biraz ikircikli davranıyor. Sözde karşı gibi duruyor ama fiilen bir şey yapmıyor. İran çok daha bir karşı duruş sergiliyor ama burada en negatif nokta İsrail'in bunu açıkça desteklemesidir çünkü oradakileri zor durumda bırakacaklar. Dünya kamuoyunu olumsuz etkilediler ve sessiz kalıp, el altından destekleselerdi daha olumlu olurdu Kürtler için. İsrail'in bunu neden yaptığını bilmiyorum çünkü bu zarar verecek bir hamle. Dolayısıyla, hukuken baktığımızda, hukuken Iraklı Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı olduğunu söylemek çok doğru olmaz.

    ‘QUEBEC'TE BAĞIMSIZLIK SADECE EYALETİ DEĞİL TÜM ÜLKEYİ İLGİLENDİRİR DEDİLER'

    Uzgel Çekoslavakya gibi ‘barışçı bölünme' söz konusu değilse, ülkelerden ayrılmanın önünün açılmasının talepleri yoğunlaştırıp kaos yaratacağını bu yüzden uluslararası hukukun buna geçit vermediğini belirtti. Irak Kürtleri gibi Ezidilerin de Türkmenlerin de ayrılık talep edebileceklerini vurgulayan Uzgel Kanada Quebec'te bağımsızlık referandumunun kadece Qeubeclileri değil bütün Kanada'yı ilgilendirecek bir mesele olduğu için referandumun ülke genelinde yapılması doğrultusunda karar çıktığını anlattı. Uzgel, İspanya örneğinde de Katalanların ayrılma gerekçelerinin çok geniş bir özerkliği solumalarına rağmen zenginliği paylaşmak istemiyor olmaları olduğunu belirtti:

    "Eğer Çekoslovakya gibi iki taraf anlaşmazsa, devletlerin bölünmesine uluslararası hukukun izin vermesi mümkün değil. Eğer bunun yolu açılırsa, bütün dünyada bu tür talepler görülür. Hatta ırak Kürdistanı'ndaki Ezidi ya da Türkmenler de Kürtlerden ayrılarak, başka bir devlet kurmak isteyebilirler. Mesela Kanada'da Quebec ayrılmak istedi ve buna sadece kendilerinin değil, federasyonu oluşturan bütün birimlerde referandum yapılarak karar verilebileceği belirtildi. Çünkü onların ayrılmasının bütün ülkeyi etkileyeceği vurgulandı ve Federal Mahkeme böyle bir karar verdi. Özerklik alanı çok geniş bir kavramdır. İspanya'daki ise rasyonel bir ayrılıkçılıktır ve burada da zenginliği paylaşmak istemiyorlar. Ülkenin daha gelişmiş bölgeleri geri kalanları finanse ettiklerini düşünüyorlar ve bu milliyetçiliği besleyen bir şeye dönüşüyor. Katalonya İspanya'nın ilk sanayileşen bölgesi ve iktisadi olarak İspanya'nın tümünden daha iyi durumda şu anda. Dolayısıyla bu zenginliği kendi içinde tutmak istiyor."

    ‘MARKSİZM'DE YOKTUR, SOSYALİZM TEORİSİNDE ÖNEMLİDİR ÇÜNKÜ…'

    Dünya solunun en az sınıf meselesi kadar, kendi kaderini tayin hakkına kafa yorduğunu anlatan Uzgel, sol hareketlerin dünyanın her yerinde ilkesel olarak ezilen grupların kendi kaderlerini tayin haklarında yanlarında olduklarını vurguladı. Uzgel, bunun altında da ‘Batılı ülkelerde yaşayanlara, bütün ezilen sınıflara, ulusal gruplara eşitlikçi bir düzen getirme mesajı verilmesinin' yattığına dikkat çekti:

    "Eğer eşitlikçi bir düzen getirmek istiyorsanız, bu eşitliği iktisaden sınıfsal olarak kuruyorsunuz, cinsiyet olarak kurmaya çalışıyorsunuz ve kaçınılmaz olarak bu eşitliği aynı zamanda uluslararası alanda da önemli olan etnik gruplar arasında da kurmaya çalışıyorsunuz. Bu Marxizm'de yoktur ama sosyalizm teorisi içinde bu çok önemli bir yere sahip. Mesela Lenin Stalin'i görevlendirmişti, Stalin milliyetler komiseriydi ve ‘Ulusal Sorun' diye bir kitap yazdı. Öte yandan Yugoslavlar bu konuya çok kafa yordular fakat onlar Sovyet modelinin tersini yaptılar, daha geniş özerklik verdiler fakat bunun da sonu maalesef çok kötü oldu. Dolayısıyla bunlar kendi içerisinde çok teorik tartışmalardır. Mesela Avusturya Marksistlerinin daha çok kültürel özerklik planları vardı. Dolayısıyla bu konu, sınıf meselesi kadar olmasa da, solun çok fazla kafasını kurcalayan bir mesele oldu. Sovyetler döneminde, çok fazla farklı ulusal grup vardı ve buna bir çözüm getirmek için bu teorik tartışmaları ve uygulamalarını getirmeye çalıştılar. Batılı ülkelerde yaşayanlara, bütün ezilen sınıflara, ulusal gruplara bir mesaj da vardı burada. Eğer bir sol devrim olursa, sol hareketler dünyanın her yerinde bu tür ulusal ezilen halkları hep yanlarına almak istediler ve onları desteklediler. İspanya'da da solcular Katalanları destekledi, İngiltere'de İrlandalıları desteklediler, Yunanistan'da Makedonları, Türkiye'de de sol Kürt Hareketi ile iş birliği yaptı."

    Etiketler:
    Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Katalonya, İspanya, Irak
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın