21:49 16 Aralık 2017
Ankara+ 3°C
İstanbul+ 16°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'IKBY'ye bağımsızlık kapısını Türkiye açtı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 21

    Mehmet Ali Güller, Irak Kürtleri için bağımsızlık kapısını Türkiye'nin açtığı görüşünde. ABD’nin ‘kendi kaderini tayin hakkı’ söylemini usluları parçalayıp kontrol etmek için kullandığını belirten Güller, Washington’ın IKBY referandumunun kendisine değil zamanlamasına itiraz ettiğini söyledi.

    Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde 25 Eylül'de gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu ile birlikte Erbil'in Bağdat'taki merkezi hükümetle de, Türkiye ve İran gibi bölgesel güçlerle de arasında gerilim yükseldi. Türkiye'den petrol vanalarının kapatılacağı tehditleri gelirken, Türk ve Irak ordusu sınırda ortak harekât tatbikatı düzenledi. Sürecin nasıl ilerleyeceği tartışılırken bölge ülkelerinin tavırları merak konusu. Gelişmeleri gazeteci, yazar Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    ‘TÜRKİYE GERÇEKTEN İSTESEYDİ REFERANDUMU ENGELLERDİ'

    Mehmet Ali Güller'e göre, Türkiye'nin referandum konusundaki gerçek niyeti referandumun yapılıp yapılmamasına bakılarak anlaşılabilirdi. Türkiye gerçekten isteseydi, referandumun erteleneceğine dikkat çeken Güller, MGK'dan çıkan sert söylemlere rağmen, ortada elle tutulur bir tehdit olmadığı görüşünde:

    "Esas itibariyle gayri meşrudur, yanlıştır gibi açıklamalar olmakla birlikte, AKP Hükümetinin referandumu engelleme noktasında herhangi ciddi bir girişimi olmadığını görüyoruz. Türkiye'nin referanduma üç gün kala MGK toplayarak bir talep ilan etmeye gitmesi, böyle bir siyasete gidilmesi tamamen bir aldatmacadır. Öte yandan Erdoğan'ın böylesi konularda bir tavır ilan etmesi için bir MGK toplantısına ihtiyaç yoktu. Bunu referandumun hemen önüne getirmeleri, içeride gaz almaya yönelik bir adım gibi gözüküyor. Geçen tezkerenin de, içine yabancı silahlı kuvvetlerin bulundurulmasının eklenmesi, ortada oldukça kuşkulu durumlar yaratıyor. Irak ve Suriye tezkeresi 2014'ten beri var ve her yıl Eylül-Ekim ayı gibi Meclis'te tekrar oylanarak, güncelleniyor. İçine yabancı asker bulundurma gibi bir maddenin konulması aklımıza önceki deneyimleri getiriyor. 1 Mart tezkeresi de bununla ilgiliydi ve mevcut dışında ABD askerlerinin Türkiye'de bulundurulmasını gerektiren bir durum yok. Türkiye, Rusya ile normalleşiyor ve bununla da ilgisi yok. Bunun ancak Irak Genelkurmay Başkanı ile yapılan görüşme neticesinde, Irak askerlerinin de Türkiye sınırında yapılmakta olan tatbikata katılması ile ilgili olabilir. Hükümetin hiçbir açıklama yapmadan bu maddeleri buraya koyması da, geçmişteki birtakım uygulamaları nedeniyle soru işareti yaratması, bunun bir yıl içerisinde farklı nedenlerle kullanılabilme ihtimalini de doğuruyor. Öte yandan, MGK çok sert gözükebilir ama içeriğinde bir şey yok. Referandumu gayri meşru ilan etmek, bunun sonuçlarının kabul edilemez olduğunu söylemek için böylesi bir paragraf yazmaktan daha fazlası yapılmalıydı. Türkiye'nin birtakım avantajları var. Öncelikle ekonomik avantajları var ve Kürdistan Bölgesi'nin yaşayabilmesinin ölçütlerinin başında Doğu Akdeniz'e açılması gerekiyor ya da Türkiye gibi bir ülkenin onun ticaretine izin veriyor olması lazım. Türkiye bu kartı kullanabilirdi ama kullanmadı. Askeri seçenekten önce birçok seçenek var ama hiçbiri olmadı. Barzani'nin Antep ve Mersin'de 400'den fazla şirketi var, bunlara yönelik girişimlerde bulunabilirdi. Hükümet kayyum atama konusunda oldukça tecrübeli ve oralarda bu yönde birtakım adımlar atılabilirdi. Sembolik de olsa, bazı adımlar atarak Barzani'ye ciddi uyarılar yapılabilirdi ama yapmadılar."

    ‘BAĞIMSIZLIĞIN YOLUNU TÜRKİYE AÇTI'

    Erdoğan'dan gelen vanayı kapatabilecekleri yönündeki açıklamaların referandum gerçekleştirildikten sonra geldiğini ve iş işten geçtikten sonra yaptırımların bir faydasının olmadığını belirten Güller, IKBY'yi bağımsızlığa götüren sürecin Erbil'in Türkiye ile yaptığı petrol anlaşması ile başladığının altını çizdi:

    "Referandumun bağımsızlığa evrilmesi noktasında, bir takım yaptırımlar sonraki süreçler için gerekecektir ama bugünkü temel mesele referandumu engellemekti. Referandumdan önce ciddi bir şey yapmayıp, referandumdan sonra bir şeyler açıklamak, Erdoğan'ın deyimiyle 'Atı alan Üsküdar'ı geçti' anlamına geliyor. Kürdistan'ın bağımsızlığının önünü açacak bir referandumu Barzani yapabiliyorsa, bunun kuşkusuz dünyadaki bir numaralı sorumlusu, işin esas mimarı olduğu için ABD'dir ama iki numaralı sorumlusu da AKP hükümetinin kendisidir. Çok eski zamanlara kadar gitmeye gerek yok, hemen birkaç yıl önceye gittiğimizde Erbil'i bağımsızlığa götüren süreç, Türkiye'nin Bağdat'a rağmen Erbil ile yaptığı petrol anlaşmasıdır. Bu anlaşma o kadar kıymetliydi ki, Neçirvan Barzani döndüğünde, ‘Biz 50 yıllık stratejik anlaşma yaptık' demişti. Bu anlaşma, bugün Barzani'yi referanduma götürebiliyor çünkü bizzat Bağdat'tan kopmasını biz sağladık. Bu anlaşmayı Bağdat ile değil, Erbil ile yaptığımızı söyledik. Bağdat'ın itirazına rağmen, Irak Petrol Bakanlığı'nın şikâyetlerine rağmen biz kaçak konumuna düşmüş o petrolü alıp, Ceyhan'dan gemilere yükledik ve legallik konusunda hiçbir problemi olmayan İsrail'e doğrudan satabildik. Fakat legallik sıkıntısı yaşayan ülkelere satabilmek için de, Malta açıklarında gemiden gemiye transfer ederek bu petrolü sattık. Hatta bunlardan birinin Meksika Körfezi'nde mahkemelik olduğunu, gemiye el konulduğunu da anımsatmak gerekiyor. Dolayısıyla AKP hükümetinin burada oynadığı rolün ortaya çıkarılması lazım çünkü ‘Yanılmışız' demekle bu hükümet durumu kurtaramaz. FETÖ meselesinde kandırılan, açılım konusunda kandırılan, Barzani'nin referandumu konusunda yanıltılan bir hükümetle Türkiye'nin herhangi bir ulusal güvenlik sorununu bölgede çözemeyeceği aşikâr ve Türk halkının görmesi gereken gerçek de bu. Sürekli ‘kandırılmışız, yanılmışız' diyen bir hükümetle yola devam ettiğiniz müddetçe, varacağımız yerler oldukça sıkıntılı olacaktır. Bugün Ekonomi Bakanı da Kuzey Irak ile ekonomik ilişkilerin devam ettirilmesi gerektiğini belirtti. Kuzey Irak ile ticareti kesmediğiniz müddetçe, bağımsızlık referandumunu engellemeniz zor."

    ‘BÖLGE ÜLKELERİ BİRLİKTE POLİTİKA ÜRETMELİ'

    Bölge güçlerinin birbirlerine karşı kozlar kullanıp, düşman olmak yerine ortak politikalar yürütmesinin ABD'nin bölgedeki emellerini engelleyebileceğine işaret eden Güller, şu değerlendirmelerde bulundu:

    "Bölgede bir araya gelmesi gereken Türkiye, Irak, İran ve Suriye gibi güçler bunu yapmayıp, tersine çeşitli konularda birbirlerine rakip olmaya çalıştıkları andan itibaren, ABD bu bölgede istediği şekilde at oynatabilmenin yollarını bulmuş oldu ve 25 yıldır da bunu yapıyor. Bütün ülkelerin burada kabahatleri var. Mesela Suriye zamanında PKK kartını kullandığı için, Türkiye Bağdat'a karşı Barzani kartını kullandığı için, İran Bağdat'a karşı Talabani kartını kullandığı için birtakım sorunlar oldu. Her ülke birbirlerine karşı Kürt örgütlerinden birini tercih edip, diğerlerine karşı bir siyaset geliştirmeye çalıştığı için ABD'ye büyük bir oyun sahası bırakmış olduk. Herkes kendi mevcut Kürt aktörleri ile meselesini çözme noktasında ilerlemeyip, karşıtını koz olarak kullanmaya kalktığında ABD bir süper güç olarak bundan yararlandı ve gelip Irak'ı işgal etti. Böylece dört ülkeyi de hedef alan Büyük Kürdistan Projesini masaya koymuş oldu. Dolayısıyla burada Ankara ve Tahran meseleyi ortak çözmek yerine birbirlerine rakip olmayı devam ettirirlerse, buralarda Kürdistan zaten inşa olacaktır. Öte yandan Rusya'nın buralarda aldığı tutum bizi çok da ilgilendirmemeli. Neticede bu bizim sorunumuz ve Rusya daha dışarıda kalıyor yani bu bölge ile doğrudan bir komşuluk ilişkisi yok. Biz bu coğrafyanın aktörlerine ihtiyaç kalacağı bir çizgi izlemeliyiz. Bu coğrafyanın aktörleri bu coğrafyanın sorunlarını çözmeli, dışarıdan aktörlere ihtiyaç kalmadan sorunları çözebildiğimiz zaman buradaki meselelerin tamamı buradaki halkların yararına da çözülecektir. Kürtlerin de yararını gözeten bölgesel bir projenin, 25 yıldır sürmekte olan bu problemi herkesin yararına dönüşebilecek bir bölgeselleşme projesiyle çözülebileceğini düşünüyorum. Aksi takdirde, ABD halkları birbirine kırdırma stratejisi izleyecek ve bu bölgede emperyal bir tahakküm için istediği şeyleri yapacaktır."

    ‘ABD REFERANDUMA KARŞI DEĞİL, MESELE ZAMANLAMA'

    ABD'nin temelinde bağımsızlık referandumuna karşı olmadığını, sadece sahada değişen dengeler sebebiyle ertelemesini istediğini aktaran Güller, ABD'nin gücünün eskisi gibi Ortadoğu'yu kontrol etmeye yetmediğini belirtti:

    Mesud Barzani - Recep Tayyip Erdoğan
    © REUTERS/ Kayhan Özer/Presidential Palace/
    "İki önemli noktayı tespit etmek gerekiyor; Kürdistan projesi özü itibariyle bir ABD projesidir. İkinci olarak da; ABD bu referanduma karşı değildir. Zamanlamasını yanlış bulduğu için ertelenmesini istemiştir. Sahadaki meseleler açısından Rus ve Suriye kuvvetlerinin giriştiği strateji ve ABD'nin YPG ile birlikte yürüttüğü strateji var ve bu iki strateji sahada çarpışıyor. Bunlar olurken Kuzey Irak meselesi ABD'nin boyunu aşıyor ayrıca ABD eski ABD değil. Bölgedeki her şeyi denetleyip, kontrol edebilecek güçte değil ve böyle olduğu için de işlerin sıraya sokulmasını istiyor. Yoksa ana ruhu itibariyle referanduma karşı değil."

    ‘ABD KADERİNİ TAYİN HAKKINI PARÇALAYIP YÖNETMEK İÇİN KULLANIYOR'

    Kavramların yaşanılan döneme göre yorumlanması gerektiğine dikkat çeken Güller'e göre ABD ‘ulusların kaderini tayin hakkı' söylemini, ülkeleri parçalayıp kolay yönetmek için kullanıyor ve bu politikadan hiçbir halka fayda çıkmaz:

    "Her kavramın kendi konjonktürü içerisindeki anlamını doğru okumak gerekiyor. Lenin'in söylediği ‘Kendi kaderini tayin hakkı', sosyalizmin inşası sürecinde Rus çarlığının yıkıldığı ve bir sürü farklı halkların olduğu bir süreçti. Lenin kendi kaderlerini tayin edebileceklerini ama Sovyet Cumhuriyetleri altında birleşmenin daha iyi olacağını belirtiyordu ve bu söylemler bu döneme aitti. 21. yy başında bu mesele artık emperyalizm tarafından Rus devletlerini küreselleşme stratejisi içerisinde etnik ve mezhepsel olarak bölmenin bir aracına dönüştü. Böylece daha kolay denetleyebilecekti. Bundan 150 yıl önce ulusların kendi kaderini tayin hakkı, uluslaşma ile ilgili bir meseleydi oysa bugün ise ulusları etnik parçalara bölme meselesi olarak gündemde. Bunun tipik örneği de, 1990 yılında ABD'nin bu uygulamayı fiilen ilk başlattığı Yugoslavya'dır. Yugoslavya sekiz parçaya bölününce, uluslar kendi kaderini tayin mi etmiş oldu? Tam tersi olarak kan, gözyaşı, büyük yıkımlar bir coğrafyada bir kuvvetin sekiz kuvvetsiz yapıya bölünmüş olmasıdır. Aynısı Ortadoğu için de geçerlidir. Velev ki ulusların kaderini tayin hakkı üzerinden Kürdistan kurulmuş olsun, bu coğrafyada Türkmenler, Ezidiler vs var ve onlarda kendi kaderlerini tayin etmek, küçük devletler olmak isteyecekler. Bu plan ABD emperyalizmini işine yarayacak ve bu küçük lokmaları daha kolay yutabilecektir, daha iyi denetleyebilecektir. Bu politika Kürtlerin ya da diğer halkların yararına olmayacaktır ve böyle olmayacağı bugün Yugoslavya örneğinde görülüyor. Türkiye'de de bir milletleşme süreci yaşandı. Atatürk Milliyetçiliği ‘Türkiye'yi kuran halka Türk milleti denir' diyerek tanımlıyor. Biz Kürdü, Türkü, Çerkezi, Arabı milletleştik ve bir ulus devlet yarattık. Şimdi ABD bu ulus devleti mikro milliyetçilik ile parçalamak istiyor ve bunu bütün coğrafyalarda gerçekleştirmek istiyor. Bu ABD'nin Büyük Ortadoğu projesiydi ve 24 ülkenin sınırlarının ve rejimlerinin değişmesiydi hedef. Irak'ı üçe, Suriye'yi beşe bölerek yapılan işin hakların kaderini tayin ile bir alakası yok. Halkların kaderi zaten böyle tayin olmaz, halklar emperyalizme karşı mücadele ederek kaderlerini tayin ederler. 19. yy büyük sosyalist düşünürlerinin ortak bıraktıkları tarihsel, teorik miras şudur; devletler bağımsızlık, uluslar kurtuluş, halklar devrim istiyor. Burada belirtilen karşı düşman emperyalizmdir. Dolayısıyla ABD ya da İsrail bayrağı altında, onların bir kara ordusu olarak girişeceğiniz bir Irak ya da Suriye'yi bölme projesinden kendi kaderinizi tayin etmiş olmuyorsunuz, Barzani ailesinin petrol krallığının kaderinin tayinine odun taşımış oluyorsunuz."

    Etiketler:
    Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Irak
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın