04:48 19 Ekim 2017
Ankara+ 5°C
İstanbul+ 15°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'İran-Türkiye ortaklığı konjonktürel'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 525 0 0

    Bora Bayraktar’a göre IKBY’ye karşı kurulan Türkiye-İran ittifakı konjonktürel. Türkiye’nin IKBY’de İran etkisinin artması ihtimaline karşılık Barzani yerine KYB iktidarını tercih edebileceğini düşünen Bayraktar, ‘referandum konusunda kim sağlam durursa onun dediğinin olacağı’ görüşünü dile getirdi.

    Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) 25 Eylül’deki bağımsızlık referandumundan yüzde 90’larda ‘evet’ çıkması sonrası dikkatler Türkiye ve İran’ın hangi somut adımları atacağında. Türkiye ve İran’ın ortak bir karşı duruş sergilemesi, iki ülkeyi yakınlaştırırken, işbirliğinin çerçevesinin nerelere varabileceği tartışılıyor. İki ülke liderliğinin IKBY’ye yönelik ekonomik ve siyasi tecride yönleceği söylemlerinin ne kadar gerçekçi olacağını ve Türkiye ve İran’ın ortak askeri ve siyasi stratejisi ile olası sonuçlarını gazeteci ve yazar Bora Bayraktar ile konuştuk.

    'TÜRKİYE-İRAN ORTAKLIĞI KONJONKTÜREL'

    Bora Bayraktar’a göre son dönemdeki yakınlaşma görüntüsüne karşın Türkiye ile İran arasında çok ciddi anlaşmazlıklar yerli yerinde duruyor. Bayraktar, Türkiye ve İran arasında son dönemlerdeki sıkı ilişkilerin kaynağının Kuzey Irak’taki bağımsızlık referandumunun ortak bir ulusal güvenlik tehdidi algısına dayandığını aktararak şu değerlendirmeleri yaptı:

    “Türkiye’yle İran arasında çok ciddi anlaşmazlık konuları var. Yani özellikle 2011’den sonra Suriye konusunda Esad rejiminin geleceğiyle ilgili olarak iki ülke tamamen ayrı düştü. İdeolojik olarak İran Devriminden sonra Türkiye’nin laik ve demokratik bir cumhuriyet olması o dönemki İran Rejimiyle Türkiye’nin o dönemki yönetimleri arasında tartışma konusu oldu. Türkiye’nin NATO müttefiki olması, 2010 yılından sonra Malatya Kürecik’e yerleştirilen radarlarla ve o radarların İran’ın hedef alıyor olması İran tarafında hep kuşkuyla takip edildi. Türkiye açısından da İran’ın PKK PJAK’la ilişkilerindeki gölge, onların ne yaptığının tam belirsiz olması, pek çok alandaki rekabet, özellikle Irak Kürt bölgesinde Barzani Talabani üzerinden yine rekabeti ön plandaydı. Şimdi bu iki ülkenin yan yana gelmesi tamamen acil bir tehdit algısından kaynaklanıyor ve konjonktüreldir. Yani buradan stratejik bir Türk-İran ittifakının çıkacağını düşünmüyorum. Ama Kürt Bölgesel Yönetimin bağımsızlık ilanı daha doğrusu referandumun geçmesi, bağımsızlığını ilan etme olasılığı iki taraf açısından da acil ve varoluşsal tehdit olarak görülüyor. Bu dünkü açıklamalara da yansıdı. Zaten bunun arkasında İsrail’in gözükmesi, Amerika’nın yıllardır bu Kürt yapılanmasına desteği bunlar hep üst üste geldiği zaman burada acaba ‘Garnizon Devlet’ mi olacak bir üs mü kuruluyor? Yarın öbür gün buradaki Kürt Devleti üzerinden bize yönelik hamleler yapılabilir mi? soruları gündeme gelebilir. Çünkü hem Türkiye’nin hem İran’ın ciddi bir Kürt nüfusu var ve 1945-46’larda ilk Kürt Cumhuriyeti Mahabad İran’da kuruldu ve onu kuranlar idam edildi ve İran Kürtleri şu an çok büyük baskı altında. Türkiyeli Kürtlerin bunlardan ilham alarak destek verme olasılığı var. Dolasıyla bu iki ülke şimdi bu tehdit karşısında bir araya geldiler ve bu mesele odaklı işbirliği içerisindeler ama ben bunun diğer alanlara sirayet edeceğini sanmıyorum. Türkiye elbette ki Amerika’yla ilişkilerini ittifakını sorguluyor ama bu günden yarına Türkiye’nin şu an güvenlik kurumlarının üyesi olduğu batı ittifakından da bir gecede çıkacağını düşünmüyorum.”

    ‘DIŞ POLİTİKADA YENİ YÖNELİM YAZARLARI DA BÖLDÜ’

    Türkiye’de iç politikayla dış politika arasındaki çizginin özellikle son beş, altı yılda belirsizleştiğini ve özellikle Davutoğlu döneminde dış politikada pragmatik yaklaşımlara yönelim tercih edilerek birçok meselenin yeniden değerlendirildiğini belirtti. Yaşanan sıkıntılardan ötürü bu politikanın işlemediğini gören hükümetin, yeni politikalara yöneldiğine dikkat çeken Bayrakta’a göre bu yeni yönelik iktidar yanlısı yazarlar içerisinde de derin bir ayrıma yol açtı:

    “Özellikle Filistin, Suriye konusu gibi ya da Mısır’daki Müslüman Kardeşlere yönelik darbe gibi meseleler büyük ölçüde iç politikanın konusu haline geldi, bu dış politikayı da etkiledi ve sonuçları oldu. Türkiye bölgesindeki gelişmelerden dolayı bazı konuları yeniden değerlendirme noktasına geldi. Burada ideolojik bir yaklaşımdan ziyade çok pragmatik bir dış politikanın hakim olduğunu düşünebiliriz ve bu yaklaşım özelikle Başbakan Davutoğlu’nun ayrılmasından sonra çok öne çıktı. 15 Temmuz meselesi yine bu yeniden değerlendirmelere yol açtı ve bu yüzden çok önemli kırılma noktaları yaşadı Türkiye son birkaç yıl içerisinde. Bunun da etkisi oldu. Rusya’yla girişilen kavga 24 Kasım’da uçak düşürme hadisesinden sonra Türkiye’nin içine düşmüş olduğu açmaz ve sıkıntı şu anki hükümet tarafından değerlendirildi ve yeni bir dış politika anlayışı görüyoruz. Bunun tabiki aşağıya da, tabana da yansıması oluyor. Fakat bu konuda Türkiye’de iktidar kanadının yazarları açısından daha ciddi bir ayrım olduğunu görüyorum.  Yani burada içerde bir tartışma yürüyor. Bir tarafta şuan ki politikaları çok sert bulan ve hükümetin biraz daha MHP çizgisinde gittiğini söyleyip bundan rahatsız olan bir kanat var. Diğerleri tam şu anki meselelerde destek olarak karşı tarafı eleştiren bir tavır var. Bu belki çok su yüzünde gözükmüyor ama bu meseleleri yakından takip edenler bunları satır aralarında görüyor. Bazen açıkça da tartışılıyor. Bunun etkileri var. Ama şu anda Türkiye’nin dış politikasının biraz daha ulus devlet çizgisinde yürüdüğünü değerlendiriyorum. Özellikle 2015’teki PKK meselesinin hız kazanması, terörle mücadelenin öne çıkmasıyla beraber biraz daha hükümetin ulus devlet çizgisinde düşünmeye başladığını, Ortadoğu’ya açılma konularında daha çekinceli daha temkinli hareket ettiğini görüyorum. Çünkü gerçekten varoluşsal tehdit Türkiye için söz konusu.”

    ‘TÜRKİYE VE İRAN BARZANİ YERİNE KYB’Yİ TERCİH EDEBİLİR’

    Türkiye ve İran’ın baskıyı daha da arttıracağını öngörmek zor olmadığının altını çizen Bayraktar, Türkiye ve İran’ın Kuzey Irak’ta Barzani’ye alternatif bir KYB yönetimini tercih edebileceklerini bu amaçla Barzani’yi tasfiye etmeye yönelebileceklerini belirtti:

    “Kasımın ayının başında Kuzey Irak’ta seçimler olacak. Parlamento Başkanı seçimleri olacak ve belki biraz da onları da etkilemeye yönelik de olabilir bu seçim. Burada Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda bir ayrım yapmaya çalışıyor. ‘Bizim buradaki hedefimiz Kürt halkı değil, Irak Kürtleriyle ve Kürt halkıyla bizim ilişkilerimiz iyi, iyi olsun istiyoruz ama hedefimiz Barzani’ demeye getiriyor. Özellikle Talabani’nin vefatından sonra ailesini araması bence bu anlamda önemli bir jestti ve bu ayrımı yapmaya çalıştığını gösteriyor. Barzani geri adım atmazsa —ki atacağını zannetmiyorum bu saatten sonra-, Türkiye ve İran yavaş yavaş ekonomik baskılarla bu kararı değiştirmeye ya da Barzani’yi tasfiye ederek belki de oradaki yönetimi bu işten geri adım atacak yönetimi oluşturmaya yönelebilirler. Talabani’nin eşi Hero Talabani vefattan sonra bir açıklama yaptı ve referandumun yanlış olduğunu söyledi. Bu da bir işaret olabilir yani belki de ‘Barzani bu işi yaptı onu tasfiye edelim’ yerine daha rasyonel düşünen bizi de sıkıntıya sokmayacak KYB iş başına gelsin gibi bir düşünce olabilir. Tabi bu Türkiye’nin etkisinin azalması anlamına gelir. Çünkü KYB daha çok İran etkisinde bir harekettir. Burada Türkiye iki olumsuz meselede iki olumsuz seçenekten kendisine daha az olumsuz olana yönelmiş gibi görünüyor.”

    ‘DESTEKLEYEN VE KARŞI ÇIKANLARDAN KİM SAĞLAM DURURSA DEDİĞİ OLACAK’

    İran etkisinin KYB aracılığıyla artması pahasına Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bir KYB iktidarını destekleyebileceğine dikkat çeken Bayraktar’a göre referanduma kesinlikle karşı çıkan Türkiye-İran bloğu ya da ortalığı yatıştırmaya çalışan ve referandumu üstü örtük bir şekilde destekleyen ABD-Avrupa bloğundan kim daha sağlam durursa, onun dediği olacak:

    “Burada bağımsız Kürdistan meselesi hayata geçecek ve Türkiye de İran gibi bunu büyük bir tehdit olarak görüyor. Bir ihtimal KYB gelecek, eski sistem devam edecek, biraz daha İran etkili olacak Türkiye geride kalacak ama en azından Türkiye bu rekabete girme potansiyeline sahip olduğu için buna razı gelip bu şekilde devam etmeyi tercih etmiş olabilir. İki kötü arasından daha az kötüyü seçmek gibi bir durum. Biraz sanki iş o yöne gidiyor. Elbette Bağdat’ın tavrı da çok önemli ve çok belirleyici olacak. Devam edecekler mi, daha sert mi gidecekler yoksa bir uzlaşma yoluna mı girecekler zamanla göreceğiz ve esas belirleyici de o olacak. Şu an iki politika birbiriyle çarpışıyor konuyla ilgili olarak. Bir tarafta bağımsızlığı ve referandumu tamamen geri çevirmek isteyen Türkiye, İran ve Bağdat var, diğer tarafta da yatıştırmaya çalışan meseleyi zamana yaymak isteyen ve açıkça ya da örtülü olarak bu bağımsızlık fikrine karşı olmayan ABD, Körfez Ülkeleri, İsrail, Fransa, Almanya gibi bazı ülkeler var. Dolayısıyla bu rekabette önce kim daha sağlam durursa, onun dediği olacak ve elbette burada Bağdat’ın pozisyonu çok önemli. Bağdat’ın İran’ın etkisinde veya tamamen ABD etkisinde olduğunu söyleyemeyiz Herkesin kendi politika değerlendirmesi var ve kimse mutlak güce sahip değil. Herkesin belli bir etki alanı var zaman zaman öne çıkabiliyor biri diğerine karşı ama bir ulus devlet mantığıyla baktığımız zaman İbadi’nin burada bağımsızlığa karşı durma konusunda daha sağlam hareket etmesini bekliyorum. Bu anlamda İran’la biraz daha yakın gidebilir gibi çünkü ABD’nin burada çok da iyi bir mazisi yok, özellikle Irak’ta. ABD ile çalışmaya mecburlar ama ABD de pek çok defa Irak’ı yüzüstü bıraktı ve buradaki felaketin en büyük sorumlusu da ABD’dir. Bu sebeple burada İbadi biraz daha Türkiye-İran çizgisinde devam edebilir ama onu ile da yatıştırma politikası yönlendiren liderler var. Mesela Macron’la Fransa’da görüştü. Herhâlde 1 Kasım seçimleri önemli olacak ve biraz daha net görebileceğiz.”

    ‘IRAK ORDUSU IŞİD KARŞISINDA ÖZGÜVEN KAZANDI’

    Bağdat ve Erbil arasında çatışma ihtimalinin özellikle Kerkük gibi tartışmalı bölgeler sebebiyle yüksek olduğunu ifade eden Bayraktar, IŞİD’in alan kaybetmesinin Irak ve Suriye ordularına özgüven kazandırdığını ve Irak ordusunun bunu peşmergeye karşı kullanabileceğini belirtti:

    “Kerkük gibi tartışmalı bölgeleri, ‘Bize devredin, buraları merkezi hükümet devralıyor’ gibi bir baskıyla birlikte, buralardan peşmergeyi çıkartma yönünde bir hamle gelirse, İran ve Türkiye’nin lojistik ve siyasi destek anlamında Bağdat’ın yanında durması muhtemel. Bir çatışma ihtimali var ama daha çok Irak içerisinde bir iç çatışma daha olası. Öte yandan, IŞİD giderek alan kaybediyor ve en son Havice’yi de kaybettiler. Karşı taraftan Rusya’yla Suriye geliyor. IŞİD artık denklemin dışına doğru gidiyor ve bu sebeple de zaten esas mesele hep oradan çıkıyor. IŞİD’in çıktığı yere kim girecek kim kontrol edecek sorusu gündemde. Hem Irak ordusuna hem de Suriye ve Rus ordusuna güven geldi. Bu anlamda IŞİD’i çok kısa sürede alan hâkimiyeti anlamında bitirecekleri düşünüyorum ve Merkezi hükümette bunun da özgüveni olacaktır ve bunu da peşmergeye karşı kullanabilirler.”

    İlgili konular:

    ‘Türkiye-İran ortaklığı her şeyi değiştirebilir'
    ABD, Rusya-Türkiye-İran ittifakını dağıtabilir mi?
    'Rusya, Türkiye ve İran, Afrin hakkında görüşmeler yürütüyor'
    Etiketler:
    Türkiye-İran İlişkileri, Irak ordusu, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Kürdistan Demokrat Partisi, IŞİD, Bora Bayraktar, Mesud Barzani, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), İdlib, Kerkük, İran, Irak, Suriye, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın