10:38 24 Kasım 2017
Ankara+ 8°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Çin artık dünya siyaset sahnesinin merkezine oynuyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 110710

    Meriç Şenyüz'e göre Çin lideri Şi, ÇKP’nin 19.Genel Kongresi’nde tarihi bir konuşma yaparken asıl vurgusu dünyanın 2. ekonomik gücü olan ülkesinin artık dünya siyaset sahnesine gücüyle orantılı çıkacağını haber vermesiydi. Şenyüz, Şi’nin ‘piyasa’ kelimesini daha az anması ve Mao’ya atıf yapmasına rağmen kastının sosyalizm kurmak olmadığı görüşünde.

    Dünyanın en büyük ekonomisi olma yolunda ilerleyen Çin Halk Cumhuriyeti'nde, Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) 19. Kongresi geçen hafta tamamlandı. Beş yıl süreyle ülkeyi yönetecek kadroların belirlendiği kongreyi öncekilerden ayıran ise mevcut Devlet Başkanı Şi Jinping’le birlikte Çin'in iddialı politikalarla sahneye çıkacağının işaretini vermesi. Şi’nin 3.5 saat süren konuşmasında Batılı liberal demokrasiye karşıt ‘sosyalist demokrasi ve ılımlı müreffeh toplum’ temaları öne çıkarken, ÇKP de yeni ideolojiyi parti tüzüğüne Şi’nin ismiyle mal ederek bir ilke imza attı. Böylece Şi, komünist Çin'in kurucusu Mao Zedong'un ardından yaşarken adı belgeye giren ilk Çinli lider oldu.

    ÇKP'nin 19. Kongresinde alınan kararları, Çin'in küresel anlamda hedeflerini Doğu’nun devini yakından takip eden gazeteci Meriç Şenyüz'le konuştuk.

    'ÇİN TARİHSEL ÖNEMİ KAVRANMADAN ANLAŞILAMAZ'

    Meriç Şenyüz'e göre Çin gibi büyük bir 'devi' bugün geldiği aşamadaki politikalarını anlamanın kilidi öncelikle tarihsel gelişimini bilmekten geçiyor. “Çin tarihsel önemi kavranmadan anlaşılabilecek bir ülke değil. Büyük bir 'devin' tarihinden bahsediyoruz. Belki dünya tarihine baktığımızda aynı coğrafyadan hiç ayrılmadan büyük bir medeniyet kurmuş ve bunu devam ettirmiş iki ulustan bahsedebiliriz. Bunlardan biri Çin ulusudur diğeri İran ulusudur” anımsatması yapan Şenyüz, şu değerlendirmeyi yaptı: “İnsanlığın medeniyete geçiş döneminde Karl Marx'ın köleci ve feodal toplum olarak adlandırdığı zamanlarda Çin belki de en güçlü feodal yapıyı kurmuştur. 13. yy.'da Marco Polo Çin'i öyle anlatır ki, Avrupa Ortaçağ karanlığını yaşarken Çin medeniyetin beşiği durumundadır. O zaman da dünyanın en güçlü ekonomisidir. Matbaa, pusula, barut bunların hepsi Haçlı Seferleri üzerinden Çin'den Avrupa'ya gitmiştir. Çok bilinmez ama Amerika Kıtasını ilk keşfedenler de Çinlilerdir. Çinli kaşif Zheng He 1418'te Amerika'nın bugün California dediğimiz doğu kıyılarını keşfetmiş ve Amerika'nın haritasını çizmiştir. Fakat Çin o sıralar o kadar güçlüdür ki Amerika'yı değerlendirmez. Şunu söylemek istiyorum: Büyük medeniyet kurmak ciddi bir gelenektir ama gelenek bazen ayak bağı olabilir ve gelişmenin önünü kesebilir. Çin 15. yy.'dan sonra kendi Ortaçağına girer. Çin'in Ortaçağı hanedan savaşlarına dayanır. Büyük bir gelenek yaratan ve Çin'i bir arada tutan ideoloji Konfüçyüsçülük aynı zamanda bir gericilik aracına dönüşür.”

    'ÇAN KAY ŞEK'İN ABD'YLE İLİŞKİSİ YENİ BİR GÜÇ DOĞURDU: ÇKP'

    Modern Çin devletinin kuruluşundan ÇKP yönetimine uzanan tarihsel dönemde sömürgecilik ve yarı sömürgecilikten çok çekmiş bi Çin bulunduğunu anımsatan Şenyüz, bu tarihin de Çin yönetici sınıfı açısından önemli dersler içerdiğini vurguladı: “19. yy.'da ise Çin, Hong Kong başta olmak üzere Britanya emperyalizminin ciddi bir sömürgesi altına girmiştir ve afyon bağımlısı hale getirilmiş bir halk vardır. Ama 20. yy. başlarına geldiğimizde Çin'in yeniden uyandığını görüyoruz. 'Çin'in Atatürk'ü' diyebileceğimiz Sun Yat Sen 1911'de bir tür burjuva demokratik devrimine önderlik eder. Bundan sonra modern Çin tarihi başlar. Ancak Sun Yat Sen'in ardılı Çan Kay Şek tutarlı bir anti-emperyalist olamaz. (Bu olay Mustafa Kemal'in ardıllarının onun ideolojisiyle ne kadar tutarlı olduğunun tartışılması bakımından Türkiye tarihine de paralellik taşıyabilir.) Çan Kay Şek Japonlara karşı dövüşür gözükürken ABD'yle yakın ilişkiye girer ve bu noktada yeni bir güç doğar. O da 1921'de kurulan ve bugün 19. kongresini yapan ÇKP'dir.”

    Şenyüz, Mao başkanlığındaki ÇKP'nin 'Uzun Yürüyüş'le başlattıkları mücadelenin başarıya ulaşıp 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması ve iki aşamalı sosyalizme yönelinmesiyle sonuçlandığını şu sözlerle anımsattı: ''ÇKP çeşitli iç karışıklıklar yaşamasına rağmen özellikle 1934'ten sonra Mao Zedung'un başkanlığında Batılıların 'paramount leader' dedikleri şekilde hem halk kurtuluş ordusunun lideri, hem de partinin tartışmasız lideri haline gelip 'Uzun Yürüyüş'le başlayan 15 yıllık bir mücadeleden sonra Mao 1 Ekim 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilan etti. Burada sosyalizme yönelen bir Çin görüyoruz. Bu iki aşamada gerçekleşmiştir. Önce 'yeni demokratik devrim' denen aşama geçiliyor, arkasından 'ileri büyük atılım' denilen 1956'da yapılan açılımla beraber sosyalizme geçiliyor.''

    'Şİ DE MAO’NUN KIZIL MUHAFIZLARINDAN'

    Şenyuz, günümüz Çin’inde Şi’nin politikalarının izini ise Mao Zedong'un 'Proleter Kültür Devrimi' denilen parti ve devlet içi yozlaşmaya karşı genç kadroları ayaklandırmasında buluyor: “Maocuların Marksizme yaptıklarını iddia ettikleri katkı orada ortaya çıkıyor. Mao SSCB'ye bakıyor ve bir yozlaşma görüyor. Yani diyor ki, Stalin'den sonra SSCB yöneticileri adım adım yozlaştı. Ben bunu nasıl önlerim? Buranın anlaşılması çok önemli çünkü Şi Jinping ile çok alakalı. 1964-68 arasında ortaya çok büyük fırtına halinde kitle hareketleri ortaya çıkıyor. Bu hareketler Mao'nun ‘karargahları bombalayın’ talimatıyla başlar. Karargahtan kasıt Komünist Parti karargahlarıdır. Çünkü Mao buralar yozlaşmıştır der. Kızıl Muhafızlar denilen gençlere, üniversite öğrencilerine kitlesel bir şekilde bu yöneticileri alaşağı etmeleri yönünde çağrıda bulunur. 1964'te başlayan bu hareket dünya 1968 hareketini de çok etkilemiştir. Şi Jinping bu hareketin içerisindedir ve babası da tasfiye edilen bu kadroların içerisindedir. Şimdi büyük Proleter Kültür Devrimi yozlaşmaya karşı büyük bir hareket olsa da hatta ünlü Avrupalı Marksist dergi Monthly Review bu 64-68 arası dönemi (1976'ya uzatanlar da var) ekonomik ve daha başka verilere bakarak dünya tarihinin gördüğü en eşitlikçi toplum olarak hesaplamıştır (gelir eşitliği anlamında). Ama bu tasfiyelerin bir dezavantajı oldu o da  devrimin taşıdığı kadroların tamamen tasfiye edilmiş olmasıydı. İkinci olarak üretim çökme aşamasına geldi üniversiteler ders yapamaz noktasına geldi. Bütün toplumun sürekli isyan halinde olduğu (Türkiye açısından kafamızda canlandırmaya çalışırsak bütün toplumun 12 yıl gezi parkındaki halinde yaşadığını düşünün) böyle bir dönem yaşamıştır Çin.''

    'HUA GUOFENG’İN ORTA YOLU'

    Şenyüz Mao’nun ölümü sonrası ÇKP'nin başına gelen Hua Guofeng’in ise partinin iki kanadına mesafe koyup ortayolcu bir çizgi izlediğini belirtirken, “Yani Mao'nun aşırılıklarıyla Mao'nın kapitalist yolcu dedikleri ekip arasında ortayolcudur. Çünkü Mao'nun aşırılıklarını devam ettirmek isteyen Mao'nun karısının da aralarında bulunduğu 4'lü çete denen bir ekip vardır. Hua Guofeng hem 4'lü çeteyi tasfiye eder hem de sağcıları durdurmaya çalışır” vurgusu yaptı.

    'DENG’İN ÖZLÜ SÖZÜ: ÖNEMLİ OLAN KEDİNİN RENGİ DEĞİL FARE YAKALAMASI'

    Çin'i kapitalist bir yola girip dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmesini sağlayan Hua Guofeng'i adım adım tasfiye ederek iktidara gelen Deng Xiaoping olurken, Şenyüz'e göre, Çin’in bugün girmiş olduğu yerin tohumları da o dönemde atıldı: “Sağcılar dediğimiz ekibin lideri Deng Xiaoping'dir. Deng Xiaoping bugün o modern dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin'in kurucusu sayılır. Hatta şu an ÇKP için Deng Xiaoping Mao Zedung'nun bir tık önündedir. Xiaoping'in —adım adım Hua Guofeng'i geri plana attıktan sonra- 80l'erin başındaki iktidarından sonra şöyle bir slogan ortaya atılır: ‘Kedinin hangi renk olması önemli değil, fare tutması yeterlidir’. Burada kastedilen şudur: bizim yöntemimizin kapitalist ya da sosyalist olması önemsizdir, önemli olan Çin'i zenginleştirmektir. Çin kapitalist yola girmiş olur böylece. Fakat bu nasıl bir kapitalizmdir? Gorbaçov reformlarından farkı şudur: Gorbaçov'un ekonomik reformları vardır ama siyasi reformların yapılması reddedilmiştir. Deng 1989’da Tiananmen Meydanı’nda daha fazla özgürlük isteyen gençleri ezmiştir. Ama ekonomik olarak devlet kapitalizmi dediğimiz yönelime girilmiştir. Arsalar kesinlikle devlete ait yani toprak satışı mümkün değil ama yabancı sermaye Çin ucuz iş gücünü sömürebilecek buradan da KP iktidarı altında Çin büyüyecek. Şimdi Deng’in ardıllarına baktığımızda bunlar soluk ve soğuk ardıllardır. Deng'in politikalarını aynen devam ettirmişlerdir. Bu politikalar bir yanıyla başarılıdır çünkü Çin muazzam bir büyüme gerçekleştirmiştir. Hatta IMF geçen senelerde hazırladığı raporlarda ‘Çin'i çıkarsak dünya hiç büyümüyor’ itirafında bulunmuştu. Fakat ‘bu birikimi Çin hangi yönde kullandı’ diye sorulursa halkına daha fazla sağlık, daha fazla eğitim, daha fazla konfor yarattı mı? Hayır. Amerikan Marxist ekolünün son kalan temsilcilerinden James Petras Deng politikaları için şöyle bir benzetmede bulunuyor: SSCB'yi biz eleştiriyorduk eşitlikçi bir toplum olmasına rağmen son derece totaliterdi, kapitalizmi de eleştiriyoruz ama bir yandan da totaliter olmayan demokratik yönlerini görüyoruz. Çin ikisinin de en kötü yanlarını aldı. Sovyetler Birliği’nden daha totaliter, ABD'den daha sömürücü bir yer haline geldi.'

    ‘Şİ MAO ÖLMEDEN FİKİR DEĞİŞTİRDİ’

    Şenyüz, Çin’in bugünkü lideri Şi’ni de gençliğinde babasını da tasfiye etmiş Kızıl Muhafızlar içerisinde yer alsa bile ÇKP'ye üye olarak iktidar basamaklarını tırmanmasını da şöyle anlattı: “Şi Jinping'in babası bu 64-68'de tasfiye edilen devrim kadrolarından. Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun önemli komutanlarından. Şi babası gibi kadroları Mao'nun emriyle tasfiye eden kadrolardan. Fakat Şi 74'de daha Mao ölmeden, bu yolun yanlış olduğunu düşünerek üniversiteye dönüyor, mühendis oluyor. ÇKP’ye resmen üye oluyor. Deng bürokrasisinde yükseliyor. Yani Şi tamamen Deng'den ayrı bir yoldan gelmiş değil. Deng'in öğrencileri arasında, sonrasında da Jiang Zemin, Hu Jintao'nun öğrencileri arasında. Hu Jintao döneminde Şi Merkez Komite üyeliği yaptı ve Merkez Komite'ye girenlerden en genç isim oldu. Şu ayrıntıyı da belirtmek gerekiyor: Çin'de 68 yaşının üzerindekiler MK üyesi olamıyor Çin'de. Dolayısıyla son kongrede aynı zamanda mevcut yaşlı liderlik de tamamen değişti.”

    'Şİ İLK 5 YILINDA YOLSUZLUĞUN ÜZERİNE GİDEREK SİVRİLDİ'

    Meriç Şenyüz'e göre Şi Cinping kendinden önceki seleflerinin politikalarından yolsuzlukların üstüne kararlılıkla giderek ayrıldı. Şi'nin bunu bir politika haline getirdiğini söyleyen Şenyüz bu sayede yabancı yatırımların daha güvenli ortam yaratıldığını belirtti: “Şi ilk 5 yıllık döneminde —şimdi ikinci 5 yıllık dönem için onay aldı- aslında seleflerinin politikalarının benzerini sürdürdü ama bir farkla: Yolsuzluğun üzerine çok kararlı gitti. Bu ilk başta muhalifleri tasfiye ediyormuş gibi algılandı. Çünkü ilk olarak, Maocu olduğu da söylenen çok popüler bir belediye başkanını (vali) tasfiye etti. Sonraki 5 yıllık dönemde gördük ki, Şi'nin affı yok. Mesela, cinsel bir skandala karışan —sekreterini taciz ettiği iddia edilen- çok önemli bir yöneticiyi hemen harcadı. Yolsuzluk iddiaları olan kişileri hemen görevinden aldı, hatta bir kısmını hapsettirdi. Şi'den habersiz yapılamayacak işler bu tutuklamalar ve Şi  zaten bunu 'Yolsuzluğa Sıfır Tolerans' ismiyle politikası haline getirdi. 5 sene boyunca bu sürdü. Çin'de devlet kapitalizmi bu kadar gelişirken yabancı yatırımcıların en çok şikayet ettiği nepotizm ve rüşvetti. Yani tanıdıklarla iş yürütmek ve ÇKP'nin rüşvet yemesiydi. Bu kaygı ortadan kalktı ve 2008 krizi sonrasına rağmen 2012-17 arası Çin'in büyümesini devam ettirmesini sağladı.”

    'Şİ'NİN KONUŞMASI ABD BASINI TARAFINDAN AŞIRI DİKKATLE İZLENDİ'

    Şi'nin 19. Kongre’deki konuşmasını ‘ÇKP tarihindeki en önemli konuşmalardan birisi’ diye niteleyen Şenyüz, ABD basınının konuşmayı kelimesi kelimesine analiz edecek denli dikkatle izlemesine de vurgu yaptı: “ÇKP tarihinde üç-dört tarihi konuşma vardır: Mao'nun 1934'te lider olması, Kültür Devrimi'ni başlattığı konuşma, Deng Şiaoping'in yeni dönemi açtığı konuşma ve Şi'nin geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşma. Bu konuşma neden önemli? Şimdi araları iyi gözüküyor olsa da Çin'in baş aslında 'baş düşmanı' ABD basınından doğru bakalım. New York Times hiç üşenmeden 'pazar (piyasa)' sözcüğünün konuşmada tek tek ne kadar geçtiğini saymış: Hu Jintao'nun 2012’deki konuşmasında 24, Jiang Zemin'in 1997 konuşmasında 51 kere geçmiş. Ama Şi sadece 19 kere kullandı. Bunu 'piyasa' yönünde geri adım olarak yorumluyorlar. İkinci bir noktada Mao’ya doğrudan atıf var. ÇKP Deng ile birlikte aslında ideojisini de değiştirdi. Bugün ÇKP'li birisiyle konuşursanız size der ki: Mao %70 doğru çünkü ülkeyi Japon emperyalizminden kurtardı %30 hatalı çünkü Büyük Proleter Kültür Devrimi yaptı. Deng ise tartışmasız bir biçimde kabul görüyor. Ama Şi’nin konuşmasına baktığımızda ise Deng'den çok Mao'ya atıf var. Sanki kendi Maocu gençliğindeki köklere doğru atıfta bulunuyor.”

    'ÇİN DÜNYADA EKONOMİSİNE GÖRE ROL ALMAK İSTİYOR'

    Şenyüz, Şi’nin söylemlerinde asıl can alıcı noktanın Çin'in artık dünya siyaset sahnesinde büyüyen ekonomisiyle eş değer bir şekilde etkide bulunmak olduğunu belirtirken, bunun da dış politikasında değişim sinyali olduğunun altını şu sözlerle çizdi: “Şi’nin söylediklerine bakarak ‘sosyalizme geri dönüş’ demek çok iddialı olur. Konuşmanın en can alıcı noktasına bakarsak aslında şu söyleniyordu: ‘Dünyadaki problemler hiçbir ulus tarafından tek başına çözülemez. Ama biz bu zamana kadar bu problemlerin çözümünde daha az rol oynadık, bundan sonra dünya siyaset sahnesinin merkezinde yer alacağız’. Bu ne demek? Çin büyürken yıllarca ABD tahvilleri almaya devam etti, oraya yatırım yaptı, küresel sistemi hiç bozmamaya gayret etti. Dış politikada ise düşük profilli bir çizgi gösterdi, ABD'nin Irak'a, Libya'ya müdahalesine hatta Suriye'de sessiz kaldı ve kendi büyümesine odaklandı. Şimdi ise Şi dünyanın ikinci büyük ekonomisi —büyüme hızı böyle giderse 2020'lerde birinci ekonomi olacaklar- olduklarını ve dolayısıyla buna göre dünyada bir rol almaları gerektiğini söylüyor. Aslında bu Devlet kapitalizminin mantığını değiştirmiyor.''

    'ÇİN BİR ÇEŞİT REFAH TOPLUMU YARATMAK İSTİYOR'

    Şenyüz’e göre Şi liderliğindeki Çin, bir nevi ‘Almanya modeli’ bir refah toplumu yaratmak istiyor: “Çin şunu değiştiriyor: “Biz kendi halkımızın çıkarlarını daha fazla öne almalıyız” diyor. Yani bir çeşit 'refah toplumu' yaratmak. Artık Çin işçisinin rahat ettirilmesi nasıl mümkün olacak? Malezyalı, Kuzey Koreli işçi çalışacak. Aynı Almanya'nın 70'lerde büyümesindeki gibi. Çin işçisinin daha birikimli olması, eğitimine ağırlık verilmesi daha fazla kaynak sağlanması yani Çin yurttaşının mühendis pozisyonunda yani aynı Almanya modeli gibi bir modele geçmesi, KP’nin daha güçlü olması ve belki de en önemlisi dünya politikasında daha fazla yer alması gibi hedefler konuluyor.''

    ‘İDEOLOJİSİ OLMAYAN DÜNYA GÜCÜ OLAMAZ FİKRİYATI MAO'YA DÖNDÜRDÜ'

    Meriç Şenyüz, Çin'in yeni hedefleri açısından ‘Kuşak ve Yol' girişimini anımsatırken, bunun aynı zamanda çok ciddi bir ideoloji yayma kanalı olarak tasarlandığının altını çizdi. Şenyüz’e göre ideolojiye verilen önem de Şi'yi Mao vurguları yapmaya götürüyor: "'Bir Kuşak, Bir Yol' diye anılan İpek Yolu'nu yeniden canlandırma projesi Pekin'den başlayıp Londra'ya kadar uzanan ve çeşitli yan kollara dağılarak uzanan bir ticaret, kültür yolu ve aynı zamanda da ideolojik etki yayma kanalı. Şi’nin konuşmasındaki Mao Zedong vurgularını sosyalizme geri dönüşten ziyade şöyle anlamak gerekir; Amerika'yı Amerika yapan ekonomisi, ordusu elbette ama Hollywood'u da, Amerikan rüyası da. Yani ideolojisi olmayan dünya gücü olamaz sonucu çıkıyor. Bu nereden değişecek? Konfüçyüsçülük yapacak değil 21. yy.'da. Mao'ya atıfta bulunarak 'biz eşitlikçi bir toplumuz, bakın bizim gibi olun' deniliyor. ABD neden bu kadar güçleniyor, herkes ‘küçük ABD’ olmak istediği için. Siz de 'küçük Çin' olun. Bunun için ne yapması lazım? Kendi içindeki keskin sınıf ayrımlarını uzlaştırması ve refah toplumu. Onun için Şi sürekli 'refah' vurgusu yaptı. 'Halka refah dağıtmaktan 'yani bu 'bonoları' artık harcamaya başlamaktan bahsetti.

    'ABD BİR YANIYLA ZENGİNLERİNİ ÇİN'E BORÇLUYDU'

    Özellikle ABD'nin Çin üzerinden ciddi bir zenginlik kazandığını anımsatan Şenyüz'e göre Çin bu zenginlik akışını kendine halkına doğru değiştirecek: ''Çin tasarruf yapıyordu, yıllardır kendi emekçisinden geçen o 'artı değerden' aldığı payı biriktiriyordu ve o 'artı değerin' bir kısmını emperyalistler özellikle de ABD emperyalizmi alıyordu. ABD bir yönüyle zenginlerini biraz da Çin'e borçluydu. Şimdi Çin o paraları harcamaktan bahsediyor. Hangi alanda harcayacak? Üç alanda harcamayı planlıyor. İlk olarak kendi toplumunun refahına; eğitim, sağlık vesaire. İkinci olarak diplomasiye. Diplomasi derken bunun içinde kültür yatırımı da var.

    'ÇİN TÜRKİYE'DE BİLE KÜLTÜR YATIRIMINA BAŞLADI'

    Şenyüz Çin'in kültür politikaları çerçevesinde Türkiye'de de ciddi girişimlerde bulunduğuna dikkat çekti: “Çin Türkiye'ye bile artık kültür yatırımı yapmaya başladı. Xinhua Ajansı Türkçe yayına başladı, Çin radyosu başlıyor. Türkiye'de bir Çin kültürü dergisi çıkmaya başladı. Enis Batur, Tunca Arslan gibi çok değerli insanların başında olduğu Modern İpek Yolu dergisi çıkmaya başladı. Birkaç sene önce Canut Yayınları diye ÇKP’nin doğrudan teorik yayınlarını basan bir yayınevi yayın hayatına başladı. Çin Sinemasını da önümüzdeki yıllarda göreceğiz, büyük yatırımlar yapacaklar.”

    ‘ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BEKLENTİSİNE HAZIRLIK’

    Şenyüz, diğer önem verilen alanlardan birisinin de savunma olduğunu belirtirken, ''Konuşmada çok yoktu ama ciddi anlamda askeri bir yatırım var. Bizzat ÇKP önderleri tarafından yazılan metinlerde 2020'lerde Üçüncü Dünya Savaşı olasılığının yüksek olduğu ve Çin'in buna hazırlanması gerektiği vurgusu da var” diye ekledi.

    'RUSYA'YLA ÇİN AYRILMAZ İKİLİ GİBİ GÖZÜKSE DE BU ALDATICI BİR GÖRÜNTÜ'

    Çin ve Rusya'nın karşılıklı ihtiyaçlar açısından ortaklaştıklarını belirten Şenyüz, geçmişte iki ülke arasındaki sorunları anımsatarak daha temkinli bir bakış açısı ortaya koydu: “Şanghay İşbirliği Örgütü ile birlikte sanki Rusya ve Çin ayrılmaz ikiliymiş gibi gözükse de bunun aldatıcı bir görüntüsü var. Çünkü Üçüncü Dünya Savaşı'na (eğer) gidilirse hatlar tamamen değişebilir. Hiç tahmin etmediğimiz şeyler olabilir ki, daha önce de oldu. 1949'da Mao iktidar olduğunda Sovyetler ile Çin yine 'yapışık ikiz' gibiydiler fakat daha sonra gördük ki 1974'de Çin ABD ile görüştü ve ABD ile ilişki içine girdi ve dünyadaki KP’ler bölündü. Çinci akımlar, Sovyetçi akımları terk ettiler. Şimdi Rusya ile Çin ilişkilerinde ne olacağını kestirmek falcılık olur. Şu andaki durum şu: Askeri ve doğal kaynak Çin'de yok. Çin'in ordusu sayısal olarak çok güçlü ama Rusya'nın teknolojisine sahip değil. Onun için askeri yani savunma yönünü ve doğal kaynak yönünü —petrol, doğalgaz vesaire- Rusya üstleniyor. Çin ise Rusya'da olmayan diğer alanlardaki mali-finansal gücü sağlıyor. Şu anda ŞİÖ bu prensiplerle devam ediyor. Ama nasıl bir yöne gider, ne olabilir sorusuna yeterli cevap vermek şu anda çok zor.”

    'İLİŞKİNİN İYİ OLABİLMESİ İÇİN ÇİN TÜRKİYE'NİN UYGUR TÜRKLERİNDEN ELİNİ ÇEKMESİNİ İSTİYOR'

    Şenyüz'e göre Çin ile Türkiye'nin ilişkisinde ise Uygur meselesi kilit ve Çin, Türkiye'den Uygur Türkleri politikasını terk etmesini istiyor: “Türkiye stratejik olarak İpek Yolu'nun geçtiği yerde. Onun için Erdoğan Çin'de iyi karşılandı. Fakat Uygur meselesi bu ilişkide çok önemli. ABD'nin de bu meselede yeri var. Biliyorsunuz Uygurların sürgün lideri ABD'de ikamet ediyor. Türkiye'de de Uygurlar sürekli eylem yapıyor. Fakat Çin bunları terörist sayıyor. Bu durum devam ettiği müddetçe ilişkiler sancılı olacaktır. İlişkilerin daha iyi olabilmesi için Çin, Türkiye'den Uygur Türklerinden tamamen elini çekmesini istiyor.”

    İlgili konular:

    Justin Bieber, 'Çin hanedan güzeli' oldu
    Yeni küresel dağılım: Çin niçin dünyanın en güçlü ordusunu kuruyor?
    'ABD, Kuzey Kore sorununu Çin üzerinden çözmeye çalışıyor'
    Etiketler:
    Çin Komünist Partisi (ÇKP), Meriç Şenyüz, Şi Cinping, Mao Zedong, Çin
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın