10:38 24 Kasım 2017
Ankara+ 8°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Rus diplomasisi Ortadoğu'da altın çağını yaşıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 396 0 0

    Kerim Has'a göre Rusya Ortadoğu'da her aktörle birebir angajmana girebilecek kapasiteye ulaşıp SSCB'den sonra diplomasi anlamında bölgede altın çağını yaşıyor. Has'a göre Moskova, Suriyeli Kürtleri tamamıyla ABD’ye bırakmak istemiyor ancak Şam'a maksimum bağlılık talep ediyor.

    Rusya'nın Suriye'de öne çıkan aktör haline gelmesiyle Ortadoğu'da dengeler tümüyle değişti. Suriye topraklarının büyük kısmı IŞİD'den temizlenirken, Rusya salt Suriye'de değil Irak'ta ve bütün Ortadoğu'da her aktörle temas eder bir konuma geldi.

    Geçtiğimiz günlerde Valdai Tartışma Kulübü'nün 14. yıllık toplantısında konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hem küresel çapta Katalonya gibi olgular hem de Ortadoğu'ya dair mesajları gelinen noktanın da değerlendirilmesi anlamına geliyordu. Küresel eğilimler ve Ortadoğu'daki gelişmelere dair Putin'in mesajları ve Rusya'nın poisyonunu Putin'in Valdai konuşması ışığında Moskova Devlet Üniversitesi'nden Kerim Has ile konuştuk.

    ‘PANDORANIN KUTUSU AÇILDI'

    Kerim Has, 14'üncüsü düzenlenen Valdai Tartışma Kulübü'nde Putin'in konuşmasının önemli olduğunu belirtirken, Rusya liderinin özellikle Batı'nın çifte standartlarına vurgu yapmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Dünyadaki ayrılıkçılık dalgasının yıllarca Batı tarafından desteklenmesinin ardından bugün Katalonya ve Kuzey Irak'ta işletilmediğini belirten Has, şu değerlendirmeyi yaptı:

    "Valdai toplantıları her yıl düzenlenen Kremlin'in desteklediği bir program, geçtiğimiz günlerde 14'cüsü düzenlendi. Putin de 13-14 yıldır her toplantıya katıldı. Putin burada genel değerlendirmeler yapıyor ve bu yüzden yaptığı açıklamalar önem arz ediyor. Putin son oturuma katılıp bir konuşma yaptı. Oturumda başka konuşmacılar da (Afganistan'ın eski devlet başkanı Hamit Karzai ve Afrika ile Çin'den katılımcılar) vardı. Valdai'daki konuşmaların soru cevap kısmında meseleler daha fazla açılıyor. Bu konuşmalarda öne çıkan şeylerden birisi Putin'in iki defa 'pandoranın kutusu açıldı' şeklinde ifade oldu. Geçtiğimiz günlerde Katalonya'da ve Irak'ta referandumlar oldu ve Putin 'Pandoranın kutusu açıldı' derken konuyu Kosava'ya (2007'de referandum olmuş ve 2008'de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi) ve daha öncesine götürdü. Putin burada konuyu Batının Kosova'yı ve ondan önce 1999 yılında Belgrad'ı NATO uçaklarıyla bombalaması meselesine getirdi. Orada Kosava'nın ayrılma sürecine değindi. Irak Kürdistanı, Katalonya örneklerinde Kırım ile benzerlik kurulamıyor. Çünkü Kırım'da referandum olduktan sonra Rusya'ya bağlandı. Güney Osetya da 1992 yılında bağlanma yönünde bir referandum düzenlemişti ama bu durum gerçekleşmemişti. Dolayısıyla burada Batı'nın bir şekilde Rusya'yla anlaşmaya varabilmesi beraberinde iki meseleyi öne çıkarıyor. Onlardan biri, halkların kendi kaderlerini tayini, diğeri de ülkelerin toprak bütünlüklerinin korunmasıdır. Bu denge nasıl korunacak? Hangi referandumlara uluslararası toplumun geçit vermesi lazım, hangilerine geçit vermemesi lazım? Konuşmalarda gözlemlenebildiği kadarıyla Putin bu durumları biraz güç dengesiyle ilişkilendirdi. Gürcistan'a bağlı olan Güney Osetya da Rusya'ya bağlanmak istedi ama Rusya toprağı olarak kabul edilmedi. Zaten 2008 yılında Rusya Güney Osetya'nın bağımsızlığını kabul etti ama Kırım gibi Rusya'ya katılma aşamasına gelmedi. Irak Kürdistanı'nda da refarandum yapıldı ancak gelinen noktayı hepimiz biliyoruz. Türkiye'nin Irak ve İran ile geliştirdiği iş birliği var. Diğer yandan Rusya ve ABD'nin Erbil'in arkasında durmaması durumu da söz konusu."

    'PUTİN: SSCB SONRASI EN BÜYÜK YANLIŞIMIZ BATIYA GÜVENMEK OLDU'

    Has, Valdai konuşmasında Putin'in özellikle Katalonya meselesinde AB'yi eleştirdiğini anımsatırken, Rusya'nın en büyük yanlışının Batı'ya fazla güvenmek olduğunu söylemesinin önemli olduğu görüşünde. Has'a göre, Rusya'nın pozisyonu özellikle ayrılıkçılık gibi meselelerde uluslararası güç dengelerini gözetmek:

    "Putin'in Valdai'da söylediği önemli sözlerden birisi de bir Batılı gazetecinin 'Rusya'nın SSCB sonrasında en büyük yanlışı ne oldu' sorusuna; ‘Rusların en büyük yanlışı sizlere (yani Batıya) fazla güvenmek oldu, sizlerin de en büyük yanlışınız bizim güvenimizi Rusya'nın zayıflığı olarak görmeniz oldu' şeklindeki yanıtıydı. Yani Rusya için Batıya karşı bir güven eksikliği ve olaylarda Batının gösterdiği çifte standart konuşmalarda çoğunlukla vurgulandı ve söylendi. Örneğin Katalonya meselesinde AB'nin tavrı eleştirildi. Ancak neticede ayrılıkçı bölgelerin yaptıkları referandum süreçlerinde ulusların kendi kaderini tayin hakkı ya da toprak bütünlüğü —ki neticede bunlar birbirleriyle çelişen ilkeler- gibi maddelerden ziyade asıl meselenin hem bölgesel hem uluslararası güç dengelerinden ileri geldiği söylendi. Bu noktada da ister istemez her ülkenin çıkarları farklılaşıyor. Mesele Rusya, Güney Osetya'nın kendine ilhakını şu an çıkarları açısından doğru görmüyor. Zaten Güney Osetya şu an Rusya'ya entegre durumda. İlhakla beraber Rusya'nın kazanabileceği bir şey yok. Ama Kırım meselesi farklıydı ve kendisine ilhaka izin verdi. Kürdistan meselesinde hem bölgesel aktörler hem uluslararası aktörler ciddi şekilde temkinli davrandılar. Her ne kadar ABD'nin Erbil'in arkasında olduğunu söylense de neticede farklı bir tablo ortaya çıktı. Kerkük'ün İran'ın yardımıyla Bağdat'ın kontrolüne geçmesinde hem Batının hem de Rusya'nın sessiz kalması önemliydi. Demek ki ayrılıkçı bölgeler meselelerinde güç dengelerini kendi aleyhinize çektiğinizde ciddi bir sonuç elde etmeniz zor olabiliyor."

    'RUSYA BÖLGEDE HER AKTÖRLE BİRE BİR ANGAJMANA GİREBİLECEK KAPASİTEDE'

    Rusya'nın 2015 Eylül'ünde Suriye'deki operasyonlara müdahil olmasıyla beraber Ortadoğu'da büyük kazanımlar elde ettiğini söyleyen Has'a göre Rus diplomasisi SSCB'den sonra bölgede altın çağını yaşıyor:

    "Rusya Suriye'de sürece dahil olarak Ortadoğu'daki nüfuz alanını daha da genişletmiş oldu. Rus diplomasisi SSCB sonrası Ortadoğu'da altın çağını yaşıyor diyebiliriz. Rus analistleri de aynı şekilde altın çağını yaşıyor. Rus-Arap dünyasındaki Ortadoğu uzmanları öngörülerinin doğru çıkmaları itibariyle bu diplomatik atağın teorisyenleri oldular. Bunun hakkını vermek lazım. Rusya bölgede beğenelim ya da beğenmeyelim devlet ve devlet dışı her aktörle diyalog kurma, bir kısmıyla da çok ciddi iş birliği geliştirme kapasitesi elde etti. Özellikle bu anlamda 2015 Eylül'den sonra Suriye'ye Rusya doğrudan askeri müdahalede bulunduktan sonra, son iki yıldır müthiş bir kazanım sağladı. Esad yönetiminden, Tahran'la iş birliğine, oradan Suriyeli muhaliflerle diyaloga, İsrail'den BAE'ye, Suudi Arabistan'a (hatta en son Suudi kralı Moskava'ya geldi ve S-400ler hakkında pazarlıklar oldu) ve Türkiye ile ilişkiden Kürt denklemiyle ilişkiye ve hatta Libya'da General Hafter'a varıncaya kadar, her aktörle birebir angajmana girebilme kapasitesi gösterdi. Tabii bunun zor bir görev olduğu açık ve Rusya haricinde başka bir gücün her aktörle birebir angajmana girebildiğine tanık olmadık. Dolayısıyla bu önemli bir nokta. Rusya, Irak ve Suriye'de hatta genel olarak Ortadoğu'da daha güçlü bir aktör olarak karşımıza çıkıyor ve daha fazla güçlü bir şekilde de çıkacak gibi gözüküyor."

    'RUSYA-ABD İLİŞKİLERİ, REKABET-İŞBİRLİĞİ İKİLEMİNDE YÜRÜYOR'

    Valdai'da Putin'in önerdiği önemli tekliflerden birisinin Suriye'de Halklar Kongresi düzenlenmesi olduğunu anımsatan Has, ABD-Rusya ilişkilerinin rekabet-işbirliği ikileminde geliştiğini ve bunların aynı anda gerçekleştiğini belirtti:

    "Rusya ile ABD ilişkileri rekabet-iş birliği ikilemi içerisinde yürüyor. Birçok bölgede ilişki böyle ilerliyor. Ukrayna'da da böyle ilerliyor, eski Sovyet coğrafyalarının diğer yerlerinde de bu şekilde ilerliyor. Yine Suriye ve Irak'ta Kürtler özelinde bu mesele rekabet-işbirliği ikilemi içinde sürdürülecek gibi görünüyor. Yine Valdai'da Putin'in tarih vermeden söylediği ama uzmanların kasım ortası olacağını düşündükleri bir şey vardı. O da Suriye'de Halklar Kongresi düzenlenmesi şeklinde bir teklifti. Bu önemli bir teklif. Suriye'de duruma baktığımızda Rusya gidişatı değiştiren bir aktör durumuna geldi. Suriye güçleri 2015'ten çok farklı durumdalar. Gerek kıyı şeridi, gerek Esad'ın durumu, gerek Kürtlerin PYD-YPG gibi aktörlerin durumu ve IŞİD'in Suriye'de kontrol ettiği alan %5'in altına inmiş olması bakımından birçok şey değişti. Geçen sene yılbaşından beri Astana Süreci de (İran-Türkiye-Rusya arasında) başarılı bir şekilde devam ediyor. Rusya Mısır'ı da sürece dahil etmek istiyor, Ürdün zaten sürece dahil edilmiş durumda. ABD her ne kadar gözlemci olsa da netice itibariyle süreci gözlemleyebilme kapasitesine sahip durumda. Zaten ABD'yle de uzlaşarak bir çatışmasızlık bölgesi Ürdün Doğu Guta'da kurulmuştu. Dolayısıyla bir iş birliği var fakat bir yandan da Deyr Ez Zor meselesinde Kürtlere açılacak alan konusunda bir rekabet de var. Aynı şekilde Esad'ın nüfuz alanının ne şekilde Batının veya ABD'nin çıkarlarına hizmet edeceği noktasında bir rekabet var. Bunlar birbirini dışlayan hususlar değil aynı anda gerçekleşen durumlardır. Aynı anda hem rekabet hem işbirliğinin bulunduğu bir süreçten bahsediyoruz."

    'SSCB DENEYİMİ HALKLAR KONGRESİ FİKRİ İÇİN ELBETTE ESİN KAYNAĞI OLMUŞTUR'

    SSCB deneyiminin 'Halklar Kongresi' için esin kaynağı oluşturmuş olabileceğini ve halklar politikası konusunda çok büyük bir tecrübenin bulunduğunu belirten Has'a göre Suriye Rusya'dan farklı bir coğrafya ve Rusya bu bölgede etnik ve mezhepsel gruplara büyük bir alan açılmasına izin vermeyecek:

    "Suriye Halklar Kongresi önerisi için tarihi referans olarak SSCB deneyimi tabii ki çok önemli ancak burada bir nüans var, o da Rusların kendi siyasi girişimleriyle alakalı bir husustur. SSCB'nin yapmaya çalıştığı halklar politikası 200'den fazla etnik grubun bir arada yaşayabilmesi için zorunluydu bence. Ama Rusya'nın Suriye'de etnik ve mezhepsel gruplara bu kadar alan açılmasına müsaade edeceğini çok düşünmüyorum. Suriye bambaşka bir coğrafya ve birebir Sovyetler örneğiyle örtüşecek durumda değil. Ama Sovyetlerin halklar politikaları deneyimi 'Halklar Kongresi' önerisi için bir esin kaynağı oluşturmuştur. Rusya'nın SSCB deneyimi sayesinde bu konularda tecrübesi zaten çok fazla.

    'HALKLAR KONGRESİ'NE SİLAHLI-SİLAHSIZ MUHALEFET KATILACAK'

    Kerim Has, Suriye Halklar Kongresi ile gerçekleştirilmesi düşünen sürecin diğer süreçlerden farkını şöyle anlattı:

    "Suriye'de ise Rusya, 'Halklar Kongresi' ile Astana ve Cenevre süreçlerinden farklı olarak bütün muhalif grupların katılacağı —Astana'da silahlı muhalefet, Cenevre'de ise daha çok siyasi muhalefet var- bir kongre planlıyor. Bu kongrede IŞİD, El Kaide gibi terör örgütleri dışında silahlı ya da silahsız yurt dışında yaşayan ya da yurt içinde bulunan örgütlerin olacağı yaklaşık iki bin kişinin katılacağı büyük bir kongre planlanıyor. Şam'da düzenlenmesinden bahsediliyor ve burada büyük bir kongrenin yapılarak muhalifler açısından silahların bırakılıp siyasi geçiş sürecinin konuşulması planlanıyor."

    'SURİYE'NİN DEVLET YAPISI NE ŞEKİLDE EVRİLECEK?'

    Has, planlanan kongrede öne çıkacak Suriye'nin devlet yapısının ne şekilde evrileceği, çatışmasızlık bölgelerinin kontrolünün rejime devredilmesi ve yabancı güçlerin Suriye'den çekilmesi gibi hususları şöyle özetledi:

    "İlk olarak Suriye'nin devlet yapısı ne şekilde evrilecek? Adem-i Merkeziyetçilik mi? Federasyon mu? Yani Suriye bir federasyona mı dönüşecek, yoksa merkezdeki güç konsolidasyonu bir anlamda yerele mi devredilecek? Bu sadece Kürtleri ilgilendirmeyecek Yezidi grupları, Dürziler gibi halkları da ilgilendirecek bir gelişme olacaktır. İkinci mesele çatışmasızlık bölgelerinin rejim kontrolüne devredilmesi meselesidir. Eğer Suriye devleti bütünlüklü bir devlet olarak devam edecekse bu çatışmasızlık bölgelerinin Suriye'ye devri konuşulacak. Bunu Rusya Astana 7 zirvesinde olmasa bile Astana 8'de dile getirecektir. Üçüncü mesele ise yabancı güçlerin ülke dışına çekilmesi meselesidir. Ama burada Rusya'nın tutumu Şam'dan izin alıp gelen askeri güçler ancak Şam'ın isteğiyle gidebilir şeklinde gelişiyor."

    ‘TÜRKİYE AÇISINDAN GÜNDEME GELECEKLER'

    Has'a göre Suriye'de yapılacak Kongrede Türkiye açısından gündeme gelecek konular şunlar:

    "Bu hususlardan baktığımızda Türkiye açısından da üç konu gündeme gelecektir. İlki Kürtler, ikincisi İdlib çatışmasızlık bölgelerinin Suriye yönetime devri, üçüncüsü de Fırat Kalkanı. Dolayısıyla bunlar Ankara'nın karşısına sorun olarak çıkabilir."

    'KÜRTLER ESAD KARŞITI BİR TUTUM İZLEMEDİLER VE MASADA YER ALACAKLAR'

    Suriyeli Kürtlerin Esad güçleriyle küçük çaplı çatışmalar yaşamış olsalar da Esad karşıtı bir tutum içerisine girmediklerini söyleyen Has'a göre Kürtler masada yer alacak ama bunun nasıl olacağı ve Türkiye'nin buna ne tepki vereceği önemli bir noktada duruyor:

    "Tabii burada önemli meselelerden birisi şu olacak: Kürtler veya PYD-PKK aslında Esad karşıtı bir tutum izlemediler. Küçük çatışmalar yaşansa da belirgin bir karşıtlık durumu yaşanmadı. O yüzden Kürtler masada bir şekilde yer alacak. Kürtler kongrede muhalifler safında yer alacağını pek zannetmiyorum, rejim tarafında katılmaları daha yüksek ihtimal. Bu da Kürtlerle Esad'ın arka kapılar ardında bir konsensüse varmalarını gerektirecek. Yani burada üzerinde durulması gereken noktalar: Kürtler masada olacaklarsa ne şekilde yer alacaklar? Burada Türkiye'nin tepkisi ne olacak ve Rusya bunu ne kadar dikkate alacak? Yani Esad ile DSG'nin adem-i merkeziyetçilik konusunda bir şekilde konsensüse varması sonucunda Türkiye buna ne şekilde tepki verebilir? Suriye'deki denklemde taraflar kendi aralarında anlaşmış olacaklar ve Türkiye güneyindeki bu bölgelerde Kürtlerin varlığından rahatsız olacak mı olmayacak mı ve Rusya bu rahatsızlığı ne kadar ciddiye alacak?"

    'RUSYA KÜRT MESELESİNİN SİYASİ SÜREÇLE ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYOR'

    Has, Rusya'nın Irak'taki referandum konusunda sessiz kalarak bir anlamda Şam'a mesaj verdiği görüşünü de dile getirdi. Has'a göre Rusya, Kürt meselesinde siyasi bir çözüme kavuşulmasını istiyor:

    "Şu ana kadar Rusya'nın Kürt meselesinde iki noktaya dikkat çektiğini düşünüyorum. Rusya, Türkiye veya başka ülkelerin askeri seçenekleri kullanmasından öte Kürt meselesinde siyasi bir çözüme kavuşulmasını istiyor. Yani bir şekilde SDG ile Rejimi aynı masaya oturtmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu olasılık Kerkük sonrasında daha muhtemel oldu. Irak'taki referandum konusunda Rusya Kürtlere destek vermedi ama karşı da çıkmadı. Pasif kaldı. Bu bir anlamda Şam'a da bir mesaj oldu. Yani bizle beraber SDG'yle masaya oturmazsanız bu yapı neticede Suriye'nin kuzeyinde tüm ülkenin %20-25'ini kontrol ediyor şeklinde bir mesajdı."

    'RUSYA'NIN ANAYASA TEKLİFİNDE KÜLTÜREL OTONOMİ ÖNERİSİ VARDI'

    Rusya'nın geçtiğimiz sene yaptığı anayasa teklifi hatırlatan Has, teklifte kültürel düzeyde de olsa Kürtlere otonomi önerisinin yer aldığının altını çizerken, Türkiye ve Afrin meselesinde güç dengelerinin rol oynadığı görüşünde:

    "Türkiye'nin Afrin konusunda kartı olduğu açık. Afrin'e yönelik bir tutum sergileyebilir. Ama burada sahadaki güç dengeleri önemli. Rusya buna ne kadar izin verir ya da ABD buna ne kadar tepki gösterir bunları dikkate almak gerekiyor. Bu denklemde birden fazla parametre var. Suriye'nin siyasi bir biçimde yeniden yapılandırmasına baktığımızda Rusya'nın zaten halihazırda bir anayasa teklifi vardı. Bu teklif geçtiğimiz sene Şubat ayında getirilmişti. Getirilen bu teklifle Suriye Arap Cumhuriyeti isminin Suriye Cumhuriyeti olarak değiştirilmesi önerilmişti. Diğer yandan kültürel düzeyde de olsa Kürtlere otonomi önerisi vardı."

    'RUSYA SURİYELİ KÜRTLERİ TAMAMİYLE ABD'YE BIRAKMA NİYETİNDE DEĞİL'

    Rusya'nın uzun vadeli düşünerek Suriyeli Kürtleri tamamen ABD'ye bırakmak istemediğini söyleyen Has'a göre Suriyeli Kürtlerin kilit konularda Şam'a maksimum bağlılığı-bağımlılığı isteniyor:

    "Genel çerçeveye baktığımızda Rusya, Kürt meselesinin askeri süreçlerle değil, siyasi bir süreçle çözülmesini istiyor. Rusya Suriye'deki Kürtleri tamamiyle ABD'ye bırakma niyetinde değil. Hem ilişkileri çeşitlendirme hem de yumurtaları tek bir sepete koymama mantığı içerisinde uzun vadeli düşünerek hareket ediyor Rusya. Burada tabii ki, Rusya'nın Suriyeli ve Iraklı Kürtlere farklı bakış açılarıyla baktığını görüyoruz. Suriye'deki Kürtlere baktığımızda Rusya açısından üç konu öne çıkıyor. Rusya Suriyeli Kürtlerin bulunduğu alanlarda onların dış politika, güvenlik ve enerji politikaları anlamında Şam'a maksimum bağımlılığını-bağlığını isteyecektir. Kürtlerin ABD ile jeopolitik bir iş birliğine gitmesi, dış politikada yönelimi tamamen o yöne çevirmesi istenmiyor. Zaten kapalı bir bölge olduğu için bu konuda sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum. Güvenlik ve savunma politikalarında, örneğin kendi başına silah anlaşması yapabilecek mi bu bölge? Enerji politikalarında kendi başlarına hareket edebilecekler mi?"

    'ENERJİ POLİTİKALARINDA IRAK KÜRTLERİ DAHA BAĞIMSIZ'

    Rus şirketlerin Irak Kürdistan'ındaki etkinliklerini dile getiren Has'a göre Irak Kürdistanı enerji politikaları konusunda hala daha bağımsız hareket alanına sahip:

    "Irak Kürdistan'ınında öyle değil mesela. Erbil'in Rosneft ve Gazprom Neft'le anlaşmaları var. En son Rosneft ile yapılan anlaşmalara göre Irak Kürdistan'ındaki projelerden Türkiye'den de geçen petrol hattı işletebilecek. Rosneft'in aynı şekilde yine Erbil'de başlayıp Türkiye'den geçip Avrupa'ya uzanacak bir boru hattı kurma planı var. Gazprom Neft'in Irak Kürdistan'ında Germiyan'da, Halepçe'de hisseleri mevcut. Enerji politikalarında Irak Kürdistanı daha bağımsız hareket ediyor."

    'RUSYA SURİYE'DE KÜRTLERE ENERJİ POLİTİKALARINDA ÖZERKLİK ALANI AÇMAYACAK'

    Rusya'nın Suriyeli Kürtlere bakışıyla Iraklı Kürtlere bakışının farklı olduğuna dikkat çeken Has, Rusya'nın Suriyeli Kürtlere enerji politikaları konusunda özerklik alanı açmayacağı görüşünde:

    "Suriye'deki Kürtlere Rusya'nın enerji politikalarında bu çerçevede bir özerklik alanı açacağını sanmıyorum. Rusya'nın Suriye'deki Kürtlere bakışıyla Irak'taki Kürtlere bakışı arasında fark var. Şu an Suriye'nin yüzde 20-25'i ve petrol kaynaklarının bulunduğu alanların büyük kısmı Kürtlerin elinde. Bu Rusya tarafından arzu edilen bir durum değil. Tabii bunun dışında Esad yönetiminin ekonomik olarak varlığını devam ettirebilmesi bu kaynaklara bağlı olduğu için Rusya bu konuya da dikkat çekecek. Burada bir çözüm bulmak gerekiyor."

    'SURİYE'DE TARAFLAR ARASINDA ANLAŞMA OLMAZSA FİLM ORADA KOPACAK'

    Petrol kaynaklarının bulunduğu alanlar DSG'nin eline geçse de rafinerilerin ve petrol işletim tesislerinin Şam kontrolünde olduğuna dikkat çeken Has, bu noktada bir anlaşmanın zorunlu olduğunu ve eğer anlaşma olmazsa askeri senaryonun devreye girebileceğini ekledi:

    "Bu büyük petrol alanları DSG'nin kontrolüne geçse de Suriye'nin kıyı şeridi Esad'ın ve Rusya'nın kontrolünde. Şimdi siz boru hattı döşeyeceksiniz her halükarda merkezle anlaşmak zorunda kalacaksınız. Petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğu alanlar DSG'de olsa da rafineriler, petrol işletim tesisleri, petrol üretimi ve iletimi için önemli olan lojistik tesisler Şam yönetiminin elinde. İlerleyen zamanlarda her halükarda Rakka ve Deyr Ez Zor özelinde ama daha genel anlamda ABD ile Rusya'nın ve daha alt düzeyde de Kürtler ile Rejimin bir şekilde anlaşması gerekecek. Film biraz orada kopacak. Küresel düzeyde ya da yerel düzeyde bir anlaşma sağlanamazsa o zamanda bir anlamda Kerkük'te nasıl Şii Milisler ve Irak Ordusu İran'ın da desteğiyle burayı kontrol altına aldıysa o zaman da Rusya gerek kendi desteğiyle gerek İran'ın destek vermesiyle onları sıkıştırmaya çalışabilir ve askeri senaryo buradan sonra devreye girebilir."

    'TÜRKİYE ARTIK BAZI GERÇEKLERİ KABUL EDEREK POLİTİKASINA YÖN VERMELİ'

    Suriye'nin artık 2011 öncesine dönüşünün mümkün olmadığını vurgulayan Has, Türkiye'nin sahadaki bu gerçekleri kabul edip sadece Kürt vizyonu açısından olmakla kalmayıp bütünsel bir Ortadoğu politikası geliştirmesi gerektiğine dikkat çekti:

    "Türkiye'nin bazı gerçekleri de facto bir biçimde kabul etmesi gerekiyor. Türkiye önümüzdeki aylarda sorunlarla karşılaşabilir. Bu yüzden bazı gerçekleri kabul ederek politikasına yön vermesi gerekiyor. Öncelikle Suriye'nin 2011 öncesine dönüşünün olmadığını kabul etmek gerekiyor. 2011 öncesindeki yapı Suriye Devletinde söz konusu olmayacak. İkinci olarak, Rusya Esad ile buraya kadar geldikten sonra bir müddet daha devam etmek isteyecek. Burası da açık. Kürtlerin siyasi açıdan öyle veya böyle yeni Suriye'de bazı haklar elde edeceği artık belli oldu. Bu bir hak, bu bir gerçek, bunu kabul etmek gerekiyor. Yakın gelecekte Rusya'nın hem askeri olarak hem enerji denkleminde Türkiye açısından yeni bir partnere dönüşme ihtimali var. Ankara'nın değerlendirmesi gereken şeylerden birisi de bu. Rusya sadece Suriye'de değil tüm Ortadoğu'ya büyük bir aktör olarak girmiş durumda. Ayrıca sadece Irak ve Suriye'de değil, Doğu Akdeniz bağlamında da Rusya'yı düşünmek gerekiyor. Türkiye'nin bunu da farketmesi de yerinde olur. Dolayısıyla Ankara'nın sadece yeni bir bölgesel Kürt vizyonu değil bütünsel bir Ortadoğu politikası da geliştirmesi gerekecek."

    'İRAN UZUN VADEDE RUSYA'NIN ORTADOĞU'DAKİ RAKİBİ'

    İran ile Rusya ortaklığının konjonktürel olduğunu düşünen Has bu iki devletin uzun vadede Ortadoğu'da rakip olacaklarını dolayısıyla Türkiye'nin Rusya ile daha fazla ilişki geliştirmesi gerektiğini söyledi:

    "Denklemde İran da Ortadoğu'da hegomonik bir güç olarak alan kazanmaya başlıyor. Bu meselede Türkiye'nin şunu göz önünde bulundurması gerekiyor: Rusya ile İran'ın Ortadoğu'daki vizyonları tam anlamıyla birbiriyle örtüşmüyor. Konjonktürel bir partnerlik söz konusu. Hem jeopolitik hem ideolojik hem de enerji ilişkileri bağlamında İran aslında uzun vadede Rusya'nın Ortadoğu'da rakibi. Dolayısıyla Türkiye'nin bu bölgede Rusya ile yakın bir iş birliği-ortaklık geliştirmesi İran ile geliştirmesinden daha fazla kazanç sağlayabilir. Bunu dikkate almak lazım."

    'ANKARA İÇİN MOSKOVA'YLA ÇIKARLARI ORTAKLAŞTIRACAK YENİ BİR KONSEPTE İHTİYAÇ VAR'

    Has, Türkiye'nin bölgedeki denklemlerde daha da fazla devreye girecek Rusya ile çıkarları uyuşturabileceği bir yeni konsepte ihtiyacı olduğunu söyledi:

    "Rusya'nın bölgede hem askeri hem enerji denklemlerinde devreye daha sık gireceğini göreceğiz. Türkiye'nin de ister istemez Batı'yla olan sıkıntıları Rusya'yla daha fazla yakınlaşmayı gerektirecek. Eğer Suriye Halklar Kongresi gerçekleşecekse Türkiye'nin burada inisiyatif alıp Rusya'yla çıkar birliğini sağlayacak yeni bir konsepte, yeni bir doktrine geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kolay bir mesele değil tabii ki, ama bazı gerçekleri kabul ederek inisiyatifi diğer aktörlere kaptırmamak gerekli diye düşünüyorum."

    Etiketler:
    Vladimir Putin, Irak, Suriye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın