10:38 24 Kasım 2017
Ankara+ 8°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD, Suudiler üzerinden yeni stratejik plan kurdu, İran karşıtı cepheyi revize ediyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 1149 0 0

    Güller'e göre Riyad’da yaşananlar ABD’nin İran’ı çevreleme hedefiyle Suudilerin iç yapısını uygun kılmakla alakalı. Irak ve Suriye’de IŞİD’le savaştaki zaferler sonrası Lübnan’da çıkan istifa krizinin Rusya ve İran’ın bölgede düzen tesisini önlemek amaçlı olduğunu belirten Güller, “ABD macerası Türkiye ve İran ortaklığında durdurulabilir” dedi.

    Suriye ve Irak'ta İŞİD'in kesin mağlubiyetinin ortaya yeni süreçte Suudi Arabistan ve Lübnan'da yaşanan gelişmelerin bölgesel resme etkileri tartışılıyor. Suudi Arabistan'da genç veliaht MbS'nin rakiplerine yönelik tasfiye hamlesi ABD Başkanı Donald Trump'tan tam onay aldı. Trump'ın Suudi-Amerikan şirket ARAMCO'nun hisse satışları için New York borsasını adres gösteren çağrısı da dikkatleri topladı. Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin ‘rehin alınarak istifa ettirildiği' kanaati güçlenirken bölgede neler yaşandığı merak konusu.

    Gelişmeleri ABD Gazetesi yazarı, TELE1 tv'de program yapımcısı araştırmacı gazeteci yazar Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    Suudi Arabistan
    © REUTERS/ Faisal Al Nasser
    'TUTUKLAMALAR BÖLGESEL STRATEJİK DÜZLEM İÇİN İÇ HAZIRLIK'

    Güller'e göre Suudi Arabistan'da çok ciddi bir iç mücadelenin yürütülmesinin asıl sebebi ülkenin bölgesel bir stratejik düzlem için uygun hale getirilmek istenmesi:
    "Suudi Arabistan'da daha önce bu çapta bir tutuklama dalgası söz konusu olmadı. Geçtiğimiz günlerde Prenslerin tutuklanmasından sonra yeni bir dalga bugün başladı ve bunun çapı daha da büyüyecek gibi gözüküyor. Çünkü bu tutuklamalar, bölgesel stratejik bir düzlem için iç hazırlık yapmaya yönelik. Bu hazırlıkla beraber aynı zamanda içerde de çok ciddi bir iç mücadele yürütülüyor. Bu mücadele bir ucu sermaye transferine dayanan diğer ucu petro-dolar sisteminin devamını korumaya amaçlayan ciddi bir savaş niteliğinde. Çünkü bol miktarda prens var ve dolayısıyla da çok miktarda kutup var. Esas olarak üç kutbun yani prens kutbunun olduğu belirtiliyor. Bu kutupların olması bu mücadelenin de süreceğine işaret ediyor. Bu çapta bir sermaye transferinin kuşkusuz önümüzdeki günlerde bir direnişi hatta darbeye karşı darbe gibi bir ihtimali gündeme getirmesi de olası gözüküyor. Çünkü tasfiye edilen prensler sıradan isimler değil. Bu isimler bugüne kadar ki iç mücadelelerde kritik saflaşmalarda yer alan isimlerdir. Önümüzdeki günlerde bu kutupların, operasyonu düzenleyen kutuba karşı topluca bir cevap verme ihtiyacı olabilir."

    'TÜRKİYE TEK BAŞINA ABD'YE YETMİYORDU'

    ABD'nin son 10 yıldır bölgedeki temel stratejisinin İran'ı baskılamaya çalışmak olduğuna vurgu yapan Güller'e göre Obama döneminin ilk yıllarında bu stratejinin dayandığı iki devlet Mısır ve Türkiye'ydi:

    ''Öncelikle ABD'nin bölgemize dair son 10 yıldır yürüttüğü temel stratejisini görmek gerekiyor. ABD açısından son 10 yıldır en temel strateji bölgede İran'ı baskılamak ve çevrelemek olmuştur. Burada ABD'nin, İran'ı kimlerle çevreleyeceği ve hangi ideolojik argümanlarla böyle bir baskılama cephesi kuracağını aslında ABD başkanlarının seçildikten sonra İsrail dışında Ortadoğu'da ilk ziyareti hangi ülkelere yaptıklarıyla anlıyoruz. Önceki Başkan Obama'nın ajandasında öncelikli olarak Türkiye ve Mısır ziyaretleri vardı. Obama, TBMM'de Türkiye'yi 'model ortak' olarak ilan etmişti. Sonra Mısır'a da gidip orada İslam Dünyasına çok önemli mesajlar vermişti. Bunun nedeni İran'ı çevrelemek için ABD'nin hem Türkiye hem Mısır'a dayanmak zorunda olmasıydı. Türkiye tek başına yetmiyordu iktidarda olan ılımlı İslamcı AKP hükümetinin, İran'a karşı bir Arap liderliğini yürütebilmesi mümkün değildi. O yüzden Mısır'ın bu cephenin Arap fonksiyonunu işletebilmesi için dahil edilmesi gerekiyordu''.

    'İRAN KARŞITI CEPHEDE REVİZYONA GİDİLİYOR'

    Güller'e göre Suriye direnişiyle birlikte Rusya ve İran'ın sahaya inmesi ABD'nin bölgeye dair planlarını etkiledi:

    "Ama geride kalan dönemde Arap Halk Hareketleri, Suriye'nin kararlı direnişi, Rusya ve İran'ın sahada ABD planlarına karşı durması gibi bir sürü neden birleşti ve bu cephenin hayata geçirilmesi engellenmiş oldu. Hatta ABD'de Obama'nın son döneminde revizyona gidildi. Türkiye ve Mısır ikilisi yerine-tabii Türkiye ve Mısır İhvan nedeniyle karşı karşıya da gelince- bu İran'ı çevreleme stratejisinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üçlüsüne dayanan yeni bir revize cephe kurmuştu.'*

    ‘AKP İRAN KARŞITI CEPHEDEN RUSYA SAYESİNDE ÇIKTI'

    Güller, Türkiye'nin ABD'nin bu çevreleme planı içinde aktör olma konumundan sahada Rusya ile karşı karşıya gelmesiyle çıktığı görüşünde:
    "Şimdi Trump döneminde bu temel strateji devam ediyor. Ama zorunlu olarak aktörler değişiyor. Bu aktörlerden Türkiye'nin Rusya ile girişilen normalleşme süreci —daha doğrusu Rusya'nın sahadaki varlığıyla AKP hükümetin yüz yüze gelmesi- sonrası ortaya çıkan tablo, Moskova'nın da iyi bir diplomasi yürüterek Astana süreciyle bir değişimi kolaylaştırmasıyla Türkiye adım adım bu cepheden ve aktörlükten çıkmış oldu."

    'TRUMP'IN İRAN'A ÇEVRELEME STRATEJİSİNİN DAYANAĞI SUUDİLER'

    Güller'e göre, ABD'nin bölgede uygulamak istediği strateji için bu dönem temel dayandığı kuvvet Suudi Arabistan ve yapılanlar bunla bağlantılı:
    "Durum böyle olunca ABD'de de bu İran'ı çevreleme temel stratejisi devam ettirmekte kararlı olunca, ABD yeni araçlar ve aktörler aranmak zorunda kaldı. Trump döneminin bu stratejide dayandığı kuvvet Suudi Arabistan olarak görülüyor. Trump'ın hem seçim döneminde hem seçildikten sonra Hizbullah'a yönelik ve özellikle geçtiğimiz ay İran Devrim Muhafızlarını terör listesine alma yönündeki açıklamalarıyla İran'ı baskılamak için ciddi bir takım ifadeler kullanıyor olması bu değişikliğinin de göstergesiydi."

    'İRAN KARŞITI LİDERLİĞİN CEPHESİNİ GENİŞLETMEK İÇİN ILIMLI İSLAM PROJESİ GEREKİYORDU'

    İran'a karşıtı geniş bir cephe oluşturma planı için Vahhabiliğin uygun olmadığını söyleyen Güller, liderlik cephesinin genişlemesini sağlamak için Vahhabiliğin yerine bir 'ılımlı İslam' projesine geçildiğini söyledi:

    "Daha sonra Suudi Arabistan'da tutuklamalar yapılması gibi gelişmeleri duyduk. Çünkü Suudi Arabistan'ın Vahhabiliğiyle İran'ın karşıtı bir Arap ittifakı ve cephesi kurması mümkün değil. Vahhabilik bunu taşımayacaktır. Liderliğin cephesini genişletmek için bu Vahhabiliğin yerine bir 'ılımlı İslam' projesi gerekiyordu. Bu nedenle Rabıta'ya New York'ta İslam konferansları düzenlettirildi. Rabıta lideri Papa ile görüştü. Kabe İmamı, Suudi Arabistan ve ABD'nin bölgeyi ve dünyayı çok güzel yönelttiğine ilişkin bir takım açıklamalar yaptı. En son süreçte de kamuoyuna yönelik kadınlara ehliyet verilmesi gibi bir takım hamlelerle Ilımlı İslamcılığın bir çatısı örülmeye başlandı."

    'İKTİDAR MÜCADELESİ VELİAHT PRENSİ KESİN HAMLEYE İTTİ'

    Suudi Arabistan'daki operasyonların nedeninin bölgesel bir vizyonla birlikte, bu vizyona uygun bir yapı oluşturulmak istendiği için yapıldığını söyleyen Güller'e göre Suudi-Amerikan şirket ARAMCO'nun ABD Borsasına dahil edilmesi ve bu petro-dolar sisteminin sürdürülebilmesi bir diğer önemli neden oldu:

    "Tabii bu tek başına yetmiyor. Suudilerin saray içi Prens bolluğu ve bunun getirdiği iktidar mücadelesi yeni veliaht MbS'yi keskin bir hamle yapmaya itti. Yani bu 11 prens 40'a yakın bakan ve yüzlerce iş adamını kapsayan süreç aslında bir saray darbesi olarak MbS'nin bu stratejisine uygun olarak Suudi Arabistan'ı hazırlayabilmesinin bir aracı olarak yapıldı. Kuşkusuz bu sadece tek başına bir strateji değildir. Bu Suudi Arabistan'ın yeni liderliğinin ihtiyacı olarak sermaye, bir takım şeriatsız bölge denilen yerlerin oluşturulması, 2030 hedefi ve petro-dolar sistemini devam ettirme isteği gibi nedenler eklenince bir saray darbesi yapılmış oldu. Burada çok kritik noktalardan birisi şu: Trump'ın bu saray darbesine çok açık bir destek verdi. Bu destek sırasındaki konuşmasıyla aynı zamanda Suudi-Amerikan dev petrol şirketi ARAMCO'nun ABD borsasına dahil edilmesi çok önemli bir diğer gelişme oldu. Bu iş bu yüzden petro-dolar sisteminin sürmesi için yapılan bir gelişme. Özet olarak Suudi Arabistan, ABD'nin İran'ı çevreleme-baskılama politikasına uygun hale getirilmeye çalışılıyor.''

    Güller, S.Arabistan'ın askeri kapasitesinin yetersiz olduğunu söyleyerek, bu yüzden ABD'nin bölge için planladığı kurgu için S.Arabistan'ın tek başına yetersiz olduğunu belirtti:

    ''Burada önemli olan noktalardan birisi şu: bu politika için sadece S.Arabistan yeterli mi? Öncelikle askeri kapasitesi bakımından yetmediği söylenebilir. Yani sorunun cevabı hayır."

    'İRAN'I ÇEVRELEME PLANINDA MISIR'IN EKLENMESİNE UĞRAŞILIYOR AMA…'

    ABD'nin İran'ı çevreleme politikasında temel dayandığı güç olan Suudi Arabistan'ın yanına Mısır'ın eklenmeye çalışıldığına dikkat çeken Güller'e göre Suudi Arabistan'la bazı ortak paydalarda buluşsa da Mısır'ın projeye dahil edilmesi çok kolay gözükmüyor:

    "O yüzden Suudi Arabistan'ın yanına Mısır'ın monte edilmesine çalışılıyor. Şimdi tabii Mısır buna ne kadar elverişli bir hale getirilecek o da ayrı bir mesele. Bugunkü gelişmelere bakarsak Arap halk hareketinin ikinci aşamasında devrimi çalan Sisi'nin, İhvan karşıtlığı temelinde Suudi Arabistan'la yakınlaştığı hatta iktidarını sürdürebilmek için ABD ve İsrail'e yanaştığı bir dönemin gerçekleştiği görüldü. Bunun bir tezahürü olarak Mısır'ın örneğin Suudi Arabistan'ın kurduğu İslam Ordusuna katıldığı ya da Yemen'e savaş açan koalisyonun bir parçası olduğu hatta son olarak Katar'a ambargo uygulayan ülkeler arasına girdiği yönünde bir ivme görüyoruz. Ama yine de Mısır'ın, Suriye konusunda bu stratejiye uygun hale gelmediğini görüyoruz. Bir de Mısır, İran'la ilişkileri germek istemiyor. Sisi, bu durumun bölgede çok ciddi sorunlar yaratabileceğini bildiği için denge arayışı içinde. O nedenle ABD'nin İran'ı çevreleme politikasının ikinci nüvesi olarak Mısır'ın projeye dahil edilmesi çok kolay gözükmüyor ve pek çok soru işareti taşıyor."

    'ABD SURİYE'DEKİ SAVAŞI LÜBNAN'A GENİŞLETMEYE ÇALIŞIYOR'

    Lübnan Başbakanı Hariri'nin istifasının sahada yaşanan gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Güller'e göre, İran'ı çevrelemeyi amaçlamış koalisyon, İran'ı baskılamak için ve Rusya'nın bölgede düzeni kurmasını engellemek için çatışmayı Lübnan'a genişletmeye çalışıyor:

    "Sahada böylesine önemli gelişmeler yaşanırken Lübnan Başbakanının istifa etmesi tüm bu gelişmelerle doğrudan bağlantılı. Bağlantısı şu noktada: İran'ı çevreleme koalisyonunun yeni bir cephe açmaya ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Suriye, Rusya ve İran'ın sahada insiyatif kazandığı bir durum var. ABD için işler iyi gitmiyor ve ABD açısından genel durum şu: ABD savaşı çıkardı ama barışı kuramıyor, düzeni inşa edemiyor. Düzeni inşa edemediği için öte yandan Rusya Cenevre'yi yavaş yavaş Astana'ya taşıyıp düzeni inşa etmeye başladığı için, ABD şöyle bir taktik manevra yapıyor ve şunu düşünüyor: ben barışı inşa edemiyorsam ve yeni düzeni kuramıyorsam en azından Rusya'nın da kuramamasını sağlamalıyım, peki Rusya'nın düzen kuramamasını nasıl sağlayacağım? İşte burada ABD bu düşünceden hareketle savaşın alanını genişletmeye çalışıyor. İşte Suriye'deki çatışmayı Lübnan'a genişletme ve bu nokta üzerinden de İran'ı baskılayacak bir cepheyi örme ABD'nin bugun izlediği çizgi olarak önümüzde duruyor. Özetle Lübnan bu yeni gelişmelere uygun olarak yeni bir savaş sahası olmaya hazırlanıyor gibi görünüyor."

    'ABD'NİN LÜBNAN ÜZERİNDEN SOYUNDUĞU İRAN MACERASINI, TÜRKİYE VE İRAN ORTAK DAVRANARAK DURDURABİLİR'

    Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki konumlarına dikkat çeken Güller'e göre yaşanan son gelişmelere rağmen sahada insiyatif Rusya-İran-Suriye cephesinin elinde ve şu an ABD'nin Lübnan üzerinden yeni bir 'maceraya' girmesini durdurabilecek şeylerden birisi Türkiye ve İran yan yana durarak engelleyebilir:

    "Yaşanan son gelişmelere rağmen sahada bütün insiyatif ve avantaj Rusya-İran-Suriye cephesinde. Dolayısıyla —kimin yönettiğinden bağımsız olarak- bugün Türkiye'nin insiyatifi ve avantajı elinde bulunduran cephenin karşısında konumlanmaya çalışması büyük bir siyasi hata olur. Astana süreciyle birlikte Türkiye'nin girdiği bu normalleşme sürecini devam ettirmesi ve aslında bunu Suriye'yle bir doğrudan anlaşma noktasına getirmesi hem Türkiye'nin hem de bölgenin yararına olacaktır. Bunun önemini ABD'nin Irak İşgalini hatırlayarak anlayabiliriz. 2003 yılında ABD işgalinde eğer o gün bölgedeki aktörler işgale karşı ciddi bir cephe kurarak sağlam bir kararlılık gösterseydi, ABD o maceraya giremeyebilirdi. O gün İran-Irak-Suriye gibi bir hat bile oluşturulamamıştı ve ABD başka ülkelerin desteğiyle bu işgali gerçekleştirmişti. Şimdi ABD'nin yeniden Suudi Arabistan'a dayanarak Lübnan üzerinden bir İran macerasına soyunabilmesinin yolu bölgedeki mihver devletlerin çok kararlı bir şekilde yan yana durabilmesine bağlı. Bölgede 4 tane mihver devlet bulunuyor. Bunlar Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Mısır. Şimdi bu 4 devletten Türkiye ve İran çok kararlı bir şekilde yan yana durabilmeyi başarabilirse Mısır burada bir ara mihver devlet olarak Suudi Arabistan'ın yanında duramayacaktır. Dolayısıyla bunun sağlanabilmesi gerekiyor. Bunun da taktik düzeyde sağlanmasının yolu Türkiye'nin Suriye ile anlaşması ve Mısır ile normalleşme yoluna gitmesinden geçiyor. Bu ABD'nin de bölgeyi yangın yerine çevirebilmesinin önünde en kararlı karşı koyuş olur.''

    'SAĞ DA OLSA SOL DA OLSA AKP DIŞINDA HER İKTİDAR SURİYE İLE ANLAŞIRDI'

    Güller, şu an Türkiye'de mevcut iktidar dışında herhangi bir iktidar olsa bile Suriye ile anlaşma ve Mısır'la ilişkileri normalleştirmeye çalışacaktı ve bunu en 'yapmayacak' hükümet ise AKP hükümeti:

    "Suriye ile anlaşma ve Mısır'la ilişkileri normalleştirme hedefi bugün Türkiye'de sağdan sola başka bir iktidar da olsaydı hepsinin yapacağı bir iş olurdu. Yani bunu en yapmaz durumda olan AKP hükümetidir. Bu da ideolojik meselelerden dolayıdır. Kuşkusuz burada ABD ile ilişkilerinde Tayyip Erdoğan yönetiminin hele bir de Rıza Zerrab dosyası gibi bir dosyanın ABD'nin kozu haline gelmiş olması gibi ciddi sıkıntılar yaşanıyor."

    'ABD İLE KOYU BİR PAZARLIK SÜRÜYOR'

    Güller'e göre Türkiye'de hükümet Rusya ile normalleşmenin yarattığı avantajla sahada bazı kazanımlar elde etmeye çalışırken bir yandan da bazı konularda ABD ile pazarlıklar sürüyor:

    "AKP bir yandan Rusya ile normalleşmenin yarattığı avantajla sahada bir takım kazançlar elde etmeye çalışıyor ama bir yandan da ABD ile koyu bir pazarlık sürdürüyor diyebiliriz. Bu pazarlığın içinde Zarrab dosyası, F.Gülen dosyası, ve bir de iç kamuoyunu beslemek açısından bir PKK dosyası olduğunu biliyoruz. Bu üçlü dosya arasında ciddi bir mücadele var. Burada temel mesele şu: Türkiye bu iç dinamikleriyle bu süreci ne kadar zorlayabilir? AKP hükümetine rağmen Türkiye, bölgede olası bir savaş durumunu engelleyecek bir hatta nasıl sokulabilir bunun yollarını Türkiye'nin iç dinamikleri bulmalı ve zorlamalı. Bunun en kestirme yolu kuşkusuz Türkiye'nin bir iktidar değişikliği yaşamasından geçiyor ama bu olası bir ihtimal değil. Ama buna rağmen AKP hükümetini zorlamak olabilecek şeylerden birisi."

    ‘YAPILAN İRAN KARŞITI AÇIKLAMALAR HÜKÜMETİN ÖNGÖRÜLEMEZ OLDUĞUNU GÖSTERİYOR'

    Mehmet Ali Güller son olarak Türkiye'deki hükümetin İran karşıtı açıklamalar yaparak öngörülemez olduğunu gösterdiğini söyledi:
    ''Zaman zaman İran karşıtı açıklamalar yapılıyor olması da bu hükümetin kurulmaya çalışılan bölgedeki stratejik denklemde ne kadar öngörülemez olduğunu gösteriyor. ABD ne zaman İran karşıtı bir düzlem yaratmaya çalışsa AKP sözcülerinin çıkıp bir Şii Nüfuzundan, Pers yayılmacılığından şikayet etmesi gibi açıklamalarının olduğunu görüyoruz. Umarız hükümetten bu sefer böyle bir ideolojik açıklama çıkmaz."

    Etiketler:
    Mehmet Ali Güller, Lübnan, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın