10:37 24 Kasım 2017
Ankara+ 8°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Suud'daki sarsılış diğer bölge ülkelerine sıçrayacak'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 208121

    Mahalli'ye göre Suudi Arabistan'daki tasfiyenin ardında Trump var ve gelişmeler bölge ülkelerine sıçrayacak. Riyad’ın Hariri’yi istifa ettirmesine rağmen Lübnan’da iç savaş riski görmeyen Mahalli, Rusya ve İran’ın önemini vurguladı ve Körfez operasyonunun ucunun Türkiye’ye uzanabileceği uyarısı yaptı: Türkiye kazık yiyebilir ve çok dikkatli olmalı.

    Suudi Arabistan'da veliaht prens Muhammed bin Salman’ın rakip prensler, bakanlar ve zengin işadamlarını tasfiye harekatına en büyük destek ABD Başkanı Donald Trump’tan geldi. Trump açıkça ‘Suudi kralı ve oğlunun doğru yaptığını’ dile getirirken, Vahhabi/Selefi krallığından başlayarak Ortadoğu’da yeni bir dönüşüme mi girildiği soruları tartışılıyor. Diğer yandan Suudi kraliyetinin Yemen’in ardından Lübnan’ın başbakanını istifa ettirerek Hizbullah ve İran’a yönelik savurduğu tehditlerin nereye varılacağı merak ediliyor. Türkiye nasıl bir pozisyonda?

    Son durumu Ortadoğu uzmanı gazeteci ve yazar Hüsnü Mahalli ile konuştuk.

    'SUUDİLERDEKİ SÜREÇ DİĞER ÜLKELERE DE YANSIYACAK'

    Hüsnü Mahalli'ye göre Suudi Arabistan’da veliaht prens bin Salman'ın tutuklamaların nedeni olarak yolsuzluğu göstermesi gerçekçi değil. Mahalli, tutuklama dalgasının hem bin Salman'ın krallığı yolunda bir iç temizlik hem de bölgesel anlamları bulunduğunu belirtti. Mahalli, gelişmelerin diğer bölge ülkelerine yansıyacağı öngörüsünde bulunarak şu değerlendirmeyi yaptı: 

    “Suudi Arabistan'daki gelişen süreçle alakalı olarak en başta genç veliaht Muhammed Bin Salman şöyle bir şey söyledi: ‘Ülkede yolsuzluk var ben de bunu temizleyeceğim’. Bu çok gerçekçi bir durum değil. Çünkü Kraliyet ailesinin hepsi bu yolsuzluğun içinde. Suudi Arabistan'ın geçmişi geleceği hep yolsuzluk olmuştur. Bu durumu anlayabilmek için biraz geriye dönmek gerekiyor. Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE'nin Katar'a yönelik hamlesi aslında bize bazı işaretler vermişti ve bizi bölgeye dair bazı gelişmelerin olacağı beklentisi içine sokmuştu. Suudi Arabistan'daki bu süreç genç veliaht bin Salman, kral oluncaya kadar sürecek. Aslında babası her saniye krallığı oğluna bırakabilir fakat krallığı şimdi bırakırsa kraliyet ailesi içindeki kavga çok daha büyüyebilir. Bunun için bütün prenslerin gözaltına alınması, tutuklanması, paralarına el konması gerekiyor. Bu tutuklama furyasıyla birlikte iç temizlik gerçekleştikten sonra ancak kral ‘al oğlum sana krallık’ diyebilir. Sadece bu Suudi Arabistan içinde gerçekleşen bir mesele değil. Bu olay daha farklı bir şekilde bölgesel anlamda büyüyek. Örneğin BAE'de de benzer bir operasyonun olacağının işaretleri var. Orada da yönetimin değişeceği tahmin ediliyor. BAE'den sonra Bahreyn'deki yönetimin değişeceği de beklenebilir. Bunun arkasında direk Trump ve damadı Jared Kushner var.'

    'KÖRFEZ’İN İSRAİL HİZMETİNDE OLMASINA DAYANIYOR’

    Suudi Arabistan-ABD ilişkisinin tarihsel geçmişini hatırlatan Mahalli'ye göre şu anda olan şey bu bağın yeni bir formata sokularak Körfez ülkelerinin İsrail yörüngesine daha fazla girmesine çalışılıyor:

    "14 Şubat 1945 Roosevelt ile Suudi Arabistan kurucu kralı Abdülzaziz arasındaki tarihi uzlaşmadan sonra Suudi Arabistan ABD'lilerin kölesi oldu. O tarihten önce İngilizlerin kölesi oldu diyebiliriz. Şimdi 1945'ten bu yana geçen süre içerisinde farklı misyonlar içinde farklı görevlerle birlikte bu ilişki daha çok ideolojik yani Vahhabilik anlamında bir tür kölelik sözleşmesiydi. Şimdi yeni jenerasyon üzerinden yeni bir kölelik sözleşmesi gerekiyor. Yani yeni bir format gerekiyor. Formatın bir ucu da başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin İsrail'in paralelinde hatta biraz daha ileri giderek denilebilir ki İsrail'in hizmetinde olması üzerine dayanıyor. Bu çok iddialı bir laf olabilir ama böyle olacağını düşünüyorum.”

    'TÜRKİYE'Yİ SIKIŞTIRACAKLAR' 

    Mahalli'ye göre Katar eski başbakanının açıklamaları da dikkate alınınca, Türkiye'nin Suudi Arabistan'daki operasyonlardan dolayı sıkıştırılacağı görülüyor:

    “Bu noktada bazı politikalarda ters düşülen Katar'a operasyon yapıldı. Katar'da da Suudi Arabistan'daki gibi aynı operasyon yaşanacak. Katar bu durumdan kendini kurtarmak için bundan yaklaşık 20 gün önce eski  Katar Başbakan'a 'biz Suriye'deki planları Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, ABD, Türkiye hep beraber yapıyorduk' dedi ve Türkiye'yle ilgili çok ağır laflar söyledi. Bunu şu yüzden vurgulamak gerekiyor çünkü Körfezdeki operasyonun bir ucunun da Türkiye'ye uzanacağını düşünüyorum. Türkiye'yi bu Suudi Arabistan'daki operasyonlardan dolayı çok sıkıştıracaklar.”

    'MÜSLÜMAN KARDEŞLER SUUD TARAFINDAN HEP DESTEKLENDİ'

    Hüsnü Mahalli, Suudiler ile Müslüman Kardeşler ilişkisini uluslararası bağlamı da katarak şöyle izah etti:

    “Katarla Suudi Arabistan arasında renkteki ton bakımından fark var. Müslüman Kardeşler kuruluşundan beri Suudi Arabistan'dan hep destek almıştır. Daha Mısır'da kurulduğu 1928'den beri önce İngilizlerle beraber Suudi Arabistan'dan destek almıştır. Daha sonra 1945'teki Roosvelt ile Kral Abdülaziz arasındaki buluşmadan sonra ise Suudiler direk olarak Müslüman Kardeşlerin patentini aldılar. Tabii Suudilerle yani ideolojik olarak Vahhabilerle, Müslüman Kardeşler birbirine uymaz. Dolayısıyla Suudiler şöyle bir şey geliştirdi: 'Müslüman Kardeşler'i ABD istediği için destekliyoruz. Her tarafta Kaide'yi de Taliban'ı da para veririz, destekleriz çünkü bunların hepsi Müslüman Kardeşler. Ama bizim de kendi tonumuz var. O da Vahhabiler yani selefiler'.

    ‘KATAR-TÜRKİYE BİRLİKTELİĞİNDEN HOŞNUT DEĞİLLERDİ'

    Son ABD Şam elçisi Robert Ford'un süreçteki rolüne dikkat çeken Mahalli'ye göre Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye'nin birlikte hareket etmesinden hoşnut değildi ayrıca Suudi Arabistan’in Türkiye’ye husumeti de zaten tarihi: 

    “Suriye olayına gelirsek Türkiye, Katar ile birlikte hareket edince doğal olarak Suudi Arabistan bundan hoşlanmadı. Zaten tarih boyunca Osmanlıdan beri Suudiler Osmanlı'dan, Türkiye'den ve Türklerden nefret etmiştir. Bundan farklı bir durumun olduğu düşünülemez. Ben bunu yazılarımda söyleyerek hatta Körfez Ülkelerinden 'kazığı yiyeceksiniz' diye uyararak yazdım. Nitekim o çizgiye de geldik. Şimdi Suudiler Suriye'de direniş varsa sonuçta bizim patentimiz altında olmalıdır çünkü bir Arapız diyor. Türkiye, Osmanlının mirasçısıdır dolayısıyla bizim düşmanımızdır diyerek bunu savunmaya çalışıyorlar. Ama sonuç olarak düşündüğümüzde bütün bunlar komik geliyor. Kim ne derse desin Suudiler, Türkiye, Katar, Bahreyn, Müslüman Kardeşler ne denilirse densin bunların hepsi 2014'e kadar Şam'daki eski ABD büyükelçisi Robert Ford'dan talimat alıyorlardı. Robert Ford herkese talimat veriyordu, herkesi yönetiyordu.”

    MISIR'IN ÇİZGİSİ…

    ABD’nin bölgede Arap alemini Körfez hattında birleştirmek için uğraştığını da belirten Hüsnü Mahalli ancak Mısır gibi ülkelerin İran ve Hizbullah karşıtı tutum almalarının pek kolay olmadığına şu sözlerle dikkat çekti:

    “ABD'nin amacı Arap alemini Körfez hattında birleştirmek olabilir ve ABD buna uğraşıyor olabilir. Ama mesela dün akşam Mısır Cumhurbaşkanının bir açıklaması oldu. Sisi 'Ben hiçbir şekilde bölgede yeni bir savaş istemiyorum, Suudi Arabistan'ın İran'a ya da Hizbullah'a yönelik tehditleri anlamsızdır bu iş iyi olmaz' anlamında şeyler söyledi. Dolayısıyla Mısır'ın bu çizgide durması çok önemli. Ben Körfez Ülkelerini Hollanda ineğine benzetirim. Ne kadar sağarsan o kadar süt veriyorlar. İkinci olarak Körfez ülkelerinin bölge coğrafyası adına herhangi bir şekilde herhangi bir zamanda olumlu davrandığı asla olmamıştır.”

    ‘TÜRKİYE 2011 ÖNCESİNDE DE SONRASINDA DA YANILDI'

    Türkiye'nin özellikle geçtiğimiz günlerde eski Katar Başbakanının yaptığı ifşaatlardan ötürü dikkatli adım atması gerektiğini söyleyen Mahalli'ye göre Türkiye son süreçte bölgedeki rolü konusunda yanıldı:

    “Türkiye'nin buradaki rolünde —2011 öncesi ve sonrasında yanıldı-, Araplara liderlik edebileceğini sandı ama Müslüman Kardeşler de dahil olmak üzere Araplar asla Türkiye'nin liderliğini kabul etmez. Mursi geldi Hamas geldi Gannuşi geldi hatta denildi ki 'Sultanlık olabilir, halifelik olabilir'. Yani bu boyutta laflar bile edildi ama bu iş olmaz yapmayın diye o zaman da yazdım. Herhangi bir Arap lider Arap olmasından kaynaklanan nedenlerden dolayı bir Türk'ün önderliğini kabul edemez. Hele hele Suudi Arabistan'dan tarafından yapılan provakasyonlar varsa. Ama maalesef bu durum için farklı düşünenler oldu. Tekrarlamak gerekiyor: Türkiye ciddi bir şekilde kazık yiyebilir ve çok dikkatli olmalıdır. Özellikle Katar Başbakanının açıklamalarından sonra daha da özenli olunmalıdır. Eski Katar Başbakanı, biz her şeyi Türkiye'den yaptık, parayı da ordan gönderdik silahı da ordan gönderdik, adamları da oradan soktuk gibi bir çok şey söyledi. Bunları durduk yere niye söyledi? Dolayısıyla önümüzdeki dönemde büyük karmaşalar yaşanacaktır. Türkiye önümüzdeki dönemde bu gelişmelerle zorlanacaktır.”

    ‘HARİRİ’Yİ SUUD ZORLA İSTİFA ETTİRDİ’

    Mahalli, Arap medyasında Lübnan Başbakanı Hariri'nin istifasıyla ilgili konuşulanları, "Lübnan Başbakanı Suudi Arabistan'a çağrılıyor, fırça çekiliyor ve televizyon karşısına çıkarttırıyorlar. Ardından istifa ediyor, yüz ifadesine bakılırsa sopa yemiş, hatta eli arkadan bağlanmış gibi çok olumsuz şeyler söyleniyor. Lübnan Başbakanısın sen, Suudi Arabistan'da niye istifa ediyorsun? İstifa eden Hariri'nin ailesi 2005 yılında Türk Telekomu alan ailedir. Bunu bağlantıları kurabilmek açısından söylüyorum” sözleriyle aktardı. Mahalli'ye göre bölgedeki dengeler ışığında bir Lübnan'da bir savaş olasılığı zayıf ve Hizbullah bu konuda dikkatli davranıyor:

    "Lübnan'da iç savaş çıkarma ihtimallerini ben mümkün görmüyorum. Lübnan Başbakanı'nın istifasının ardından Hizbullah lideri Nasrallah çıkıp her kesimi kucaklayan çok sakin bir açıklama yaptı. Bununla birlikte İran ve Körfez savaşından bahsediliyor fakat bu ihtimal şu aşamada mümkün değil. Çünkü İran fiili olarak Irak'ta ve Suriye'de. Haşdi Şabi'nin minimum silahlı militan sayısı beşyüzbin düzeyinde. Bu beşyüzbin tane militan Irak'ın içinde ve Suriye'nin belli yerlerinde bulunuyor. Bunlar her türlü silahı kullanıp her türlü şeyi göze almış militanlar."

    'TRUMP'IN ÖNGÖRÜLEMEZLİĞİ OLSA DA SAVAŞ İHTİMALİ ZAYIF'

    Mahalli'ye göre Trump'ın öngörülemezliği, bin Salman'ın kral olma hırsıyla birleşse bile savaş olasılığı zayıf fakat böyle bir savaş gerçekleşirse Ortadoğu'da sonu gelmez bir savaş başlar:

    “Tabii şu olabilir: Trump öngörülemez olduğu için ve bu yeni genç veliaht ben yeter ki kral olayım havasında hareket edip diğer dengeleri görmezden gelirse Ortadoğu'da herkes herkese saldırır, sonu gelmeyecek bir savaş başlar ve bu sadece Ortadoğu'yla sınırlı kalmaz. Dolayısıyla bu ihtimali çok olası görmüyorum.”

    'İSRAİL GÜÇLENEN HİZBULLAH'TAN ÇEKİNİYOR'

    Bölgede dengenin ABD ve müttefiklerinden yana olmadığını belirten Mahalli'ye göre İsrail, Suriye savaşıyla güçlenen Hizbullah'tan ciddi bir biçimde çekiniyor:

    “Hizbullah savaşçıları Suriye savaşında inanılmaz bir deneyim kazandılar. Yalnız gerilla savaşı ile ilgili değil, aynı zamanda her türlü silah kullanma kabiliyetini de elde ettiler. Şimdi sadece Lübnan'dayken Hizbullah militanı ağır silahlar kullanamıyordu. Ama şimdi tank kullanıyor, roket kullanıyor belki de uçak kullanıyor. Dolayısıyla İsrail, Lübnan'da Hizbullah'tan artık çok ciddi bir biçimde çekiniyor. İsrail'in, Hizbullah'ın bu konumunu bozma ihtimalini de görmüyorum. Geçen sene İsrail'den 2006'daki gibi Lübnan'a yönelik ciddi bir saldırı bekleniyordu. Bunun amacı Suriye'yi bölmek, Hizbullah'ı hırpalamak, İŞİD'e ve el-Nusra'ya güç kazandırmaktı ama bu plan tutmadı. Bu planın tutmamasının  büyük ihtimalle en önemli nedeni Rusların müdahalesi oldu. Dolayısıyla bölgede denge ABD'den Suudi Arabistan ya da İsrail'den yana değil.”

    ‘IRAK’IN HAMLESİ ŞAŞIRTTI'

    Irak'ta Barzani'nin İran'ın sahada yaptığı hamlelerle çok 'geri' bir pozisyona düştüğüne dikkat çeken Mahalli'ye göre İran ve Rusya arasında Suriye konusunda görüş ayrılığı bulunmuyor. Irak ise Barzani’ye karşı son hamlesiyle gidişatı değiştirdi: 

    “İran ile Rusya arasında, Suriye konusunda zerre kadar görüş farklılığı bulunmuyor. Burada esas sürpriz İran'ın Irak'ta Barzani'ye karşı atağı oldu. Mesud Barzani liderliği, İsrail ve ABD tarafından destekleniyordu ve bu liderlik İŞİD süreciyle beraber yeni topraklar elde etmesinden aldığı özgüvenle 'kabadayı' bir biçimde davranıp bağımsız bir devlet kuracağını söyledi. Bu noktadan sonra  birden bire İran Devrim Muhafızları komutanlarından Kasim Suleymani sahaya indi ve Süleymaniye'ye oradaki liderlerle toplandı. Sonra o günlerde Talabani'nin cenazesi geldi. Dışişleri bakanı Cevad Zarif de bu cenazeye yani Süleymaniye'ye geldi-zaten tek katılan yabancı yetkili kendisi oldu- Kürt Kaynaklarına baktığımızda Kasım Süleymani'nin 'İstediğiniz kadar ilan edebilirsiniz bağımsızlığı fakat biz de ertesi gün Erbil'i alırız' diyerek bir ültimatom verdiğini anlıyoruz. Şimdiki gelinen süreçte ise bağımsızlığı geçtik artık bağımsızlık savunucularının çıtı çıkmıyor. Sınırları, havaalanlarını merkezi hükümete devrettiler. En son İKBY'deki yetkiliker Irak bütçesinden paylarını alabilmek için pazarlık yapar duruma düştü. Yani o iş bitmiştir.”

    ‘ALBU KAMAL-EL KAİM HATTINDA BİRLEŞME’

    Suriye ordusunun Albu Kamal’i IŞİD'den temizlemesiyle El Kaim hattında birleşen güçlere dikkat çeken Mahalli'ye göre bu çok önemli bir taktik mesele:
 

    “İran'ın Irak'taki etkinliği ve yetkinliği sınırsız anlamda güçlüdür. Esas mesele hani hep koridor konuşulur ve tartışılır. Şu ünlü Şii koridoru. En son Albu Kamal Suriye güçleri tarafından IŞİD'den temizlendi. Karşısındaki El Kaim sınır kapısı da Iraklı güçler tarafından bir hafta önce IŞİD'den temizlenmişti. Yani burada karşılıklı olarak Suriye tarafında, Suriye Ordusu, Hizbullah ve İranlı gönüllüler oldu. Irak tarafında ise, Irak ordusu ve Haşdi Şabi oldu. Bunun önemi o bölgenin, yani sınır kapısının Bağdat'a kadar olan El-Anbar bölgesinin Sunni bölgesi olmasıdır. Yani dolayısıyla Irak, İran ve Haşdi Şabi, Anbar bölgesinin tümünü kontrol ederek Suriye'ye ulaşmıştır. Bu çok önemli taktik bir meseledir.” 
    ‘SURİYE'DEKİ KARARLILIK RAKKA VE HASEKE'Yİ DE ALACAKTIR'

    Suriye devletinin kararlılığıyla Rakka'yı ve Haseke'yi alacağını söyleyen Mahalli'ye göre PYD ve müttefikleri bu konuda bir şey yapamayacak:

    “Suriye, Irak, İran üçgeninde ABD düşüse geçmiştir. Ben 2-3.000 Amerikan askerinin —bazılarına göre 500- gelip de PYD'ye destek vereceğini sanmıyorum. Bu mümkün değil. Yakın gelecekte Suriye'deki kararlılık mutlaka ve mutlaka şu anda PYD'nin kontrolündeki Rakka'yı alacaktır. Rakka'dan kuzeydoğuya çıkacaktır, oradan da Haseke'yi alacaktır. PYD ve müttefikleri bu konuda hiçbir şey yapamayacaktır. Tıpkı Erbil'de olduğu gibi yine Haşdi Şabi milisleri gelir ve buraları alır. Ortadoğu çok enteresan bir coğrafya bazı şeyler çok sonraları anlaşılabiliyor.”

    'SURİYE'DE KÜRT SORUNUNUN ESKİ TARZLA ÇÖZÜLEMEYECEĞİ ANLAŞILDI'

    Diğer yandan Mahalli'ye göre Suriye'de PYD'nin istediği şekliyle bir çözüm olmayacak fakat artık Suriye'de Kürt sorunun eski tarzla çözülmeyeceği anlaşılmış vaziyette:

    “Suriye'de PYD'ye, kabaca söylersek, hiçbir şey verilmeyecektir. ABD’lilere hiçbir şey verilmeyecektir. Egemen bir Suriye devletinin sınırları içinde üslere ya da başka yapılara izin verilmeyecektir ve bunların hiçbiri bir yıl sonra olmayacaktır. Bu mümkün değil. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim bundan bir ay önce şöyle söyledi: ‘Biz Kürt kardeşlerimizle oturup konuşacağız’. Yani 'özerklik' dahil. Bu kelimeyi bizzat kendisi söyledi. Dolayısıyla 'Kürtlere bir şey verilmeyecek, Kürtler mahvedilecek' gibi bir şey yok. Eski kafayla bu sorunun çözülemeyeceğini Suriye'deki insanların artık anlamış bulunuyor. PYD de oturup Suriye devletiyle oturup konuşacak; Rojava dediğimiz yerin sınırları nedir, ne değildir, Kürtler nerede fazladır, nerede daha azdır gibi teknik meseleleri konuşacaktır. Dolayısıyla Soçi'de yapılması planlanan toplantı da bir anlamda bu bağlamdadır. Bunun için İran'ın da onayını alınmış durumdadır. Bu mesele bir tarafıyla da komik bir mesele. Çünkü şimdi biz Suriye'deki Kürtlerin haklarından söz ediyoruz ve Irak'tan söz ediyoruz ama dikkat edersen hiç kimse, hiçbir tartışmada İran'daki Kürtlerden söz etmez. Bu çok enteresan bir durumdur. Türkiye'deki Kürtler ve bir savaş var. Irak'ta var, kavga olmuş, Suriye'de var. Peki İran'daki 8-9 milyon Kürt nüfusundan dengeler arasındaki ilişkiler açısından neden hiç kimse söz etmiyor?”

    'İRAN SADECE BATIYA DEĞİL DOĞUYA YÖNELİK DE GÜÇLÜ'

    Mahalli, İran'ın son gelişmeler dışında gücünü sadece batısına yönelik olarak arttırmakla kalmadığına “İran'ın isterse her tarafı allak bullak edeceği bir gücü olduğunu düşünüyorum. Sadece batıya dönük demiyorum, bir de doğuya dönük bir gücü var. Yani Afganistan, Pakistan, aşağıda Hindistan gibi. Yani İran çok akıllıca dengeyi kurmuş. İranlılar zaten diplomasi anlamında çok kurnaz insanlar. Yani onun için bu savaşın en büyük galibinin İran olduğunu düşünüyorum” sözleriyle dikkat çekti.

    'İSRAİL BİR DİĞER MÜSLÜMAN ÜLKE PAKİSTAN'IN NÜKLEER SİLAHLARINA KARŞI ÇIKMADI'

    Mahalli İsrail'in nükleer güce sahip diğer Müslüman ülke olan Pakistan'a ses çıkarmadığını anımsatıp İran’a yönelik çifte standardın pek çok detayı barındırdığını belirtti:

    “İsrail, İran nükleer silaha sahip olmasın diye kıyameti kopardı. Oysa Pakistan nükleer silah sahibi olduğunda sesini çıkarmadı. O da bir Müslüman ülke. Ama orası Sunni, burası Şii. Burada kıyameti koparıyor, orada sesini çıkarmıyor. Bu da ayrı bir mesele. O nükleer silah denemesini ilk yapan adam da Navaz Şerif'tir. Yani İslamcı bir Başbakan. Biliyorsunuz geçenlerde yolsuzluklardan dolayı mahkeme tarafından görevinden alındı. İnanılmaz detayları olan karmaşık bir durum bu.”

    Etiketler:
    Prens Muhammed bin Salman, Hüsnü Mahalli, Yemen, Lübnan, Suudi Arabistan
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın