17:58 13 Aralık 2017
Ankara+ 12°C
İstanbul+ 15°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye'nin asıl endişe kaynağı CENTCOM'dur'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 01

    Prof. Mesut Hakkı Caşın'a göre, Soçi zirvesinin ekonomik ve siyasi sonuçları, bazı ‘kırılganlıklar’ bulunmasına rağmen Putin’in de liderliğiyle Türkiye-Rusya arasındaki tezgahın bozulduğunun göstergesi. Caşın, Ankara için asıl kaygı kaynağının, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) olduğu görüşünde.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl içerisinde altınca kez Rusya Federasyonu'nu ziyaret ederek Devlet Başkanı Vladimir Putin'e konuk oldu. Soçi'deki zirvede iki lider hem ekonomik ilişkiler hem de Suriye başlığı altında iki ülke arasında işbirliği sürecini ele aldı. Putin'in zirve sırasında Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin neredeyse Rus uçağının düşürülmesinden önceki seviyeye geldiği yolundaki tespiti dikkat çekti.
    Erdoğan'ın ziyareti ile Soçi zirvesini İstinye Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın ile konuştuk.

    'COĞRAFYADA ZOR ZAMANLAR İKİ DEVLETİ BİR ARAYA GETİRDİ'

    Prof. Mesut Hakkı Caşın, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkinin tarihsel geçmişine değinerek, coğrafyanın zor zamanlarda iki devleti bir araya getirdiğini anımsattı:

    "Türkiye-Rusya ilişkileri 'uçak krizinden önceki seviyeye ulaştığı' söylemi gerçeği yansıtıyor. Her şeyden önce coğrafyanın özellikle zor zamanlarda iki devleti bir araya getirdiğini görmüştük. Bunu Birinci Dünya Savaşı sırasında Atatürk ve Lenin'de görüyoruz. İkinci Dünya Savaşı'nda da aslında Türkiye, SSCB'ye herhangi bir müdahalede bulunmamış ve tarafsız statüde kalmıştır. Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra da Türkiye ile Rusya arasında ciddi bir yakınlaşma başlamıştır. Tabii burada Putin'in kimyasıyla Erdoğan'ın kimyasının uyması çok önemli bir nokta."

    'GERGİNLİĞİN KIRILMA NOKTASI SURİYE KRİZİ OLDU'

    Caşın'a göre Suriye krizine kadar Türkiye ile Rusya her konuda uzlaşamasa bile ilişkiler dengeli yürütülüyordu. Ankara'nın Gürcistan ve Ukrayna krizlerinde ılımlı bir politika izleyerek olası bir savaşı engellemekte rolü olduğunu söyleyen Caşın, Suriye'nin ise ilişkilerde bir kırılma noktası teşkil ettiğini vurguladı:

    "Burada bir kaza meydana gelmiştir. İkili ilişkilerdeki gerginliğin bir kırılma noktası olarak Suriye Krizi olmuştur. Dikkat edilirse Türkiye hem Gürcistan hem Ukrayna krizinde diğer NATO ülkelerinden farklı olarak mutedil bir politika izlemiştir. Ancak Suriye krizinde bu böyle olmadı. Altını çizmek gerekiyor ki Türkiye, 2008 Gürcistan savaşı sırasında boğazlarda Montrö statüsünü uygulamak suretiyle Gürcistan kaynaklı olası bir NATO-Rusya veya ABD-Rusya savaşını engellemiştir. Bu çok önemli bir hadisedir. Öte taraftan Suriye krizinde başlangıçta her iki taraf ortak hareket etmişlerdir. Yani Suriye'nin toprak bütünlüğün korunması meselesinde taraflar en başında beraberlerdi. Bu bütünlüğün korunması meselesinde Rusya'nın askeri müdahalesinin gerçekleşmesiyle güç dengelerinin değiştiğini gördük."

    'ÖRTÜŞEN ÇIKARLAR, REKABETE DAYALI İŞBİRLİĞİ MODELİNİ ORTAYA ÇIKARDI'

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya'ya ziyaretinde Putin ve diğer yetkililerle görüşmesinin saat olarak uzunluğuna dikkat çeken Caşın'a göre uçak krizi, sonrasında getirdiği süreçle birlikte iki devleti yakınlaştırdı:

    "Fakat uçağın düşürülmesi olayından sonra bu altıncı kez bir araya gelişte toplamda dört saatlik bir görüşme gerçekleşti. Başbakan Yıldırım'da ABD'deydi Pence ile görüşmesinde de, Trump'la görüşmelerde de bu kadar uzun bir görüşme süresinin olmadığının altının çizilmesi gerekiyor. Buradan Türkiye-Rusya ilişkileri tarihte hiç bu kadar yakınlaşma olmamıştı diyebiliriz. Yine de bu Rusya ile Türkiye'nin çıkarları tamamen aynı orandadır veya tamamen örtüşmektedir demek değildir. Türkiye, Rusya'nın bir dünya devleti olduğunu ayrıca büyük topraklara sahip olan bir nükleer süper güç olduğunu görüyor. Bu bakımdan Türkiye ile Rusya'nın Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar'daki örtüşen çıkarları, ciddi bir rekabete dayalı işbirliği modelini ortaya getirmiştir. Bu bakımdan aslında uçak krizi, tarafların kriz durumunda 'crisis management' dediğimiz uluslararası politikada uzlaşmada neler yapılması yönünde neler gerektiğini veya iki devlet arasında hangi noktalarda kırılma noktaları olduğunu iyi tahmin etmelerine yaradı. Uçak krizi başkalarının iddialarının aksine iki devleti birbirine yakınlaştırmıştır."

    ‘İKİ LİDER DE SURİYE İÇİN SİYASİ ÇÖZÜMDE MUTABIK OLDUKLARI MESAJINI VERDİ'

    Caşın, Erdoğan'ın Rusya ziyaretinin çok önemli mesajlar taşıdığına söyleyip görüşülen konular arasında iki liderin de vurguladığı 'Suriye için siyasi çözümde mutabığız' söylemine dikkat çekti:

    "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ziyaretinin çok önemli mesajlar taşıdığını düşünüyorum. Bu ziyaret her iki liderin Suriye konusunda yaklaşımının müspetliğini gösterdi. Enerji konusunda iki taraflı bir yaklaşma olduğunu görüyoruz. Hem Akkuyu Nükleer Santrali hem de Türk Akımı dediğimiz sonradan adı konulacak gaz projesi hakkında büyük girişimler yapıldı. Ziyarette ayrıca turizm ve savunma konularının, S-400lerin konuşulduğunu biliyoruz. Şimdi Astana sürecinin getirdiği çatışmasızlık alanları ve İdlib'teki denetim mekanizmasının yürütülmesi ve gerginliğin barışcı yoldan çözümü konusunda Moskava ve Ankara'nın yaklaştığı daha da belirginleşti. Burada her iki liderin açıklamalarında Suriye için siyasi çözümde mutabığız sözleri var. Fakat çok kısa süre önce yani Trump ve Putin'in APEC zirvesinde Vietnam mutabakatındaki siyasi çözüm ibaresine Erdoğan karşı çıkmıştı."

    'CUMHURBAŞKANININ 'ÇEKİLSİNLER' AÇIKLAMASI REELPOLİTİK'

    IŞİD ile en fazla mücadele eden iki devletin Rusya ve Türkiye olduğunu savunan Caşın, bölgede bulunan üslere ve ABD'nin PYD'ye yaptığı yardımlara dikkat çekerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Soçi'ye gitmeden önce hem ABD hem de Rusya'ya yaptığı 'çekilsinler' çağrısının da bu minval üzerinden 'askerler gitmeden siyasi çözüm olur mu' sorusuyla anlaşılması gerektiğini öne sürdü:

    "Cumhurbaşkanının Rusya'ya gitmeden önce ABD ve Rusya'ya yönelik ‘çekilsinler' açıklaması reelpolitik bir açıklama niteliği taşıyor. Bu noktada iki husus var. Birinci olarak ne Rusya ne ABD Suriye'nin egemen devleti olmadığıdır. Suriye egemen bir devlettir. Aksi düşünülüyorsa BM Şartı'nı unutmamız gerekiyor. Bir iç savaş gerçekliği var ve bu iç savaşın modern literatürdeki adı 'vekalet savaşı' diye nitelendirildi. Şimdi bu vekalet savaşında her iki grubun ABD liderliğindeki koalisyon ve Rusya'nın müşterek hedefi IŞİD. IŞİD ile en fazla mücadele edenler Rusya ve Türkiye'dir. Burada Türkiye ve Rusya'nın çıkarları örtüşüyor. Şu da var: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi ortada beş tane Rus üssü var. Özellikle Afrin'deki Rus üsleri rahatsızlık veriyor. Çünkü burada PKK ve PYD varlığı bulunuyor. Öbür taraftan ABD'nin ikisi hava üssü olmak üzere sekiz üssü bulunuyor. Bu üsler meselesi tartışılan meselelerden birisi. Türkiye'nin şikayet ettiği başka bir mesele de yabancı kuvvetlerin verdiği silah ve malzemeler. 3 bin 500 TIR silah ve malzeme PYD'ye verildi. Bu silahlar kime karşı? Şimdi eğer ABD, Rakka'ya da yerleşecek olursa ve özellikle Deyr ez Zor gibi petrol kaynaklarının bulunduğu bölgelerin PKK'nın kontrolüne geçmesi, Suriye'de nasıl bir siyasal çözüm olacağı yolunda bir engel olmasına sebep olur. Bu açıdan askerler gitmeden siyasal çözüm olur mu sorusunu Cumhurbaşkanı reel politik içinde söylemiştir. Benim fikrime göre de doğru bir sorudur. Türkiye'nin çıkışı budur."

    ‘TÜRKİYE BARIŞI KORUMA HAREKATI YAPIYOR'

    Caşın Türkiye'nin siyasi çözüm ve normalleşmeye odaklandığı görüşünde. İsrail Başbakanı'nın geçmişte Suriye ile savaşmış bir devlet olarak ihtiyaçlara göre Suriye'de operasyonlara devam edeceğini söylediğini anımsatan Caşın, Ankara'nın amacının ise ‘barışı koruma operasyonu' olduğu iddiasını dile getirdi:

    "Rusya'nın gerek Türkiye'nin ve aynı zamanda ABD'nin istediği nedir? Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve ülkede normalleşmenin sağlanmasıdır. Siyasi çözümde mutabığız sözü bu normalleşmede izlenecek yollar nelerdir sorusundan gelmektedir. Suriye'nin güneyinde ABD ayrı bir açıklama yaptı. Netanyahu'da şunu söyledi: ‘Sınırlarımızı kontrol ediyoruz, ülkemizi koruyoruz ve güvenlik ihtiyaçlarına göre Suriye'nin güneyi dahil operasyonlara devam edeceğiz, Washington ve Moskova'ya da bildirdik' dedi. Şimdi İsrail, Suriye ile savaşmış, onunla geçmişi sorunlu bir devlet. Türkiye Suriye ile savaşmış ya da savaşan bir devlet değil. Türkiye'nin burada bulundurduğu kuvvetler barışı koruma harekatında Rusya ile beraber götürülen bir denetim hareketinde bulunuyor. Bu çatışmasızlık alanlarında herhangi bir şekilde radikal grupların terörüne müsaade edilmemesi için terörle mücadele hareketine girişilmiştir. İkisini birbirinden ayırmak gerekiyor. Türkiye'nin Cerablus harekatı da terör örgütü IŞİD'e karşı yapılan bir terörle mücadele harekatıdır."

    'PUTİN'İN ÇÖZÜMÜ TÜRKİYE'YE DAHA YAKIN GELECEKTİR'

    Rusya'nın Suriye'de siyasi çözüm için Suriye Ulusal Diyalog toplantısı hedefi ve Türkiye'nin kaygıları sorulduğunda Türkiye'nin Suriye'nin iç işlerine karışmadığını söyleyen Caşın, Türkiye'nin Suriyeli ya da Iraklı Kürtlere de karşı olmadığını, sorunun PKK-PYD'nin işbirliği olduğunu dile getirdi. Caşın, buna karşılık bölgede çözüm için Rusya'nın getirdiği formülün Türkiye'ye daha uygun olduğunu aktardı:

    "'Suriye Halkları Kongresi'ne gelince iki hususu açmakta fayda var. İlk olarak Türkiye, Suriye'nin içişlerine karışma pozisyonunda değildir. İkinci olarak elbette Suriye halkı Suriye'nin geleceği hakkında karar verme hakkına sahiptir. Suriye vatandaşı olup Kürt etnik kökenli olanların da diğer Suriye vatandaşları gibi hakları vardır. Bunu Türkiye reddetmiyor. Ama burada Salih Müslim'in yaptığı açıklamalarla hem Rusya'ya hem ABD'ye kart göndermesi, en önemlisi olarak da PKK ile PYD'nin işbirliği Türkiye'yi rahatsız etmektedir. Yoksa altını çizerek söylemek gerekiyor ki Türkiye, ne Irak ne Suriye Kürtlerine karşı bir devlettir. Tam tersine bize intikal eden 3 milyon mültecinin içinde pek çok Suriyeli bulunmaktadır. Diğer yandan ne ABD ne Rusya Suriye Kürtlerinden vazgeçmemektedir. Çünkü bu bir vekalet savaşıdır. PYD'ye Trump da Putin de yardım etmektedir. Bunu biliyoruz. Ama ikisini ayırt etmek gerekiyor çünkü biri silahlı biri silahsız yardım ediyor. Peki Türkiye hangisini hangisi tercih edecektir? Silahsız çözüm dediğine göre Putin'in çözümü Türkiye'ye daha yakın gelecektir. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı'nın bölgesel konularda birlikte hareket ettiği Kuveyt ve Katar meselelerinde de Rusya'yla aynı çizgide olduğu rastgele bir olay değildir. Türkiye kendinden emin bir ülkedir. Burada Türkiye'nin devletler hukuku açısından şikayet şeyler PYD ve PKK'nin yapmış olduğu silahlı saldırılardır. Bu bakımdan ikisini birbirinden ayırmak da fayda var diye düşünüyorum. Netice itibariyle bölgedeki oyunun henüz bitmediğini söyleyebiliriz. Putin siyasi çözüme verilen desteğin arttırılması konusunda hemfikiriz demesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmaları birbiriyle örtüşüyor. Ama Türkiye'nin burada bakış açısı sadece Türkiye'yle sınırlı değildir. Putin İstanbul'a geldiğinde biz Esad'ın avukatı değiliz demişti ve şunu da söylemişti bizim kuvvetlerimiz burada geçicidir demişti. Yani Suriye, Rusya'nın toprağı değildir bunu biliyoruz."

    'AFRİN İÇİN PUTİN VE ERDOĞAN BİR UZLAŞMAYA VARMIŞTIR'

    Türkiye'nin güvenliğini tehdit ettiğini söylediği Afrin meselesi halledilmeden hareket etmeyeceğini söyleyen Caşın'a göre, iki devletin de yararına olan bu meselede Putin ve Erdoğan anlaştı:

    "Türk Ordusu Afrin'i hem kuzeyden hem batı ve güneyden çevirmiş durumda ve PKK'nin buraya giriş çıkışları nötralize edilmiş durumdadır. Zira PYD, buradaki askeri kuvvetlerimize karşı bombalı intihar saldırıları yapabilir. Bu hem Rusya'nın hem Türkiye'nin işine gelmeyecektir. Ben zannediyorum Afrin'de PKK'nin tasfiyesi için Putin ve Erdoğan bir uzlaşmaya varmıştır ve bundan dolayı ikisi de siyasi çözümden yana tavır koyduklarını söylemişlerdir. Yoksa dış politika al-ver meselesidir. Türkiye kendi güvenliğini tehdit eden Afrin meselesi çözülmeden bazı işlere girmez. Afrin'den Türkiye'nin bazı yerlerine saldırılar olduğu ortaya konulmuştu. Öbür taraftan Cumhurbaşkanının Rusya'ya gitmeden söylediği çok önemli ve geriden Menbiç meselesi var. Bu bakımdan Fırat'ın batısındaki ve doğusundaki, burada açılmak istenen terör koridoruna karşı bir duruş var. Bu terör koridoruna karşı duruş yani silahlı şiddet eylemine karşı durmak hem Rusya'nın hem Türkiye'nin işine gelmektedir. Zira İdlib'te tasfiye edilen teröristler arasında Kafkasyalı Ruslar, Çeçenler de var. Bunların silahtan arıldırılması hem Rusya'nın hem Türkiye'nin menfaatlerine uygun düşmektedir. Bu bakımdan burada Türkiye ve Rusya'nın çıkarları yönünde bir karar alındığını görüyoruz. Bu bakımdan da kararın boşuna olmadığı görüldü."

    'RUSYA'YA GİDEN VE ORADA KARŞILAYAN HEYET ÜST DÜZEYDİ'

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son Rusya ziyaretinde beraberinde giden heyetteki ve orada görüşülen heyetteki isimlerin önemlerine vurgu yapan Caşın'a göre, bu isimlerle birlikte savunmadan, teknolojiye birçok konuda anlaşma sağlandı:

    "Türk Heyetinde Genelkurmay Başkanı Akar'ın, Dışişleri Bakanının yanı sıra Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın'ın da olması diğer tarafta Rus Heyetinde Başbakan Yardımcısı Dvorkoviç, Kremlin sözcüsünü —benim Kremli'nin beyni olarak kabul ettiğim- Dimitri Peskov'un yer alması ve en önemlisi Rus Atom Kurumu Başkanının da yer alması her iki tarafın heyetleri arası görüşmelere katılımının çok üst düzey olduğunu gösteriyor. Yani mesele askeri, siyasi, ekonomik ve aynı zamanda jeopolitik olarak ele alınmıştır. Bu bakımdan son kelamda Türkiye'nin Afrin konusunda da Rusya ile bir mutabakat sağladığını söyleyebilirim. Rus Askerinin bölgede bu anlamda kalmasının geçici olduğu düşünülüyor. Türkiye Rusya'nın tarihten beri emellerinin neler olduğunu, güvenliğini sağlamak yaptıklarına, Humus'taki ve Tarsus'taki limanlarına Türkiye karşı çıkmıyor. Türkiye İncirlik'te de Rusya'ya ortak tatbikat teklif etmiştir. Yani Türkiye, Rusya'ya Soğu Savaş dönemindeki gibi düşmanca bakmamaktadır. Tam tersine güvendiği ortak bir partneri olarak bakmaktadır. Bunun altını çizmekte fayda var diye düşünüyorum."

    'CENTCOM KİME KARŞI KURULMUŞTUR SORUSUNUN CEVABINI TÜRKİYE BULAMIYOR'

    Caşın, Türkiye'nin Suriye'den kendisine yönelik ulusal güvenlik tehdidi algısında ise CENTCOM'un varlığına şu sözlerle işaret etti:

    "Türkiye'nin burada endişe kaynağı CENTCOM'dur. CENTCOM'un Suriye'de 5 bin askeri var. Rusya'nın bu çapta askeri varlığını görmüyoruz. Rusya'nın çok cüzi bir kara ve hava kuvveti var. Öbür taraftan da Savunma Bakanı Nurettin Canikli'nin söylediği gibi artık tamamlanma aşamasına gelmiş bir S-400 füze anlaşması var. Türkiye NATO'nun Genel Komutanının karşı çıkmasına rağmen S-400 füzelerini, milli güvenliğine uygun olduğu için Rusya'dan satın almıştır. Hatta Soçi'de Putin ve Erdoğan arasında S-500'ün pazarlıkları bile yapılmış olabilir. Bu bakımdan Türkiye'nin duruşu güvenlik algısı bakımından Soğuk Savaş'tan farklıdır. Bunun yansıması hem Suriye hem Irak'ta istikrarın sağlanması ve bu istikrarı sağlarken de Astana süreciyle barışın yürütülmesi, ikinci olarak mesele içerisinde İran'ın da tutulmasıdır. Dolayısıyla burada CENTCOM kime karşı kurulmuştur sorusunun cevabını Türkiye bulamıyor. Cumhurbaşkanının havalanında gitmeden vurgulamak istediği şeylerden birisi buydu. ABD askerlerini buradan çekmelidir."

    'PYD'YE VERİLEN SİLAHLAR'

    ABD tarafından PYD'ye verilen silahların Türkiye askeri varlığına karşı tehdit yarattığını söyleyen Caşın, bu konudaki tepkilerin en son Başbakan Yıldırım tarafından ABD Başkan Yardımcısı Pence'e iletildiğini söyledi:

    "ABD silahlarıyla askerlerimiz öldürüldü geçen hafta da bir silahlı İHA düşürüldü. Demek ki Türkiye, PKK ve PYD'nin IŞİD'le ortak çalıştığını ve ortak silah ürettiğini sonra bu silah ve taktiklerini Türk Askerine karşı uygulaması, Türkiye'nin milli güvenliği için bir tehdittir. Bu bakımdan buradaki ABD askerlerinin verdiği silahlarla Türk askerinin geçtiğimiz hafta şehit edilmesi ve bunlar arasında İsveç yapımı olmasına rağmen bazı tanksavar silahların olması Başbakan tarafından ABD gezisinde Başkan Yardımcısı Pence'e iletilmiştir. Yani Türkiye delile dayanarak konuşmaktadır. Söylediklerimiz afaki değildir."

    'TÜRKİYE UZLAŞI OLMASAYDI İDLİB'E GİRMEZDİ'

    Türkiye'nin Suriye'de radikal İslamcı gruplara yardım ettiği yönünde Batı medyasında son dönemde sıkça işlenen iddialar için ‘ıspat edilmemiş varsayımlar' diyen Caşın, Türkiye'nin Suriye'deki çabasının iç savaşı bitirmek yönünde olduğunu söyledi:

    "Türkiye ile Rusya arasında bazı konularda uzlaşı olmasaydı, Türk askeri İdlib'e girmezdi. Ben Türkiye'nin buradaki bazı İslamcı silahlı örgütlere destek verdiğini fikrine katılmıyorum. Bu ispat edilmemiş bir varsayımdır. Devletler arası ilişkilerde varsayımla hareket edilmez. İkinci olarak bu El-Nusra örgütü ya da ılımlı muhalifleri Türkiye Rusya ile bir şekilde müzakere etmiştir. Bunları Astana süreci ile bağdaştıran ve uzlaşmaya razı eden Türkiye'dir. Demek ki Türkiye'nin buradaki gayesi Suriye'deki içsavaşın sona erdirilmesidir. Türkiye başından beri o zamanlar Dışişleri Bakanı olan Davutoğlu'nu göndererek girişimlerde bulunmuştur. Türkiye, Suriye'nin düşmanı olmadığı gibi, buradaki yabancı güçlere karşı Türkiye çok kuvvetli bir tavır takınmıştır. Çünkü burada Türkiye'nin çok ciddi bir şekilde sınır güvenliği tehdit edilmiştir. Aynı zamanda Türkiye, IŞİD'le mücadele için Koalisyon güçlerine İncirlik Hava Üssü'nü tesis etmiştir. Türkiye hem Rusya hem ABD ile ortak hareket etmiştir. Söylenenlerin aksine IŞİD'e karşı en çok kaybı veren ve binlerce üyesini etkisiz hale getiren Türk Ordusudur. Demek ki sahada bu söylemlerin geçerli olmadığını görüyoruz."

    'TÜRKİYE'NİN AMACI SURİYE'DE İSTİKRARI SAĞLAMAK'

    Türkiye'nin Suriye'de temel amacının istikrarı sağlamak olduğunu söyleyen Caşın'a göre, meşru müdaafanın gerektiği kimi sınır ihlalleri dışında, Türkiye ile Suriye ordusu arasında bir olumsuzluk ve düşmanlık olmadı:

    "Türkiye'nin burada oynadığı rol; 3 milyona yakın insanın yaşadığı bir şehrin güvenli hale getirilmesidir. Bu uzlaşı sağlanıldığı için Astana süreci üzerinden Türkiye bugün bu bölgede askeri güçlerini konuşlandırarak ve çatışmasızlık alanlarının yaratılmasıyla birlikte Suriye'nin istikrarının sağlanması ve buraya yönelik insani yardımın karşılanmasıyla demokratik Suriye'nin bir an önce siyasi açıdan kurulması isteniyor ve bunlar Türkiye'nin dış politikasındaki temel amaçlarıdır. Türkiye, Suriye ordusuna karşı herhangi bir düşmanca tavırda bulunmamıştır. Suriye Ordusundan bir askere ateş edilmemiştir. İki tane ihlal gerçekleşmiş ve bunların gereği devletler arası hukuka uygun olarak yapılmıştır. Hava Kuvvetlerinden gelen bir subay olarak kim sınırı ihlal ederse öbürünün meşru müdafaa hakkı vardır diyebilirim. Bu ayrıca BM Andlaşmasının da değişmez kuralıdır."

    'KIRILGAN TARAF DA VAR'

    Diğer yandan Caşın'a göre, Suriye'de gelinen noktada Putin ve Erdoğan arasında ciddi bir mutabakat içerisinde olsa bile yine de kırılgan bir taraf mevcut:

    "O halde gerek Afrin gerek PYD konusunda, Halep'ten göç edenlerin kontrol altına alınmasında Putin ile Erdoğan'ın ciddi bir mutabakat içerisinde olduğunu ama bunun kırılgan olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Rakka'dan kalan PKK-PYD unsurlarının burada Türk askerlerine karşı veya Rus askerlerine karşı bir takım eylemler yapabileceklerini biliyoruz. Biliyoruz ki Rus ordusundan da general seviyesindeki subayların öldürüldüğünü biliyoruz. Peki bunlara silahları kim verdi diye sormak lazım o zaman."

    'İKİ DEVLET DE BARIŞI İSTEDİKLERİ İÇİN BİRLİKTE HAREKET ETMEKTEDİR'

    Caşın, Türkiye ve Rusya'nın Suriye'deki çıkarlarının uyuştuğunu belirterek buradaki amacın terörün etkisiz hale getirilmesi olduğunu anlattı:

    "Rusya'nın talepleri yönünde hareket ediliyor diye bir şey söz konusu değil. Şu an Rusya burada esas belirleyici aktördür. Ama Türkiye ile Rusya'nın çıkarları burada terörün etkisiz hale getirilmesi, Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve Suriye'nin siyasal olarak normalleşerek 3 milyon Türkiye'deki ve 6 milyon dünyadaki göçmenlerin ülkesine dönüp mutlu bir Suriye'nin kurulmasıdır. İki devlet de burada barışı istedikleri için birlikte hareket etmektedirler. Yani ‘primus inter pares' dediğimiz eşitler arasında bir üstünlük burada söz konusu değildir. Bu uzlaşı içerisinde aynı zamanda İran da vardır. Devletler arası hukuk açısından bunu böyle belirtmek gerekiyor."

    'PUTİN LİDERLİĞİ TEZGAHI BOZMUŞTUR'

    Türkiye-Rusya ilişkilerinin ekonomik yönlerini de yorumlayan Caşın, Putin'in rolüne vurgu yaparak, bazı ilkeler çerçevesinde yürütüldüğü takdirde Türkiye ve Rusya'nın gelecekte birbirlerini tamamlayan müttefik güçler olacağı görüşünde:

    "İşin ekonomi ayağı için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da söylediği gibi turizm alanında çok ciddi bir rahatlama meydana gelmiştir. 4 milyon insan Türkiye'de sorunsuz bir şekilde tatilini geçirmiştir. Putin'in endişe ettiği şekilde Rus turiste terör saldırısı olmaması konusunda yetkililer çok hassas davranmıştır. İkinci husus stratejik olarak Akkuyu santraline gelecek olan günlerde Putin'in davet edilmesicir. Üçüncüsü ise ticaretin uçak düşmeden önceki normal haline dönüp 100 milyar dolarlık bir hedefin ortaya konmasıdır. Bunun yanında ulaştırma, tarım, gaz dahil olmak üzere yeni enerji projelerinin, işbirliği alanlarının geliştirilmesi, teknoloji transferi konusunda adımlar atılmış durumdadır. İki tarafın da birbiriğini tamamladığı bir ekonomik sürecin olduğu görülüyor. Bu ekonomik potansiyelin birlikte yürümesi hem Türkiye'nin hem Rusya'nın çıkarınadır. Yıllardır Rusya coğrafyası çalışan birisi olarak söylüyorum: Putin'in liderliği Türkiye-Rusya arasındaki tezgahı bozmuştur. İkinci olarak Suriye krizi, Türkiye ile Rusya ilişkilerine bir takım gölgeler düşürse dahi oynanan vekalet oyununda kimlerin neleri oynadığı açığa çıkmış, her iki devlet bundan gereken dersi almıştır. İlerleyen süreçte herhangi bir kırılmanın olmaması, yeni bir krizin yaşanmaması için gerçekleştirilen bu son zirvenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birileri rahatsız dahi olsa Türkiye Rusya işbirliğinin sağduyuya, eşitlik prensibine göre ve kazan kazan ilkesine göre yürütüldüğü takdirde Moskova'da Bilimler Akademisi'nde söylediğim gibi gelecek yüzyılda Türkiye ve Rusya iki önemli büyük birbirini tamamlayan dost ve müttefik aktörler olacaklardır. Türkiye Boğazlar'ı kontrol eden bir ülkedir. Türkiye'nin varlığı Karadeniz'de Rusya'nın rahatlamasıdır. Türkiye'nin güvenli olması Rusya'nın güvenliğidir. Kafkasya'da bir Çeçen savaşının önlenmesidir veya Rusya'nın parçalanmasının önlenmesidir. Bu bakımdan Putin çok akıllı bir lider olarak Türkiye'nin istikrarının ne olduğunu bilmektedir ve destek vermektedir. Türkiye olarak çok müteşekkiriz."

    Etiketler:
    CENTCOM, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın