17:59 13 Aralık 2017
Ankara+ 12°C
İstanbul+ 15°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Ankara, Trump'ın bir telefonuyla ABD'ye göz kırpan noktaya savrulabiliyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    121

    Mehmet Ali Güller'e göre ABD, YPG konusunda taviz verirmiş gibi görünerek Soçi zirvesinde oluşan Rusya-İran-Türkiye ortaklığını bozmaya çalışıyor. Bu ortaklığın ABD’ye Suriye’de büyük kayba mal olabileceğini söyleyen Güller, Ankara’nın ise Trump’ın bir telefonuyla ‘genetik kodlarına’ dönüp ABD’ye gözkırpan bir noktaya savrulabildiğini kaydetti.

    ABD Başkanı Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinin Ankara’da yarattığı algının aksine Pentagon Suriye’de SDG/YPG’ye desteğin devam edeceğini açıkladı. Trump’ın ‘YPG’ye desteği keseceğiz’ sözlerini duyurarak memnuniyetini belirten Türk hükümeti yetkilileri hemen ardından Pentagon’ın aksi yönde açıklamasıyla karşı karşıya kaldı. Diğer yandan Soçi zirvesiyle birlikte Türkiye’de Ankara’nın Şam yönetimi ile anlaşabileceği konuşuluyor. Trump’ın telefonu, Pentagon’un son açıklaması ve Soçi zirvesiyle oluşan bölgesel pozisyon alışın olası sonuçlarını araştırmacı gazeteci ve yazar Mehmet Ali Güller ile konuştuk:

    'BİR TELEFON GÖRÜŞMESİNDEN 4 FARKLI YORUM’

    Güller'e göre geçen Cuma günü Trump ile Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesi hakkında çok sayıda farklı açıklama ve yorumun bulunması belli bir mutabakatın olmadığını gösteriyor:

    “Telefon görüşmesini öncelikle AKP hükümeti açısından değerlendirsek, AKP'nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu telefon görüşmesinden çok memnun oldukları anlaşılıyor. Keza bu haftaki grup toplantısında Erdoğan ‘Trump ile yeniden ortak bir frekans yakaladık’ diyerek çok verimli görüşme yaptıklarını AKP milletvekillerine anlattı. Fakat durum gerçekten böyle mi? Çok da konuşulduğu gibi olumlu bir tablo görünmüyor. Çünkü ortada tek bir telefon görüşmesi var ama bunun dört farklı yorumu var. İlk açıklamayı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yapmıştı ve çok net bir şekilde Trump'ın YPG'ye silah desteğini çekeceği yönünde kendilerine söz verdiği söylemişti. Fakat kısa süre sonra Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada hiç bu tarz bir ifade kullanılmadı. Bu açıklamada en fazla PYD'nin de içinde yer aldığı çeşitli örgüt isimleri sıralanarak teröre karşı işbirliğinde mutabık olunduğu söylendi. Diğer yandan Beyaz Saray açıklama yaptığında da bu konuyu ilgilendirecek nitelikteki maddede sadece PYD'ye askeri destek konusunda bir düzenleme yapılacağı söylendi. Yani silah verilmemesi gibi bir durumdan net bir şekilde söz edilmedi. Son açıklamada Pentagon'dan geldi ve çok açık bir şekilde iş birliğine devam edileceğini söyledi. Yani tek bir telefon görüşmesinden 4 farklı yorumun çıkması aslında ortada bir mutabakata varılmış bir konu olmadığını gösteriyor.” 

    'GÖRÜŞME SIRASINDA ÇEKİLMİŞ RESİMDE DEVLET YOKTU'

    Güller, Trump ile Erdoğan arasındaki telefon görüşmesi sırasında çekilen ve daha sonra yayımlanan fotoğrafta Türkiye Dışişleri’nin konuyla alakalı diplomatının bulunmadığına dikkat çekerek bunu ‘devletin yokluğu’ olarak yorumladı: 

    “Ama bu konuda Türkiye açısından daha önemli olan bir şey daha vardı. O da bu telefon görüşmesi sırasında Cumhurbaşkanlığı makamında çekilmiş bir fotoğrafın yayımlanmasıydı. O fotoğrafta her şey vardı. AKP vardı, AKP'nin yetkilileri vardı, özel kalem müdürleri vardı ama devlet yoktu yani devlet dediğimiz Dışişlerinin bu konuyla alakalı bir diplomatı o resimde yoktu. Yani Dışişleri diplomatının olmadığı, AKP'nin yürüttüğü bir diplomasi faaliyetinin sonuçları işte böyle oldu ve durum hala anlaşılamayıp dört farklı yorum ile karşılaşıldı.”

    ‘ABD'YE YA PKK YA BİZ SEÇENEĞİ SUNULMASI VAHİM HATA’

    ABD'nin Soçi zirvesindeki 'PYD pürüzünü' kullanmaya çalıştığına dikkat çeken Güller'e göre Türkiye'nin kendisini ya PKK ya AKP diye iki seçenekten biri olarak sunması vahim bir stratejik hata:

    “Tam Astana'daki güvenlik süreci Soçi zirvesinde siyasal sürece doğru evrilmişken ABD bir PYD pürüzünün çıkmış olmasını kullanarak aslında AKP hükümetine küçük bir taviz görüntüsü vermeye çalışmış görünüyor. AKP hükümeti bunu büyük bir fırsata çevirmeye çalışarak, yeniden ABD'ye göz kırpan bir noktaya doğru savrulmuş gibi görünüyor. Çünkü örneğin Başbakan Yıldırım'ın açıklaması enteresan oldu. Yıldırım ‘Bizim beklentimiz ABD'nin gerçek müttefiklerine (yani bize) dönmesidir'' dedi. Bu açıklama gerçekten tuhaf. Yani Türkiye'nin kendisini ABD'ye, ya PKK ya AKP diye iki seçenekten biri olarak sunması vahim bir stratejik hatadır. Davutoğlu'nun 'stratejik derinliği' de benzer bir hataya düşmüştü bu durum da en o eski 'derinlik' kadar vahim bir hatadır. Bir kere işin şu boyutu var: ABD açısından mesele iki kuvvetten birini araç olarak kullanmaksa AKP'nin araç haline gelmesi, PKK'nin araç halinde kullanılmasından —Türkiye adına- daha zararlıdır. Diğer yandan bir Türk hükümetinin ‘ya ben ya PKK, onu değil beni seç’ gibi tavırlar içerisine girmesi, diplomatik açıdan da başka bir çok nedenden dolayı da kabul edilebilecek gibi değil. Bu Türkiye açısından oldukça sıkıntılı bir tablo.”

    'TÜRKİYE HAKKINDA ABD'DE İKİ FARKLI GÖRÜŞÜN GÜÇ MÜCADELESİ’

    ABD'de Trump yönetiminin bıraktığı boşluğunda etkisiyle Türkiye hakkında iki farklı görüşün güç mücadelesi içinde olduğunu söyleyen Güller'e göre bunlardan birisi PYD konusunda tavizler verileceğini söylüyorken diğer görüş işe PYD dahil yaratmayı düşündükleri yeni eksenin harekete geçirilmesi durumunda Türkiye'nin kendi eski müttefik alanına döneceğini düşünüyor:

    “ABD'nin bu saatten sonra PYD'ye silah vermese bile zaten 4000 tır silah, mühimmat, Hammer araçları verilmiş durumda. Yani PYD yeterince silahlandırılmış ve neredeyce konvansiyonel bir ordu haline getirilmiş durumda. Bu saatten sonra bunların toplanması zaten mümkün değil. İşin Türkiye ile alakalı kısmına gelirsek: ABD devlet yapısı içerisinde son dönemde Türkiye ile ilgili iki farklı görüş var. Bu görüşlerden birisi 'bizim sadece Kürtlere dayanarak Suriye'de ve bölgede varlığımızı sürdürmemiz mümkün değil, yeniden Türkleri kazanacak siyasetlere dönmemiz gerekiyor.' diyerek bu noktada gerekirse PYD konusunda tavizler verilebileceğini düşünüyor. Zaten Irak'ta da Barzani'nin gerçekleştirdiği referandum istedikleri gibi sonuçlanmadığı için Suriye'nin kuzeyi içinde şimdilik taviz verilebilir görüşü var. Fakat öbür yandan Pentagon'un daha hakim olduğu bir diğer görüş var. Bu görüş 'biz içinde bir yandan Kürt gruplarının olduğu diğer yandan da Suudi Arabistan merkezli Körfez ülkelerinin bulunduğu ve bunun İsrail ile yan yana getirildiği yeni bir eksen kuruyoruz.'diyor ve 'biz bu ekseni harekete geçirirsek, Türkiye bu gücün karşısında eninde sonunda yeniden kendi doğal sahasına yani kendi müttefik alanına dönmüş olacak' şeklinde fikir yürütüyor. Şimdi bu iki görüşle ilgili ABD'de bir güç mücadelesi sürüyor. Trump yönetiminde bulunan boşluk da bu iki görüşün çatışmasının daha da derinleşmesine yol açıyor. Trump bir yandan da ekibinden beraber yola çıktığı çok sayıda ismi tasfiye etmek zorunda kaldı. Diğer yandan bu süreç Pentagon ve CIA'nın, ABD Dışişlerine nazaran daha hakim bir politika üretmeye başladığı bir süreç oldu. Dolayısıyla bu güç mücadelesi biraz daha sürecek.”

    'SOÇİ'DEKİ FIRSATI BÜYÜTÜP, GELİŞTİRMEK ABD'NİN DE YARARINA OLACAK'

    Soçi'de yapılan zirveyle Suriye'de krizin çözümü için siyasi sürece geçilmesinin fırsatını geliştirmek gerektiğine işaret eden Güller'e göre bu durum Suriye'deki amaçlarından vazgeçmesine yol açıp onun da yararına olacak:

    “Türkiye açısından mesele bu seçeneklere nasıl yaklaşacağıdır. Diyelim ki ABD, PYD konusunda taviz verdi ve Türkiye'yi yanına çekmeye çalıştı, bu Türkiye'nin ve bölgenin problemini çözecek midir? ABD, Türkiye'yi yanına çektiğinde Suriye meselesi rahata mı erecek? ABD, Doğu Akdeniz'e uzanan koridor planından vaz geçmiş mi olacak? Mesele bu sorulardan tatmin edici yanıtlar almaktır. Burada da gördüğümüz şey problemlerin daha da içinden çıkılmaz hale geleceğidir. Şu anda 7-8 aydır güvenlik eksenli süren Astana sürecinden Soçi'de siyasal sürece geçilmesiyle beraber bir fırsat yakalandı. Şimdi bunu büyütmek, geliştirmek lazım. Bu noktada ABD'nin karşısında Rusya, İran ve Türkiye üçlüsü hazır bir fırsat yakalamışken, AKP'nin kendi eski genetik kodlarına dönmeden mevcut bölge ülkeleriyle bu ittifakları derinleştiren hatta Şam ile anlaşma sürecine giren bir çizgiye girmesi gerekiyor. Bu bölgedeki tüm kuvvetlerin de yararına olacaktır. Hatta bu ABD'nin de yararına olacaktır. ABD son tahlilde böyle bir güç karşısında insiyatifini sürdüremeyeceği için Suriye'deki bu sevdadan vazgeçip kendi canını da yakmaktan kurtulmuş olacaktır.”

    ‘ESAD MASAYA DOLAYLI DA OLSA OTURTULMUŞ OLDU’

    ABD ve Rusya ile aynı anda ilişki kurmanın yürütülemeyecek bir keskinliğine doğru gittiğini söyleyen Güller'e göre Soçi zirvesi önce Esad'ın Putin tarafından ağırlanmasıyla Esad Türkiye ile masaya dolaylı da olsa oturtulmuş oldu:

    “Türkiye açısından ABD ve Rusya ile ilişkinin aynı anda yürütülemeyeceği bir noktaya doğru gidiliyor. Yani 'iş' keskinleşiyor. Bir süre sonra Türkiye'nin daha keskin bir saf seçmesi gerekecek. Soçi zirvesi dönüşü Erdoğan'ın Esad'a kapı aralayan açıklaması da bunun bir göstergesidir. Astana süreci bir güvenlik süreciydi. Söz konusu süreç güvenlik eksenli olduğu için iki ülke arasındaki ilişkinin var olması —temennilerimiz olması yönünde olsa da- elzem değildi. Rusya ve İran'ın çevresinde bu güvenlik süreci bir şekilde yürütülmüş oldu. Ama Soçi ile beraber güvenlik ekseninden siyasal bir aşamaya geçilmiş oldu. Artık şimdi siyasal bir aşama olduğu için bu kez masada komple Esad'ı yok sayan ve sadece bu üçlünün etrafında dönecek bir meselenin olması mümkün değil. Bu işin doğasına aykırı. Bu sebepden dolayı Erdoğan ve Ruhani'den önce Putin doğrudan Esad ile görüştü. Böylece masaya dolaylı da olsa oturtulmuş oldu. Şimdi yavaş yavaş bunun örüleceği bir durum var.”

    ‘ABD, TÜRKİYE'NİN BÖLGE İLİŞKİLERİNE KAMA SOKUYOR’

    Türkiye'nin son süreçte İran ve Rusya ile girdiği ilişkinin ABD açısından Suriye'de büyük bir kayıp anlamına geldiğini belirten Güller'e göre ABD bu tehlikeyi gördüğü için PYD konusunda bir taviz verirmiş gibi davranarak bu ilişkileri bozmaya çalışıyor:

    “Zaten ABD de aslında bu tehlikeleri gördüğü için hızla PYD konusunda bir taviz verirmiş gibi davranarak bu ilişkilere kama sokuyor. Çünkü eğer Türkiye, İran ve Rusya ile ilişkileri normalleştirip, ABD'den insiyatifi alan bir bölge cephesinin destekçisi olup sonra da üstüne bir de Şam ile anlaşırsa bu ABD açısından da Suriye'de çok büyük bir kayıp olacak. ABD bunu gördüğü için bu ilişkilere bir kama sokuyor. Tabii AKP'nin genetik kodları da buna çok müsait. Küçücük bir tavizden hızla mutlu olan bir AKP yönetimi görüldü. 'Ortak frekans' diye mutluluklar açıklanmış oldu. Çok enteresan çünkü daha geçen hafta NATO meselesi vardı ondan önce de 'darbe', üst akıl söylemleri vardı. Ama en ufak bir tavize karşılık yeniden 15 yıl önceki genetik kodlara, BOP eşbaşkanlığı kodlarına maalesef dönülebiliyor.”

    'ABD'NİN GÜCÜ TÜRKİYE'Yİ ÇEKİM ALANINA DAHİL ETMEYE ARTIK YETMİYOR'

    Türkiye açısından ABD ile ilişkilerin eskisi gibi yürütülebilmesinin mümkün olmadığını söyleyen Güller'e göre bunun ABD'nin eskisi kadar güçlü olmaması ve Türkiye'nin artık bazı stratejik meselelerde doğruyu görme noktasına gitmesiyle ilgisi var:

    “AKP açısından bir geri dönüş kuşkusuz olasıdır ama Türkiye açısından ABD ile bu ilişkileri eskisi gibi yürütebilmek mümkün değildir. İki nedenle mümkün değildir. Bunlardan ilki ABD'nin eskisi kadar güçlü olmadığı için Türkiye'yi öylesine bir çekim alanına dahil edemeyecek olmasıdır. İkinci olarak Türkiye öyle ya da böyle bu kötü yönetilme durumlarına rağmen bölgedeki bazı stratejik meselelerde adım adım doğruyu görme noktasına yöneliyor. İlerleyen süreçte bunun daha bir köklü kopuşa gideceğini öngörüyorum.”

    ‘ESAD ÜLKESİNİN GELECEĞİ İÇİN ESKİ YAŞANILANLARI GERİ BİR NOKTADA TUTACAKTIR’

    Güller'e göre Esad kendi ülkesinin geleceği için Suriye Krizinin başlangıcından sonra Türkiye'nin olumsuz söylemleri geri bir noktada tutacak ve neticede Türkiye ile masaya oturacak:

    “Neticede Suriye yönetimi Ankara ile masaya oturacaktır. Bugüne kadar Esad'a karşı söylenmiş olumsuz söylemleri ya da bu işin en başında Esad hükümetine İhvan'ı monte etme baskısıyla başlayan bütün o süreçleri ve olayları Esad kendi ülkesinin geleceği için geri bir noktada tutacaktır ve Türkiye ile bölge barışı için masaya oturacaktır. Bu noktalarda kin gütme gibi bir durumun olacağını beklemiyorum. Çünkü bu gelişme sadece Suriye'nin yararına değil tüm bölgenin de yararına olacak.”

    'ULUSAL ÇIKARLAR BÖLGE ÜLKELERİ VE RUSYA İLE HAREKET ETMEYİ GEREKTİRİYOR'

    Güller'e göre tüm ikircikli politikalara ve ABD'nin AKP'yi yanına çekmek için yapacağı kimi açıklamalara rağmen Türkiye kaçınılmaz olarak bölge ülkeleriyle birlikte hareket etme durumundadır:

    “AKP hükümetinin ikircikli politikalarına, ABD'nin AKP'yi yanına çekmek için yapacağı kimi açıklamalara —bundan bazı AKPliler memnun olsa bile- rağmen Türkiye kaçınılmaz olarak bölge cephesiyle yan yana hareket etme durumundadır. AKP'nin iktidara geldiği günlerde de 'Türkiye artık ekonominin merkezi Pasifik olduğu için doğuya doğru giden bir gemi gibi ama AKP hükümeti ısrarla Batı'ya doğru kürek çekmeye çalışıyor' diyorduk. Bu durum aslında şimdi de böyle. AKP hükümeti fırsat doğduğunda kürekleri Batı'ya çekmeye çalışıyor olsa da, Türkiye'nin ulusal çıkarları bölge ülkeleriyle, Rusya'yla, İran'la hareket etmesini gerektiriyor.”

    'RUSYA, PYD'Yİ ABD'NİN KONTROLÜNDEN UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR'

    PYD'nin farklı tonlarda da olsa hem ABD hem Rusya açısından kabul görür durumda olduğuna vurgu yapan Güller'e göre Rusya PYD'yi ABD'nin kontrolünden olabildiğince uzaklaştırıp Suriye'nin içinde kalacak şekilde düşünerek ele alıyor:

    “ABD'nin bir Kürt 'kartı' var. PYD'ye dayanarak Suriye'de varlık gösterme stratejik hedefi olduğunu ve bu alanda bir otonom yapı ya da mümkünse ilerde bunu Irak'ın kuzeyi ile birleştirip Basra'dan Doğu Akdeniz'e bir koridor kurma fikrinin olduğunu biliyoruz. Burada önemli olan şeylerden birisi Rusya'da PYD'yi düşman bir örgüt olarak görmemesidir. Neticede PYD'nin Moskova'da ofisi var ve bazı süreçlere Türkiye'nin itirazları çerçevesinde alınmasa da Moskova toplantılarında PYD ağırlandı. Rusya'nın bu meseleyi, PYD'nin, ABD'nin kontrolündeki bir örgüt olmasındansa onu ABD'nin kontrolünden olabildiğince uzaklaştırıp, Suriye'nin içinde kalacak şekilde düşünerek ele alıyor. Böyle bir hedef var. Fakat bu durum öyle ya da böyle PYD'nin hem ABD açısından hem de Rusya açısından farklı tonlarda olmakla birlikte kabul görmüş durumda olmasına yol açıyor.”

    Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad - Rossiya Segodnya röportajı
    Пресс-служба президента Сирии Башара Асада / Sputnik
    'ŞAM İLE ANKARA'NIN ANLAŞMASI KRİTİK'

    Güller son olarak PYD meselesinin Suriye ve Türkiye için üniter olma zorunlulukları nedeniyle daha ortak ve yakıcı bir mesele olduğuna dikkat çekip bu konuda Şam ile Ankara'nın bazı hesapları engellemesi açısından kritik önemde olduğunu söyledi:

    “Tabii Türkiye için durum farklı. Rusya'nın Suriye'nin üniterliğini bir kırmızı çizgi olarak görmediği de bir gerçek. Bunu nerden biliyoruz? Rusya'nın hem Astana hem de daha sonra hazırladığı ve sunduğu anayasa taslağında görüyoruz ki bir özerklik ya da federatif bir Suriye konusunu bir seçenek olarak tutuluyor. Durum böyle olunca aslında Şam ile Ankara anlaşması çok daha kritik bir öneme sahip oluyor. Çünkü burada Rusya hatta İran'dan farklı olarak Türkiye'nin ve Suriye'nin PYD konusunda yaklaşımı kendi üniter olma zorunlulukları nedeniyle daha ortak ve yakıcı bir meseledir. Bu bile Türkiye'nin hızla Şam ile anlaşma yapması gerektiğinin, hızla normalleşmesi gerektiğinin göstergesidir. Böylece hem Rusya hem de ABD açısından PYD eksenli bir takım stratejik hesaplamalar ve bunların yaratacağı risklerin önü şimdiden alınmış olacaktır. Türkiye ile Suriye'nin anlaşması bu bakımdan çok kritik değerdedir.”

    Etiketler:
    Mehmet Ali Güller, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın