17:58 13 Aralık 2017
Ankara+ 12°C
İstanbul+ 15°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye-İran ilişkilerine mesafe koydurulmaya çalışılıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Bilgehan Alagöz, ‘Rıza Sarraf’ odaklı davayı değerlendirirken ABD’nin yaptırım rejiminin ABD’li şirketlerce çiğnendiğine, BAE gibi ülkelerin de İran’a Türkiye’den fazla nefes aldırdıklarına dikkat çekti. Alagöz’e göre Türkiye-İran ilişkilerine ise mesafe koydurulmaya çalışılıyor.

    ABD'de görülen İran'a yaptırımların delinmesi temalı ‘Sarraf davası' Türkiye-ABD ilişkilerinde yarattığı gerilimler eşliğinde ilgiyle izleniyor. Davanın uluslararası boyutunda İran asıllı Türkiye vatandaşı Rıza Sarraf'ın Tahran'daki bağlantısı olduğu öne sürülen Babek Zencani ve önceki Ahmedinecad yönetimi de var. Sarraf davası, yaptırım rejimini İran ayağından nasıl değerlendirildiği ve bölgeye yansımalarını Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırma Enstitüsü'nden akademisyen Bilgehan Alagöz ile konuştuk.

    ‘ZARRAB DAVASINI İRAN İLE İLİŞKİLERLE DÜŞÜNMEK GEREKİYOR'

    Bilgehan Alagöz, Sarraf davasının dış boyutunun es geçildiğini belirterek, davanın Türkiye-İran ilişkileri bağlamında da düşünülmesi gerektiğini söyledi:

    "ABD'de görülen Zarrab davası Türkiye'de iç politika gündemiyle birlikte yürüdüğü için davanın dış boyutu es geçiliyor. Aslında davanın bu denli iç politika gündemi haline getirilmesi bir dış politika meselesi. Bu yolla son dönemlerde yakınlaşan Türkiye-İran ilişkilerine bir mesafe koydurulmaya çalışılıyor. Şu ana kadar dava içeriğinde gündeme gelen konuşmalar Türkiye'de 2013 sonu ve 2014 itibariyle duyulan konuşmalardır. O tarihten itibaren özellikle 2014 yılından 2016 yılının ikinci yarısına kadar olan dönemde Türkiye-İran ilişkileri son derece sorunlu oldu. Bu da bu davayla bir arada düşünmemiz gereken bir konu."

    ‘EN SERT YAPTIRIMLAR AHMEDİNEJAD DÖNEMİNDEYDİ'

    Alagöz, ABD'deki Zarrab davasına konu edilen altın ticaretinin, İran'a karşı en sert yaptırımların hayata geçirildiği Ahmedinejad döneminde başlatıldığını anımsattı:

    "Davanın İran ayağının önemi şu an konuşulan dönemin İran'ın bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın icraatları ve özellikle ikinci döneminde —yani 2009-2013 arası- yapmış oldukları faaliyetler olmasından geliyor. Çünkü yaptırımların da en sert bu dönemde olduğunu görüyoruz. ABD, İran İslam Devrimi'nden itibaren yaptırımlar uygulamaya başladı ama 2006'dan 2010'a kadar BM Güvenlik Konseyi'nde bir yaptırım rejimi devreye soktuğunu ve 2012'den itibaren de ilk defa Avrupa Birliği'nin de İran enerji sektörüne dönük bir yaptırım uygulamaya başladığını görüyoruz. Bunların hepsi Ahmedinejad'ın ikinci dönemine denk geldi. Bu gelişmeler İran'da çok önemli bir ekonomik çıkmaza sebep olduğundan dolayı bu altın ticareti faaliyeti başlatıldı."

    ‘BAE, İRAN'A TÜRKİYE'DEN DAHA FAZLA NEFES ALDIRDI'

    Alagöz, yaptırımlar döneminde Birleşik Arap Emirlikleri'nin, İran'a Türkiye'den fazla nefes aldıran bir ülke olduğunu da anımsatırken, BAE'nin ABD'ye yakın konumu sebebiyle yargılama olayının dışında tutulduğunu belirtti:

    "Her ne kadar bu ticari ilişkide hep Türkiye-İran ayağı konuşulsa da aslında bu mesele çok daha fazla ülkenin dahil olduğu bir meseledir. Özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri burada çok önemli bir üçüncü ayak. Yani bu faaliyet bir farklı eksenin de dahil edilmesiyle yürüdü ama biz şu anda hiçbir şekilde Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu olaya dahil edilmediğini görüyoruz. Bu durum aslında biraz işin siyasi boyutu çünkü şu an Birleşik Arap Emirlikleri ABD'ye daha yakın bir konumda ve Suudi Arabistan ile birlikte hareket ediyor.2009-2010 tarihlerine döndüğümüzde BAE'nin Türkiye'den de daha fazla olmak üzere İran'a nefes aldıran bir ülke olduğunu görüyoruz. Buradan hareketle ülkelerin şu anki pozisyonlarına bakılarak da soruşturmanın yürütüldüğünü söyleyebiliriz."'

    'RUHANİ BU GÜCÜ TÖRPÜLEMEYE ÇALIŞIYOR'

    İran Devrim Muhafızları'nın ekonomik alandaki gücüne de vurgu yapan Alagöz, bu güçle bağlantılı kişilerin ambargo sırasında yapılan ticari faaliyetlerde rolüne dikkat çekti. Alagöz, eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile Devrim Muhafızları bağlantısından rahatsız olan şimdiki Cumhurbaşkanı Ruhani'nin, bu gücü törpülemeye çalıştığını söyledi:

    "İran kısmına dönecek olursak Babek Zencani bu konuda ön plana çıkan isim. O da şu anki Cumhurbaşkanı Ruhani iktidara geldikten sonra yargılanmaya başlandı. Şu anda İran'da çok önemli bir iç siyasi çekişme var. Bu çekişme önceki dönemde iktidarda olan Ahmedinejad yönetimi ile şu anki yönetim arasında yaşanıyor. Ama bu durum sadece siyasiler arasında olan bir çekişme olarak değerlendirilmemeli. Burada Ahmedinejad'ın aslında hangi kesimlerin temsilciliğini yaptığına bakmamız gerekiyor. Ahmedinejad döneminde İran'da 'Yeni Muhafazarlık' dediğimiz, 'İlkeciler' denilen bir blok ön plana çıktı. Bunlar özde şunu söylüyorlar; "Biz aslında devrimin asıl sahipleriyiz. İslam Devrimi artık bir dini elitizme dönüştü, devrim kendi çocuklarından uzaklaştı." Bu söylemle İran İslam Cumhuriyeti'nde ilk yıllardan itibaren giderek güç kaybı yaşayan Devrim Muhafızları Ordusu ile Ahmedinejad yönetimi çok yakın bir temasa girdi ve Ahmedinejad'ın kabinelerindeki bakanların yarıdan fazlası Devrim Muhafızları kökenli kişilerden seçildi. Ambargo sırasında artan bu altın ticareti faaliyeti de aslında İran Petrol Şirketi adına Babek Zencani ve birtakım bu tarz iş adamları aracılığıyla yürütüldü. Bu da aslında şu an İran'da sorgulanıyor. Çünkü İran'da Ruhani'nin temsil ettiği siyasi kanat, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu ve Ahmedinejad bağlantısından oldukça rahatsız ve onların aslında İran'ın şu an görünmeyen en önemli gücü oldukları düşünüyorlar ve bu gücü törpüleme çabalıyorlar. Şu an Nükleer Anlaşma yapılmış olmasına rağmen ekonominin büyük bir bölümünü vakıflar ve şirketler aracılığıyla elinde bulunduran Devrim Muhafızları Ordusu'ndan dolayı İran'da istenen yapısal dönüşümler sağlanamıyor. Bu sebeple bu güç bir şekilde törpülenmeye çalışılıyor ve Ruhani geldikten sonra Zencani'nin yargılanması sürecinin başlaması aslında bununla ilintili ve o dönem aslında Zencani ifadelerinde üstü kapalı bir şekilde bu işleri Devrim Muhafızları Ordusu adına yaptığını ima etti ama çok açık ifadelerde de bulunmadı ve dengeli bir söylem gütmeye çalıştı."

    ‘İRAN'DA BİR ÖNCEKİ DÖNEM SORGULANIYOR'

    Reza Zarrab'ın İran'da yargılanan Babek Zencani ile ilişkili olduğunun bilindiğine dikkat çeken Alagöz'e göre Zarrab ailesinin Ahmedinejad ile yakın ilişkilerinin olduğunun söylenip bu noktada aslında Ahmedinejad döneminin sorgulandığına dikkati çekti:

    "Reza Zarrab ilişkisine gelecek olursak doğrudan, İran'daki davada Zarrab'ın ismi doğrudan zikredilmiyor ama birkaç yerde ismi geçiyor. Zarrab, İran Hükümeti tarafından Türkiye'den istenmedi. Yani Zencani ile doğrudan bir bağlantı o anlamda kurulmadı ama bir şekilde herkes Zencani ve Zarrab'ın ilişki halinde olduğunu yani Zencani adına Zarrab'ın bu faaliyetleri yürüttüğünü de biliyor. Hatta burada Zarrab üzerine kayıtlı olan mal varlıklarının aslında Zencani'ye ait olduğu iddiaları da var. Yine Zarrab ve Ahmedinejad arasında bir bağlantı olduğu da iddialar arasında. Zarrab ailesi Tebriz kökenli ve özellikle Sarraf'ın babası ile Ahmedinejad'ın yakın ilişkileri olduğu söyleniliyor. Hatta 2007 yılında Tebriz'de yaptığı bir ziyarette ikisinin yan yana bir görüntüsü var ve oradan hareketle söylenen bazı şeyler var. Dolayısıyla burada aslında biz Ahmedinejad dönemi faaliyetlerinin sorgulanmasını görüyoruz. Şu anda da İran'da Ahmedinejad'ın kabinesinde üst düzeyde yer alan kişilerin yolsuzluk davaları yüzünden bir yargı süreci içinde olduğunu da görüyoruz. Ahmedinejad şu an çok sert bir söylem kullanıyor. İran'daki yargı sisteminin içinde Laricani ailesi ön plandadır. Bir kardeş şu anda yargının başında, diğeri parlamento sözcüsü ve Ahmedinejad bunlara karşı çok sert bir söylem sürdürüyor. Adeta yargı içinde bir 'tiranlık' kurduklarını söylüyor. Hatta buna istinaden Ahmedinejad şu anki dini lider Hamaney'e bu şikayetlerini dile getiren bir mektup yazdı. Henüz dini liderden buna yönelik bir açıklama gelmedi. Dini lider ile Ahmedinejad arasındaki ilişki Ahmedinejad'ın ilk döneminde —yani 2005-2009 arası- çok yakın giderken ikinci döneminde giderek uzaklaşan bir ilişkiye dönüştü ve geçen yılki seçimlerde de Ahmedinejad'ın aday olmasına izin verilmedi. Burada dini lider de bir yandan dengeli bir siyaset gütmeye çalışıyor. Çünkü Ahmedinejad'ın siyasi kanadının tepkisini de kendi üzerine çekmek istemiyor."

    ‘RUHANİ'YE YAKIN BASINDAKİ MEMNUNİYET'

    ABD'deki Zarrab davasının İran tarafından dikkatle takip edildiğini, belirten Alagöz'e göre Ahmedinejad döneminin sorgulanıyor olması Ruhani'ye yakın olan basında üstü kapalı bir şekilde memnuniyetle karşılanıyor:

    "Dolayısıyla şu an İran'da Zarrab davası dikkatli bir şekilde takip ediliyor ama bir yandan da fırtınadan önceki bir sessizlik dönemi hakim diyebiliriz. Çünkü henüz doğrudan İran'ı hedef alan konuşmalar kısmına geçilmedi. Ama geçen sene çıktığında iddianameyi okuduğumda dini liderle olan bir mesajlaşma da iddianameye koyulduğunu görmüştüm ve Devrim Muhafızları'nın adı da geçiyordu. Dolayısıyla Zarrab'ın ilerleyen günlerde yapacağı açıklamalarda muhtemelen bu İran kısmını da dile getirecek. Yani uzayacak bir dava var önümüzde. İlerleyen günlerdeki açıklamalara bağlı olarak da İran'da gündem ona göre evrilecektir. Şu an henüz Türkiye kısmı yazılıyor, çiziliyor ve bir yandan da basında da büyük bölümü Ruhani'ye yakın bir basın olduğundan dolayı aslında Ahmedinejad döneminin sorgulanıyor olması üstü kapalı bir şekilde de memnuniyetle karşılanıyor."

    ‘ABD DE BİRÇOK KEZ İRAN'A KARŞI KENDİ BAŞLATTIĞI YAPTIRIM REJİMİNİ ÇİĞNEDİ'

    ABD'nin İran'a karşı kendi başlattığı yaptırım rejimini birçok kez ihlal ettiğini fakat ABD'deki sistemin bunların üzerine gitmediğini söyleyen Alagöz'e göre ABD'deki dava ile İran'daki davanın konusu taban tabana zıt:

    "İran'daki davanın konusu yaptırım rejimini kırma gerekçesine dair değil Zencani'nin haksız bir kazanç elde ettiğine dairdir. Yani yaptırım rejimi zaten tasvip edilen bir durum değil. ABD'deki davanın konusu ile İran'dakinin konusu taban tabana zıt oluyor. Ama nihayetinde otoriter, kendi, refleksleri olan bir rejimden bahsediyoruz. Kaldı ki bu durum sadece İran açısından geçerli değil. ABD açısından da bakacak olursak 1979'dan beri yaptırım uyguluyor ama kendi içinde bu rejimi birçok kere ihlal ediyor. Hemen akıllara gelen Reagan dönemindeki İrangate skandalı, diğer bir örnek olarak hem de ironik bir örnek olarak Bush döneminin Başkan Yardımcısı Dick Cheney eski şirketi Halliburton aracılığıyla İran'a nükleer teknoloji transferi yaptığı iddiaları gündeme gelmişti ama hiçbir şekilde ABD'deki sistem bu konuların üzerine gitmedi. Yine şu anki ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'ın göreve başlamadan başkanlık yapmış olduğu Exxon Mobil de birçok defa bu yaptırım rejimini ihlal ettiği dillendirildi ama ABD'deki sistem hiçbir zaman bunun da üstüne gitmedi. Dolayısıyla her devlet bir şekilde kendisi söz konusu olmadığında bazı mekanizmaları korumak adına bir takım konuları dile getiriyor."

    ‘İRAN'DA DEVRİM MUHAFIZLARI ORDUSUNU DOĞRUDAN HEDEF ALABİLECEK SİYASİ YOK'

    Alagöz'e göre İran'ın ekonomik ve askeri anlamda önemli bir gücü olan Devrim Muhafızları Ordusu'nu doğrudan karşısına alabilecek bir İranlı siyasi yok:

    "İran'da da bu şekilde bir sistem olduğunu söyleyebiliriz. Devrim Muhafızları Ordusu öyle ya da böyle bugün İran'da çok önemli bir güç. Sahada gördüğümüz yani —Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de- bütün güç aslında Devrim Muhafızları ordusudur. Aynı zamanda ülkenin ekonomisi de onların şirketleri aracılığıyla yürüyor. O sebeple İran'da hiçbir siyasinin şu an bunları doğrudan hedef alabileceği bir pozisyonu yok. Bu sebeple de zaten bir denge siyaseti güdülüyor."

    ‘ZARRAB'IN AİLESİNİN İRAN'A GİTTİĞİ İDDİASI…'

    Alagöz, Zarrab'ın ailesinin İran devletinin kendisine yapabileceklerini bildiği halde İran'a gittiği yönünde basında çıkan iddiaların dikkat çekici bir konu olduğunu ve takip edilmesi gerektiğini söyledi:

    "Yalnız son 1-2 gündür dikkat çeken bir konu daha var ki o da, Reza Zarrab'ın ailesinin İran'a gittiğinin basında dile getirilmesi-tabii ne kadar doğru bilemeyiz çünkü aynı zamanda bir bilgi kirliliği var-. Açıkçası ben bunda büyük bir soru işareti görüyorum. Çünkü Reza Zarrab'ın ABD'ye gitme sebebinin aslında İran'dan gelecek bir tehditten kaçma dolayısıyla olduğu geçen sene İran basınında yazıldı. Yani oraya gittiği zaman ABD ile anlaşmak üzere gittiğini de yazıldı, Türkiye'de öyle gözükmesede… Bunu bile bile Zarrab ailesinin İran'a kendi hür iradesiyle gitmeyi tercih ettiğine pek ihtimal veremiyorum. Türkiye'nin bilgisi dahilinde mi, neye karşılık bu aile İran'a gitti ya da gerçekten İran'a gittiler mi? Bunlar bence takip edilmesi gereken konular. Çünkü burada tuhaf bir durum söz konusu. İran sınırları dışında bile operasyon yapabilen bir ülke kendi muhalif güçlerine karşı, o yüzden de bu ailenin bunu bilerek ve isteyerek İran'a gitmiş olmaları bana oldukça tuhaf geliyor."

    ‘ZENCANİ ŞU ANA KADAR İDAM EDİLMEMİŞSE BİR SÜREÇ BEKLENİYORDUR'

    Zencani hakkında gelişmelerle Zarrab davasının başlaması arasında bir eşanlılık olduğunu söyleyen Alagöz, idam cezası almasına rağmen şu ana kadar idam edilmeyen Zencani için belli bir sürecin beklendiğine dikkat çekti:

    "Babek Zencani ile olan ilgili gelişme ilginç bir şekilde Zarrab davasının başladığı gün oldu ve eşanlılık olmuş oldu. Bu yüzden Zencani şu vakte kadar idam cezası almasına rağmen eğer idam edilmemişse bir süreç beklendiği için olmuştur. Ben bir şekilde bu konuyu sistem içerisinde halledecekleri düşüncesindeyim. Ama İran'da bu konularda yüzde 100 öngörülerde bulunabileceğimiz bir ülke değil. Bir şekilde sürpriz bir durumda olabilir."

    ‘İRAN İLE İLİŞKİLER TÜRKİYE'NİN MENFAATLERİ AÇISINDAN GEREKLİ'

    Alagöz, son olarak Türkiye-İran ilişkilerinin son yıllardaki seyrine değinerek, son dönemde doğru bir çizginin yaşandığını belirtti ve İran ile ilişkiyi sürdürmenin Türkiye'nin menfaatleri açısından gerekli olduğunu, K.Irak referandumunda ortak tavırdan alınan sonuca dikkat çekerek vurguladı:

    "Türkiye ile İran ilişkilerine gelirsek açıkçası son dönemde doğru bir çizgiye giren ilişki söz konusu oldu. Çünkü 2014 ile 2016'nın ikinci yarısına kadar olan dönem çok sancılı olmuştu ve biz Suriye konusunda İran'la taban tabana zıt olmanın sancılarını —sonuçları itibariyle- halen yaşıyoruz. ABD'nin eğit-donat projesini desteklememiz, ÖSO'ya destek vermemiz, İran ile her konuda ayrışmaya sebep oldu ve bunun kazananı asla Türkiye olmadı. Sahada İran ile bu denli ayrışmanın hiçbir şekilde Türkiye'nin çıkarları açısından doğru olmadığı görüşündeyim. İran'ın da bu ilişkide tabii ki hataları oldu ama geleceğe dönük bir projeksiyon yaptığımızda güvenlik alanında İran ile işbirliğimizi sürdürmenin Türkiye'nin menfaatleri açısından çok daha gerekli olduğu görüşündeyim. Bunun somut örneğini Kuzey Irak'ta yapılan referandumda gördük. Türkiye ve İran'ın eşanlı bir politika gütmesinin sonuç doğurduğunu görüldü. Hele ki ABD halen tırlarla silah göndermeye devam edip politikasında net bir geri adım yapmazken, İran ile bu anlamda bir kopukluk göstermemizin hiçbir şekilde Türkiye açısından doğru olmayacağı görüşündeyim. Elbette ki ABD ile olan ilişkilerimiz de önemli. ABD şu an kendi iç siyasetindeki bir takım kırılmaların yansımalarını gösteriyor. O sebeple de bence Türkiye ile ABD ilişkileri tekrardan revizyona girecektir. Ama İran ve Türkiye ilişkilerini bu konseptin olabildiğince dışında tutmamız gerekir diye düşünüyorum."

    Etiketler:
    İran Devrim Muhafızları, Rıza Sarraf, Babek Zencani, Mahmud Ahmedinejad, Hasan Ruhani, Recep Tayyip Erdoğan, İran, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın