14:20 16 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Çin iktisadi, Rusya siyasi tehdit olarak algılanıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Aydın Sezer’e göre Trump yeni strateji belgesinde Çin’i iktisadi, Rusya’yı siyasi rakip olarak görüyor ve ABD’nin dominant olduğu tek kutuplu bir sistem arzu ediyor ancak sürecin planlanamamasından kaynaklanan çelişkilere sahip. Sezer’e göre McMaster’ın Türkiye’yi itham eden çıkışı sonrası belgede Türkiye ifadeleri değiştirilmiş olabilir.

    ABD Başkanı Donald Trump göreve gelmesinden yaklaşık 11 ay sonra açıkladığı ulusal güvenlik stratejisinde ‘Önce Amerika’ ilkesiyle hareket edeceğini söyleyip, Rusya ve Çin’i ’’ABD’nin gücüne meydan okumak isteyen rakipler’’ olarak tanımladı. Trump’ın, Kuzey Kore (Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) ile İran’ı ise açıkça ‘haydut rejimler’ kategorisi üzerinden tehdit ederek ‘barışın güç yoluyla sağlanması’ vurgusu yapması kafalarda yeni savaş olasılıkları doğurdu.

    Trump’ın yeni stratejisinde Rusya ile Çin’in yeri, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik olası yeni hamleleri ve Türkiye etrafındaki resmi siyaset bilimci ve yazar Aydın Sezer ile konuştuk:

    ‘ABD’NİN DOMİNANT OLDUĞU TEK KUTUPLU SİSTEM VURGUSU’

    Aydın Sezer’e göre ABD Başkanı Trump açıkladığı yeni strateji belgesinde ABD’nin dominant olduğu tek kutuplu bir sistem vurgusu yaparken, önceliğinin ülke ekonomisinin güçlenmesi olmasının altını çizdi: “Trump’ın açıkladığı yeni strateji belgesinde gözüme çarpan husus zaten sunuş konuşmasının ilk cümlesi olan ‘sizler beni ABD’yi yeniden büyük yapmak için seçtiniz’ oldu. Yani burada güçlü bir ABD vurgusu var. Bu durumu Rusya’nın da dahil edilerek uluslararası politika bağlamında yapılan tek kutuplu-çift kutuplu tartışmalarına yönelik bir şekilde ABD’nin dominant olduğu tek kutuplu bir sistem vurgusu olarak yorumluyorum. Burada dünyanın tehlikelerle dolu olarak tanımlandığını ama bunu özellikle terörizm üzerinden açıklamaya çalışıldığını görüyoruz. Soğuk Savaş dönemindeki gibi Sovyetlere yönelik silahlanma, ‘Yıldız Savaşları’ gibi büyük çaplı projeler değil de hedef olarak seçtiği İran, Kuzey Kore gibi ülkeler üzerinden bu tehlikeler vurgulanmaya çalışılıyor. Ama en önemli boyut tabii yeniden dominant ve güçlü bir ABD olmanın yolunun ekonomik büyüklükten geçtiğinin vurgulanmasıdır ve bu nedenle de Trump ‘ben göreve geldiğim bir yıllık süre içerisinde ABD şu kadar büyüdü, herkese istihdam yaratan bir pozisyona geldi, giderek güçleniyoruz’ gibi söylemlere vurgu yaptı. Burada tabii ABD’nin güvenliği denildiğinde aklına ilk gelen her ne kadar sınırların güvenliğini terörizme karşı kapatma boyutunu düşünecek olsak da asıl hedeflenen tedbirlerin serbest ticaret antlaşmaları, Meksika’dan ABD’ye yönelik kaçak iş gücünün engellenmesi gibi meselelere yönelik hamleler olarak görüyorum. Yani ekonomi üzerinden ülkenin güçlü olmasının, dünyada ABD’ye yönelik tehditlere karşı ayakta kalabilmenin tek yolunun bu olduğu vurgusu var.”

    RUSYA VE ÇİN YAKLAŞIMINDA FARKLILIK

    Çin’in iktisadi olarak ABD’yi tehdit eden bir güç, Rusya’nın da siyasi açıdan bir rakip olarak algılandığına dikkat çeken Sezer, belgede önümüzdeki sürecin planlanamamasından kaynaklı bazı çelişkilerin olduğunu söyledi: ’’Bu metinde Çin ve Rusya’ya yaklaşımlar arasında bir farklılık görüyorum. Çin kesinkes ABD’yi iktisadi olarak tehdit eden bir güç olarak algılanıyor. Bununla hem geçmiş uygulamalarından hem de bu belge ile ortaya koyduğu konulardan mücadele edileceğine dair bir boyutu görebiliyoruz. Rusya iktisadi açıdan ziyade siyasi açıdan önemli bir rakip olarak görülüyor. Zira Trump öncesinde Rusya’nın dünya ölçeğinde varlığı sınırlı ölçüdeydi. Her ne kadar Gürcistan savaşı ve Kırım’ın ilhakı gündeme gelmiş olsa bile özellikle Ortadoğu politikasında Rusya’nın pek esamesi okunmuyordu. Dolayısıyla şimdi bu son bir buçuk- iki yıldır Ortadoğu’da Rusya’nın giderek daha etkin bir hale gelmesi, Rusya-Çin ilişkilerinin gelişiyor olması ve tabii işin arka planında ABD seçimlerine Rusya’nın müdahalesiyle ilgili tartışmalarla birlikte Trump’ın burada da yaşadığı sıkıntılardan başının ağrıması gerçeği var. Bu nedenle belge üzerinden Pentagon’un dokunuşlarıyla sanki ciddi bir mesafe koyuyormuş gibi izlenim de söz konusu. Ama genel olarak şunu ifade etmeye çalışıyorum belki bu konuda Pentagon vurgusu daha ön plana çıkacak.

    ‘ABD KAPİTALİZME ANTİ-TEZ YARATMA ARAYIŞI İÇERSİNDE AMA…’

    Strateji belgesindeki çelişkilere dikkat çeken Sezer, ABD’nin Soğuk Savaş’ın sonundan bu yana karşısına hedefe koyabileceği bir rakip güç yaratma çabasında olduğunu ancak bugün gelinen noktada üretim ilişkileri açısından bunun altyapısı bulunmadığına dikkat çekti. Sezer, Trump’ın en iyi bildiği meseleden, ekonomiden yürüdüğünü söylerken, çoğu öngörülerin aksine ikinci kez seçilmesini garantileyeceği bir sürece girildiği görüşünde: “ABD özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte kapitalizme bir ‘anti-tez’ arayışı içerisinde. Bunu 11 Eylül ile başlayan süreçte radikal İslami terör ile Afganistan’la, Irak’la, Libya’yla ve en son Suriye ile gördük, yaşıyoruz. Ama bu anti-tezin üretim ilişkileri bağlamında bir alt yapısı yok. Onun için ABD karşısında her açıdan hedefe koyabileceği güçlü bir rakip yaratabilmenin aynı zamanda sıkıntısını da çekiyor. Şimdi o kadar enteresan ki bu belgede Rusya’ya Çin’e yönelik tehditler varken hatta radikal İslam’a yönelik çok ciddi ifadeler yer alırken neredeyse stratejik ortak olarak Suudi Arabistan ve Mısır’ı gösteriyor. Bu bir çelişki ve çelişkinin de ötesinde önümüzdeki süreçte ne yapılacağının planlanamamasından da kaynaklı bir durum aynı zamanda. Sadece Çin bağlamında değil kapitalizmin genel anlamıyla yaşadığı kriz bağlamında bir durum. Trump’ın en iyi bildiği konu budur, uzun yıllardır Çin tehdidini işleyen bir kişi kendisi. Bu nedenle de seçim kazandığına inanıyorum. Son bir yıllık iktisadi başarılarının da –belki birçok kişiden farklı düşünüyorum- eğer görevden alınmazsa geçen her gün Trump’ın ikinci döneminin de garantilendiği bir süreç olarak gözükecek.”

    ‘ÇİN’İN KONTROLÜN DIŞINDA BÜYÜMESİ ABD’Yİ ŞAŞIRTIYOR’

    Çin’in kapitalizmin ilk yıllarına benzer konumda özellikler gösterip, kontrolün dışında büyüyüp, dominant bir hale gelmesinin ABD’yi şaşırttığını söyleyen Sezer’e göre küreselleşmenin avukatlığını yapan bir Çin görsek de Çin’in ekonomisinin büyük bir bölümü hala sosyalist üretim ilişkileriyle idame ettirilmesine vurgu yaptı: “’Metinde çelişkiler olduğu kesin. Zaten bu tarihsel süreç içerisinde 1986’da başlayan GATT’ın yerine geçen Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) kurulması ile başlayan bir süreç var. ABD orada aslında ‘serbest ticaret ideolojisini’ terk edip ‘adil ticaret ideolojisini’ hâkim kılmaya çalıştı. Yani ‘fair trade’ değimiz olguyu. Şimdi 1986’daki bu kuruluştan sonra özellikle 1990’lı yıllarda Çin’in yükselişi karşısında hem kapitalizm hem de ABD bu gerçeği anlamakta ve algılamakta çok zorlandılar. Şimdi Çin dediğimiz zaman küreselleşmenin avukatlığını yapan bir Çin yönetimi görebiliyoruz ama şunu unutmayalım Çin ekonomisinin büyük bölümü hala sosyalist üretim ilişkileriyle idame ettiriliyor. Çin Batı’daki ‘kapitalist Çin’den elde ettiği geliri ‘sosyalist Çin’in finansmanında kullanıyor. Dünyanın en büyük sübvansiyonunu uyguluyor. Şimdi bu durum 2017’ye gelene kadar fark edilmemiş olamaz. Dolayısıyla Batı ve ABD sermayesinin Çin’deki üretimi, üretim süreçlerine hâkimiyeti oradaki artı değer yaratışı ortada duruyor (Çin’in toplam ihracatının %10’unu sadece tek bir ABD şirketi yapıyor). Bu boyut Çin’de kapitalizmin adeta kendi küllerinden yeniden doğuşuna sahne olan bir boyuttur. Kapitalizmin ilk yıllarındaki gibi özellik gösteren bir konum. Şimdi dolayısıyla Çin’in kontrolün dışında büyümeye başlaması ve giderek dominant bir pozisyona gelmesi ABD’yi şaşırtıyor.”

    ‘RUSYA VE ÇİN SÖYLEMİ SERMAYENİN YAPISIYLA ALAKALI’

    ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı bir söylem geliştirip, küreselleşmenin tek yönlü bir ABD merkezinden olması yönündeki düşüncesinin kapitalizmin kendine özgü iç çelişkilerinden kaynaklandığını söyleyen Sezer’e göre Trump belgede karşısına askeri anlamda tehdit olarak Kuzey Kore ve İran’ı koyuyor: “Burada içeride korumacı bir şekilde hareket ederek serbest ticaret antlaşmalarına, yabancı iç gücüne yönelik kısıtlamalara giderken aslında şunu yapmaya çalışıyor: Küreselleşme ile ilgili ABD merkezinden çevreye doğru tek yönlü bir küreselleşme olsun bunda herhangi bir sıkıntı yok ama çevreden ABD’ye ya da kapitalizmin merkezine doğru herhangi bir nedenle küreselleşme olgusu bu çevre kirliliği olabilir, insan hakları olabilir, iş gücünün serbest dolaşımı olabilir, ticari engeller olabilir bunlar da olmasın diyor. Bu çelişki aslında Trump’ın ve bugünkü ABD yönetiminin çelişkisi değil. Bu anlamda kapitalizmin kendine özgü iç çelişkilerinden birisidir. Çünkü kapitalizm Marx’dan bugüne kadar o kadar karakter değiştirdi ki bugün bir finansal kapitalizm dediğimiz bir olgudan bahsediyoruz, bilgi ekonomisi dediğimiz olgulardan bahsediyoruz. Batı’da bugüne kadar ihmal edilen reel ekonomi ile ilgili olguyu Çin doldurmaya başladığı zaman bu defa Trump üzerinden ABD’nin reel ekonomiye yönelik söylemlerini görüyoruz. Yol yapalım, altyapı yapalım diyerek Keynesçi dönemden gelen politikalara müracaat etmeye çalıştıklarını görüyoruz. Ben özetle şunu söyleyeyim ABD bu belgede asıl güvenlik ve askeri açısından temel tehdit olarak karşısına Kuzey Kore ve İran’ı koyuyor. Bu da o ‘süper’ güç ABD’nin muhataplarıyla ilgili konum açısından önemli bir sonuçtur. Rusya ve Çin vurgusu Trump’ın söylemiyle alakalı değil sermayenin yapısıyla alakalı. Çin’deki hem doğrudan ABD sermayesi hem de finansal sermayenin yapısıyla doğrudan alakalıdır. Rusya’nın da iktisadi anlamda özel bir çabası olmamasına rağmen sırf enerji açısından dominant bir ülke olması nedeniyle ama askeri ve siyasi yönden adeta SSCB’nin mirasını uluslararası arenada kullanan bir yapıyla ABD’ye meydan okumasıyla alakalı bir sonuçla karşı karşıyayız.”

    ‘MCMASTER’IN ÇIKIŞI SONRASI TÜRKİYE HAKKINDAKİ İFADELER DEĞİŞTİRİLMİŞ OLABİLİR’

    Trump döneminde Türkiye ile ABD arasında birçok başlıkta yaşanılan sorunların çözülebileceğini düşünen Sezer, Kudüs kararıyla bu düşüncesinin alt üst olduğunu belirtip, Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’ın Türkiye’ye yönelik ifadelerine gelen tepkiler üzerine strateji belgesinde bir düzeltme yapılmış olma ihtimaline dikkat çekti: “Bu belge Trump açıklamadan önce de medyaya düşüp tartışıldı. Belki de McMaster’ın Türkiye hakkındaki ifadeleri belgede farklı bir şekilde yer alıyordu fakat gelen tepkiler üzerine bir düzeltme yapılmış olabilir. Türkiye-ABD ilişkileri konusunda herhangi bir başlıktan yola çıkarak analiz yapmak çok güç. Bunun o kadar çok yönlü boyutu var ki, askeri ilişkilerden ikili siyasi ilişkilere özellikle Türkiye’deki insan haklarıyla alakalı vurgulardan yola çıkan, ABD’nin Suriye’de YPG’ye silah desteği sağlıyor olmasına, Türkiye’nin son bir buçuk yılda Rusya ile tesis ettiği zorunlu yakınlaşma gibi boyutlar var.  (bir örneği mesela S-400 olarak karşımıza çıkıyor ama bunun arka planında çok daha büyük askeri işbirliği perspektifi söz konusu). Dolayısıyla ben Trump ile birlikte bu ilişkilerin kontrol altına alınabileceğini düşünüyordum. Özellikle iki liderin (Erdoğan-Trump) şahsi dostlukları ya da pragmatist ilişkileri çerçevesinde hatta Trump ailesi üyelerinin Erdoğan hayranlığını da bilen birisi olarak ben son Kudüs açıklamasına ve ABD’deki merkezi yapılara rağmen Trump-Erdoğan ilişkisinin sorunları ortadan kaldıracağını düşünüyordum. Ama bu Kudüs kararıyla tamamen alt üst oldu.”

    ‘TRUMP ORTADOĞU’DA YENİ BİR ARAYIŞIN İÇİNDE’

    Aydın Sezer son olarak Trump’ın Kudüs kararının arka planında bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Mısır ile geliştirdiği yeni dizayn ilişkisinin olduğunu söyledi fakat bu dizayn planlarının karşısında da Rusya’nın Ortadoğu’da 15 sene önceki Rusya olmadığına dikkat çekti: “Kudüs kararına da bir cümleyle değineceğim durup dururken ABD’nin Ortadoğu’da tekrar müdahil olayım, İsrail’i destekleyeyim çabasından ziyade arka planında Suudi Arabistan ve Mısır ile geliştiği ilişkiler temelindeki bir dizaynın sonucu olarak görüyorum. Kaldı ki İİT’nin iki başkentli Kudüs önerisi öteden beri Rusya tarafından gündeme getirilen ve İsrail tarafından da zımni olarak kabul edilen bir tasarıydı. Dolayısıyla Trump, Ortadoğu’da seçtiği müttefikleriyle adeta yeni bir arayış içerisinde. Bu tam da 10-15 sene öncesinin Türkiye’nin de örnek olarak seçildiği Büyük Ortadoğu Projesinin başlangıç yılları gibi. Yani o zamanki müttefik olan Türkiye ile gelinen süreçten sonra bunu bir de Mısır ve Suudi Arabistan ile deneme çabasında olduğunu görüyorum. Ama tabii bu noktada da Rusya Federasyonu da 15 sene önceki Rusya değil Ortadoğu’da bunun altını çizmek lazım.”

    İlgili konular:

    Gazeteci Tınç: Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi, iç politikadaki meşruiyet arayışının sonucu
    Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi Ortadoğu’ya nasıl yansır?
    Rusya: ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisi çatışma çizgisini belirliyor
    Etiketler:
    Aydın Sezer, Donald Trump, Çin, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın