05:48 21 Ocak 2018
Ankara0°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Trump yönetiminin stratejisizliği içinde yazılan strateji bu kadar'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Selim Sazak’a göre ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisi, ‘yetişkinler cuntası’ diye andığı generallerin baskın çıktığının işareti. Kuzey Kore ve İran’a yönelik sertleşmeye dikkat çekerek savaş riskinin artığını belirten Sazak, belgede Avrupa’ya ‘ya hizaya gelin ya da yolda durmayın’ mesajı verildiğini söyledi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi hem dünyada hem de Amerika’da tartışılmaya devam ediliyor. Belgenin Amerika’daki yankıları ve iç siyaseti açısından ne anlama geldiğini ve olası dış politik yansımalarını Brown Üniversitesi Watson Enstitüsünde araştırmacı Selim Sazak ile konuştuk:

    ‘BELGENİN HEYECANLA BEKLENMESİNİN SEBEBİ TRUMP YÖNETİMİ İÇİNDEKİ KRİZ’

    Selim Sazak’a göre Trump’ın açıkladığı ulusal güvenlik strateji belgesinin heyecanla beklenmesinin sebebi ABD yönetimi içerisindeki krizden kaynaklanıyor ve bu kriz içerisinde Trump yönetimi değil ‘yetişkinler cuntası’ baskın çıktı:

    “Bugün ABD’nin milli güvenlik askeri stratejisini konuşuyor olmamız aslında ABD’deki yankının bir sonucu. Bu strateji belgeleri normalde yalnızca meraklılarının takip ettiği, öyle herkesin açıp okumadığı metinlerdir. Bir bakıma partilerin seçim bildirileri gibi, başkanın dünya vizyonunu, öncelikleri ortaya koyan ama siyasetin nasıl işleyeceğine dair pek ipucu vermeyen metinlerdir. Bu seferki farklıydı o yüzden heyecanla da bekleniyordu. Çünkü Trump yönetimi içerisinde ciddi bir kriz var. Trump’ın kendi söylemi ABD’deki müesses nizamın söylediğinden epey ayrık. Bu söylem içerde etnik milliyetçiliği, kimlik siyaseti teşvik eden, dışarıda da ABD’nin Soğuk Savaş sonrasındaki geleneksel politikasından uzak, NATO’ya mesafeli, insan hakları ve demokrasiyi geri planda tutan, ABD’nin tek kutuplu küresel liderlik söylemini biraz terk etmiş gibi bir söylem. Kabinede bu söyleme karşı iki statüko temsilcisi isim var. Bunlardan birisi Savunma Bakanı Jim Mattis (CENTCOM eski komutanı), diğeri de Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster (geçtiğimiz günlerde Türkiye ve Katar’ı İslamcı terörü suçlayan bir açıklama yapıp manşet olmuştu). Bu metni yazan ise McMaster’dır. McMaster, bizdeki eğitim-doktrin komutanlığının ABD’deki muadilinin başındaydı ve ABD’de kendi kuşağının en parlak stratejistleri arasında sayılan, kitapları üniversitelerde okutulan, siyasete de çok fazlı meraklı olmayan bir kişidir. Bu göreve Michael Flynn (bizim iyi bir müttefiğimiz ve şimdi bir davaya söz konusu olan) Beyaz Saray’dan ayrılmaya mecbur kalınca geminin dümenini toparlamak için rica-minnet getirilmiş biri isimdir. Burada temel kaygı ve soru Trump kanadı mı baskın çıkacak yoksa ‘yetişkinler cuntası’ Mattis, McMaster ve generaller mi baskın çıkacaktır. Generallerin baskın çıktığı görülüyor.”

    ‘TRUMP’IN YAPTIĞI KONUŞMAYLA STRATEJİ BELGESİ ÇELİŞİK’

    Strateji belgesiyle, Trump’ın bu belgeyi sunarken yaptığı konuşmada çelişkilerin olduğuna dikkat çeken Sazak’a göre ilan edilen bu metin uzlaşılan birkaç mutabakat üzerine inşa edilmiş ve bunlardan birisi Kuzey Kore ve İran:

    “Bu belge Trump’ı daha mutlu eden bizdeki tabirle fincancı katırları çok ürkütmemeye çalışan bir metin olmuş. Metinde tabii ki bir takım sorunlar var. Mevcut Ulusal Güvenlik Konseyi normalde sahip olduğu kadronun çok daha azıyla çalışıyor. Çünkü kimse Trump yönetimiyle çalışmak istemiyor. McMaster’ın sağ kollarından birisi olan Dina Powell Ulusal Güvenlik Konseyi’nden ayrıldı. Kendisi Goldman Sachs yatırım bankasının önde gelen isimlerinden birisiydi. O da ‘yetişkinler cuntası’nın bir parçası olarak görülüyordu. Aslında bu metni McMaster ile beraber yazan isim Nadia Schadlow’dur. Schadlow, ABD’de dış politika çevrelerinin iyi bildiği, Rusya konusunda da doktorasını yapmış, kitapları olan bir isim. Ama tabii Rusya meselesinde Trump’ın tavrı ABD’nin geleneksel siyaset çizgisinin biraz dışında daha sıcak ve işbirliğine açık olmak şeklinde ve ayrıca Trump’ın Putin ile şahsi bir muhabbetinin olduğu biliniyor. Enteresan bir mesele olarak Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin açıklandığı konuşması aslında Ulusal Güvenlik Stratejisiyle çelişik olduğunu söyleyebiliriz. Yani Rusya ile ilgili o çok sert söylemin Trump’ın konuşmasında hiçbir izi yok. Trump ‘radikal İslamcı terör tehdidini’ vurguladı sıklıkla konuşmasında. Metin o konuda sert olsa da ‘radikal İslam’ bahsini olabildiğince nüanslı bir biçimde ortaya koyuyor. Meseleyi İslam’a değil daha çok şiddete ve oralardaki siyasi yapıya yöneltmeye çalışıyor. Bu noktada Trump ile müesses nizamın uzlaştığı birkaç nokta var ve oralardaki mutabakatın üzerine bu metnin inşa edilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Bunlardan birisi Kuzey Kore diğeri İran. Yani benim bu metni okuduğumda kaygılandığım konulardan birisi İran diğeri de Kuzey Kore’ydi.”

    ‘ÇİN MESELESİNİN İÇ SİYASETTE KARŞILIĞI ÖNEMSENİYOR’

    Sazak, strateji belgesinde Çin’in ekonomik rekabet, istihdam ve bunun iç siyasetteki karşılığı önemsendiği için Rusya’nın önüne konulduğu’ değerlendirmesinde de bulundu:

    “’Rusya’ya oranla Çin’in metinde olumsuz bir anılışı olduğu fikrine kısmen katılıyorum. Bunun iki sebebi var. Birincisi Trump’ın bu konudaki özellikle, ABD’deki istihdam sorunu, imalat sektörünün ortadan kaybolması ve bu fabrikaların Çin başta olmak üzere Asya’ya taşınması, ABD’nin küreselleşmenin yükünü taşıması ama meyvesini yiyememesi gibi söylemlerden dolayı bunların kendi seçmenleri üzerinde cazibesi var. Zaten serbest piyasa, liberal ekonomi gibi vurgular bu metinde geriye alınmış. Bu tarz metinlerde hep konuşulan, ABD güvenlik stratejisinin merkezinde sayılan değerlerdi bunlar. Bu metin bu bakımdan da ayrık. Çin meselesinde ekonomik rekabet, istihdam ve bunun iç siyasetteki karşılığı önemsendiği için Çin, Rusya’nın önüne konmuş. Çünkü Rusya bu kadar kuvvetli bir ekonomik rakip olarak görülmüyor haklı olarak.”

    ‘ABD’NİN KUZEY KORE STRATEJİSİYLE MEVCUT ŞARTLAR ARASINDA UYUMSUZLUK VAR’

    Sazak, Kuzey Kore’nin son füze denemesiyle ABD’nin doğu kıyılarını da vurabilecek kapasiteye ulaştığının söylendiğini hatırlatıp böyle bir durumda Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını bırakmayacağını belirterek ABD’nin stratejisiyle mevcut şartlar arasında alenen bir uyumsuzluğa dikkat çekti:

    “İkincisi de Kuzey Kore meselesi çok önemli. Çünkü Kuzey Kore’de ABD’nin stratejisiyle mevcut şartlar arasında alenen bir uyumsuzluk var. Bu metinde de McMaster’ın geçen hafta açıkça söylediği gibi ABD diplomasinin ön koşulu olarak Kuzey Kore ile herhangi bir görüşme masasına oturulmasının ön koşu olarak Kuzey Kore’nin nükleer silahlarından bütünüyle arındırılmasını şart koşuyor. Pyongyang böyle bir şartın kabul edilmeyeceğini açıkça söyledi. Bugün artık Kuzey Kore’nin özellikle son füze denemesiyle beraber (öncekileri Guam Adası, Hawai, ve ABD’nin Pasifik’teki batı kıyılarına erişebiliyordu) ABD anakarasının bütününü New York, Washington gibi doğu kıyısı şehirlerini dahi vurabilme potansiyeli olduğu değerlendiriliyor. Dolayısıyla Kuzey Kore böyle bir noktadayken ‘aman da işte ne olur görüşme masasına oturalım’ diyerek bunca emeğini bırakıp gidecek değil.”

    ‘ATEŞ ÇEMBERİNDE OLANLAR GÜNEY KORELİLER’

    ABD tarafında Kuzey Kore meselesiyle alakalı ‘ABD’nin güvenliği önde gelir, milyonlarca Koreli ölecek olsa bile müdahale etmemiz gerekirse ederiz’ şeklinde yapılan yorumlara dikkat çeken Sazak, ateş çemberinde olanların Güney Koreliler olduğunu hatırlattı:

    “Dahası ABD’ye doğrudan bir saldırı olmasa bile Seul Kuzey Kore sınırının yaklaşık 70 km ötesinde. Dünyanın teknoloji imalatının büyük kısmının yapıldığı yer nükleeri bir kenara koysak bile topçu ateşiyle vurulabilecek noktalarda. Önümüzdeki aylarda da Seul’de kış olimpiyatları düzenlenecek. Ateşin çemberinde olanlar Güney Koreliler. Geçtiğimiz hafta Trump yönetimine çok yakın bir isim olan Güney Carolina senatörü Lindsey Grehem ve Bush’un BM temsilcisi John Bolton ‘ABD’nin güvenliği önde gelir, milyonlarca Koreli ölecek olsa bile müdahale etmemiz gerekirse ederiz’ dediler. Seul’de olduğunuzu ve bunları CNN’de izlediğinizi düşünün, doğal olarak ‘aman ne olur siz gölge etmeyin, biz bu işi kendi aramızda çözelim’ demeye mecbur kalıyorsunuz. Kuzey Kore ve Çin meselesi bu strateji belgesinde çok yer bulmuş.”

    ‘YORUMLAR 2003 IRAK MÜDAHALESİ ÖNCESİNİ ANDIRAN DURUMLARIN OLDUĞU YÖNÜNDE'

    ABD’de belgeyle alakalı en çok konuşulan meselenin İran ve sertleşme olduğuna dikkat çeken Sazak, İran ve Kuzey Kore ile gerilimde Trump’ın tuşa basıp nükleer füzeleri gönderme kararı alması halinde kimsenin kendisine mani olamayacağı da göz önüne alındığında risklerin daha da arttığı yorumunu yaptı:

    “Yalnız okyanusun bu tarafında, ABD’de çok konuşulan mesele İran ile sertleşme. Özellikle 2003 öncesini hatırlayanlar yalnızca strateji belgesinde İran vurgusunun değil medyadaki giderek dozu artan eleştirilerin, Washington’daki düşünce kuruluşlarından hemen her gün gelen olası müdahale planlarının biraz 2003 Irak müdahalesi öncesini andırdığını söylüyorlar. Zaten Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması hamlesi içerde İsrail’e yakın muhafazakârların desteğini kazanmaya yönelik bir hamle gibi görülüyor. Zira ABD, büyükelçiliğini taşımayacak. Taşımayacağını bakanlık gününde ilan etti. Dolayısıyla bunun da sembolik bir hamle olduğu anlaşılıyor. Tüm bunlar göz önüne alındığı zaman İran ve Kuzey Kore de gerilimin giderek artmakta olduğu ve Trump’ın tuşa basıp nükleer füzeleri gönderme kararı alması halinde kimsenin kendisine mani olamayacağı da göz önüne alındığında bu risklerin giderek arttığını söylemek mümkün.”

    ‘TRUMP’I ÜRKÜTMEDEN YAZILABİLEN STRATEJİ ANCAK BU KADAR’

    Sazak, Trump’ı ürkütmemeye çalışarak ve Trump yönetiminin stratejisizliği içerisinde yazılan stratejinin ancak bu kadar olabildiği yorumunda bulundu: “Tedirginlik verici olan bu ama Trump yönetiminin stratejisizliği içerisinde yazılabilen ‘strateji’ bu kadar. Çünkü iktidar Trump yönetiminin kucağına düşmüş durumda. Dışişleri ve Savunma Bakanlığında pek çok önemli mevki bir yıl geçmesine rağmen hala boş. Şu an siyaset stratejiyle değil içgüdüyle yürür durumda. Öyle olunca aklı başında az sayıda insanın (ABD’deki siyaseti bilen, buranın kodlarına aşina generallerin ve siyasilerin) Trump’ı da ürkütmeden yazabildikleri strateji ancak bu kadar olmuş.”

    ‘AVRUPA’YA ‘YA HİZAYA GELİN YA DA YOLDA DURMAYIN’ MESAJI’

    Sazak’a göre ismi açıkça geçmese de metinde Avrupa’ya kuvvetli eleştiriler var ve metinde Avrupa’ya dair tavır ‘eğer siz bize burada destek olmuyorsanız biz de size destek olmuyoruz başınızın çaresine bakın’ şeklinde olmuş:

    “Metinde aslında Avrupa ayağına gizliden gizliye kuvvetli eleştiriler var. Ben Avrupa’nın ismi açıkça geçmese de Avrupa’nın metnin içinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü NATO’nun mali ve askeri yükünün ABD tarafından çekildiği, NATO’ya üye özellikle varlıklı Batı ülkelerinin paylarına düşeni yapmadığı, bu sebeple NATO ittifakının kırılmanın eşiğinde olduğu pek çok defa metinde dillendirilmiş. Trump kendi konuşmasında bunu metinden de daha kuvvetli bir vurguyla değerlendirdi. Dolayısıyla Avrupalılara NATO bağlamında ‘lütfen aidatlarınızı ödeyin’ gibi bir eleştiri var. Daha önemlisi önümüzdeki hafta Kudüs’ün başkent olarak kabul edilmesi kararıyla ilgili BM Genel Kurul oylaması olacak. Genellikle bu tip oylamalar 190’a karşı 3 ülkenin oyuyla yani İsrail, ABD ve daima onlarla beraber oy veren Pasifik adası Palau’ya karşılık dünyanın geri kalanının ret oyuyla düşen teklifler. Bu sefer enteresan bir şey oldu ve ABD’nin BM Daimi Elçisi ‘gözümüz müttefiklerimizin üstünde olacak, verdikleri oyları unutmayacağız’ dedi. Dolayısıyla İsrail meselesi derken İsrail ve İran bağlamında değerlendirmeliyiz diyoruz. Çünkü İran konusunu İsrail’den ayrı görmek mümkün değil. Zaten strateji belgesinde de bu söyleniyor. Belgede ‘Bölgedeki tehditlerin kaynağı olarak İsrail’i gören analizlerin yanlışlığı mevcut şartlarda da ortaya çıktı, İsrail demokrasinin ve güvenliğin bölgedeki en kuvvetle tesis olduğu ülkelerden birisi olarak parlamaktadır’ mealinde bir takım sözler var. Dolayısıyla İsrail’den taraf, İsrail’e taraf Sünni ekseni Suudi Arabistan ve Emirlikler üzerinden İran’ı durdurmaya çalışan ve Avrupalılara da ‘ya hizaya gelin ya da yolda durmayın’ gibisinden mesaj verilen bir siyasi bağlam anlaşılıyor. Avrupa’ya dair burada tavır ‘eğer siz bize burada destek olmuyorsanız biz de size destek olmuyoruz başınızın çaresine bakın’ şeklinde olmuş. Bunu tabii açıkça söylememişler ama metni okuyan hem ABD’liler hem Avrupalılar bunun böyle olduğunu anlıyorlar ve bunu da yazıyorlar zaten.”

    ‘TÜRKİYE’DEN BAHSEDİLMEMESİ CİDDİ BİR HAKARET’

    Selim Sazak son olarak ABD’nin önceki güvenlik strateji belgelerine göre yeni açıklanan bu belgede Türkiye’den bahsedilmemesinin ciddi bir hakaret olduğunu belirtti ve Ankara’nın mevcut siyaseti devam ettirmesi halinde siyasetin daha da sertleşeceğini sözlerine ekledi:

    “İpler kopmamış, köprüler atılmamış ama Türkiye’ye masanın kenarında bir koltuk layık görülmüş bu stratejide. Obama’nın güvenlik belgesinde Türkiye’den bahis vardı. Türkiye örnek müttefik ülke olarak anılıyordu. Bu metinde Türkiye’den hiç bahis yok. Türkiye’den menfi bahis olmaması yani McMAster’ın önceki açıklamaları gibi terörü destekleyen, demokratik normlardan uzaklaşan bir ülke olarak anılmaması o korkuların karşılanmadığı, bizde bahsedilen korkuların karşılanmadığı sonucunu doğuruyor. Ama bu ABD ile aramızda pek de korkulacak bir şey olmadığı demeyi doğrulamaz. Çünkü ABD’nin Türkiye’den bahsetmemesi önceki metinlerine ve geleneğine bakılarak aslında ciddi bir hakarettir. ABD’liler de bunu Türklere bir mesaj olarak verdiklerini zaten söylüyorlar. Eğer Türkiye bu tavrı sürdürürse bundan sonra siyasetin de daha sertleşeceğini tahmin etmek zor olmaz. Bugün tabii Türkiye değil, İran-Suudi Arabistan rekabeti Ortadoğu’daki gündem. Ama kaygı verici olan Türkiye’nin özellikle Katar ile olan ilişkilerinden ötürü kendini bu çekişmenin yanlış tarafında bulma ihtimali. Ankara ne yazık ki eğer bir ittifakın yanlış tarafında olabiliyorsa hiç bu fırsatı asla kaçırmıyor. Dolayısıyla Ankara’nın siyaseti ABD ile ilişkileri daha da gerebilir. ABD arayı düzeltmek için bir hamle yapmamış ama mevcut ilişkileri daha da kötüleştirmemiş bu belgeyle. Sanıyorum en doğru tahlil biraz temkinli ama kaygılı olmak olacak Türkiye’ye dair.”

    İlgili konular:

    Trump, ulusal güvenlik stratejisini açıkladı: Meydan okuyan rakiplerimiz, Rusya ve Çin
    'ABD'nin ulusal güvenlik stratejisi konseptinde Türkiye'yi hedefe koyma kararı çoktan verilmiş'
    Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster: Fazla zaman kalmadı
    Etiketler:
    ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Donald Trump, Ortadoğu, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın