05:49 21 Ocak 2018
Ankara0°C
İstanbul+ 12°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye'nin Körfez hamleleri tehdit olarak algılandı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 20

    Sivri’ye göre Suriye’deki zafer ile Körfez hattındaki kriz ısınırken, Türkiye’nin mavera alanını kazanmaya çalışması Suudilerin ‘söz sahibi ağabey’ planlarını bozuyor. Ankara’nın Sevakin Adası hamlesiyle ‘Arap güvenliğine tehdit’ olarak algılanmaya başladığına dikkat çeken Sivri’ye göre Katar ‘ağabeyi’ Suud’a döner, Türkiye’nin rol oynaması zor.

    2017 senesi Suriye savaşının mağlupları olan Körfez hattında gerilim yaşanan bir yıl oldu. Suudi-Katar hattında yarılmalar doruğa çıkarken, sene sonunda Türkiye’nin dahil olduğu tartışmalar gündeme geldi. Katar’ı Suudi hattından korumak için bu ülkede üslenen Türkiye’ye son olarak Sudan’dan Sevakin Adası’nın tahsis edilmesi Suudi-BAE-Mısır hattında tepki ile karşılandı.

    Son gelişmeler ışığında son tartışmanın altında yatan nedenleri, Körfez Araplarının tepkilerini bölgeyi yakından takip eden ve Arap basınındaki yorumlarıyla tanına gazeteci-yazar Hasan Sivri ile konuştuk:

    ‘KATAR’A GİRİŞİLEN HAMLE BEKLENİLDİĞİ GİBİ İLERLEMEDİ’

    Hasan Sivri, Suriye’nin içine sokulduğu krizden zaferle çıkmasının, Körfez’de rafa kalkmış gerginlikleri tekrar ortaya çıkardığını vurguladı. Sivri’ye göre Katar’a karşı girişilen hamlelerin de beklenildiği gibi gitmemesi son gelişmelerde etkili:

    “Körfez krizi ve bu krizin getirdiği bazı değişimler, dönüşümler söz konusu. Tabii ki Körfez'de yer alan emirlikler, krallıklar, ülkeler arasında çok önceden beri var olan gerginlikler vardı. Arap Baharı ile birlikte bu gerginlikler Suriye'de bir müttefiklik gerektirdiği için ertelenmişti. Fakat Suriye'nin bu krizden zaferle çıkması, İran'ın hem Irak'ta hem Suriye'de hem Lübnan'da kendi hegemonyasını, gücünü arttırması ertelenmiş krizleri birden Körfez'e taşıdı. Bunlardan en önemlisi tarih boyunca birkaç defa ortaya çıkmış olan bu İhvan-Müslüman Kardeşler, bir ılımlı İslam mevzusudur. Hem Emirlikler hem Suudi Arabistan İhvan'ın kendi içlerinde bir tehlike olduğunu ve kendilerine yönelebileceğini iddia eder durumdalar. İhvan'ı terörist ilan ettiler, Katar'ı izole ettiler, Mısır, Bahreyn ve Emirlikler ve Suudi Arabistan hep beraber bir ittifak oluşturarak Katar'a karşı bir izolasyon hamlesine giriştiler. Ama bu hamle bekledikleri gibi ilerlemedi. Katar'ın bazı manevraları oldu. Bu krizden yararlanmak isteyen İran'ın bölgeye girişi ve Katar'ı 'kurtaran' bir rolü oldu. Aynı şekilde Türkiye'nin de Katar'ın elinden tutarak, Katar'a askeri üs kurarak, Katar'ı koruyan bir pozisyonu oldu. Hatta iddiaya göre geçen haftalarda Katar Emiri Temim'e yönelik bir askeri darbeyi ya da darbeyi Türk askerlerinin engellediğine dair bir söylenti var.”

    ‘SEVAKİN ADASININ TÜRKİYE’YE TAHSİSİ KARŞI HAMLE’

    Sivri’ye göre Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsisiyle buradaki ilişkinin askeri antlaşmaya evirilebileceğinin işaret edilmesi Suudilerin bölgede söz sahibi ‘abi’ olma planlarını bozan ve onun bu iddiasında yanında duran bloğa karşı yapılmış bir hamle:

    “Bütün bu krizlerin sonucunda bugün Sudan'daki hamleyi okuyabiliriz. Burada yine Türkiye'nin ve Katar'ın Suudi Arabistan ve diğer müttefiklerine karşı bir hamlesi söz konusu oldu diyebiliriz. Bu hamleyi Suudi Arabistan ve müttefiklerinin beklemediklerini görebiliyoruz. Tepkilerinin bu derece zayıf olması ilk bağlamda buna dayandırılabilir. Cidde kentine bakan Sevakin Adası’nın Türkiye'ye tahsis edilmesini ve bunun sadece turizm amacıyla değil, Çavuşoğlu'nun ve Sudanlı yetkililerinin de söylediği gibi ileriki zamanlarda askeri bir anlaşmaya evirilebileceğini işaret etmeleri Suudileri korkutuyor. Hem Katar'da Türk askerinin olması diğer taraftan diğer eksende de yine Katar'ın yanında bulunan bir askeri üssün yer alması Suudi Arabistan'ın bütün planlarını, hem Körfez'deki hem bölgedeki mutlak güç ya da söz sahibi abi olma planlarını bozan bir mevzu.”

    ‘TÜRKİYE’NİN HAMLELERİ SUUDİLERİN ETKİ ALANI DIŞINDAKİ ÜLKELERDE DE TEHDİT OLARAK ALGILANMAYA BAŞLANDI’

    Suudi Arabistan’ın son yıllarda politikasında yapmaya çalıştığı değişiklikleri içerde halkına anlatırken Türkiye ‘tehdidi’ argümanını kullandığı yorumunu yapan Sivri’ye göre Türkiye’nin hamleleri Suud etki alanı dışındaki Arap ülkelerinde de tehdit olarak algılanmaya başladı:

    “Baktığımız zaman Suudi Arabistan'ın bunu kendi iç kamuoyunda —nasıl ki bizim Türkiye'de Kudüs ve belli meseleler kamuoyunda bir araç olarak kullanılıyorsa- konsolidasyon sağlayabilmek için kullandığını görüyoruz. Aynı şekilde Suudi Arabistan bunu özellikle son üç yıldır güvenlik ve siyasi alanda yeniden konumlanışını halkına anlatırken kullanıyor. ‘Osmanlı tehlikesi geri geliyor, Türkler bizi doğudan-batıdan kuşatmaya çalışıyor, İranlılarla, Şii kemeriyle çalışıyorlar’ şeklinde yeniden yorumlamalarla halklarına üç yıldır içinde bulundukları değişim ve dönüşümleri anlatmak istiyorlar. Haklılık payı var mı, yok mu, bu tartışılabilir. Türkiye'nin başarısızlıklarını, sonuç getirmeyen hamlelerini ve stratejik bir uzun vadeli plan üzerine inşa edilmeyen politikalarını Arap baharında da gördük. Dolayısıyla bugün Türkiye'nin Afrika'da Katar ile bu şekilde hızlıca girilen ve birden bire el-Beşir ile birlikte Sevakin Adasında turizm ve askeri anlaşmalar üzerinden Arabistan'a karşı hamleleri uzun vadede çok bir şey getirebilir mi bilmiyorum. Çünkü şu anda Suudi Arabistan'ın ekseninde olmayan Araplar dâhil Arap ülkeleri, Türkiye’nin bu hamlelerini Arap ulusal güvenliğine bir tehdit olarak algılamaya başladı. Buna izin vermeyeceklerdir diye düşünüyorum. Bildiğimiz gibi bu hikâye Türkiye'de farklı şekilde anlatılsa da,  Arap tarafında Osmanlı ve 1900'lerdeki süreç farklı bir şekilde anlatılıyor. Buradaki gerçekler tarihçilerin işi ama oradaki Araplarda, Osmanlı ve Türkiye algısı çok olumsuz bir algı. Dolayısıyla şu anda Suudiler özellikle son üç yıldaki hem siyasi hem güvenlik alanındaki bütün o değişim politikalarını halklarına anlatırken bunu da güçlü bir araç olarak kullanıyorlar. Türkiye Sevakin Adasına kadar geldi denilip burada Osmanlı'dan kalan izlerden, Sultan Selim’den bahsediliyor. Bunlara karşı, bu tehlikeye karşı biz politikalarımızda içte ve dışta iktidarımızı güçlendirecek hamlelerle birlikte İhvan terörizmine karşı hamlelerde bulunalım şeklinde bir söylem dillendirilip, kullanılıyor. Fakat ben bu tehlikenin çok bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum.”

    ‘TÜRKİYE KAYBETTİĞİ MANEVRA ALANINI YENİDEN KAZANMAYA ÇALIŞIYOR’

    Uzun vade Katar’ın komşusu ve ‘abisi’ Suudi Arabistan’ı tercih edeceğini düşünen Sivri, Türkiye’nin şu an bu çelişkilerden yararlanarak yeniden manevra alanı kazanmaya çalıştığını fakat uzun vadede Türkiye’nin bu bağlamda rolü kalmayacağını dile getirdi:

    “Arap Baharı sürecinde Türkiye'nin dış politikasının nereye kadar geldiğini bugün Türkiye'nin dış politikasını izleyerek görebiliyoruz. Sevakin Adasında bir inşa süreci yıllardır Katar'ın Sudan'a teklif götürdüğü bir mevzu. Bunu bugün Türkiye üzerinden yapmaya çalıştı Katar. Önümüzdeki yıllarda, önümüzdeki süreçte Körfez ülkeleri yeniden eski düzeylerine, eski ilişkilerine döndükleri anda Türkiye'nin hiçbir rolü olmayacak o tarafta. Bugün geçmişteki Katar'ın pozisyonlarına baktığımızda, öncelik olarak 'abisi' Suudi Arabistan'ı tercih edeceğini biliyoruz. Sonuçta komşusu olan, bölgede olan ve Körfez İşbirliği Konseyi'nde de yer alan bir  'abi' söz konusu. Dolayısıyla Türkiye'nin şu anda uzun vadede stratejik olarak bir tehlike yaratacağını düşünmüyorum fakat Türkiye de bundan yararlanmaya çalışıyor. Hem arabulucu rolüyle Körfez'de bir rol edinmeye çalışırken hem de kaybettiği o manevra alanını Afrika ülkelerindeki ziyaretleriyle ve Afrika ülkeleriyle yeniden geliştirdiği politikalarla, anlaşmalarla yeniden kazanmaya çalıştığını düşünüyorum.”

    ‘CEPHELERİN ÇOKLUĞU SEVAKİN TEPKİSİNİN ZAYIFLIĞINA YOL AÇTI’

    Sivri, Suudi Arabistan’ın iç ve dışta sıkıştığı birçok cephe olduğunu özellikle İran’a karşı bir dış politika kurgulamaya çalıştığına vurgu yapıp Sevakin adası konusunda Suudilerin çok tepki göstermemesi konusunda ‘Bu cephelerin çokluğu ve karmaşıklığı Suudi Arabistan'ın ilk reaksiyonun zayıf olmasının nedenlerinden biri olarak da görülebilir’ şeklinde konuştu:

    “Söylemlerde özellikle ‘İran tehlikesi’ mevzusu da var. Türkiye ve İran'ın Arap coğrafyasında var oluşu üzerine özellikle son süreçte BAE Dışişleri Bakanının sosyal medya paylaşımı ile bu kriz tekrar konuşulmaya başlandı. Özellikle vurgular Arap ulusal güvenliğinin bir tehlike altında olduğu ve bu tehlikenin özellikle İhvan üzerinden bölgede hareket etmeye çalışan 'Yeni Osmanlıcılık' tehlikesi ve aynı zamanda yine İhvan üzerinden Katar ile geliştirdiği iş birliğiyle burada yer edinmeye çalışan İran tehlikesi üzerine. Daha çok İran tehlikesi üzerinde durulurken ve Suudi Arabistan bunun üzerine bir dış politika inşa ederken —İsrail ile ilişkileriyle, Trump'la geliştirdiği anlaşmalarla- şu an Türkiye'nin de tehlike arz ettiğini söylemeye başladılar. Bunun üzerine biraz daha Arap vurgusunun öne çıkmaya başladığını görüyoruz buradan. Diğer mevzu da Emirlikler (Abu dabi-Riyad) ekseni ile Katar-Türkiye ekseninin çatışması. Bu durumun Körfez'den diğer tarafa, Afrika tarafına taşınması ile birlikte başka mevzular da tartışılmaya başlandı. Uzun süre önce yaptırımlar ve ambargolar altında kalan el-Beşir'e o zamanlar bir tek Suudi Arabistan yardım elini uzatmıştı. Şimdi Suudiler bunu da hatırlatmaya başladı ve bu Türkiye'nin Katar ile birlikte İhvan üzerinden geliştirdiği bu hamleyi eski ilişkiler üzerinden ve her zaman yapageldikleri gibi Sudan'ı yeniden para ve ilişkiler üzerinden tehdit etmeye başlayarak karşısında durmaya başlıyorlar. Fakat tüm bunları yaparken bir 'Araplık' vurgusu ve Arap ulusal güvenliğinin tehlike altında olduğuna dair bir vurgu var. Bu vurguyu yaparken de alt başlıklar halinde hem İran'ın mezhebine yönelik, Şii mezhebinin tehlikesi, hem de aslında terörizm ile ilişkilendirdikleri İhvan'ın Müslümanlar ve İslam'a zararlarına vurgu yaparak bunları hedefe koyuyorlar. Suudi Arabistan'da yeni neslin, nüfusun çoğunluğunu oluşturan gençlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan genç bir veliaht söz konusu.  ABD ile geliştirilen ilişkiler ve Trump'a terörizm ile mücadelede verilen sözlerle birlikte modernleşmeye çalışan, ılımlı İslam mesajları veren ve kendi içerisinde Vahhabilik ve Vahhabi kurumuyla bir çatışma halinde olunmaya başlandı. Muhammed Bin Selman, iç cephelerle birlikte dışta da Araplık vurgusu üzerinden —her zaman Arap milliyetçileriyle çatışma içinde olan bir ülke Suudi Arabistan-  hem İhvan üzerinden bölgede yer edinmeye çalışan Osmanlıcılara hem de Şii İran'a karşı bir politika geliştirmek durumunda. Dolayısıyla şu an cepheleri hem içte hem dışta çok fazla. Bu cephelerin çokluğu ve karmaşıklığı Suudi Arabistan'ın ilk reaksiyonun zayıf olmasının nedenlerinden biri olarak da görülebilir.”

    ‘MISIR ARAPLIK VURGUSUYLA SEVAKİN’DE SERT TEPKİ GELİŞTİRDİ’

    Sivri, Mısır’ın Sevakin Adasının Türkiye’ye tahsisi konusuna Araplık vurgusuyla ve ulusal güvenliğine tehdit oluşturacağı söylemi üzerinden sert bir tepki geliştirdiği yorumunu yaptı:

    “Mısır’ın Suudi Arabistan’dan çok daha sert tepkileri olduğunu görüyoruz. Mısır biraz daha fazla Arap milliyetçiliği üzerinden vurgularını yapıyor. İhvan’a ve Mursi’ye karşı olan süreçte de bu argümanlarını hep kullandı. Şu an daha güçlü bir şekilde özellikle Türkiye’nin ‘rabia pozisyonu’ almasıyla birlikte Mısır’da bu mevzu çok daha açık ve vurgulu şekilde konuşuluyor. Mısır’ın şu an Emirlikler ve Suudi Arabistan ile özellikle Mursi’den sonra geliştirdiği ilişkiler, Mısır’ı verdikleri destekten dolayı Riyad-Abu Dabi eksenine biraz mecbur bırakmış durumda ve onlarla hareket ediyor. Burada bir çelişki var, tarihsel çelişki var. Abu Dabi-Riyad ekseni ile Mısır arasında çok ciddi çelişkiler var. Fakat iki eksen de ortak düşmanlar üzerinden hareket ediyor. Bunlardan birisi Katar-İhvan üzerinden yer edinmiş Mısır’da. Yine Libya üzerinden Mısır’ı kuşatmaya çalışan ve Mısır’daki terör olaylarının Mısır tarafından ilişkilendirildiği Katar’ı görüyoruz. Dolayısıyla Mısır, Arap milliyetçiliği üzerinden güçlü bir vurguyla bu hamleye karşı sert bir söylem geliştirmiş. Ondan hemen önce İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul toplantısından sonra Mısırlılar, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi dair önemli mesajlar verdi. Fakat bu hamle çok beklenilen bir hamle değildi hem Suudiler hem Mısır açısından. Burada Mısır, mecbur olduğu Riyad-Abu Dabi ekseninin yakınında daha güçlü bir Araplık vurgusuyla bu hamlenin tehlikelerinden ve Arap ulusal güvenliğine tehditlerinden söz ediyor. Sevakin adasının bulunduğu konum itibariyle hem Mısır hem Suudi Arabistan açısından ileriki dönemlerde çok ciddi tehlikeler yaratacağını ve hemen bu tehlikenin izole edilmesini söylüyor. Ayrıca Mısır, Suudi Arabistan’dan farklı olarak ulusal güvenlik çemberlerinin içerisinde yer aldığı söylenen bu hamlenin bertaraf edilmesi gerektiğini çok sert bir biçimde dile getiriyor.”

    ‘ÇELİŞKİLERDEN YARARLANAN İRAN EN KAZANÇLI TARAF’

    Hasan Sivri son olarak İran’ın son süreçte bölgedeki ülkeler arasındaki çelişkilerden yararlanarak ve akılcı bir diplomasi yürüterek kazanımlar sağladığını dile getirdi ve Yemen konusunda da bir kazanım elde edeceği tahmininde bulundu:

    “Net olarak baktığımızda İran’ın kazanımları saymakla bitmiyor gerçekten. Özellikle Suriye’de tüm Mısır’la, Suudi Arabistan’la, Türkiye ve ABD’nin birlikte hareket ettikleri bir dönemde, İran’ın o zor şartlarda kuşatılmış ve manevra alanının yok edilmeye çalışıldığı dönemden ‘zaferle’ çıktığını görüyoruz. Özellikle Irak, Suriye ve Lübnan’da böyle oldu. İran bu kazanımların ötesinde buradaki çelişkilerden de yararlanmaya çalışıyor. Özellikle Katar üzerinden şu an Körfez’de yer aldı. Hem geliştirdiği ekonomik ilişkiler şu an Sudan hamlesinde gördüğümüz üzere askeri mevzular konusunda şu anda ilan edilmeyecek bazı anlaşmaların da söz konusu olduğunu Sudan’daki bazı yetkililer dile getirdi. Dolayısıyla İran buradan bunun da ötesinde şu an artık elindeki en büyük kozlardan birisi olarak Yemen krizini çözmeye çalışıyor. İddiaya göre de İran yine Katar ve Türkiye üzerinden Emirlikler ile Riyad’ın son hamlelerinin önüne geçmeye çalışıyor. İran buradaki ilişkileri üzerinden Yemen’de bir kazanım elde etmeye çalışıyor. Dolayısıyla en kazançlı tarafın İran olduğunu, hem Suriye ve Lübnan’da edindiği pozisyonla hem de Filistin direnişindeki gruplar ile geliştirdiği ilişkiler ile kendi konumunu Kudüs kararı ile daha da güçlendirdiğini görüyoruz. Ayrıca İran’ın bölgedeki çelişkiler üzerinden eski müttefikler Türkiye-Mısır ve birbirine giren Körfez ülkeleri çelişkilerinden yararlanarak Yemen krizini de çözmeye yönelik bir adım attığını görüyoruz. Bunu her zaman söylediğimiz gibi akıllıca hamlelerle ve diplomasi ile yapıyor. İran’ın buradan da kazançlı çıkacak bir yola doğru gittiğini görüyoruz. Çünkü Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın hamlesine karşılık İran’ın tehlikesini de göz önünde bulunduruyor. Buradan bazı tarihlerde verebiliriz. Yemen’deki mevzuda İran’ın lehine olabilecek bazı çekilmeler ya da geri adımlar olabilir. Çünkü Suudi Arabistan zayıf bir reaksiyon verdi ve Türkiye’ye de yapacağı ziyaretlerde bu mevzuyu çözmek isteyecektir. Bu mevzu çözülürken İran’ın alacağı pozisyon biraz önce söylediğimiz gibi çelişkilerden yararlanmak ve Yemen’de bir kazanım elde etmek olacaktır.”

    Etiketler:
    Hasan Sivri, Yemen, Katar, Suudi Arabistan, İran, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın