07:52 22 Şubat 2018
Ankara+ 14°C
İstanbul+ 8°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Astana sürecini baltalamak için ABD'nin yeni savaşa ihtiyacı var'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 30

    Alptekin Dursunoğlu’na göre Türkiye’nin ABD’nin bile umursamadığı Afrin’e saldırmasının hiçbir mantığı yokken, ABD’nin bu konuda engelleyici bir tavrı olmadı. Dursunoğlu, bölgede şu anda yaşadığımız sürecin ABD’nin yeni bir savaşa ihtiyaç duymasından kaynaklandığı yorumunu yaptı.

    Türk Silahlı Kuvvetleri, özel kuvvetler eşliğinde ÖSO gruplarıyla Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik operasyonuna girişirken, dünya Türkiye’nin hamlesini tartışıyor. ‘Ulusal güvenlik tehdidinden’ hareket eden Ankara, Afrin’de YPG’yi vuruyor. Suriyeli Kürtler operasyon yüzünden Rusya’yı suçlarken, ABD yönetimine eleştiriden kaçınmaları dikkat çekiyor. Operasyon vesilesiyle Suriye’de askeri işgalini kalıcılaştırma kararı almış ABD’nin olası tutumu ile Türkiye’nin hedefleri yoğun tartışmalara yol açıyor.

    Operasyon etrafında bütün tarafların pozisyonlarını Yakın Doğu Haber internet sitesi kurucusu, araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘SURİYE ORDUSU VE MÜTTEFİKLERİ KAZANIRKEN..’

    Alptekin Dursunoğlu, ABD’nin Suriye ile ilgili olası planları ve Türkiye’nin Afrin operasyonunun anlaşılması için savaşta gelinen aşamayı idrak etmenin önemli olduğu görüşünde. Rusya’nın Suriye sahasına müdahil olduğu 2015 Eylül’üyle birlikte vekalet savaşının ABD ve müttefiklerinden Suriye ordusu ve müttefiklerinin lehine döndüğünü anımsatan Dursunoğlu, bugünkü gelişmelerin de bunun tersine çevrilmesi çabası olduğu ve Suriye’yi yeni bir savaş sürecine sokma riski taşıdığı görüşünde:

    “Suriye’nin yeni bir savaş sürecine sokulabileceği yorumuna katılıyorum. Böyle bir ihtimalin olduğuna ve atılan adımların bu yönde olduğunu söylemek mümkün. Burada baş aktör ABD. 18 Ağustos 2011'de ABD yeni bir Suriye stratejisi açıkladı. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a çekilme çağrısı yaptı ve ondan sonra bilindiği gibi 2013 yılına kadar Suriye'de yönetimi devirebilmek için bütün bölgesel müttefikleriyle birlikte bir vekalet savaşı başlatıldı. Suriye ordusu ve müttefikleri 2015 yılının 30 eylülünden sonra sahadaki şartları tamamen ABD ve müttefiklerinin aleyhine çevirdi. ABD ve müttefikleri bir yandan sürdürdükleri vekalet savaşında vekil güçlerinin kontrolünü kaybettiler, bundan dolayı savaşı sürdürebilecek durumları kalmadı. Bu yüzden de kendi vekil güçlerine karşı bir anlamda 'terörle mücadele' adı altında savaş başlatmak zorunda kaldılar. Yani 2014 Haziran'ından bu yana ABD ve müttefiklerinin terörle mücadele adı altında Suriye'de verdiği bir savaş söz konusu. Halbuki aynı ABD ve müttefikleri Eylül 2014 öncesinde Suriye Dostları Grubu olarak Suriye'ye karşı vekalet savaşını yürüten uluslararası çevreleri oluşturuyorlardı. Yani Suriye Dostlar Grubu'nun IŞİD karşıtı koalisyona dönüşmesi ABD'nin Suriye stratejisindeki değişikliği gösteriyordu. Yani Suriye'ye karşı uyguladıkları vekalet savaşının kontrolünü kaybettikleri için, bu vekilleri yeniden kontrol altına alabilme veya kontrol dışına çıkanları da yok etme süreciydi. Şimdi 2015'den itibaren Suriye Ordusu ve müttefikleri sahayı temizliyor ve çok bariz bir şekilde askeri denge Suriye Ordusu ve müttefiklerinin lehine doğru gelişiyor.”

    ’ABD’NİN YENİ BİR SAVAŞA İHTİYACI VAR’

    ABD’nin 2014 yılından bu yana Suriye’de bulunma bahanesi olan IŞİD’in ortadan kalkmasıyla yeni bir gerekçe bulmak zorunda olduğunu anımsatan Dursunoğlu’na göre Astana sürecini baltalamak için ABD’nin yeni bir savaşa ihtiyacı var ve yaşanılan süreç tam olarak bu:                    

    “Suriye'de ABD'nin 2014 yılının Eylül ayından bu yana Suriye'de bulunma gerekçesi şu: 'Ben teröre karşı mücadele ediyorum'. Normalde Irak'ta ABD'nin askeri yapısı yasal çünkü Bağdat'ın onayıyla Irak'ta bulunuyor ama Suriye'de ABD, Suriye hükümetiyle koordinasyona girmiyor. Bundan dolayı da Suriye'deki askeri varlığı ve rolü yasa dışı, uluslararası yasalar bakımından yasa dışı. Çünkü bilindiği gibi egemen bir devletin sınırları içerisine sizin asker sokabilmeniz için iki şart var: Ya o egemen devlet sizi çağıracak ve siz onunla iş birliği içerisinde oraya gideceksiniz ya da BM Güvenlik Konseyi’nden böyle bir karar çıkacak. Suriye'de ABD açısından bu ikisi de yok. Yani ABD'nin konumu ‘ben terörle savaşıyorum' diye yarattığı bir fiili durumdan ibarettir. ABD'nin o bahanesi IŞİD'in ortadan kalkmasıyla birlikte kayboluyor. Yani ABD yeni bir gerekçe bulmak zorunda Suriye'deki askeri varlığını sürdürebilmesi için. Bu gerekçeyi 14 Kasım 2017'de ABD Savunma Bakanı açıkladı; ‘ABD'nin razı olabileceği bir siyasal  anlaşma çıkmadığı sürece biz Suriye'den çekilmiyoruz' dedi.”

    ‘ABD’NİN RAZI OLACAĞI ÇÖZÜM PYD TEZLERİ’

    Dursunoğlu, ABD’nin razı olacağı siyasi çözüme baktıklarında ise PYD’nin tezlerinin karşımıza çıktığı görüşünde:

    “Ayrıntılarına girdiğimiz zaman, ABD'nin Suriye'deki müttefiklerinin tezlerini görüyoruz, yani PYD'nin tezlerini. PYD'nin o meşhur 'Demokratik Konfederalizm' tezini ABD bir şekilde Suriye'de çözümmüş gibi dayatmaya, sunmaya çalışıyor ve Suriye'de PYD güçleriyle ya da kendi oluşturdukları, verdikleri isimle Suriye Demokratik Güçleri adı altındaki güçle bir vekil devletçik yarattılar. Bu vekil devletçikle, Suriye'nin geleceğine dair öngördükleri çözümü dayatabilmek için Suriye'de yeni bir bahaneye ihtiyaçları var. PYD ile ilişkileri, Kürtlerle olan ilişkileri, ABD'nin Türkiye'yle olan ilişkisini bozduğu için Şam ve Rusya'nın, Türkiye ve İran'ın da katıldığı Astana Süreci'nin oluşturmaya çalıştığı çözümü bir anlamda baltalamak için ABD'nin yeni bir savaşa, yeni bir düzenlemeye ihtiyacı var.”

    ‘ABD ÇOK BARİZ VEKİL DEVLETÇİK KURUYOR’

    “Türkiye ABD’den aldığı cesaret ve Rusya’dan aldığı izinle Afrin’e girdi” diyen Dursunoğlu’na göre Türkiye’nin Afrin’e operasyonu ansızın olmadı:

    “Türkiye'nin Afrin'e operasyon yapması, her ne kadar Türkiye'de 'bir gece ansızın' deniliyorsa da ansızın olmadı. Aylardır davul zurna çala çala olan bir süreç bu. ABD 'evet bunu yapabilirsiniz' mesajını da verdi Türkiye'ye. Yani ABD'nin Afrin'e operasyon konusunda Türkiye'yi engelleyici bir tutumu olmadı. Türkiye zaten ondan aldığı cesaretle Afrin'e gitti. Yani ABD'den aldığı cesaret ve Rusya'dan aldığı izinle şu anda Afrin'de. Bunu şundan hareketle söylüyorum, ABD'nin PYD/YPG ve Suriye Demokratik Güçleri'yle kurmak istediği oyun Fırat'ın batısında değil, kurmak istedikleri oyun Fırat'ın doğusunda. Dikkat edersek —gerçi sonradan Pentagon çark etti ama- o ‘Sınır Güvenlik Gücü’ adı altındaki 30 bin kişilik orduyla ABD bir sınır tayin etti, yani bu ordu nereyi koruyacak? Türkiye sınırı, Irak sınırı ve Fırat havzası, bu demek yani Suriye sınırı demek. Yani Suriye'ye Türkiye'ye ve Irak'a karşı koruyacağı bir alan bu. Yani ABD'nin vekil devletçiği. ABD'yi ilgilendiren taraf burası. Bu açıdan Türkiye’nin Afrin’i hedef almasına da çok anlam veremiyorum. ABD'nin Suriye'nin toprak bütünlüğünü garanti eden bir çözüme ulaşmasını istemediği çok açık. ABD bu oyunu bozmaya çalışıyor yani Astana'da Suriye'nin toprak bütünlüğünü garanti eden bir çözüm üretiliyor. Bu çözümün parçası olarak Türkiye de var. Yani İran, Rusya, Türkiye, Şam Suriye'nin toprak bütünlüğünü garanti eden bir çözüm yaratmaya çalışıyor ve bunun zemini döşeniyor. ABD bunu sabote etmeye çalışıyor. Bunu yaparken çok bariz bir şekilde bir vekil devletçik kuruyor orda.”

    ‘AFRİN’İN HEDEF ALINMASININ HİÇBİR MANTIĞI YOK’

    Türkiye’nin ‘ABD’nin oyununa izin vermiyorum’ diyerek Fırat’ın doğusuna saldırmasının kendi mantığıyla uyuşabileceğini fakat Afrin’in hedef alınmasının hiçbir mantığı olmadığını belirten Dursunoğlu’na göre YPG, Şam ile irtibatlarında Afrin’e çevresini Suriye ordusuna devredilmesi teklifini ABD’ye çok güvendiği için kabul etmedi:

    “Şimdi Afrin'in hedef alınmasının hiçbir mantığı yok. Eğer Türkiye bir ABD oyunu bozacaksa burada mesela diyelim ki Kobane'nin hedef alınması ya da Cezire Kantonu'nun hedef alınması mantıklı olabilir. Yani kendi devlet aklıyla 'ben buraya girerek, ABD'nin vekil devletçiğini yok ediyorum, ABD'nin bu oyununa izin vermiyorum' demesi anlaşılabilir ama Afrin'in hedef alınmasının anlaşılabilir bir tarafı yok ki. ABD de tam olarak bunu söylüyor; 'Afrin beni ilgilendirmez, benim operasyon alanımda değil' diyor. Şimdi Kürtlerin Şam'ı ve Rusya'yı suçlaması da çok anlamlı değil. Şundan dolayı, yani gelen haberlere baktığımızda Kürtler, PYD/YPG tarafı Şam ile direk bir irtibat kurabilmiş. Bunu kendileri söylüyorlar. Bu görüşmelerde Şam aynı zamanda da Rusya, YPG’nin Afrin'in merkezinde kalması ama çevresinin Suriye Ordusu'na bırakılmasını teklif etmiş. Şimdi böylesine bir şey kabul edilseydi eğer Türkiye o zaman Suriye'ye saldırmış olacaktı. Dolayısıyla Afrin korunaklı kalmış olacaktı. Bunu reddeden YPG tarafı yani Kürtler. Bunu reddetmesinde de ABD'ye duydukları o 'sonsuz güven' yer alıyor anlaşıldığı kadarıyla. Yani ABD'ye çok çok büyük bir güven duyuyorlar, ABD'nin izin vermeyeceğine inanıyorlardı.”

    ‘TÜRKİYE ABD’NİN BİLE UMURSAMADIĞI AFRİN’E SALDIRIYOR’

    Türkiye’nin söylemleri gereği Fırat’ın doğu kısmını sorun olarak görmesi gerektiğini söyleyen Dursunoğlu’na göre Türkiye şu an bu söylemlerle ilgisiz olarak ABD’nin bile umursamadığı İdlib’e saldırıyor:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Sırada Menbiç var ve Irak sınırına kadar temizleyeceğiz’ dedi. Eğer öyle bir şey söz konusu olursa Türkiye’nin Afrin’i alma tezleri bakımından son derece mantıklı bir iş yapılmış olur. Yani eğer Türkiye’nin tezleri şuysa: Suriye’nin toprak bütünlüğü benim beka sorunumdur, bu toprak bütünlüğü içerisinde çözüme kavuşması lazım deyip Türkiye bunu savunuyorsa aynen söylendiği gibi Fırat’ın doğusu kısmı sorundur. Çünkü ABD oradan proje üretmeye çalışıyor. Afrin’den değil. Afrin tarafında yani Fırat’ın batı tarafı herkes bilir ki Rusya ve Suriye ordusunun oyun alanı. Fırat’ın doğu tarafı da ABD’nin oyun alanı. Şimdi eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği şey gerçekleşirse şimdi şunu diyebiliriz: Türkiye kendi açısından, teziyle ve hedefi örtüşen bir politika izliyor. Fakat şu an için bunu söylemek zor ve imkânsız. Çünkü ABD’nin bile umursamadığı Afrin’e saldırıyor. Afrin’in PYD’den tamamen alındığını varsayalım burada hangi büyük tehdit ortadan kaldırılmış olacak sorusunun cevabı yok. Haritaya biraz bakan görür zaten, Kürtlerin Akdeniz’e geçebilmeleri için Hatay’ı ya da Lazkiye’yi almaları gerekiyor. Bu da imkânsız zaten.”

    ‘TÜRKİYE İDLİB KONUSUNDA ŞİKAYETLERİNİ KESTİ’

    Suriye ordusunun İdlib’e yönelecek olmasının çok önceden belli olduğunu ve bunun adım adım gerçekleştiğini dile getiren Dursunoğlu, Türkiye’nin Afrin operasyonu başlar başlamaz İdlib konusunda bütün şikayetlerini kestiğine dikkat çekti:

    “Afrin’e karşılık İdlib meselesi çok gerçekçi gelmiyor. İdlib yeni bir şey değil. Suriye ordusunun Deyr ez Zor’da, Ebu Kemal’daki işi biteceği zaman İdlib’e yöneleceği zaten söylenmişti. Bunu Rusya tarafı da söyledi. İdlib meselesi hemen Afrin’den bir gün önce başlayan bir şey değil. Suriye ordusu adım adım İdlib’e geldi. Burada Rusya tarafının Türkiye’nin tutumunu kolaylaştırması bakımından Afrin’e onay vermesi senaryosu ise mantıklı. Türkiye’ye Afrin’e girme karşısında İdlib’teki feryat-figanını veya itirazlarını düşürmesi sağlanmış oldu. Gerçekten de bakıldığı zaman Rusya ve İran büyükelçilerini Dışişlerine çağıran Türkiye, Afrin operasyonu başlar başlamaz İdlib ile ilgili bütün şikayetlerini kesti. Bu şöyle bir şey gösteriyor demek ki Rusya Türkiye’yi bu anlamda İdlib konusunda sesi kesmek için Afrin’e göz yumdu. Bu düşünülebilir. Ama bu şu demek değildir Rusya, Türkiye’ye Afrin’i verdi oradan da İdlib’i alacak. Türkiye’nin Suriye içerisinde Rusya ya da diğerleri ile öyle toprak pazarlığı yapacak kadar gücü yok. Sonuçta TSK hem Fırat Kalkanı itibariyle hem de Afrin’deki operasyon itibariyle Rusya’nın onayı dahilinde faaliyet gösterebiliyor.”

    ‘ŞAM’IN AFRİN’E SAHİP ÇIKMASI ŞAŞIRTICI DEĞİL’

    Alptekin Dursunoğlu son olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasıyla beraber ulusal egemenliği içinde bir çözüm bulmak istediğini ve bu yüzden hiçbir toprak vazgeçmediğini söyleyerek bu bağlamda Afrin’e sahip çıkmasının şaşırtıcı olmadığını belirtti:

    “Suriye’de sonuçta farklı silahlı gruplar ülkenin çeşitli yerlerini ele geçirmiş olsalar bile doğal olarak Suriye devleti, devlet aklıyla oralardan vazgeçmiş değil ki, yani oraları bir takım silahlı grupların ele geçirdiği ama kendi toprağı olarak görüyor. Kendi egemenlik alanındaki yerler olarak görüyor. Dolayısıyla orada ABD ile iş birliği yaptığı için hain diye suçlanan YPG’nin varlığı olsa bile sonuçta orası Suriye toprağı olarak görülüyor ve halk düzeyinde bakılıyor. YPG’nin örgütsel olarak varlığı sahiplenilmiyor elbette ama sonuçta Afrin’in Suriye toprağı olduğu açıklamalarını duyduk. Aynı şekilde Rakka’da da bunu duyuyorduk. Şam hiçbir zaman ne Rakka’dan ne de diğer yerlerden vazgeçmedi. Şam olaya şöyle bakıyor: Bunlar bir süreç, Suriye ordusu ve müttefikleri 2015’ten beri sahada gerçekten inanılmaz bir değişim yarattılar. Bu değişim eğer her şey yerinde giderse hızlı bir şekilde gider ama yavaş da gitse sonuçta mutlaka Suriye’nin toprak bütünlüğü korunacak ve ulusal egemenliği içinde çözüm bulunacak. En azından Şam’ın iddiası bu. Şam bunu istiyor. O açıdan da Afrin’e sahip çıkması benim için hiç şaşırtıcı değil.”

    Etiketler:
    Zeytin Dalı Harekatı, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Alptekin Dursunoğlu, Afrin, Suriye, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın