05:29 23 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Rusya'nın sabrının sınırı görülecektir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 60

    Rusya’nın Türkiy’yi Suriye’de yanında görmek istediğini belirten Aydın Sezer, Ankara’nın Esad’a yönelik tutumunun ABD stratejisiyle çok daha uyuştuğuna dikkat çekti. Tüm işaretlerin Moskova’nın uçağına son saldırıya dair henüz karar vermediğini gösterdiğini vurgulayan Sezer, Rusya’nın sabrının sınırının görüleceğini vurguladı.

    Geçtiğimiz hafta sonu Suriye'nin İdlib kentinde Rus savaş uçağı düşürülürken saldırıyı önce ÖSO gruplarından birisi ardından da eski adıyla El-Nusra yeni adıyla Fetih El Şam'ın içerisinde yer alan çatı örgüt Heyet Tahrir el Şam üstlendi. Rusya Federasyonu, saldırıyı düzenleyenleri karşı saldırıyla imha ederken, İdlib ve Afrin cepheleri yeniden hareketlenmiş görünüyor.

    Sahada yaşanan bu karmaşık olayların Suriye’deki gelişmeleri ve müttefiklik ilişkilerini nasıl etkileyeceğini siyaset bilimci ve yazar Aydın Sezer ile konuştuk.

    ‘SURİYE’DE SORUNUN ÖZÜNE TEKRAR DÖNÜLDÜ’

    Aydın Sezer, ABD ve müttefiklerinin Suriye krizinin en başında rejim değişikliği için çaba gösterdiklerini fakat ortaya çıkan IŞİD gerçeği ile birlikte bu hedefe ara verildiğini söylerken,, şimdi IŞİD ile mücadelede son safhaya geçilmesi ile birlikte sorunun özüne tekrar dönüldüğü görüşünde.

    “Suriye’de ‘iç savaş’ başladığında ABD öncülüğündeki ‘Batı cephesi’ —ki Türkiye de bu cephede önde gelen ülkelerden birisiydi- Esad’ın devrilmesi ve Suriye’de yeni bir rejimin kurulması yönünde çaba sarf ediyordu. Ancak daha sonra ortaya çıkan IŞİD gerçeği ile birlikte Suriye’deki iç savaşın nedenlerini gerektiren koşullar ötelendi ve IŞİD ile mücadele ön plana çıktı. Şimdi de IŞİD ile mücadelede son safhaya gelindiğini, tamamen yok edilmemiş olsa bile ciddi bir şekilde geriletildiğini söyleyebiliriz. Bu durumdan dolayı tekrar Suriye’de neden iç savaş çıkmıştı ve taraflar Suriye’de ne yapmaya çalışıyordu sorusuyla tekrar yüzleşmeye başladık. Yani IŞİD için verilen aradan sonra sorunun özüne tekrar dönülmüş oldu.’’

    ‘ASTANA TAMAMEN RUS DİPLOMASİNİN ÖNCÜLÜĞÜNDE’

    Sahada durum yeniden hareketlenmişken siyasi çözüm çabalarını anımsatan Sezer, Türkiye’deki yaygın kanaatin aksine Astana sürecinin tamamen Rus diplomasinin öncülüğünde ve onun çizdiği ana hatlarla yürütülmesine dikkat çekti:

    “Burada şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Rusya öncülüğünde Astana süreci ve ardından Soçi zirveleriyle ilgili olarak Türk kamuoyunda genellikle ve çoğunlukla İran, Rusya ve Türkiye’nin üçlü mutabakatıyla bu sürecin başlatıldığı ve bu sürecin böyle bugüne getirildiği yönünde bir kanı var. Yani üç taraf kendi özgün iradeleriyle oturup müzakere sonucu böyle bir yol haritası belirleyip Astana ve Soçi’ye ulaşmış gibi bir yanılsama var. Ben bu görüşe başından beri katılmıyorum. Astana süreci özellikle 20 Aralık’tan bu yana Rusya’nın yani Büyükelçi Karlov cinayetinden hemen bir gün sonra Moskova’da imzalanan mutabakat zaptıyla başladı. Rusya’nın kendi dış siyaseti açısından Suriye’de neyi öngörüyorsa ki bu Rusya Federasyonu Dış Politika konseptinin 93.maddesinin ‘kopyala-yapıştır’ usulüyle üç ülkenin imzaladığı mutabakat zaptına taşınmasından ibaretti. Zaten o mutabakat zaptının son maddesiyle Astana süreci başlıyordu. Dolayısıyla Astana süreci dediğimiz süreç tamamen Rus diplomasisinin öncülüğünde ve onun çizdiği ana hatlarıyla yürütülen bir süreçti.”

    ‘İDLİB’DE ADIMLAR RUSYA’NIN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE ATILMADI’

    İdlib’de Rusya’nın istediği şekilde adımların atılmadığını söyleyen Sezer, Rusya’nın Türkiye’den İdlib’de etki sahibi olduğu gruplar üzerinde ağırlığını koymasını ve sahada bunun net olarak görülmesini beklediğini anımsattı:

    “Bunun önemini şu açıdan vurguluyorum: Yine bu süreçle birlikte Mayıs 2017’den itibaren çatışmasızlık bölgeleri gündeme geldiğinde Türkiye’ye İdlib için verilen görev bir şekilde İdlib’in sorunsuz bir şekilde Şam’a devrine yönelikti. Burada El Bab’taki silahlı çatışma ya da Halep’teki gibi müzakere yolu olabilirdi. Türkiye’nin daha önce müttefik olduğu ABD ile birlikte eğittiği donattığı sahaya sürdüğü muhalif gruplar üzerindeki etkisini ve ilişkisini kullanarak İdlib’te ‘mümkün olduğu kadar az çatışmalı’ bir geçiş süreci öngörülüyordu. Ancak geçtiğimiz yaz ayları ve sonbaharda da İdlib’de adımlar maalesef Rusya’nın istediği şekilde atılmadı. Ekim 2017’de Putin’in ziyaretinde de konuşulan konuların başında İdlib’te Türkiye’nin atacağı adımların hızlandırılması geliyordu. Nitekim bir gün sonra Lavrov’un verdiği demeçte Türkiye ile bu konuda mutabakat sağlandı denildi. Ancak birkaç gün öncesine kadar hala İdlib’te Türkiye’nin kurmak durumunda olduğu gözetleme noktalarıyla ilgili sayıya ulaşılamadığı belirtiliyordu. Türkiye’nin kurabildiği gözetleme kuleleri Afrin’in hemen güneyindeki bölgeler. Dolayısıyla Rusya, İdlib’de Türkiye’nin etki sahibi olduğu muhalif gruplar üzerinde ağırlığının net olarak kullanmasını, bunun da sahada görülmesini bekliyordu.”

    ‘RUS MEDYASINDA TÜRKİYE HAKKINDA CİDDİ İMALARDA BULUNULDU’

    Suriye’de düşürülen son Rus uçağı olayıyla alakalı Rusya’daki medyada ilk günden beri Türkiye’yi ima eden ciddi yayınların olduğu dile getiren Sezer, ABD’nin saldırı sonrası yaptığı açıklamayla dikkati başka yöne çektiğini belirtti:

    “Bir sıkıntı da Hmeymim üssüne ve diğer noktalara yapılan saldırılarla yaşandı ve test edildi. Burada yine Rusya, Türkiye’ye yönelik eleştirilerde bulundu, Türkiye’nin sorumluluğundaki bölgelerden bu saldırı yönetildi dendi ve ABD ile ilgili iddialar da gündeme getirildi. Ama en sonunda Afrin operasyonu gerçekleşti ve Afrin’den sonra da düşen Rus uçağı olayı var. Düşen Rus uçağıyla ilgili, Rusya’daki medya ilk günden beri Türkiye’nin bu işle ilgili sorumluluğunu bir şekilde ima ediyor. Bunu ‘Türkiye desteklediği gruplar üzerinden yaptırdı, bunu yönetti’ şeklinde değil de ama bir şekilde Türkiye’nin kontrol ettiği bölgeden kaynaklanan bu tehdit ve saldırının bir anlamda sorumlularından bir tanesinin Türkiye olduğuna yönelik, özellikle Rusya’da hükümete yakın medyada ve köşe yazılarında ciddi imalar söz konusu. Ama yine Rusya’da bugün çıkan haberlerde de bunun Türkiye ile Rusya’nın arasının açmaya yönelik bir provokasyon olacağına yönelik de yorumlar var. Üçüncü taraflarca düzenlenen ya da kışkırtılan bir saldırı olabileceği yönünde de iddialar var. Ama ABD olaydan hemen sonra bu MANPAD’i biz vermedik şeklinde, sorumluluğu üstünden attığı gibi bir de Rusya’nın dikkatini saldırının farklı yönlerine çekti.”

    ‘TÜRKİYE’NİN YERİNE GETİREMEMEKLE SUÇLANDIĞI KONU HİÇ KOLAY DEĞİL’

    Bölgedeki karmaşık yapıya dikkat çeken Sezer, İdlib’de Türkiye’nin yerine getirememekle suçlandığı konunun kolay olmadığının altını çizerken Rus uçağının düşürülmesiyle ilgili Rusların henüz kesin bir kanıya varmadığını belirtti ve bu konuyla alakalı liderlerin hala temas kurmamasına vurgu yaptı:

    “Şimdi bölgede El Nusra yanlılarından IŞİD kalıntılarından, ÖSO’dan, İran yanlılarından, Hizbullah’tan, istihbarat örgütlerinden Kürtlere yani sahada onlarca yüzlerce farklı grup var. Her farklı grubun arkasında da bir anlamda bu grupların sponsoru olan hem istihbarat örgütleri hem de ülkeler var. İdlib ile ilgili Türkiye’den beklenen ve Türkiye’nin bir türlü yerine getirememekle suçlandığı konu Türkiye açısından aslında hiç kolay bir konu değil. Orada toplanan tüm gruplarla ilgili Türkiye’nin bölgeye yönelik kontrol sağlamasının ve bunun da bir an önce yapılmasının beklenmesi Türkiye’ye yönelik bir haksızlık. Bunun altını çizmek lazım. Fakat burada Türkiye’nin Kürtlerle, PYD ve PKK’ye yönelik itirazları ve mücadelesinden dolayı da Rusya başta olmak üzere birlikte hareket ettiklerimiz acaba Türkiye burada önceliği farklı gruplara mı veriyor, yani Afrin üzerinden PYD ve PKK’ya mı veriyor, Astana’da üstlendiği sorumluğu bir anlamda ağırdan mı alıyor, öteliyor mi gibisinden bir takım soru işaretleri var. Hiç kuşkusuz Rus istihbaratı da Rusya da bu bölgede Türkiye’nin ne kadar zor bir görev ile karşı karşıya olduğunun bilincinde olduğu için kendi istihbarat çalışmaları çerçevesinde bunu araştırıyordur. Bu nedenle Türkiye, Rusya tarafından resmi bir açıklama ile suçlanmadı ya da eleştirilmedi.

    ‘BU KEZ TELEFONDA GÖRÜŞÜLMEDİ’

    Aydın Sezer, bu çerçevede bu kez Moskova-Ankara hattında liderler düzeyinde telefon görüşmesinin ise gerçekleşmemiş olmasına dikkat çekti. Tüm işaretlerin Rusya’nın uçağına saldırı konusunda henüz karar vermemiş olduğunu gösterdiğini belirten Sezer, Rusya’nın sabrının sınırının da görüleceğinin altını çizdi:

    “Ama burada bir parantez açmak gerekiyor. İki lider arasında bir telefon görüşmesi de gerçekleşmedi. Beni asıl endişelendiren ya da kafamda soru işareti belirmesine neden olan olay bu. Çünkü aradan 2-3 gün geçti. Her konuda iki lider anında telefon diplomasisi gerçekleştirirken burada Rus uçağının düşmesiyle ilgili bir üzüntü bildirme, belki sorumluların araştırılıyor olması bağlamında bir telefon görüşmesi gerçekleşebilirdi. Bu şunu gösteriyor: Rusların bu konuda henüz kesin bir sonuca henüz varamadıkları anlamına geliyor. Tabii Rus medyasında hayatını kaybeden pilotla ilgili ve bedeniyle ilgili çalışmaların da yürütüldüğü ve Türkiye’den yardım beklenildiğine yönelik haberler var. Ancak geçenlerde Metehan Demir bir konuyu gündeme getirdi: Böyle bir durumda da Türkiye’nin yardımcı olması durumunda Türkiye’nin bölgede hala gruplarla ilişkisinin devam ettiğine yönelik bir kanıt da ortaya çıkması söz konusu. Son derece karmaşık bir durum var ortada. Ruslar nereye kadar sabredebilir ve bu sabrının sınırı nedir görülecek.”

    ‘RUSYA, TÜRKİYE’NİN SURİYE’DE YANINDA DURMASINI İSTİYOR’

    Rusya’nın, ABD’nin Suriye’deki planlarının farkında olduğunu belirten Sezer, Suriye’nin geleceğinin belirlendiği bu süreçte Rusya’nın Türkiye ve İran’ın müttefikliğine çok değer verdiğine vurgu yaptı:

    ’’Astana sürecinin kurulmasına yol açan mutabakatın sonuncu maddesi resmen IŞİD ile mücadele anlamında bir kararlılık belirtiliyor. Bu konuda hemfikiriz. Şimdi IŞİD sonrası Suriye’de yeni düzenin nasıl kurulacağına yönelik, yani en baştaki senaryoya dönüldüğünde Rusya burada somut süreçte İran ve Türkiye’nin müttefikliğine çok değer veriyor ve bunu kaybetmek istemiyor. Çünkü ABD’nin özellikle PYD ve PKK üzerinden hatta son zamanlarda daha önce ilişkide olduğu çeşitli grupların üzerinden tekrar devreye girdiğini biliyor. Örneğin geçenlerde medyada Fırat Kalkanında bizimle beraber yer alan Mutasım Tugaylarından Mustafa Secari’nin Washington’da Trump yönetimi ile görüşme yaptığı ve doğrudan yardımların kendilerine yönlendirilmesi durumunda PYD ve PKK’dan çok daha iyi bir şekilde Hizbullah ile savaşacaklarını belirttiğine yönelik bilgiler yayımlandı. Şimdi Rusya böyle bir noktada Türkiye’nin tekrar-bu ne kadar kolay olur bilmiyorum ama- taraf değiştirmesi konusunda çok kaygılı. Bu nedenle Türkiye’nin Suriye’de yanında olmasını istiyor. Ayrıca bir de iki ülke ilişkilerinde son bir buçuk yıldır Rusya lehine gelişen aşağı yukarı bütün başlıklarda olumlu havanın da devamına yönelik bir strateji izliyor. Bu nedenle de Türkiye’nin bazı taleplerine ya da ricalarına ‘olumlu’ yanıt veriyor (Afrin gibi). Rusya bunu ne kadar yürütebilir ya da ABD, Suriye konusunda ne kadar ileri gidebilir işte bu çok ciddi soru işaretlerini gündeme getiriyor.’’

    ‘ESAD’A YÖNELİK SÖZLER ABD STRATEJİSİYLE DAHA ÇOK UYUŞUYOR’

    Aydın Sezer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esad’a yönelik sözlerinin ABD stratejisiyle daha çok uyuştuğunu söyleyip, ‘yerli ve milli’ çıkarlar için Esad ile masaya oturmak gerektiğini belirtti:

    “Geçtiğimiz günlerde Prof. İlhan Uzgel, ‘ABD, Suriye’de kalıcı mı’ başlıklı ilginç bir yazı yazdı. Okunmasını öneririm. Orada da ABD’nin Suriye’deki mevcudiyetini salt Kürtleri PYD ve PKK’yı desteklemenin ötesi başka bağlantılarla ve unsurlarla da iş birliği geliştirerek sağlamaya çalıştığını söylüyor. Dolayısıyla da Suriye’de şu anda işler tekrar karıştı ama Türk tarafıyla ilgili temel beklentiler İdlib’te yoğunlaşmakla birlikte hatta Rusya bugün ya da yarın Erdoğan’ı Esad’ı masaya oturtacak söylemlerine rağmen Erdoğan’ın daha dün Esad’a yönelik sözleri ve Esad ile müzakere ile ilgili bakış açısını ortaya koyması açıkçası Suriye üzerinde ABD stratejisiyle çok daha örtüşür bir görüntü veriyor. Biz şimdi hakikaten Suriye’de öyle bir konumdayız ki Kürtlerle mücadele ediyoruz bu da bir anlamda Esad’a destek mi oluyoruz sorusunu ortaya çıkarıyor. ÖSO’ya alan açtığımız iddia ediliyor burada da Esad ve Rusya’ya karşı mücadele ediyormuşuz gibi görüntü var oluyor. Bir İran yayılmacılığı var. Yani Türkiye’nin, Suriye politikasında belirsizlikler bir tarafa bunun öncelik haline getirmesi ile ilgili bir yol haritası çizmemiz gerekiyor. Afrin’den sonra Menbiç’e ya da Fırat’ın doğusuna gideceğiz dememiz kuşkusuz Rusya’nın da Esad’ın da çıkarlarına hizmet anlamına geliyor. Onlar desteklerler ve bunu isterler. Tıpkı Afrin sürecinde Rusya’nın izin vermesi ve ABD’nin zımni olarak sesini çıkarmaması gibi olabilir. Dolayısıyla burada karmaşık ve belirsiz bir geleceğin beklendiğini söyleyebiliriz Türkiye açısından. Bu kadar farklı aktör ve başlıklarla bu işi Türkiye nasıl götürecek ben de merak ediyorum ve bu karar alma sürecinde olanların yerinde olmayı açıkçası hiç istemezdim. Ama şahsi görüşüm olarak şunu söyleyeyim: Türkiye’nin ‘yerli ve milli’ çıkarları için bizim derhal Esad ile masaya oturup hem aracıları hem iki tarafın elini rahatlatacak adımlar atmamız gerekiyor.”

    Etiketler:
    Aydın Sezer, İdlib, İran, Suriye, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın