03:43 22 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD, Suriye'nin bölünmesi hedefine uygun olarak Türkiye'ye tavizler verebilir'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 21

    Mehmet Yuva, Suriye Kürtlerinin, Rusya ve Şam’ın ikna çabasına rağmen ABD ile stratejik ortaklığı seçtiğini söylerken, ABD’nin işgali devamı için IŞİD bahanesinin yerini ‘Kürtleri korumanın’ alabileceğini belirtti. Yuva, ABD’nin Türkiye’ye bazı tavizler verebileceği görüşünde.

    ABD ordusu Suriye’nin Deyr ez Zor bölgesinde hem IŞİD hem SDG güçlerine karşı harekât başlatan Suriye ordusu ve müttefiki olan aşiretlere hava saldırısı düzenlerken, Afrin ve İdlib ile Suriye sahası yeniden hareketlenmiş durumda. ABD yönetimi uluslararası hukuka göre işgalci konumuna rağmen ‘savunma’ söylemiyle Suriye ordusunu vurmasının yanı sıra; İsrail’in güneyde, Türkiye’nin ise kuzeyde attığı adımlar tartışılıyor.

    Gelişmeleri Suriye-Türkiye Dostluk Komitesi Koordinatörü ve Şam Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Yuva ile konuştuk.

    ‘DEYR EZ ZOR ASKERİ OLARAK STRATEJİK BİR KONUMDA’

    Mehmet Yuva geçen hafta ABD’nin Suriye ordusu ve yerel güçleri hedef seçtiği saldırısının yapıldığı Deyr ez Zor bölgesinin hem enerji kaynakları hem de Irak sınırındaki askeri olarak stratejik konumu olduğunu vurguladı:

    “ABD ve Suriye ordusuna bağlı güçlerle çatışma yaşanan bölgenin stratejik ehemmiyetiyle ilgili olarak önce şunu söyleyelim: Bu bölge sadece zengin doğalgaz ve petrol yataklarına sahip bir bölge değil. Bu bölge sadece orayı kontrol eden PYD'nin, IŞİD'in önemli bir ekonomik getirim kaynağı ya da sadece meşru ve egemen Suriye devletinin ekonomik getirimini sağlayacak olan önemli bir ekonomik bölge değil. Bu bölge ayrıca askeri olarak çok stratejik ehemmiyeti olan bir bölge. Zira Irak-Suriye sınırında, sıfır noktasında. Irak'la Suriye'nin hudut bölgesidir. ABD'nin silah sevkiyatı o bölgeden yapılmaktadır yani Irak'ın kuzeyinden o bölge güzergâh olarak kullanılarak ABD hem personel hem de askeri sevkiyatını yapabilmektedir. Bu bölge aynı zamanda biliyorsunuz Fırat nehrinin sınır teşkil ettiği, şu an itibariyle hem Suriye karşıda yer alan ABD, YPG ve IŞİD kuvvetlerinin mevcut olduğu sınır hattı Fırat. Fırat'ın kontrol edilmesi, su kaynaklarının kontrol edilmesi demek. Bir başka önemli husus ise —bu gözden sürekli kaçıyor-  o bölgenin Deyr ez Zor eyaleti içerisinde yer alan en büyük sanayi bölgesi olması. Yani bu çatışmaların yoğun olarak yaşandığı bölgede bütün bu önemli unsurları hesaba katmak ve bu unsurlar üzerinden tahlil etmek gerekmektedir.”

    ‘YPG’NİN ABD İLE STRATEJİK ORTAKLIK ETTİĞİ GÖRÜLDÜ’

    Yuva’ya göre, Rusya’nın ve Suriye’nin ikna çabalarına rağmen YPG’nin ABD ile stratejik ortaklık yürütmesi, Rusya’nın bu çabalarının artık verimli olmadığı anlamına geldiği görüşünde. Yuva, buna paralel olarak ABD’nin de bölgeden çıkmama niyetinin görüldüğünü ekledi:

    “O bölge bazı çatışmalar olmasına rağmen genelde askeri kapışmaların, çatışmaların düşük yoğunluklu yaşandığı bir bölgeydi. Bunun iki önemli sebebi var. Bir, Rusya'nın ısrarla halen orada mevcut olan silahlı Kürt yapıları ABD'den uzak tutmak, koparmak, buna yönelik siyasi, aktif ikna çalışmalarının olmasıydı. Öbür taraftan Suriye'nin de aynı şekilde uzun bir süredir ikna çalışmaları sürdü. Özellikle oradaki birçok silahlı yapının genelde hukuken baktığımızda Suriye vatandaşı oldukları ve bunların bir şekilde tekrar devlete veya mevcut meşru orduya kazandırma çalışmaları yürütüldü. Fakat gelinen noktada sanırım bu çalışmaların artık çok verimli olmadığı PYD ve YPG'nin ABD ile stratejik bir ortaklık ve partnerlik teşkil ettiği görülmektedir. Zira hem onlara verilen çok nitelikli silahlar, bu yapıyı ordulaştırma çalışmaları, bunun yanı sıra da özellikle IŞİD'i ABD'nin YPG ile Suriye ordusu ve onunla birlikte hareket eden yerel, mahalli kuvvetlerin arasında tampon bölge olarak yerleştirmesi bütün bu çabaları boşa çıkarmakta. Zaten gelen açıklamalara da baktığımız zaman ABD'nin oradan çekilmek niyetinde olmadığı, bir işgalci kuvvet olarak varlığını sürdürmekte ısrar ettiği, o bölgeyi terk etmeyeceği, IŞİD bahanesini halen kullanmasına rağmen bir müddet sonra aslında orada Türkiye ve Suriye tarafından saldırıya maruz kalan Kürtleri koruma adına orada mevcut olduğunu iddia ederek, bu işgaline gerekçe üretecektir. Zira ABD’nin oradan topyekûn çıkması ve birlikte hareket ettiği kuvvetleri orada Suriye ordusuna, Türk ordusuna bırakması ABD'nin hem stratejik çıkarları hem ekonomik çıkarları hem de İsrail ile birlikte bölgeye ilişkin yürüttüğü projeleri rafa kaldırması demektir ve bu olduğu takdirde ABD'nin Ortadoğu'da çok ciddi bir yara ve darbe alması anlamına gelir. Bunun için ABD tüm imkanlarını seferber ederek, diplomasiyi de gündeme taşıyarak bunun olmamasına çalışacak.’’

    ‘ABD, SURİYE’NİN BÖLÜNMESİ HEDEFİNE UYGUN OLARAK TÜRKİYE’YE TAVİZLER VEREBİLİR'

    ABD’nin Suriye’deki stratejik hedefinin bölünme ve etnik-mezhepsel yapılara statüler kazandırılması olduğunu söyleyen Yuva’ya göre ABD bu hedefine uygun olarak Türkiye’ye tavizler verebilir:

    “Bildiğimiz gibi çok kısa bir zaman içinde ABD Dışişleri Bakanı ve yanında ulusal, askeri danışmanlarıyla beraber Türkiye'ye gelecek. Tüm bu çabalar aslında Türkiye'yi bir şekilde ikna etmeye yönelik olacaktır. Türkiye, İran, Rusya, Irak ve Suriye blokundan olabildiğince uzak tutmak ve Türkiye'ye Afrin olsun başka bölgeler olsun, İdlib olsun, Fırat'ın batısında kalan birçok bölgeyi hatta belki Menbiç'i de uzlaşma masasında öne sürerek, Türkiye'yi bir şekilde ikna ederek Türkiye'nin ABD'nin birlikte hareket ettiği YPG'nin Fırat'ın doğusunda kalmasına yönelik itirazlarını geri çekmesini ve en azından bunu dillendirmemesini sağlamaya çalışacaktır. Fakat tüm bu çabaların beyhude olduğunu söyleyebiliriz. Zira Rusya'nın da çabaları var, Türkiye'nin ABD ile yaşayacağı tavizler karşılığı anlaşmaya yönelik adımlar atması artık bu saatten sonra mümkün görünmemektedir. Zira artık Suriye'nin bölünmesi ya da bölünmemesi, bir bütün olarak kalması ya da kalmaması, bir bütün olarak kaldığı takdirde çevre ülkelerin de kendi ulusal, askeri ve güvenlik stratejilerine uygun düşeceği, bir bütün olarak kalmadığı zaman Türkiye'ye bir bölgeyi vererek ABD'nin de bir bölgede kalarak Suriye'yi bu şekilde parçalaması İsrail'in de işine gelmektedir.

    ‘İSRAİL DE GÜNEYDE TAMPON BÖLGE KURMAK NİYETİNDE’

    Yuva Suriye’nin kuzeyinde ABD merkezli gelişmeler yaşanırken, güney hattında da İsrail’in tampon bölge tesis etme çabalarına şu sözlerle dikkat çekti:

    “Çok ilginçtir, bugün bahsi söz konusu olan ABD saldırısı olduğunda aynı zaman diliminde İsrail savaş uçaklarının ve top atışlarının yoğunlaştığını ve saldırıların mevcut olduğunu görmekteyiz. Zira İsrail'in de güney cephesinde ve işgal edilmiş Golan bölgesiyle Suriye devletinin kontrol ettiği bölge arasında bir güvenli tampon bölge kurmak niyetinde olduğu görünmektedir. Şimdi bütün bu tabloyu göz önünde bulundurarak, şu tahlili yapmamız mümkün: Suriye'nin İsrail, ABD tarafından kesinlikle bölünmesi, zayıf düşürülmesi, etnik-mezhepçi yapılanmalara devletçikler ya da farklı statüler kazandırılması ciddi bir stratejik hedeftir. Bu hedefe uygun olarak Türkiye'ye tavizler vererek, Suriye'nin bir bölgesini ona sunarak, birlikte hareket ettiğiniz muhalif grupları de oraya taşıyarak, o bölgede Fırat Kalkanı Operasyonu nihayetinde ortaya çıkan PTT'nin ve Türkiye'ye bağlı kurumların orada çalışır hale gelmesi, Suriyeli polislerin Türk polisi tarafından eğitilerek orada güvenliği sağlamaları ve bir nevi Türkiye'ye bağlı yeni bir kantonun ortaya çıkması, bütün bu arzulara Rusya'nın, İran'ın, Suriye'nin ve onlarla birlikte hareket eden muhalif kuvvetlerin olur demesi, onay vermesi mümkün değildir.’’

    ‘BÖLGEDEKİ GÜÇLERİN BİR ARAYA GELMESİ ABD’NİN VARLIK GÖSTERMESİNİ ENGELLER’

    Yuva, Türkiye tarafından ‘sınırları tehdit eden bir terör devletine izin vermeyeceğiz, bunu teşvik eden ABD’ye de gerekli cevap verilecektir’ beyanatlarının Rusya, İran ve Suriye’nin arzu ettikleriyle uyum içinde olduğunu söylese de bunun gereğinin yapılması gerektiğini anımsattı. Yuva bölgedeki güçlerin bir araya gelmesinin ABD’nin bölgede varlık göstermesini engelleyeceği görüşünü dile getirdi:

    “Eğer ‘Türkiye'nin sınırlarını tehdit eden bir terör devletine izin verilmeyecek, bunun arkasında duran ve bunu teşvik eden ABD'ye de gerekli cevap verilecektir’ açıklamaları yapılıyorsa, bu açıklamaların muhtevası Rusya, İran, Suriye ve Irak'ın arzu ettikleriyle uyum içindedir. Madem ki böyle bir uyum söz konusudur, madem ki dört devlet Suriye'nin toprak bütünlüğü, egemenliği, bağımsızlığı için mücadele ettiğini iddia etmektedir, madem ki oradaki terör yapılarına izin verilmeyecek denilmektedir, o zaman birlikte hareket ederek, bunları istişare ederek bu meseleye bir çözüm bulunması gerekmektedir. ABD'yi böyle bir savaşa zorlamadan, yani ABD hiç şüphesiz bütün imkanlarını seferber ederek oradaki mevcudiyetini sürdürecek ama son merhalede de Rusya'yla, İran'la, Suriye'yle ve mahalli kuvvetleriyle, Türkiye'yle direk karşı karşıya gelmese de en azından o kuvvetlerle bir araya gelmesi, beraberinde haklı olarak, yani kesin olarak bir askeri yenilgiyi getirecektir. Karşı tarafa zayiat verebilir ama son merhalede askeri olarak bu ülkelere karşı orada tutunması, herhangi bir varlık göstermesi mümkün değildir.”

    ‘YENİ ELEKTRONİK HAVA SİSTEMLERİ DEVREDE…İSRAİL’E DE MESAJ VAR’

    Yuva ABD’ye yönelik kurulacak baskı eşliğinde kuzeydoğuda yeni elektronik hava sistemlerinin devreye sokulduğunu belirtirken, aynı şekilde İsrail’in sınırındaki güney hattının da yeni gelişmelere gebe olduğunu şu sözlerle dile getirdi:

    “Bildiğimiz gibi yaklaşık önce 5 Şubattan itibaren Türkiye hava operasyonlarına Afrin'e yönelik çok yoğun olarak yapamamaktadır. Bunun da önemli bir sebebi Rusya'nın savaş uçağının düşürülmesinin ardından, İdlib, Afrin ama bunun yanı sıra basına yansımayan önemli bir husus var, Fırat'ın kuzeydoğusuyla ilgili olarak yeni bir elektronik hava sistemini devreye sokması, bunu programlaması aslında bize önümüzdeki günlerde yaşayacağımız gelişmelere ilişkin önemli bir ipucu vermektedir. Bu yeni elektronik savunma sisteminin, bu üç bölgeyi özellikle yeniden hava savunma sistemine dahil etmesi ama ayrıca da İsrail'e bir mesaj olarak artık güney cephesinde ve Golan bölgesinde İsrail'in arzu ettiği gibi bu saldırılarını yapamayacağı ve zira bu saldırılara paralel olarak Doğu Guta'dan Şam kentine yönelik yoğun olarak başlayan havan topu ve füze saldırıları da dikkate alındığında aslında o bölgede faaliyet gösteren muhalif askeri birliklerle İsrail arasında da ciddi ve güçlü koordinasyonun olduğuna işaret etmektedir. Şimdi bütün bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman bu teröristlere verilen nitelikli silahların, yani SU-25 gibi önemli bir stratejik savaş uçağını düşürebilecek bu füzeler sivil uçakları da çok kolay avlayabilir ve vurabilir. Böylece Suriye sahası üzerinde sivil uçakların hareket etmesini de kısıtlar. Bütün bunları Rusya hiç şüphesiz dikkate aldığı için 5 Şubattan itibaren bu yeni elektronik savunma sistemini devreye sokmuştur. Bütün bunlar aslında ABD'nin de orada hava gücünü kullanarak, karada operasyon yapan Rusya'nın stratejik müttefiki Suriye ordusuyla birlikte hareket ettiği yerel kuvvetleri korumak açısından da önemlidir. Zira Rusya'ya yönelik de bugün Arap basınından ciddi eleştiriler gelmektedir. Mevcut olan askeri kayıpların rakamı az değil, çok yüksek. Bu anlamıyla doğrudur, esas itibariyle ABD'nin saldırısı Suriye ordusunun öncü birlikleri olarak kabul edilen özellikle Deyr ez Zor bölgesinin aşiretlerinden IŞİD'e karşı Fırat'ın güneyinde çok önemli kazanımlar elde eden Ebu Kemal gibi bölgelerde, Irak'a yakın bölgelerde çok önemli askeri tecrübeler kazanan o bölgenin aşiretlerinin Suriye ordusu ile birlikte hareket eden yerel kuvvetlerini de korumakla mükellef olduğu, bu zayiatların devamının gelmesi halinde Rusya hava savunma sisteminin sorgulanacağı yönünde ciddi eleştiriler de vardı.”

    ‘ÇAVUŞOĞLU’NUN TAHRANDA SÖYLEDİKLERİ İLE ERDOĞAN’IN SÖYLEDİKLERİ UYUMSUZ’

    Yuva, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esad özelindeki söylemleri ile Çavuşoğlu’nun Tahran’da söylediklerinin uyumsuz olduğunu dile getirirken Esad’a yönelik sözlerin devlet aklıyla uyuşmayan fevri ve duygusal  konuşmalar olduğunu belirtti:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esad özelinde yaptığı açıklamalara baktığımız zaman ilginç bir ayrıntı olduğunu görüyoruz: ‘Bizi esas itibariyle Suriye halkı ilgilendiriyor, Esed değil’ açıklamasına atıfta bulunarak söylüyorum. Dün Çavuşoğlu, İran ziyaretinde bulundu. Tahran’da Çavuşoğlu’nun söyledikleri Erdoğan’ın söyledikleriyle uyumlu değil. Zira Çavuşoğlu, ‘Suriye yönetimine Türkiye’nin herhangi bir tehdit oluşturmadığını aksine Suriye yönetimiyle birçok konuda benzer kaygılar taşındığı birçok konuda ayrı düşsek de birçok konuda aynı düşündüklerini’ ifade etmiştir. Öbür taraftan siz Suriye’nin egemenliğini ve bağımsızlığını savunup Suriye halkı kendi kaderini tayin etsin, yabancı güçler çekilsin, bölücü güçler oradan çekilsin gibi açıklamalar yapıyorsanız bu açıklamanın içini doldurmak zorundasınız. Velev ki mesele ‘Esed’ ile ilgili olsun yani siz ‘Esed’ ile birlikte olmayacaksınız, konuşmayacaksınız, bu kadar kişinin katiliyle neyi konuşacağız sözüne birçok cevap verilebilir. Milyonlarca insanın katili ABD ile neyi konuşuyorsunuz? Yüzlerce yıldır tarihi işgallerde dolu olan bir ülke ile neyi konuşuyorsunuz? Tarihinde onlarca soykırım yapmış, Amerika kıtasından yerli halkı söküp atmış, dünya halklarına kan kusturmuş bir ülke ile ne konuşuyorsunuz? Yani bu tür konuşmalar fevri ve duygusal konuşmalardır. Devlet aklıyla uyum içinde değildir. Devlet aklı Çavuşoğlu’nun Tahran’dan yaptığı açıklamalar ile izah edilebilir. Suriye yönetimi dediğiniz zaman o yönetimin ordusu, başı muhtevasıyla birlikte hareket etmek zorundasınız.”

    ‘SURİYE ORDUSU TÜRKİYE’NİN BAŞINA BELA OLACAK DENİLEN KUVVETLERE KARŞI MÜCADELE EDİYOR’

    Türkiye’nin başına bela olacak denilen kuvvetlerle Suriye ordusunun egemenlik mücadelesi verdiği yorumunu yapan Yuva’ya göre Türkiye eğer söylemlerinde samimiyse Suriye, İran, Rusya silahlı kuvvetleriyle ve yerel milislerle bir an önce bir araya gelmeli:

    “Bugün Suriye ordusu sizin terörist olarak addettiğiniz, Türkiye’nin başına bela olacak dediğiniz, ABD oraya terör devleti inşa ediyor dediğiniz kuvvetlere karşı kendi egemenliği için mücadele etmektedir. Kaldı ki Suriye tarafı YPG olsun SDG olsun sahada mevcut olan bu kuvvetlere IŞİD ile mücadele eden bu kuvvetlere yıllardır birlikte hareket edelim, bu vatanı birlikte savunalım önerilerini götürmüştür. Herkesin bildiği bir gerçek var olayların ilk başından beri kendi bölgelerini savunmak için IŞİD’e karşı mücadele etmek için o bölge sakinleri en büyük yardımları Suriye ordusu ve devletinden almışlardır. Silahını da maaşları da ödenmiştir. Peki bütün bunlara rağmen büyük bir devlet olan bölgede de mevcudiyeti olan Rusya’nın size ofis açtırması, sizinle konuşması sizinle Hmeymim askeri üssünde sürekli görüşmesi sizi bu konuda ikna etmeye çalışması yeterli olmuyorsa ve ‘siz halen hayır biz ABD ile birlikte hareket edeceğiz bize verilen sözleri yerine getirecekler’ diyorsanız o bölgeyi işgal eden, terörizmin başı olan ABD’ye piyonluk, taşeronluk yapıyorsunuz olarak addedilir. Bu şekilde de kabul edilir ve buna uygun da size karşı mücadele edilir. Şimdi yapılması gereken Türkiye’nin şunu anlamasında yarar var. Bazı kesimlerde hala bizim ‘Esed’ ile görüşmemize gerek yok, Moskova ile görüşüp, istediklerimizi alıyoruz mantığı veya ABD ile oturalım Menbiç’i de bize versinler biz Fırat’ın batısından Lazkiye’nin kuzeyine kadar bu bölgeyi güvenli bölge olarak addedelim üç buçuk milyon insanı da oraya götürelim. Bu bölgeyi de zamanla tedricen Türkiye’ye bağlı çalışıp yaşayan, oksijenini Türkiye’den alan zaten bizlerin besleyip koruduğu kolladığı ve bugün hala desteklemeye devam ettiğimiz kesimler bu bölgelerde Türkiye’ye baki kalır düşüncesi ABD’nin ve İsrail’in Suriye için yapmak istediği etnik-mezhepsel bölünme dışında ve onların kafasında mevcut olan ikinci İsrail projesini inşa etmeden farksız olur aksine bunun stratejik bir partneri olursunuz. Ama hayır bu açıklamalar samimiyse ve bunlardan kasıt gerçekten terör örgütlerini bitirmek ve bu bölgeye huzur getirip, Suriye’nin birliğini sağlamaksa bir nevi beraber hareket ettiğiniz ÖSO’yu Suriye ile masaya oturtarak bir tür antlaşma çerçevesinde bunların orada bir tür potada eritilmesi projesiyse yapılması gereken TSK’nın yapmasın gereken bir an önce Suriye, Rusya, İran silahlı kuvvetleriyle ve onlarla birlikte hareket eden yerel kuvvetlerle birlikte hareket etmek zorundadır. Bunun dışında bir çözüm ve alternatif bulunmamaktadır.”

    ‘İSTANBUL’A GELECEK RESMİ HEYET ‘TERÖRİST’ DENİLEN ESAD’I TEMSİLEN GELECEK’

    Mehmet Yuva, Soçi’ye yakın bir formatta İstanbul’da yapılacak olan toplantıda kimi açıklamalarda terörist denilen Esad’ı temsilen bir heyetin yer alacağını söylerken, Türkiye ile Suriye arasında güvenlik zirvesi yapıldığına ilişkin iddialara değindi ve Esad’a yönelik bu tarz çıkışların devlet aklına uygun olmadığını belirtti:

    “İstanbul’da Soçi’nin benzeri bir toplantının yapılacağı ve bu yönde karar alındığı basına yansıdı. Şimdi buraya kimler gelecek? Suriye devletini temsilen bir resmi heyet gelecek. Bu temsilen gelen resmi heyet kimin adına orada bulunacak? Suriye Devleti resmi Başkanı Beşar Esad adına orada bulunacak. Şimdi ‘Esed’ teröristse, Suriye terör devletiyse o zaman siz terör devleti Esad’ın başının temsilcileri ile bir araya geleceksiniz. Soçi’de, Astana’da zaten bir araya geliyorsunuz, Moskova ve Tahran üzerinden konuşuyorsunuz. Teyit edilmeyen bilgilere göre Hmeymim üssünde Suriye ile Türkiye arasında bir güvenlik zirvesinin yapıldığına yönelik ciddi iddialar var. Şimdi bütün bunları terörist devletin başı ile mi yapıyorsunuz? Bu tür çıkışlar bence bunlar hem iç politikaya hem birlikte hareket ettikleri muhalif örgüt militanlarına hem de özellikle bazı kesimlere bir mesaj olarak telakki ediyorum. Bu duygusal fevri çıkışların devlet aklına uygun olmadığını düşünüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’na duyulan anti patiye uygun olarak onun her önerisine karşı çıkma refleksi çerçevesinde de değerlendirmek mümkün. Yani Kılıçdaroğlu Şam ile görüşmelisiniz açıklamasını yapmasaydı, bunu Bahçeli yapsaydı Eroğan’ın böyle bir tepki vermeyeceği kesinlikle söylenebilir. Bu çerçevede değerlendirdiğimizde İstanbul’da yapılması planlanan bu toplantı en az Astana ve Soçi kadar önemlidir. İstanbul’da yapılması manidar ve önemlidir. Burada Suriye devleti ve muhaliflerinin bir araya gelmesi bunu Türkiye’nin bir şehrinde yapması önemlidir ve katkı sağlayacaktır. Ama o toplantı gerçekleşmeden bölgemizde çok sıcak askeri gelişmeler yaşanıyor her an çok daha tehlikeli bir gidişat ve boyut söz konusu olabilir. Bu sebeple bu gidişata bir neşter vurulmalı ve bunun Rusya ciddi bir askeri mesajıyla ABD’yi IŞİD’i ve kendisiyle birlikte hareket edenlerin fütursuzca bu saldırıları yapamayacağı söylenmeli. Ama bu söylenmese dahi Suriye ordusunun almış olduğu bir karar görülmektedir. Fırat’ın doğusunda o mahalli kuvvetlerle, aşiretlerle, Hizbullah’ın esas itibariyle sahada orada bu operasyonları yapan hem IŞİD’e hem YPG’ye hem ABD’ye bu operasyonu yapan Deyr ez Zor’da bulunan aşiret kuvvetleridir. Aslında bu aşiret kuvvetlerinin istihdam edilmesinin önemli bir nedeni olabilir. SDG’de bulunan Arap aşiretlerinin buradan kopması ve YPG’ye tavır alması için önemli bir faktör ve sebep teşkil edeceğine de inanıyorum.”

    İlgili konular:

    Rusya’nın Şam Büyükelçisi: ABD, ‘alternatif bir yönetimle’ Suriye’de askeri varlığını güçlendirmek istiyor
    YPG Sözcüsü: ABD ile işbirliğimiz IŞİD'e karşı, Suriye hükümeti ya da başkalarıyla savaşmak için değil
    Nebenzya: ABD hiçbir zaman Suriye'ye davet edilmedi
    Etiketler:
    YPG, IŞİD, Mehmet Yuva, Suriye, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın