17:02 20 Mayıs 2018
Ankara+ 25°C
İstanbul+ 24°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Suriye'de ABD için Irak'takinden daha zor bir süreç var'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 11

    Musa Özuğurlu’ya göre ABD’nin Suriye güçlerine yaptığı saldırı birçok şeyi göze aldığını gösteriyor. Ancak Özuğurlu ABD’nin bu konumunu sürdürebilmek için bölgede sonsuza dek güç bulundurması gerektiğini belirtirken, ABD için Suriye’de Irak’taki işgal ve savaş sonrasından çok daha zor bir süreç yaşanacağına dikkat çekti.

    ABD askeri- Irak
    © REUTERS / Suhaib Salem
    ABD’nin IŞİD’la mücadele gerekçesiyle bulunduğu Suriye sahasında Suriye ordusunu açıkça hedef seçmesi tartışılırken, Batı kamuoyunda da kimyasal silah iddiaları üzerinden müdahale gerekçeleri üretilme gayreti dikkat çekiyor. Ancak Pentagon şefi James Mattis’in sadece 2017 Han Şeyhun değil 2013 Guta vakalarındaki ‘sarin gazlı saldırı’ iddialarına dair ellerinde kanıt bulunmadığını söylemesi ajandanın uygulanmasını sorgulatırken, ABD’nin Suriye’deki varlığının nasıl ve ne kadar kalıcı olabileceği soru işaretleri yaratıyor.

    Son gelişmeleri savaş yıllarında Suriye’de görev yapmış Duvar internet sitesi yazarı ve TELE1 Tv yorumcusu gazeteci-yazar Musa Özuğurlu ile konuştuk.

    ‘ABD SADECE FIRAT’IN DOĞUSUNDA NÜFUZ ALANI KURABİLİR'

    Musa Özuğurlu, ABD’nin Ortadoğu’da nüfuz alanı olarak kullanabileceği yegane alanın Fırat’ın doğusu olduğunu belirtirken, Suriye ordusu ve müttefiklerine yapılan saldırının bundan sonra ABD’nin birçok şeyi göze alacağını gösterdiğine dikkat çekti:

    “ABD, Suriye’de savaş süreci içerisinde aslında birçok grupla iş birliği yapmayı denedi. Bu ünlü eğit-donat başlığıyla bildiğimiz bir takım faaliyetler içerisinde de oldu ancak bugüne kadar bu iş birliği yapmaya çalıştığı örgütlerden herhangi bir fayda gelmeyeceğini pratikte gördü. Daha sonrasında da Suriye Kürtlerinin de aynı zamanda bir uluslararası dayanak aradığı bir dönemde ve hatta ABD ile temasları da dahil olmak üzere yaptıkları temaslarda, ABD'nin Suriye içerisinde iş birliği yapabileceği tek güç olarak SDG veya YPG kaldı. Bu, uzun bir süredir de devam ediyor ve aynı zamanda bir müesseseleşme içerisinde devam ediyor. Şu anda eğer Ortadoğu geneline bakacak olursak, ABD'nin nüfuz alanı olarak kullanabildiği yegâne yer Suriye'nin kuzeydoğusu. Dolayısıyla ABD bir yandan hem Kürt genel başlığı altında ele alabileceğimiz Suriye Kürtlerini hem de bir coğrafi bölge olarak Suriye'nin o bölgesini kaybetmek istemiyor. Bu nedenle böyle bir kararlılık gösterdi. Gelişmeler ABD’nin bundan sonra da birçok şeyi muhtemelen göze alacağını gösteriyor. Dolayısıyla bu son saldırı yani Suriye ordusunun oradaki birtakım aşiretlerle birlikte hareket ederek yaptığı bu saldırı ve sonrasında ABD'nin vermiş olduğu cevap bundan sonra da ABD’nin muhtemelen birçok şeyi göze alabileceğini gösteriyor. Daha önceden hatırlarsak ABD askeri yetkilileri Fırat'ın artık doğal bir sınır olduğunu ifade etmişlerdi ve ne YPG'nin Fırat'ın batısına ya da güneyine geçmesine ne de Suriye ordusunun bunun tam tersini yapmasına izin vereceklerini ifade etmişlerdi. Dolayısıyla ABD şu anda Suriye içerisinde kendi bölgesini kararlaştırmış gibi görünüyor ve bunun ötesinde bu bölgeyi artık koruyacağının da kararlılığını gösteriyor. Bundan sonra ne gibi gelişmeler yaşanır göreceğiz bölgede bir Rusya faktörü de var."

    ‘ABD SURİYE’DEKİ KONUMUNU DEVAM ETTİRMEK İSTİYORSA SONSUZA KADAR KALMAK ZORUNDA’

    ABD’nin Suriye’den ‘sorun’ olmadan çıkmaması halinde, bölgede bulunan ABD askerlerinin ve üslerinin saldırıya uğrayabileceğini anımsatan Özuğurlu’ya göre bu saldırılar ABD için Irak’taki savaş sonrasından daha zor bir süreci başlatabilir:

    “Suriye’nin kuzeydoğusundaki tablo için eğer çok uzun vadeli düşünecek olursak sürdürülemeyecek bir tablo olduğunu söyleyebiliriz. Klasik örnekler veriliyor mesela daha önceden Lübnan'daki Barış Gücü'ne yönelik Hizbullah'ın eylemi örnek veriliyor. Bu geçerli olabilir, yani buna benzer birtakım eylemler olabilir ama bunun ötesinde bir sürdürülebilirlik anlamında Kürtlerin ve oradaki aşiretlerin Suriye yönetimiyle daima pazarlığı devam edecek. Dolayısıyla aşiretlerin mesela bu Şaitat aşiretinin aslında hepsi daha önceden yönetim karşıtı değildi fakat bir kısmı aynı zamanda IŞİD ile beraber hareket etti ama sonrasında özellikle bazı ileri gelenler bundan geri adım attılar ve Suriye yönetimiyle anlaştılar. Birçok aşiret için geçerli bu. Dolayısıyla orada bir homojen yapı yok. Yani haritada gösterilen o meşhur sarı bölgelerin hepsinde de Kürtler çoğunluk olarak ya da tam hâkim olarak bulunuyor değiller. Dolayısıyla ABD açısından bunu sürdürebilmek çok büyük bir maliyet gerektirecek. Orada askerleri daima olacak, olmak zorunda çünkü çıktıkları anda zaten birkaç gün içerisinde SDG'nin birçok bölgeyi kaybetmesi kesin gibi. Çünkü çok geniş bir coğrafya ve yeterince güçleri yok.  ABD sonsuza kadar artık orda kalmak zorunda eğer şu andaki, hali hazırdaki durumu devam ettirmek istiyorsa. Dolayısıyla ileriki dönemlerde belki bir anlaşma yoluyla yani bir şekilde Kürtlerle ilgili herhangi bir hak elde edimi ya da şu andaki durumun korunması veya yeni anayasada yapılacak herhangi bir jestle birlikte belki gücünü çok azaltacak ve herhangi bir 'sorun' çıkmadan oradan çıkacak. Ama eğer öyle olmasa bile ABD askerlerini de oradaki üslerini de birtakım eylemler bekliyor. Bu, ABD için Irak'taki savaş sonrasından çok daha zor bir süreci başlatabilir. Dolayısıyla ben çok uzun vadede söylüyorum bunu, ABD'nin orada kalabileceğini çok da olası görmüyorum.”

    ‘KİMYASAL SİLAH SÖYLEMİ SALDIRI SİNYALİ’

    ABD’nin Suriye’ye yönelik kimyasal silah kullanımı iddialarının birçok kez yalanlandığına dikkat çeken Özuğurlu, bunun her saldırı öncesinde duyulduğunu ve artık uluslararası diplomaside başka bir ülkeye saldırının sinyalini gibi gözüktüğüne vurgu yaptı:

    “Tam tersi beklenirken ABD Savunma Bakanı Mattis’in Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığına dair ellerinde kanıt olmadığını söylemesi çok garip. Yani ben kendi adıma bu ironiyi çözebilmiş değilim. ABD yönetiminden yani Obama döneminde de o 2013 yılındaki Doğu Guta'da kimyasal silah saldırısı oldu denildi, onun öncesinde de birçok yerde oldu ve ABD bir yanda böyle bir söylem geliştirdi ve devamında da olmadığı yani gerçek olmadığı hakkında iddialar ortalar çıktı. Fakat buna rağmen kendi kamuoylarına yani Amerikan medyası nezdinde ya da Amerikan halkı nezdinde bu ne şekilde yankılanıyor bilmiyorum. Muhtemelen kendi kamuoylarını ikna için yapıyorlar bunu ve sonrasında da unutulup gidiyor. Fakat kimyasal söyleminin daha ilginç yanı ise her seferinde sanki ilk defa ortaya atılıyor ve ilk defa yalanlanıyormuş gibi ilgi görmesi. Bu galiba sihirli bir sözcük, yani herhalde uluslararası diplomaside bir ülkenin başka bir ülkeye saldırısının, saldıracak olmasının bir sinyali gibi görülüyor. ABD'den her seferinde böyle bir şeyi duyuyoruz."

    ‘ABD’NİN SURİYE’DE KENDİ ALANINI TAHKİM ETME VE YÖNETİMLE MÜCADELE AJANDASI VAR’

    ABD’nin Suriye’de kendi alanını tahkim etme ve Esad yönetimiyle mücadele gibi ikili bir ajandası olduğunu dile getiren Özuğurlu’ya göre Esad yönetimi Rusya’ya karşı da bir baskı unsuru olarak ortaya çıkıyor:

    “ABD ve Batı kamuoyunda rejim değişikliği ajandası hiçbir zaman için bitmedi ve bitmeyecek. Yani ABD'nin Suriye'de ikili bir ajandası, iki başlıklı bir ajandası var. Bir tanesi, Suriye yönetimiyle mücadele, ikincisi de kendi alanını tahkim etme. Yani bahsettiğimiz coğrafya içerisinde kendi alanını tahkim etme. Bunu yapıyor ama diğer yandan da müttefiklerinin birtakım kaygıları var. İsrail'in birtakım kaygıları var, Suudi Arabistan'ın hâlâ birtakım kaygıları var. Geçen gün sanırım New York Times gazetesinde bir haber çıkmıştı, Suudi Arabistan'ın yeni bir hamlenin finansörü olacağına dair birtakım iddialardan bahsediyordu. Olur mu olmaz mı bilmiyorum. Ama hâlâ gerçekten de Beşar Esad şu anda bir başlık olarak, zaman zaman gündem olarak geriye düşse de Batı için duruyor ve bir şekilde yapmış oldukları bu mücadelede işin bu tarafını da devam ettiriyorlar. Aynı zamanda Esad artık hem bir taraftan Rusya tarafından savunulan ama bu ülkeler nezdinde Rusya'ya karşı bir baskı unsuru olarak da öne çıkıyor.  Yani her seferinde mesela Rusya'yla bir mücadele durumu doğduğunda, karşı karşıya gelindiğinde Esad yine öne sürülüyor Putin'e karşı. Dolayısıyla, kimyasal silah ve benzeri söylemler aynı zamanda ajandanın diğer başlığının da sürdüğünü gösteriyor ve ABD bundan geri adım atacak gibi de görünmüyor. Bu her ne kadar ABD ile sorun yaşıyorsa da Türkiye için de geçerli, Suudi Arabistan için de geçerli, İsrail için de hâlen geçerli bir durum. Dolayısıyla ABD'nin böyle bir söylemi zaman zaman tekrarlaması hem bir taraftan diplomatik baskı açısından hem de diğer taraftan gerçekten de Esad'ı istemediklerini gösteriyor tabii.”

    ‘ABD POLİTİKALARI NE TÜRKİYE NE DE İRAN’IN İŞİNE GELİYOR’

    Musa Özuğurlu son olarak Türkiye ve İran arasındaki ilişkilere değinerek, bölgenin iki güçlü devleti olan ülkelerin aralarında birçok görüş farklılıkları bulunsa da ABD’nin politikalarının özellikle Kürt meselesinin iki ülkeyi rahatsız ettiği ve birleştirdiği görüşünü dile getirdi:

    “Türkiye’nin de İran’ın da artık birbirine ihtiyacı var. Sonuçta iki ülke de bölgenin kendine göre gücü olan büyük ülkeleri ve ikisinin hem farklı boyutlarda ajandaları, farklı rakipleri, farklı mücadele alanları var. Aynı zamanda da buluştuğu yerler de var. Bu buluştukları yerler itibariyle diplomasi daha çok yürüyor bu üçlü arasında. Tabii İran ve Türkiye'den bahsedecek olursak ABD’nin bölge politikaları ne Türkiye'nin ne de İran'ın işine geliyor. İki ülkeyi de son derece rahatsız ediyor. İkincisi tabii Suriye içerisinde başlıklar arasında ayrıldıkları birçok nokta var, başta Esad olmak üzere. Ama bunun yanında bir ABD faaliyeti olarak görülen bir Kürt meselesi var ve bu da iki ülkeyi birleştiriyor. Dolayısıyla iki ülke bu açıdan belki ikisine de en az zararı verecek yani asgari müşterekte buluşmak üzere yakınlaşmış bulunuyorlar. Bu ne kadar sürer? Mesela Suriye konusunda İran'ın geçtiğimiz günlerde operasyonun bitirilmesi açısından yaptığı bir uyarı var. Ama İran'ın bir yandan böyle açıklamalar yapıp diğer yandan da temasları sürdürebildiğini de görebiliyoruz. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Benim tahminim şu, iki ülkenin şu anda birbirlerine ihtiyaçları var ve asgari müşterekte buluşabiliyorlar. Muhtemelen de bu iş birliği çok anormal bir durum ortaya çıkmazsa bir süre daha böyle devam edecek.”

    İlgili konular:

    Nebenzya: ABD hiçbir zaman Suriye'ye davet edilmedi
    ABD’li eski askerden Suriye'de ölen Rus pilotun ailesine yardım önerisi
    'ABD, Suriye'nin bölünmesi hedefine uygun olarak Türkiye'ye tavizler verebilir'
    Etiketler:
    Musa Özuğurlu, İran, Irak, Suriye, Türkiye, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın