13:12 15 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'İran için temel kaygı, Afrin operasyonunun kapsamı ve süresini bilememek'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    0 0 0

    Doç. Gülriz Şen’e göre, İran için, Tahran’da rejim değişikliğini açıkça telaffuz eden ABD’nin Suriye’deki varlığının bitmesi önemli. İran’ın Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığından rahatsızlığına da dikkat çeken Şen, temel kaygının Afrin operasyonunun kapsamı ve süresinin bilinememesi olduğu görüşünde.

    Suriye'de IŞİD'la mücadele gerekçesiyle bulunan ABD öncülüğündeki koalisyon bu ülkedeki İran'ın nüfuzunu ortadan kaldırma hedefini de dile getiriyor. Suriye sahasında İran ile İsrail'in karşı karşıya gelmesi ve önümüzdeki dönemde olası savaş senaryoları Batı'da sıklıkla dile getirilir oldu. Türkiye'nin de dahil olduğu Astana sürecinin ortağı İran ise Suriye hükümeti ve Rusya ile birlikte cihatçı gruplarla mücadeleyi sürdürürken, Suriye'deki ABD askeri varlığını ortadan kaldırmak hedefini güdüyor. Tahran'ın Ankara'nın Afrin operasyonuna itirazlarını dile getirse bile keskin bir tutum takınmaması dikkat çekiyor.

    İran'ın Suriye'deki pozisyonunu, ABD ve İsrail ile Türkiye karşısındaki konumunu TOBB Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve İran uzmanı Doç. Gülriz Şen ile konuştuk.

    ‘SURİYE, İRAN'IN KENDİ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN KODLADIĞI BİR MESELE'

    Gülriz Şen'e göre İran, Suriye'deki durumu kendi güvenliğiyle eş değer tutacak kadar stratejik bir düzlemde ele alıyor. Suriye'de bu yüzden başından beri asli bir aktör durumunda olan İran, Suriye hükümetini ayakta tutmak için sistemli bir askeri ve diplomatik politika yürüttü:

    "Suriye'de İran aslında meselenin en başından beri asli bir aktör. O nedenle hem savaş süresince hem de savaş sonrası yeniden kurulacak Suriye'de İran'ın da masa olacağını öngörmemiz gerekiyor. İran ve Suriye'nin ilişkileri 1979 Devrim'i sonrasında önem kazandı. Zira Suriye, İran'ın Arap dünyasındaki biricik devlet müttefiki. İran-Irak savaşında başlayan ve derinleşen ilişkiler o dönemin konjonktüründe hem Saddam'ın iktidarda olduğu Irak'a karşı hem de İsrail'e karşı bir ortaklaşmayı barındırıyordu. O günden bu yana Ortadoğu'da değişmeyen, istikrarlı bir çizgide kalan bir ittifak görüyoruz. Bu nedenle Arap ‘Baharı' ilk patlak verdiğinde Mısır ve Tunus'taki iktidar değişimleri İran açısından olumlu tepki alırken Suriye'deki ayaklanma ve savaş İran açısından ‘Arap Baharı'nın anlamını da değiştirdi. Çünkü İran'ın okumasında Suriye, İran'ın bölgedeki stratejik derinliğinde çok önemli bir rol oynuyor. İran aslında milli güvenliğini bölge üzerinden kurguluyor. Suriye, İran'ın Hizbullah, Levant ve Akdeniz'e açılan kapısı ve köprüsü. Hizbullah'ın kurulmasında Suriye ve İran'ın ne kadar önemli rol oynadığını biliyoruz. Bu nedenle Suriye'de olası bir iktidar değişikliği İran açısından bölgedeki nüfuzunu kaybetmekle, Hizbullah'a ve Hamas'a giden yolu kaybetmekle eş değer. Bu açıdan Suriye'deki durum oldukça stratejik olarak görülen ve İran'ın kendi güvenliğiyle eş değer tutulan bir durum. İran'ın aldığı pozisyona baktığımızda Suriye'deki gelişmeler aslında Batı emperyalizminin ve İsrail'in kurduğu bir komplo olarak algılandı. Daha sonra bu söyleme çeşitli halkalar da eklendi. Bunlardan ikincisi İran'ın Suriye'de ‘tekfirci' terörizmle savaştığı, rejimin teröristlerle savaştığı ve bunların İslam'a ait olmadığıydı. Üçüncü halka da ‘bu teröristler eğer Suriye'de ve Irak'ta durdurulamazlarsa daha sonra İran'ın kendi sınırlarına nüfuz edebilirler ve İran'ın milli güvenliğini kendi sınırları içerisinde tehlikeye atabilirler' vurgusuydu. O nedenle bu grupların öncelikle Suriye ve Irak'ta engellenmesi İran'ın güvenliğini tehdit eder bir hale gelmemesi için aslında önleyici bir doktrinde gerçekleştirilmiş oldu. Böyle bir üçlü söylem görüyoruz İran'ın siyasi duruşunda."

    ‘RUSYA, İRAN İÇİN BATIYI DENGELEYEN BİR FAKTÖR OLARAK ÖNEMLİ'

    Şen, Rusya'nın da İran açısından her daim Batı'yı dengeleyen bir faktör olduğunu belirterek, Moskova'nın İran dış politikasında oynadığı önemli role atıf yaptı:

    "1979 Devrim'i sonrası İran'ın uluslararası ilişkilerine baktığımız zaman aslında ‘ne Doğu ne Batı, İslam Cumhuriyeti' sloganı bize epey yol gösteriyordu. Bu slogan 1980'lerde İran'ın hem Doğudan hem Batıdan kopma ve kendi bağımsız yolunu sürdürme ülküsüyle özdeşleşiyordu. Rusya ile ilişkiler özellikle Soğuk Savaş'ın bitmesinin ardından ilerlemeye başladı. Özellikle İran'ın Batı ile ilişkileri onarılamadıkça Rusya her daim Batı'yı dengeleyen bir aktör olarak İran dış politikasında önemli bir rol oynadı.

    ‘RUSYA VE İRAN'IN SURİYE'DE İŞBİRLİĞİ MUAZZAM'

    Şen, Rusya ile İran arasında 2015'te Rusya'nın Suriye'ye geri dönmesi ile muazzam bir işbirliği yaşandığını söylerken, çok kritik bir dönemeç olan Halep savaşında İran'ın kara muharebelerinde, Rusya'nın da hava saldırılarında denkleme önemli bir şekilde katıldığını anımsattı:

    "Suriye'de iki ülke arasında muazzam bir işbirliği görüyoruz. 2015'in sonunda Rusya'nın Suriye'ye geri dönmesi ile iyice bu durum belirginleşti. Orada bir iş bölümü yapıldı. Suriye'de savaşın seyrine bakacak olursak İran başından beri kendisinin ifadesiyle: Askeri danışmanlarının varlığıyla ve sunduğu lojistik destek ile önemli bir aktör oldu. Suriye ordusuna yönelik de önemli hamleleri oldu. Ordunun asker sıkıntısı baş gösterdikçe İran kendi topraklarında yaşayan Afganlardan, Pakistan'dan milisler oluşturup, bunlarla birlikte Lübnan'daki Hizbullah'ın milislerin büyük bir bölümünü Suriye'ye nakletti. Hem de operasyonlarda bu milisleri kumanda etti. Bunun dışında Halep kurtarılması operasyonu çok önemliydi. Rejimin varlığını sürdürebilmesi açısından belki de en kritik dönemeçlerden birisi Halep'in geri alınmasıydı. Tam da bu sırada İran kara muharebelerinde aktifken hava saldırıları vasıtasıyla Rusya'nın da bu denkleme önemli bir şekilde katıldığını görüyoruz."

    ‘RUSYA, SURİYE'DE FARKLI AKTÖRLERİ DENGELEMEK DURUMUNDA'

    Şen, diğer yandan Suriye denkleminde kimse kimseye tam olarak güvenmediğini düşünse de Rusya ile İran arasında bir anlaşmazlık görülmediğini belirtti. Şen, İsrail'in İran'ı hedef alan tutumu konusunda ise Rusya'nın Suriye'de farklı aktörleri dengelemek durumunda olduğuna dikkat çekti:

    "Ne olursa olsun İran ve Rusya arasında bir anlaşmazlık gözükmüyor. Bunlar daha çok kapılar ardında konuşuluyor. Benim görebildiğim kadarıyla Suriye denkleminde aslında kimse kimseye güvenmiyor. Aynı safta da yer alsalar da İran ve Rusya da birbirine rakipler. Özellikle de İran'da, sürecin başında Rusya'nın Esad'ın iktidarda kalmasına yönelik kendisi kadar ısrarcı olamayacağı korkusu hakimdi. Bir de tabii Türkiye'nin de denkleme katılmasının ardından İran'ın Rusya ve Türkiye'nin olası hamlelerine karşı güvensizliği mevcuttu. Sonuç itibariyle İran'ı sahada bu kadar önemli ve etkin kılan çok net bir amacının olmasıydı. Bu amaçlar Esad rejimini iktidarda tutmak ve Suriye'nin tüm topraklarını teröristlerden temizlemekti. İran Genelkurmay Başkanının geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama önemli. ‘Birkaç ay içinde Suriye tamamıyla temizlenmiş olmalı' açıklaması var. İşte Doğu Guta'da operasyonlarda İran'ın önemli rolü var. Bunu görüyoruz. İran ateşkese uyacağını söyledi ancak Doğu Guta'daki teröristlerin ateşkes kapsamında olmadığını vurguladı. O nedenle Suriye ordusunun buraları teröristlerden temizleme operasyonunun da kesintisiz bir şekilde devam edeceğini söyledi. Bu meselenin böyle bir boyutu var. Dediğimiz üzere Rusya, Suriye'de farklı aktörleri dengelemek durumunda. Türkiye ve İran'ı dengelemek durumunda. Öte yandan İsrail meselesi de önem kazandı."

    ‘İRAN İLE İSRAİL DOĞRUDAN MÜCADELE ETMESE DE HİZBULLAH ÜZERİNDEN İŞLER KIZIŞABİLİR'

    İran'ın İsrail ile doğrudan bir askeri karşılaşma istemese bile, özellikle Suriye'de düşürülen İsrail F-16'sının ardından ‘bölgede stratejik denklem değişti' mesajı verildiğine dikkat çeken Şen'e göre doğrudan bir mücadele olmasa da Hizbullah üzerinden işler kızışabilir:

    "Bugün bakıldığında İsrail'in gündeminde iki temel güvenlik meselesi var. Bunlardan birisi Golan Tepelerinde, İran'ın İsrail'in sınırlarına çok yakınlaşmış olması ve varlığını İsrail'in sınırlarına dayandırmış olması. Diğeri de aslında Mısır ve Sina yarımadasındaki cihatçılar meselesi. İsrailli diplomatlar ve güvenlik uzmanları özellikle bu iki meseleye dikkat çekiyorlar. İran, İsrail ile doğrudan bir askeri karşılaşmanın peşinde değil. Ancak bölgede denklemin değiştiğine dair önemli mesajlar da verdiğini görüyoruz. Özellikle İsrail F-16'sının düşürülmesinin ardından İran'dan gelen açıklamalara baktığımız zaman İran, İHA uçurduğu iddialarının gülünç, tartışmaya değer şeyler olmadığını ifade etti. Ama öte yandan şunu eklemeyi unutmadılar tabii ki: İsrail uçağının düşürülmesi bölgedeki stratejik denklemlerin değiştiğine İsrail'in Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve hava sahasına saygı göstermesi gerektiğine ve bundan böyle bu kadar özgür davranamayacağına dair bir uyarı maiyetinde. İran ve İsrail arasında doğrudan mücadele beklemesek de dolaylı olarak önümüzdeki süreçte Hizbullah üzerinden işlerin kızışabileceğini öngörebiliriz."

    ‘ABD'NİN SURİYE'DEKİ VARLIĞININ SONA ERMESİ İRAN AÇISINDAN ÖNEMLİ'

    Şen, ABD'nin İran'da rejim değişikliğini açıktan telaffuz ettiğini, İran'ın da bu söylemlere karşı bölgede etkinliğini güçlendirmek isteyeceğini belirtirken, milli güvenliğini bölgesel boyutta kurgulayan İran açısından ABD'nin Suriye'deki varlığının sona ermesinin önemli bir hedef olduğunu dile getirdi:

    "2000'li yılların başında özellikle Irak müdahalesi öncesi tartışmalara benzeyen bir ortam söz konusu hakikaten. ABD'deki düşünce kuruluşlarının yine açıktan İran'da rejim değişikliğini telaffuz ettiğini, ya da Suriye'de Kürtler üzerinden kuzeydeki ABD varlığı korunarak bunun İran'ın bölgedeki faaliyetlerine karşı bir denge unsuru olarak düşünülmesi gibi şeyleri duyuyoruz. Bunları ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'dan da duyduk. ABD stratejisinin bir ayağı IŞİD ile mücadele ise ikinci ayağı Suriye'de İran varlığını ve nüfuzunu yok etmek şeklinde olduğu açıklamalarını görüyoruz. Trump yönetiminin iktidara gelmesinin ardından İran'ın korkuları bu noktada arttı. Hem nükleer antlaşmanın geleceği ile ilgi sıkıntılar var hem de bu antlaşma sürse dahi mevcut ABD yaptırımların nükleer antlaşmanın olası getirilerini sekteye uğrattığı yönünde kaygılar mevcut. Bunun dışında askeri olarak sahada da bir risk doğmuş oluyor. Bu anlamda ABD'nin hem Suriye'den çekilmesi hem de ABD nüfuzunun Suriye'nin kritik varlığının sona ermesi İran açısından önemli bir hedef. Aslında bütün bu korkular İran'ın söylemiyle de uyuşuyor. Çünkü İran, Suriye'nin düşmesinin ardından hedefe kendisinin olacağını söylemini geliştirmişti. ‘Direniş Ekseni'nin önemli bir hattı Suriye, bu eksen kırılırsa daha sonra hedefte İran olacaktır düşüncesi yaygın. O nedenle günümüzde Beşar Esad rejimin hayatta kalması, Hizbullah'ın Levant'ta kalması, Irak'ta İran nüfuzunun gücünü sürdürmesi hem Şii hem Kürt aktörlerle ilişkilerin güçlendirilmesi gibi konular İran'ın milli güvenliğini ne kadar bölgesel bir boyutta kurgulandığının göstergesi. İran kendisine baskı arttıkça, rejim değişikliği gibi söylemler dillendirildikçe bölgede etkinliğini korumak ve güçlendirmek isteyecektir."

    ‘İRAN, TÜRKİYE'NİN BÖLGEDEKİ ASKERİ MEVCUDİYETİNDEN RAHATSIZ'

    Gülriz Şen, son olarak Türkiye ile İran'ın Afrin'de dolaylı yoldan karşı karşıya gelmiş olduğunu belirterek, Türkiye'nin bölgedeki askeri mevcudiyetinden İran'ın rahatsız olduğunu yorumunu yaptı:

    ''Türkiye'nin Afrin operasyonu konusunda aslında İran'dan farklı derecelerde rahatsızlık ifade eden açıklamalar geldi. İlk açıklama Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünden gelmişti. Kasımi açıklamasında ‘bu operasyonun derhal bitirilmesi ve Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini' dile getirmişti. Cumhurbaşkanı Ruhani de operasyonun ‘nafile' olduğuna vurgu yapıp, ‘Kürtlerin ve Türklerin birbirini öldürmesinden farklı bir sonucu olmayacağını' söylemişti. Ama bence en ilginç açıklamalardan birisi İran Dini Lideri Ali Hamaney'in askeri danışmanı ve eski Devrim Muhafızları Ordusu komutanı olan Safavi'den geldi. Safavi ‘Türkiye'nin burada taktik olarak ABD ile ayrışsa da stratejik olarak halen daha ABD ve İsrail perspektifi taşıdığını' ifade etti. Bu bağlamda Devrim Muhafızlarının Türkiye'nin bölgedeki askeri mevcudiyetinden rahatsızlık duyduğunu görüyoruz. Bunun dışında tabii bütün bu gelişmelere baktığımız zaman Astana ve Soçi gibi diplomatik süreçler yürüyor görünüyor. Ama bizler tabii kapalı kapılar ardında neler konuşuluyor bilmiyoruz. Ama sahadaki bazı değişiklikler bize fikir veriyor. İran söylemine bunu yansıtmasa da sahada Türkiye'nin operasyonuna dair kaygılarını yansıtmış oluyor. Afrin'e gönderilen milislerin İran tarafından eğitildiğini biliyoruz. Burada aslında şöyle bir durum var. Dolaylı bir şekilde Türkiye, İran ile karşı karşıya gelmiş oluyor. Ama bu dolaylı bir yoldan oluyor. Bu aslında sahadaki kaygıları, hoşnutsuzlukları yansıtmak açısından önem kazanıyor. İran'ın bence temel kaygısı Türkiye'nin operasyonun kapsamını ve süresini bilemiyor olmasından kaynaklanıyor. Suriye'ye gönderilen milislerle, yani Suriye ordusuna bağlı eski adı Şebiha olan 2012 yılında İran tarafından daha düzenli bir milis kuvvetine dönüştürülen Suriye'nin ulusal savunma güçlerinin oradaki varlığı aslında Suriye'nin Fırat'ın batısında kontrolü ele almaya başladığını ve egemenlik hakları çerçevesinde Türkiye'nin buradan çekilmesi gerektiği vurgusunu taşıyor. Suriye ve İran bunu paylaşıyorlar. Bu operasyona İran'ın daha açıktan destek verdiğini ve Rusya'nın örtülü destek verdiğini söyleyebiliriz.''

    Etiketler:
    Recep Tayyip Erdoğan, Hasan Ruhani, Vladimir Putin, Beşar Esad, ABD, Afrin, İran, Rusya, Suriye, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın