16:42 23 Haziran 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Doğu Guta, Suriye ordusunun sivillerle savaşı gibi yansıtılıyor’

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 60

    Ali Örnek’e göre Batı, Suriye ordusunun Doğu Guta’daki 10 bin militana karşı verdiği savaşı, Suriye ordusu ile halk arasında gibi gösteriyor. Ateşkesi militanlara uygulatacak bir güç olmadığını anımsatan Örnek, Doğu Guta için ‘sivil’ eksenli çağrıların cihatçılara yaradığını anımsattı.

    Suriye ordusu başkent Şam'ın kırsal kesimindeki Doğu Guta'yı İslam Ordusu, Fetih el Şam (eski adıyla El Nusra Cephesi), Faylak el Rahman ve Ahrar'uş Şam gibi terör örgütlerinden temizleme operasyonunu yürütürken Batı medyası Halep benzetmeleri eşliğinde uluslararası bir kampanya başlattı. BMGK'da oy birliğiyle kabul edilen ateşkes tasarısı IŞİD ve el Kaide ve onlarla hareket eden örgüt ve her türlü kurumu dışarıda tutarken, Rusya ve Suriye orduları da sivillerin boşaltılması için koridor oluşturdu. Ancak militanların ilk işi bu noktaları vurmak oldu.

    Doğu Guta'daki durumu ve Batı medyasının söylemlerini bölgeyi yakından takip eden gazeteci Ali Örnek ile konuştuk.

    ‘SİVİLLER ÖLÜYOR' KAMPANYALARI SEBEBİ AÇIK'

    Ali Örnek, Suriye'de başından beri kritik bir cephe olan Doğu Guta'nın militanlardan alınmasıyla savaşın —İdlib dışında- şehir görünümlü olmaktan çıkıp, kırsallara itileceğini anımsatırken, bunun 2012 öncesine dönüş anlamını taşıdığını söyledi. Örnek'e göre, Batı'dan yükselen ‘siviller ölüyor' kampanyası militanların mağlubiyetlerini önlemek için kullanılıyor ve sahada el Kaide bağlantılı aktivistlere dayanıyor:

    "Doğu Guta'da bu kadar fırtına kopmasının sebebi Suriye savaşının en önemli cephelerinden birisi olagelmesidir. Gerek başkent Şam'ın dibinde olması gerekse Şam'ı diğer kentlere bağlayan yolların üzerinde olması nedeniyle Doğu Guta başından beri kritik bir cepheydi. Suriye'de bugüne kadar iki büyük dönüm noktası oldu. Birincisi, 2013 baharında Hizbullah ve Suriye ordusunun militanların Lübnan'dan ikmal almasını engellemesiydi. İkincisi, Halep'in Suriye ordusu, Hizbullah, İran bağlantılı güçler ve Rusya dahil, ortak bir güçle 2016 yazında tamamen militanlardan arındırılmasıdır. Dolayısıyla, şimdi Doğu Guta üçüncü büyük cephe olarak karşımıza çıktı. Doğu Guta'nın alınması durumunda Suriye ordusu güneyde İsrail sınırına uzanabilecek, ikincisi ve en önemlisi de —Batıdan yükselen feryadın nedeni de bu- Doğu Guta'nın alınmasıyla Suriye'deki savaş, İdlib dışında şehir görünümlü olmaktan çıkaracak ve kırsallara itecek. Bu da aslında 2012 öncesine dönülmesi anlamına geliyor. 2012 öncesine dönmüş bir sahada Suriye ordusu Şam yönetiminin veya Moskova'nın Suriye'nin geleceğine dair görüşmelerde taviz vermesinin çok daha düşük bir ihtimal haline geldiği için ‘siviller ölüyor' kampanyası buradan patlak vermiş durumda."

    ‘DOĞU GUTA'DA DÖRT BÜYÜK GRUPTAN BAHSEDEBİLİRİZ'

    Örnek, Doğu Guta'da 10 bin militanın olduğunun tahmin edildiğini ve burada dört büyük grubun bulunduğunu anımsattı:

    "Özel olarak da Doğu Guta ile ilgili konuşursak buradaki militanlar Suriye ordusunun askeri gücüyle kıyas kabul edemeyecek kadar güçsüz durumdalar diyebiliriz. Yaklaşık 10 bin militan olduğu tahmin ediliyor. Doğu Guta'da dört büyük grup var. Aslında irili ufaklı birçok grup var ama temel olarak baktığımızda dört büyük gruptan bahsedebiliriz.''

    ‘SUUDİLERİN ‘BAŞKENTİ YAKIN' TALİMATI VERDİKLERİ İSLAM ORDUSU'

    Örnek Doğu Guta'da bulunan dört büyük gruptan en önde geleninin Suudilerin 2013'te ‘başkenti yakın' talimatı verip 120 ton bomba sağladıkları İslam Ordusu olduğunu vurguladı:

    "Birincisi, Suudi Arabistan'ın desteklediği İslam Ordusu diye bilinen grup. İslam Ordusunun sicili çok karanlık, bunlar El Kaide bağlantılı değil ama, selefi tekfirci düşünceye sahipler. Kurucu liderleri Zehran Alluş, Suriye hava saldırısında ölmüştü. Yaptığı bir konuşmada demokrasiyi küfür olarak gördüklerini ve amaçlarının Suriye'deki Şii ve Alevilerin kafasını ezerek Emevi devletini kurmak olduğunu söylemişti. Bu grup IŞİD ile birlikte Adra katliamına katıldı. Daha birçok örnek sayılabilir ama asıl ilginç olanı Suudilerle ciddi bağlantıları. ABD'nin Ulusal Güvenlik Ajansı'nın 2013'te yayınladığı istihbarat raporunda Suudilerin bu gruba 120 ton patlayıcı verip, ‘başkenti yakın' talimatı verdiği ortaya çıkmıştı. Bunlar da o gün Şam'a çok kanlı bir saldırı düzenlemişlerdi."

    ‘KATAR BAĞLANTILI RAHMAN KOLORDULARI'

    İkinci en büyük grup olan Rahman Kolordularının Katar ile bağlantılı olduğunu belirten Örnek, bu grubun Şam'ın ‘İsrail'i izleyen gözü' olarak adlandırılan üssüne saldırarak, İsrail'in saldırılarına olanak sağlamış olduğuna dikkat çekti:

    "İkinci en büyük grup, Feylak Rahman ya da Rahman Kolorduları diye Türkçeleştirebileceğimiz Katar bağlantılı grup. Aynı şekilde selefi tekfirciler. Ancak Suudi Arabistan ile Katar arasındaki rekabet yüzünden bunlar sahada sıklıkla İslam Ordusuyla çatışıyorlar. Feylak Rahman 2012'de Şam'ın ‘İsrail'i izleyen gözü' diye adlandırılan Merci el-Sultan radar üssünü tahrip etmişti. Daha sonra kendi iddialarına göre bunu Katar'dan 3 milyon dolar aldıkları için yaptıklarını söylediler. Bu tahribattan iki ay sonra da İsrail ilk hava saldırısını düzenleyebildi Suriye'ye."

    ‘HEYET TAHRİR EL-ŞAM VE AHRAR ÜŞ ŞAM'

    Üçüncü büyük grup olarak El Kaide'nin Suriye kolu olan Heyet Tahrir el-Şam'ın Şam merkeze sızdırıp kanlı bombalı eylemler düzenlediklerini anımsatan Örnek, Türkiye'nin gözdesi olan Ahrar üş Şam'ın ise el Kaide'nin Suriye temsilcisi tarafından kurulduğunu kaydetti:

    "Üçüncü büyük grup, El Kaide'nin Suriye kolu olan Heyet Tahrir el-Şam yani eski adıyla Nusra Cephesi. Bunlardan çok uzun bahsetmeye gerek ama bunlar sıklıkla Doğu Guta'dan militanlarını sızdırıp Şam merkezinde bombalı saldırılar yapıyorlar ve çok sayıda insanın yaşamını yitirmesine sebep oluyorlar. Dördüncü grup ise Türkiye'nin gözdesi olarak anılan ve El Kaide'nin o dönem Şam'daki temsilcisi olarak bilinen Ebu Halid es Suri tarafından kurulan Ahrar'uş Şam.''

    ‘ÇIKARLARI FARKLI OLSA DA İŞ BİRLİĞİ İÇERİSİNDELER'

    Doğu Guta'daki grupların farklı çıkarları olsa da iş birliği içerisinde olduklarını, El Kaide'nin hem Ahrar'uş Şam ile hem de Rahman Kolordularıyla ortak operasyonlar düzenlediğini belirten Örnek'e göre bu durum teknik açıdan BM kararının ihlal edilmeden Rusya ve Suriye'nin operasyonlarına devam etmesine imkan tanınıyor:

    "Yani tabloya baktığımızda aslında El Kaide bağlantılı veya değil burada çok benzer düşünce yapısına sahip, sahada farklı çıkarları ve amaçları olduğu için ayrı duran gruplar olduğu görülüyor. BM kararında Nusra Cephesinin dışarıda bırakılması çok kritik, çünkü bugün de Lavrov'un benzer bir açıklaması vardı. Bu açıklamada bu grupların Doğu Guta'da iş birliği yaptıklarının söylenerek ateşkese dahil olamayacaklarının söylenmesi meselesi önemliydi. Çünkü teknik açıdan Suriye'ye ve Rusya'ya baktığımızda, BM Güvenlik Konseyi'nin kararını ihlal etmeden Doğu Guta'da operasyonlarını sürdürebilmelerine imkân tanınıyor. Gerçekten de sahada bu gruplar, özellikle Rahman Kolordularının kontrolündeki Guta'nın batısında El Kaide varlığı var ve El Kaide hem Ahrar'la hem de Feylak'la ortak operasyonlar düzenliyor."

    ‘BATININ MEDYA KAMPANYALARI İSLAMCILARLA BAĞLANTILI AKTİVİSTLER'

    Batı'nın Doğu Guta'daki durumu Suriye ordusu ile halk arasında svaaş varmış gibi göstermeye çalıştığına vurgu yapan Örnek, önceden bu bölgedeki meseleyi askeri açıdan ele alıp sivilleri önemsemeyen Batı'nın medya kampanyasına dikkat çekti:

    "Suriye yönetiminin ve Rusya'nın da iddiası Doğu Guta'da hiçbir şekilde sivillerin ölmediğidir. Suriye ve Rusya ‘sivilleri hedef almıyoruz' diyor. Bunlar teknik olarak birbirinden farklı şeyler. Yani ‘kasti sivil kaybına yol açacak saldırılarda bulunmuyoruz ancak militanlara yönelik saldırılarda siviller de yaşamını yitirebiliyor' diyorlar. Resmi savunmaları bu yönde. Dolayısıyla gerçekten ikisi birbirinden farklı şeyler. Sonuçta bir suçun oluşması için kastın da olması gerekiyor. Fakat ortada çok yoğun bir medya kampanyası var ve bu medya Doğu Guta çatışmalarını, Suriye ordusuyla Doğu Guta'da sıkışmış sivil halk arasında bir savaş varmış gibi lanse ediyor. Muhaliflerden, sahada militanlarla beraber hareket eden ‘aktivistlerden' veya işte Syrian American Medical Society dedikleri Müslüman Kardeşler bağlantılı gruplar ya da El Kaide liderinin 'devrimin gizli savaşçıları' diye teşekkür ettiği Beyaz Baretlilerden alınan görüntüler ve onların iddiaları haberlere yansıyor. Bu da tek taraflı bir görüntü veriyor. Yani ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Esad diye bir ‘manyak' var, bu ‘manyak' kentten kente gidiyor ve hobi olarak sivilleri öldürüyor gibisinden bir görüntü yansıtılıyor. Ama gerçekte durum bu değil. 2012-2013'te savaş Guta'ya ilk girdiğinde Batı basınının bunu nasıl gördüğüne bakalım. O tarihte yani 2012-2013'te 600 bin kişi mülteci durumuna düşmüş ve binlerce sivil ölmüştü. Batı medyası bunun haberlerini, ‘militanlar Esad'ın kalbine ilerliyor veya çatışmanın sesi Esad'ın sarayından da duyuluyor' şeklinde vermişlerdi. Yani tamamen meseleyi askeri olarak ele alıyorlardı ve hiçbir şekilde sivil kayıplara, sivil dramına odaklanan bir tablo çizmiyorlardı. Dolayısıyla ortada gerçekten politik olarak savaşı Suriye halkıyla Suriye ordusu arasında gösterme eğilimi var. Ama bu çok yanlış olur. Çünkü Halep'ten de başka bizim elimizde örnekler var."

    ‘ÜMRAN ÇOCUK ÖRNEĞİ'

    Örnek, Batı basınında Halep'teki savaşın sembolü olarak çokça kullanılan Ümran Dakniş'i hatırlatarak ve Dakniş'in babasının çocuğunun kanının Suriye hükümetine karşı kullanıldığını şeklinde açıklama yaparak, militanlarla İdlib'e gitmeyip, Halep'te kalmış olduğuna dikkati çekti. Ancak Batı medyasının bu vakayı Şam'a karşı kullanıp hakikat ortaya çıkınca görmezden geldiğini anımsattı:

    "Mesela Ümran Dakniş olayı var, hatırlarsak ambulansın içinde yüzü gözü kan içinde oturan küçük çocuk. Bütün Batı basınında sembol oldu, Halep'teki yıkımın ve mezalimin sembolü oldu. Daha sonra, 2016'da militanlar kenti terk ettiğinde Ümran Dakniş'in babası kendisi militanlarla İdlib'e gitmeyi de kabul etmemiş ve militanların, çocuğunun kanını Suriye hükümetine karşı kullandığını söylemişti. Baktığınızda fotoğraf Esad'ın mezalimi olarak gösterirse de arkasındaki hikayeyle birleştirildiğinde bambaşka bir tablo çıkıyor. Buna çok dikkat ediyorlar yani fotoğraf var ama hikayesi yok, ya da hikâye var ama görseli yok. Böyle olunca da savaşı Suriye halkı ve Suriye ordusu arasında göstermeyi başarabiliyorlar kendileri açısından. Ama bu ne kadar sağlıklı bir propaganda orası meçhul. Geçenlerde WP'nin muhabiri Suriye haberlerimiz okunmuyor diye şikâyet ediyordu. Okunmaması çok normal değil mi?"

    ‘100 KİLOMETREKARE ALANDA 13 TANE HASTANE VURULDU İDDİASI'

    Örnek, Doğu Guta'da ‘13 tane hastanemiz vuruldu' iddiasını yayan ‘Syrian American Medical Society' adlı grubun Müslüman Kardeşler bağlantısına vurgu yaptı ve 100 kilometrekarelik bir alan olan Doğu Guta'da 13 tane hastane bulunup bulunmadığı konusundaki garipliğe dikkati çekti:

    "Syrian American Medical Society (SAMS) Dedikleri grup Müslüman Kardeşler bağlantılı bir grup. Adını yazamıyorlar bu yüzden. Doğu Guta 100 kilometrekarelik bir alan ve orada ‘13 tane hastanemiz vuruldu' diyorlar. Yani 100 kilometrekarelik bir alanda 13 tane hastane olabilir mi? Bu biraz garip. İstanbul'da birçok merkez ilçede bile bu kadar çok hastane olduğunu sanmıyorum."

    ‘ABD VE BATININ KİMYASAL SİLAH İDDİALARINA MİLİTANLARIN İHTİYACI VAR'

    Örnek, kimyasal silah kullanıldı iddiasının Suriye'nin her hamlesine karşı kullanıldığını söylerken, Suriye ordusunu dengeleyecek güçte olmayan militanların ABD'nin ve Batının kimyasal silah söylemlerine ihtiyacı olduğu yorumunu yaptı:

    "Kimyasal silah Suriye'nin her hamlesine karşı kullanılan bir kampanya. Batılı ülkeler bunu yapıyor. Önce Obama ‘kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir' demişti. Daha sonra güncel olarak Fransa çıktı ve ‘Esad kimyasal silah kullanırsa onu vururuz' dedi. ABD de aynı açıklamayı yaptı. Dolayısıyla ortada militanları bu tip provokasyonlara girişmeleri için teşvik eden açıklamalar silsilesi var. Yani Çehov'un bir sözü var ‘tabanca görünürse patlar' diye. ‘Kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir derseniz' birileri çıkar kimyasal silah kullanır. Militanların buna ihtiyacı var. Askeri olarak Suriye ordusunu dengeleyebilecek güçte değiller. Dolayısıyla ortadaki hikâye az çok anlaşılıyor. Yani bir süre önce Han Şeyhun'da kimyasal kullanıldığı, sarin gazı kullanıldığı iddia edildi. ABD istihbarat raporu yayınladı, Beyaz Saray ABD İstihbarat Cemiyetiyle ortak rapor yayınladı. Raporda ‘Suriye ordusunun sahada gerilediği bu yüzden kimyasal silah kullandığı' iddia ediliyordu. Ancak Suriye ordusu o sırada gerilemiyordu, ilerliyordu. Çok basit noktalarda bile hatalar içeren raporlar yayınladılar."

    ‘ABD, ‘ESAD KİMYASAL SİLAH KULLANDI' DİYİP SONRA ‘KANIT BULAMADIK' DİYEBİLİYOR, ÇÜNKÜ KİMSE SORGULAMIYOR'

    Suriye'ye yönelik söylemlere tümüyle şüpheyle yaklaşmak gerektiğini dile getiren Örnek'e göre ABD, ‘Esad kimyasal silah kullandı' deyip ardından ‘kanıt bulamadık' diyebilecek pervasızlıkta çünkü Batı basını da dahil kimse olanları sorgulamıyor:

    "Tabii bunu Batı basınında sorgulayan olmadığı için bu konuda elleri rahat. Kimyasal silah kullanımını iddia edenler de aynı çevreler, Beyaz Baretliler Han Şeyhun'da başrollerdeydi. "Syrian American Medical Society (SAMS) de başroldeydi. Bu iki grup uzun süredir Suriye'ye müdahale çağrısı yapıyor. Dolayısıyla tümüyle şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. Burada ‘kimin yararına' sorusunu defalarca kez sorup bunun en ince ayrıntısına kadar yanıtını almak gerekiyor. Aksi halde çok yanıltıcı sonuçlar, Irak'taki gibi, Irak'ın işgaline gerekçe olan kimyasal silah stoku iddiası gibi çok yanıltıcı sonuçlara varılabilir. Mattis ve ABD'nin ‘kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir' deyip sonra Esad'ın kullandığını söyleyip ardında da çıkıp ‘delilimiz yok' cümleleri bu kadar pervasızca ve rahat söylenmesinin nedeni Avrupa'dak bunu sorgulayabilecek ve Irak savaşında en azından muhalif çizgide duran liberal sol kesimin tam da bu savaşın çığırtkanı olmasıyla alakalı. Dolayısıyla kimse sorgulamadığında çok rahat açık açık konuşabiliyorlar."

    ‘ATEŞKES AFRİN'İ DE KAPSIYOR AMA TÜRKİYE, RUSYA YA DA ABD'DEN VETO GÖRMEDEN BM KARARINA BAĞLI KALMAZ'

    BM kararlarının ‘kimin gücü kime yeterse' gibi bir uluslararası ortam yarattığını söyleyen Örnek'e göre BMGK kararı Afrin'i kapsıyor ama Türkiye, Rusya ya da ABD'den veto görmeden BM kararına bağlı kalmaz:

    "BM kararları genelde ‘kimin gücü kime yeterse' gibi bir uluslararası ortam yaratıyor. Baskı kuran, güçlü olan genellikle Suriye konusunda özellikle geri adım atmıyor. Mesele İsrail'in Golan Tepelerindeki işgali BMGK tarafından kınanmıştı ve İsrail askerlerini geri çekilmeye davet edilmişti ama bugün bu karar uygulamadı. Bu karar teknik olarak Afrin'i kapsıyor, bunu tartışmaya bile gerek yok. Çünkü hiçbir istisna tanımadan Suriye genelinde sadece örgütler istisna tutuldu ki bunun içinde Türkiye'nin terör örgütü olarak kabul ettiği PKK/YPG yok. Dolayısıyla da kararın Afrin'i kapsadığı çok açık. Ancak şöyle bir soru çıkıyor ortaya: Türkiye eğer operasyona devam ederse BMGK kararını Türkiye'ye karşı kim uygulayacak? ABD ya da Rusya mı? Burada aslında mesele biraz da bu. BM ortak karar alıp, ortak askeri güç oluşturup Türkiye'ye müdahalede bulunamaz. Ama zaten Türkiye'nin Afrin operasyonu uluslararası meşruiyet açısından tartışmalıydı. Bu karar Türkiye'nin operasyonunu daha da tartışmalı hale getirir. İleride bir gün hani sahada güçler değiştiğinde Suriye ordusu Türkiye'ye ‘buradan çıkın' dediğinde elinde Türkiye'ye karşı daha fazla uluslararası diplomatik koz olmuş olur. Onun dışında Türkiye'nin ABD'den ya da Rusya'dan veto ya da kırmızı ışık görmeden bu BM kararına bağlı kalacağını düşünmüyorum."

    ‘BM KARARLARININ İÇİNDE YAPAYLIK VAR, TERÖR ÖRGÜTÜ TANIMI MUALLAK'

    Örnek, BM kararlarının içinde uygulanmaması için yapaylık barındırdığını belirtirken, karardaki terör örgütü tanımının muallak olduğuna işaret etti ve Şam merkeze yönelik Doğu Guta'dan devam eden saldırıları hangi güç durdurabilir sorusunu sordu:

    "Suriye'deki savaşın başından beri duruma baktığımızda BM kararlarının uygulanmaması için kararların içinde yapaylık olduğunu görüyoruz. ‘Terör örgütü' tanımı çok muallak. Diyorlar ki: ‘Biz El Kaide'yi terör örgütü olarak kabul ediyoruz'. Ama El Kaide ile sahada bağlantılı birçok örgüt var. Nusra cephesi ya da şimdiki adıyla HTŞ, El Kaide bağlantılı. Ama Ahrar uş Şam da El Kaide bağlantılı. Ya da İdlib'de birlikte hareket ettikleri Türkistan İslam Partisi de El Kaide bağlantılı. Ancak baktığımızda El Kaide denilince parmaklar sadece Nusra cephesini işaret ediyor. Dolayısıyla ortada kararın ölü doğmasına yol açacak, kendi içinde çelişkiler var. Dahası Şam yönetimine ateşkes için baskı yapılıyor, ancak sahada militanları kim kontrol edebilir? Bunların Şam merkeze yönelik hala devam eden roketli saldırılarını hangi güç durdurabilir? Kimin sözü tam olarak silahlı gruplar üzerinde geçiyor ve bu kişilere kim çıkıp tamam artık durun diyebilir? Dolayısıyla karar adeta bir tiyatro gibi. Herkes sürecin kendince en iyisini istediğini söylüyor ama ortada bu kararı uygulayabilecek Rusya ve Şam dışında bir özne yok. Sonuçta Şam yönetimi merkezi bir güç ve kendi ordusu üzerinde söz sahibi. Ama silahlı gruplar adına kim teminat verebilir?"

    ‘ŞAM'A SİVİL EKSENLİ ÇAĞRILAR MİLİTANLARI SİVİLLERİN AYRILMASINI ENGELLEMELERİ İÇİN CESARETLENDİRİYOR'

    Ali Örnek son olarak Suriye yönetimine operasyonu durdurması için yapılan çağrıların militanların sivilleri savunma kalkanı olarak kullanması konusunda cesaretlendirdiğini görüşünü dile getirdi:

    "Sivil eksenli olarak Suriye yönetimine operasyonu durdurması için yapılan baskı aslında militanların Doğu Guta'dan sivillerin ayrılmasını engellemeleri için cesaretlendiriyor. Çünkü şu an siviller onların açısından adeta bir savunma kalkanı. Dolayısıyla bu savunma kalkanından olmak istemeyeceklerdir. Aksine bu tartışmayla Doğu Guta'daki kriz daha da derinleşmiş oluyor. ABD, Fransa ve İngiltere Suriye yönetimine baskı yaptıkça aslında militanları orada sivilleri rehin tutmaya devam etmeleri için cesaretlendirmiş oluyorlar. Bu durumda da hem bunu yapıp hem de sivil trajedisinden bahsetmek çok samimiyetsiz geliyor."

    Etiketler:
    Suriye ordusu, BM, Ali Örnek, Beşar Esad, Doğu Guta, Şam, ABD
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın