15:35 19 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'İtalyan seçimlerinde göç ve sığınmacılar dışında bir gelecek vizyonu konuşulmadı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Nilgün Cerrahoğlu’na göre İtalya’daki seçimlerde popülistler ve aşırı sağcılarla, geleneksel partiler yarıştı, merkez sol biricik kaybeden oldu. Seçimlerde göç ve sığınmacılar dışında bir gelecek vizyonunun konuşulmadığını beliten Cerrahoğlu’na göre koalisyon için Roma’yı uzun bir siyasi görüşme faslı bekliyor.

    İtalya-Genel seçim
    © AP Photo / Antonio Calanni
    İtalya'da 4 Mart’ta parlamentonun iki kanadını belirlemek üzere düzenlenen genel seçimlerde kurumsal yapı karşıtı popülist ve radikal sağcı partilerin oluşturduğu blok çok güçlenerek çıktı. Eski Başbakan Matteo Renzi liderliğindeki merkez solcu Demokrat Parti’nin başını çektiği Sol İttifak ise büyük oy kaybına uğradı. Seçime sığınmacı krizi ve göç meselesi damgasını vururken, koalisyon görüşmelerinin zamana yayılması bekleniyor.

    Seçimleri İtalya’da yaşayan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Nilgün Cerrahoğlu ile konuştuk.

    ‘POPÜLİSTLERLE GELENEKSEL PARTİLER ARASINDA BİR YARIŞ’

    Nilgün Cerrahoğlu, İtalya’daki seçimlerin ülkenin yakın tarihinin en önemli seçimlerinden birisi olduğunu belirtirken, popülistlerle geleneksel partilerin arasındaki kıran kırana yarışta etkili olan faktörlere dikkat çekti:

    “İtalya yakın tarihinin en önemli seçimlerinden biri olan bu seçim aslında çok ilginç bir seçim oldu ve bu durum çok farklı şekillerde analiz edilebilir. Bunlardan bir tanesi de popülist partiler ve geleneksel partiler arasında bir yarış olmuş olmasıdır. Bu seçimin tek geleneksel partisi olan Matteop Renzi’nin liderliğini yaptığı ve köklü bir geçmişe sahip olan bu merkez sol parti seçimin biricik kaybedeni oldu. Diğer irili ufaklı bütün popülist partiler aslında (Silvio) Berlusconi’ninki (Forza İtalya) dışında seçimin kazananı olarak çıktılar. En büyük zafer en başta gelen popülist hareketlerden biri olan Beş Yıldız Hareketi’ne ait. Fransa’daki Le Pen’in İtalya şubesi olarak adlandırabileceğimiz aşırı sağ Lega partisi oylarını dört misli arttırdı. Yüzde 4’lük küçük bir partiyken oran yüzde 17’ye ilerledi.”

    ‘RENZİ’NİN İMAJ KAYBI SANDIĞA YANSIDI’

    Çok genç yaşta İtalya Başbakanı olan Demokrat Parti lideri Matteo Renzi’nin istifasıyla sonuçlanan anayasa referandumu sürecinde büyük imaj kaybına uğradığını anımsatan Cerrahoğlu’na göre bu durum sandığa da yansıdı:

    “Popülistlerin bu kazançları karşılığında Demokrat Parti hezimet denilebilecek bir yenilgi yaşadı. 2013 seçimlerinde yüzde 30 olan oyları yüzde 19’a düştü. Hatta 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde alınan efsanevi bir yüzde 40 oy oranı vardı. Onunla da karşılaştırdığımızda çok büyük bir gerileme kaydedilmiş oldu. Üstelik bu Renzi liderliğindeki partinin kaybetmiş olduğu ikinci seçim oldu. Çünkü 2016 yılında da bir Anayasa referandumu yapılmıştı. Aslında o olabildiğince teknik bir referandumdu, devletin modernizasyonunu, senatonun iptal edilmesini öngörüyordu fakat çiçeği burnunda lider olan Renzi bunu müthiş bir kişisel başarı öyküsüne dönüştürmek istedi ve kişiselleştirdi. Maalesef evdeki hesap çarşıya uymadı ve referandum yüzde 60’lık bir oyla kaybedildi. Böyle olunca herkes Renzi’nin bırakıp gitmesini bekledi. O sırada kendisi Başbakandı. Tam da kısa süre önce Avrupa’nın gözleri önünde bir Cameron örneği vardı. Cameron, İngiltere’deki Brexit referandumu sonrası arkasına bile bakmadan hem başbakanlığı hem de parti liderliğini bıraktı. Renzi bunu yapmayınca bu durum iki demokrasinin kalite farkı olarak yorumlandı, bunun üstüne ayrıca Renzi’nin kişisel bir tarzı var. Kendisinden çok emin olan Renzi, tabii ki İtalya gibi bir ülkede 39 yaşında bu konuma çok hızlı gelince biraz fazla bir kibir zaafına düştü ve bu kibirle başarısızlık karinesi yan yana gelince bu iş tutmadı. Maalesef çok hızlı bir imaj kaybına uğradı ve bu imaj kaybı sandığa yansıdı. Ama şimdiki sonuçların nedeni sadece bu tek faktör bu değil.”

    ‘SIĞINMACI KRİZİ VE PARTİ İÇİNDEKİ KRİZLER DE ETKİLİ’

    Cerrahoğlu’na göre Renzi’nin kişisel başarısızlığının yanında göçmenler meselesi ve Demokrat Parti içindeki sıkıntılar seçim başarısızlığında etkili oldu

    ’’Çok önemli iki faktör daha var. Bunlardan bir tanesi olan Demokrat Parti içerisinde tam bizim Türkiye’de CHP’de de gördüğümüz gibi hizip çatışması, sen ben çatışması kışkırtılmış oldu ve parti içinden eski başbakan D’Alema’nın başını çektiği bir ‘dinazor’ ekip tam da seçimin son ayağına girerken partiden koptular. Hem de bu hamleyi büyük düşlerle, yüzde 10 oranında bir oy almayı planlayarak yaptılar. Halbuki sadece yüzde 3 oranında oy aldılar. Demokrat Parti’den de oyları götürmüş oldular. Bu da bir etken oldu. Tabii bir diğer etken de malum bütün Avrupa’daki sığınmacı krizi. Bu yüzden Fransa’da sosyalistler yok olma tehdidiyle karşı karşıyalar. Almanya’da SPD sürekli kan kaybediyor. Bu genel bir çerçeve içerisinde Renzi krizi de buna eklemlenince ortaya böyle bir tablo çıktı.”

    ‘ESKİDEN GÜNEY İTALYALILARA IRKÇILIK YAPAN LEGA, GÜNEY İTALYA’DA GÜÇLENDİ’

    Eski Kuzey Ligi Partisinin Güney İtalyalılara ırkçılık yapıp, yerelcilik taleplerini ileri süren çizgisinden Güney İtalya’da güçlenmiş bir ‘birlik partisi’ haline gelmesinin oportünistliğine dikkat çeken Cerrahoğlu’na göre Fransa’daki Le Pen’den etkilenen eski Kuzey Ligi şimdiki Lega Partisi, popülist partilerinin inanılmaz dönüşümcülüğünü ortaya koymuş oldu:

    “Oylarını yükselten Lega Partisi için aşırı sağ benzetmesi doğru bir ifadelendirme olur. Demin de söylediğim gibi bu birlik partisi Fransa’daki Le Pen’in İtalya’daki karşılığıdır. Le Pen’e ne kadar aşırı sağ demek doğruysa Lega’ya da o kadar demek doğru. Açık bir şekilde ırkçı bir parti. Ulusal ve dini kimlik üzerinden etnik köken ayrımcılığı yapan, İslam, göçmen, yabancı ve Avrupacılık karşıtı bir parti bu. Tabii aşırı sağdan ne anlıyorsunuz sorusu da önemli. Mussolini döneminin aşırı sağı ile 2018 döneminin aşırı sağı farklı, yani kara milisler ortalıkta dolaşmıyor. Ama bildiğimiz liberal demokrasinin değerleri, insan hakları değerleri için bir geri dönüş anlamına gelen bir parti bu. Benim görüşüme göre aşırı sağ tanımını hak eden bir parti. Ayrıca son derece de oportünist bir parti. Bunun en önemli örneği bir yerelci parti olarak yola çıkmışken, Kuzey Ligi partisiyken ve bağımsızlığa kadar varan bir takım yerelcilik talepleri varken şimdi birlik partisi haline gelmesidir. Yerelcilik yaptığı dönemde de oportünist bir durum içerisindeydi. Çünkü bazen bağımsızlık savunuculuğu yapıyordu bazen de federalizm savunuculuğu yapıyordu. O dönemde de bile tam nerede durduğu belli değildi. Öyle bir partiyken oradan birdenbire sıçrama ile ulusalcı bir konuma sıçradı. Yerelcilik neresi ulusalcılık neresi? Bu dönüşümü 2013 yılında partinin başına gelen genç lider Matteo Salvini. Dizginleri ele alarak gerçekleştirdi. Salvini Avrupa Parlamentosunda parlamenterdi ve orada Le Pen ile sıkı bir ilişki içerisindeydi. Onlardan da tüyo aldı ve sorunların küresel olduğunu gördü. Göç bir yandan, işsizlik bir yandan bir yandan da Avrupa’nın sorunlarıyla birlikte burada eksik olduğunu gördü. Göz açıp kapayıncaya kadar Kuzey Ligi bir ‘birlik partisi’ haline geldi. İtalya’da Kuzey ligi olduğu dönemde Güney İtalyanlara açık bir şekilde ırkçılık yapıyordu. Fakat popülist partilerin inanılmaz dönüşümcülüğüyle eskiden güney İtalyanlıları hakir gören parti güney İtalya’da güçlü kazanımlar elde etti. Güney İtalya’nın 4 Mart seçimlerinde en güçlü partisi olan Beş Yıldız Hareketi’nin ardından gelen partilerden bir tanesi Lega oldu ilginç bir şekilde. Demagojinin ne kadar mesafe aldığını gösteren bir örnek bu da.”

    ‘BEŞ YILDIZ HAREKETİ’NDE SOL KÖKENLİLER DE VAR’

    Cerrahoğlu, tek başına en fazla oyu almayı başaran Beş Yıldız Hareketi’nin kendisini ‘ne solda, ne sağda’ diye ifade ettiğini belitirken, bu partinin politikalarında yaşanan keskin değişikliklere dikkat çekti. Cerrahoğlu’na göre bu tam anlamıyla ‘popülist’ parti:

    “Beş Yıldız Hareketinin kurucusu ve ‘gurusu’ olan komedyen kökenli Beppe Grillo sürekli olarak bu oluşumun parti değil bir hareket olduğunu ve asla ideolojik olmadığını vurguluyor. Üstüne basa basa ‘ne sağ ne soldayız biz yalnız sorunların çözümüne odaklıyız’ diyor. Partiye baktığınız zaman içinde sol kökenli de sağ kökenli de insanlar var. Bugün lider konumunda olan Luigi Di Maio da 31 yaşında ve o da çok genç. Maio geçen sene yapılan bir ön seçimle lider oldu. Mesela o faşist bir aileden geliyor fakat beri yandan bu oluşumun son seçim öncesinde hazırladığı bir kabine listesi var. Bunu kamuoyuna ‘bakın iktidara gelirsek hangi göreve kimi getireceğiz’ diyerek sundular. Bu potansiyel hükümet listesindeki isimlere baktığımız zaman pek çoğunun sol kökenli olduğunu görüyoruz. Yani oradan da var buradan da var. Kendilerini de ‘biz oyuz ya da buyuz’ diye bir tarafa sahip çıkmıyorlar. Dolayısıyla da karmakarışık, çorba olan bir parti bu. Konum bazında da böyleler. Mesela göçmenler konusunda bir bakıyorsunuz zaman zaman açılımcı görüşleri savunabiliyorlar ama zaman zaman da Lega’nın lideriyle aynı çizgiye geliyorlar. Dolayısıyla ne sağ ne solda bir parti. Tam anlamıyla popülist bir parti."

    ‘SEÇİMLERDE GÖÇ KONUSUNDAN BAŞKA BİR GELECEK VİZYONU KONUŞULMADI’

    Cerrahoğlu, İtalya’daki seçimlerde göç ve sığınmacılar konusundan başka bir gelecek vizyonu konuşulmadığını söylerken, solun göçmenlere karşı saldırılarda geliştirdiği tavrını oya tahvil etmede kullanamadığına vurgu yaptı:

    “Sığınmacılar ve göç konusu bu seçim için çok önemliydi. Hatta seçimin tek konusu da buydu. Başka hiçbir proje ya da gelecek vizyonu konuşulmadı. Sadece göç konusu üzerinden yapılan bir itişme kakışma yaşandı. Aslında çok dramatik ve trajik şeyler de oldu. Kampanyanın başında bir kentte aşırı sağ görüşlü ve aslında Lega militanı olan bir İtalyan yolda rastgele yürüyen Afrikalı göçmenlere ateş açtı. Tabii bu çok büyük bir olay oldu ve sol partilerle sendikalar çok büyük bir ‘ırkçılığa hayır’ mitingi düzenlediler. Ama ne yazık ki solun bu duruşu sandıkta oya tahvil edilemedi. Tam tersine işte ‘solun bu duruşu kontrolsüz göçe çanak tutuyor’ söylemleri alevlendi. Netice itibariyle bu göç konusu çok belirleyici bir etken oldu bu seçimlerde sadece göçe karşı olan partilerin değirmenine su taşıdı bu konu.”

    ‘İTALYA’DA UZUN BİR SİYASİ GÖRÜŞME FASLI OLACAK’

    Cerrahoğlu, son olarak Avrupa’nın İtalya seçimlerine yönelik ‘bekle ve gör’ şeklinde bir tepki geliştirdiğini söyledi ve İtalya’da şu an kimsenin koalisyon görüşmesine hazır olmadığını, bu yüzden de uzun bir siyasi görüşme faslı yaşanacağını sözlerine ekledi:

    “Avrupa’nın, Brüksel’in tepkisi şimdilik ‘bekle ve gör’ şeklinde. Sonuçta İtalya’nın esnekliğine güveniyorlar ve bir şekilde bir hükümet formülü üretilebileceğini düşünüyorlar. Ama bu çok kolay olmayacak. Bir sağ koalisyonun çıkması pek mümkün değil aslında. Çünkü 60-70 milletvekiline ihtiyaçları var ilave olarak. Onu da bir taraftan şimdilik tedarik edemiyorlar. Cumhurbaşkanı’nın ısrarıyla Renzi’nin Demokrat Partisinin sağla bir araya gelerek bir geniş koalisyon oluşturulmasına umut bağlıyorlardı. Ama Renzi dün aşamalı bir şekilde hayata geçireceği bir istifa kararı açıkladı ve partisinin asla hükümet koalisyonunda yer almayacağını, muhalefete geçeceğini söyledi. Bunu çok ilginç bir şekilde yaptı. Hemen istifa etmedi. Çünkü bunu yapması halinde partisinden bazılarının koalisyon hükümeti görüşmelerine girebileceğini düşündü. Bunu önlemek için ancak hükümet kurulduktan sonra istifasını hayata geçireceğini söyledi. Mevcut durumda da bir bloklaşma var. Durum karışık. Hiçbir parti ve ittifak tek başına hükümet çıkaramıyor ve hali hazırda kimse koalisyon görüşmesine oturmaya hazır görünmüyor. Anlaşılan çok uzun siyasi bir görüşme faslı olacak İtalya’da da.”

    İlgili konular:

    İtalya'da onbinler, ırkçı saldırıya karşı yürüdü
    Berlusconi, İtalya'nın başına general getirebilir
    İtalya'dan BM'ye yanıt: Bize ders değil, daha fazla mali destek verin
    Etiketler:
    İtalya genel seçimleri, Aşırı sağ, Sığınmacı krizi, Nilgün Cerrahoğlu, Matteo Renzi, İtalya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın