13:52 18 Temmuz 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    ‘Varna, Türkiye ile AB arasında ateşkes niteliğinde'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 01

    Prof. Turan’a göre, AB-Türkiye arasında Varna’da gerçekleştirilen görüşmelerde taraflar arasındaki sorunların çözümü için somut adım atılmadı. Üsluptaki yumuşama ve Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine son noktanın konulmasının dışlanmasına dikkat çeken Turan, görüşmenin sorunların denetimden çıkmaması için ‘ateşkes’ niteliği taşıdığını vurguladı.

    Varna’da 26 Mart tarihinde Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un ev sahipliğinde gerçekleşen Türkiye-AB ‘zirvesi’ Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker bir araya geldi. Ardından ortak açıklamada sığınmacı anlaşmasından Türkiye’deki OHAL’in yarattığı sorunlar ile vize serbestisi ve Kıbrıs ve Ege’deki yeni gerilimlere dair verilen mesajlarda somut bir anlaşmaya varılamadığı görüldü. Ancak kullanılan üslubdaki yumuşama dikkat çekerken, üyelik müzakerelerine son noktanın konulmasının dışlanması dikkat çekti.

    Varna toplantısını Bilgi Üniversitesi’nden siyaset Bilimi uzmanı Profesör. Dr. İlter Turan ile konuştuk.

    ‘VARNA’DAKİ TOPLANTI TEKNİK OLARAK ZİRVE DEĞİLDİ’

    İlter Turan, Varna’da gerçekleşen toplantının teknik olarak zirve olmadığını, Avrupa Birliği’nin en yüksek derecedeki memurlarının Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un düzenlendiği toplantıya katıldıklarını belirtti:

    “Varna'da bir zirve diyoruz ama teknik olarak bu bir zirve değildi. Avrupa Birliği'nin (AB) zirveleri devlet başkanları ve hükümet başkanlarının da katılmasıyla gerçekleşen toplantılardır. Bu toplantı o nitelikte değildi ama Türkiye ile Avrupa ilişkileri açısından Avrupa Birliği'nin en yüksek derecedeki memurları diyebileceğimiz kişiler geldiler ve Boyko Borisov'un düzenlediği toplantıya katıldılar.”

    ‘GEÇİMSİZLİĞE RAĞMEN KARŞILIKLI DUYULAN İHTİYAÇ TEYİT EDİLDİ’

    Turan, Varna’da yapılan görüşmelerde Türkiye ile AB arasındaki sorunlarda mesafe kat edildiği yönünde izlenim edinmenin pek mümkün olduğunu söylerken, tarafların geçimsizlik havasına rağmen birbirlerine duydukları ihtiyacı teyit etmiş olduklarına vurgu yaptı:

    “Varna’daki toplantı Türkiye ile AB açısından önemli bir toplantıydı. Toplantının sonuçlarına bakıldığı zaman henüz aradaki sorunlarda büyük bir mesafenin kat edildiği izlenimini edinmek pek mümkün değil. Bununla birlikte bu toplantı sonucunda değişen bir şeyler var mı sorusunu sormak gerekir. Burada birkaç şey söylenebilir; bunlardan bir tanesi zannediyorum uzun süren bir geçimsizlik havasına rağmen taraflar, aslında böyle bir toplantıya gelerek birbirlerine duydukları ihtiyacı tekrardan teyit ve teşhir etmiş oluyorlar. Bunu destekleyen bir başka husus daha var. Toplantıda ve daha sonra basın toplantısında hâkim olan üsluba baktığımız zaman, bütün sorunların dile getirilmesine rağmen çatışmacı bir üslup olmadığını görüyoruz. Bu da zannediyorum dikkati çeken bir gelişme. Ufak tefek alanlarda da zannediyorum mesafe kat edilecektir. Şimdi bildiğimiz gibi, mesela bu göç anlaşmasının iki ayrı dönemde yapılacak bir ödemesi var, bunun projeleri yapılacak ödemeler şeklinde uygulanması lazım. Orada zannediyorum işin başarıyla yürüdüğüne ilişkin bir gözden geçirme oldu. AB Komisyonu Başkanı Juncker: ‘Süreç dondurulmadı’, yani Türkiye'nin üyelik süreci devam etmektedir, dedi. Şimdi fiilen yürüyen bir şey yok ve önemli engeller olmakla birlikte, üyelik mi başka tür bir ilişki mi tartışmasına bir nokta koymak açısından önem arz etmektedir.”

    ‘ŞU ANDA TAM ÜYELİĞİ İLERLETMEK MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR'

    İçinde bulunulan şartlardan dolayı Türkiye’nin AB’ye tam üyelik ilişkisinin ileriye götürülmesinin mümkün gözükmediğine dikkat çeken Turan’a göre yürümüyor olsa da müzakere sürecinin varlığı, ileride bu sürecin aşılabilmesinin imkanlarını taşıması bakımından önemli:

    “Şu anda gerçekten Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar, Türkiye'deki siyasi uygulamalarla birlikte, AB’ye tam üyelik ilişkisinin ileriye götürülmesi zaten mümkün gözükmüyor. Çünkü bildiğimiz gibi AB üyeliği için öngörülen şartlar arasında hukukun üstünlüğü, demokratik kurumların işlemesi gibi koşullar vardır ki bunların Türkiye'de belki ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar dolayısıyla yeterince uygulanmaması AB ile olan ilişkiler açısından ciddi bir engel teşkil etmektedir ve bir sorun alanı oluşturmaktadır. Ama bakın ben hep bu olaya şöyle bakıyorum: 1946 yılında birisi size 1952 yılında Türkiye NATO'ya girecek deseydi —daha NATO kurulmamıştı ama hazırlıkları vardı- ona 'yok canım, nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri' denilebilirdi. Hatta tarihe gidecek olursak 1815'te bildiğimiz gibi Türk imparatorluğu Avrupa ahenginin içinde yer almadı. Kırım Savaşı ve arkasından Paris Anlaşması geldiği zaman Osmanlı İmparatorluğu'na yer verilmeyen bir Avrupa imparatorluklar ahenginin yürümeyeceği anlaşıldı. Türk imparatorluğu bu ahengin bir parçası oldu. Yani dolayısıyla bu müzakerelerin sonlanması demek yeniden canlandırılmasını imkânsız kılan bir duruma girmek demektir. Buna karşılık yürümüyor da olsa bir müzakere sürecinin varlığı ileride bu müzakere sürecinin aşılabilmesi imkanlarını da içinde barındırmaktadır. Öyle bakmak lazım, yoksa şu anda bu ilişkinin yürümesi pek de mümkün gözükmüyor.”

    ‘AB, REEL POLİTİK AÇISINDAN TÜRKİYE’Yİ KAYBETMEK İSTEMEZ’

    İdeal olan ile reel politiğin realitesinin her zaman çatışma içinde olabileceğini ve bu durum AB için, kendi üye ülkeleri açısından da geçerli olduğunu söyleyen Turan’a göre Avrupa, Türkiye’yi reel politik açısından bakıldığında kaybetmek istememektedir:

    “Reel politiğin varlığı görmezden gelerek yapılan siyasi tasavvurların başarısızlığa mahkum olacağını peşinen kabul etmemiz lazım. Yani dolayısıyla ideal tasavvurlar daima reel politiğin realitesiyle bir çatışma haline girebiliyorlar, bunu bırakın aday ülkeleri Avrupa Birliği kendi içerisinde üye ülkeler ile de yaşıyor. Şimdi bu açıdan Türkiye'yle ilişkilerine baktığımız zaman önemli engeller görüyoruz. Bunlardan bir tanesi, Türkiye'nin siyasi uygulamalarının belki Avrupa'nın siyasi ideallerine uymaması var. Diğer yandan bir Kıbrıs sorunu var. Ayrıca hukukun üstünlüğünün eksikliğinin yarattığı bir iktisadi güvensizlik var. Yani çok boyutlu bir sorunlar yumağıyla karşı karşıyayız. Bununla birlikte başka bir realite daha var. Yani Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olması mı, yoksa Avrupa'ya karşı Orta Doğu'nun bir uzantısı olması mı, AB tarafından reel olarak tercih edilir diye sorduğumuz zaman, herhalde Türkiye'nin Avrupa'nın parçası olması, Orta Doğu'nun Avrupa Birliği'ne doğru uzanan bir parçası olmasından daha tercih edilebilir bir opsiyondur. O bakımdan Avrupa Birliği yine reel politik açısından konuşacak olursak Türkiye'yi kaybetmek istememektedir. Türkiye'de de yine kamuoyu araştırmalarının da gösterdiği gibi kimse Avrupa'dan kopmayı da istememektedir. Yani bu da bir realitedir.”

    ‘VİZE ANLAŞMASI KONUSUNDA ANAHTAR BAZI KRİTER YERİNE GETİRİLMEDİ’

    Turan, vize anlaşması konusunda Türkiye’nin bazı kriterleri yerine getirse bile anahtar bazı kriterleri yerine getirmediğini belirtti ve bu sürecin adım adım ilerleyerek, kolaylaştırıcı tedbirler alınacağı öngörüsünde bulundu:

    “Vize anlaşması konusunda sıkıntılar aşabilir ama vize anlaşmasının ayrıntılarına baktığımızda Türkiye için öngörülen 72 kriter vardı. Türkiye bunun önemli miktarını yerine getirmekle birlikte anahtar olan bazı kriterleri yerine getirmedi. Şimdi, Avrupa Birliği de kendi pozisyonunu korumak açısından bu kriterlerin şu veya bu şekilde yerine getirilmesini istiyor. Bu kriterlerin bir kısmı durumun ‘takdir’ edilmesiyle ilgili olduğu için hangi aşamadaki kriterlerin yerine getirilmiş olmasının tatmin edici bulunacağı kararlar, siyasi kararlar. Burada bir esneklik olabilir ama Türkiye'nin hiçbir şey yapmadan bir vize serbestisini alması mümkün değildir. Ben tahmin ediyorum ki bunda adım adım ilerlenecek, belki gidiş gelişleri kolaylaştırıcı bazı tedbirler alınacak. Çünkü gerçekten Avrupalı dostlarımızın da Türkiye'nin şikayetlerinin hiç olmazsa bir bölümünün haklı olduğunu, hem de iş dünyasını da sınırlayıcı sonuçlar doğurduğunu kabul etmeleri gerekiyor ve bunu da zaten biliyorlar.”

    ‘AB SIĞINMACILAR İÇİN PARAYI PROJELER KARŞILIĞINDA VERİLİYOR’

    Turan, Türkiye kamuoyunda, AB’nin sığınmacı sorunu için vermeyi taahhüt ettiği parayı Türkiye’nin hesabına geçireceği şeklinde bir anlayışın olduğunu fakat bu paranın sığınmacılar için yapılacak projeler karşılığında verildiğine dikkati çekti:

    “AB’nin sığınmacı anlaşması taahhüt ettiği parayı koz olarak kullandığı şeklinde görüşlere katılmıyorum. Birincisi, Türkiye'nin bu göçün önlenmesi konusundaki gayretlerini, Avrupa Birliği genelde takdirle karşılıyor ve Türkiye'nin yapılan göç anlaşmasına uyduğunu kabul ediyor. Şimdi bunun dışında bahsedilen bu Avrupa yardımları konusunda kamuoyunda Avrupa Birliği bu paraları Türkiye'nin hesabına geçirecek şeklinde bir anlayış var. Aslında anlaşma bu şekilde değil. Anlaşma bu paranın muhtelif projeler karşılığında göç sorununu hafifletmek için Türkiye'ye verileceğidir. Yani ortada bu paranın kullanılması için projeler geliştirilmesi, projelerin de Avrupa Birliği tarafından kabul edilmesi, yürürlüğe konması ve paraların da peyderpey bu amaçlara uygun olarak harcanması lazım. Benim öğrendiğime göre 2 dilimde vaat edilen 6 milyar dolardan, 1.8 milyar dolar projelendirilmiş. Projelerin yürüyor olduğu, birtakım projelerin de oluşturulma safhasında olduğu söyleniyor. Yani sonunda Avrupa Birliği de o konudaki taahhütlerini yerine getirme yolundadır ama kamuoyunda yanlış bir beklenti var, yani sanki bu paralar Türkiye'ye verilecek ve Türkiye bu parayı istediği gibi harcayacak, böyle bir şey zaten baştan itibaren yoktu.”

    ‘AB’NİN EGE İÇİN TÜRKİYE’YE SERT ÇIKIŞI ÜYESİNİ TATMİN İÇİN'

    Turan, Ege’deki ihtilaf ile Akdeniz’de çıkan doğal gaz arama ihtilafının birbirinden farklı mevzular olduğunu söylerken, AB’nin Ege’deki gelişmelerden dolayı Türkiye’ye karşı sert çıkmasının kendi üyelerini tatmin için olduğunu belirtti:

    “Bu zirve Kıbrıs ve Ege Denizinde yaşanan gerginliği yumuşattı mı emin olamıyorum. Yani şimdi belki iki konuyu ayırmak lazım. Ege'deki ihtilaflar ve Akdeniz'de çıkan ve Güney Kıbrıs'ın da dahil olduğu doğal gaz arama ihtilafı. İkisi birbirinden farklı şeyler. Çünkü ikincisi çok daha uluslararası bir mesele olma potansiyeline sahip. Aslında Türkiye'nin itirazları birçok bakımdan haklıdır fakat şu anda zannediyorum Türkiye'nin bu çözümü oluşturmak için veya bu gelişmeleri kendi lehine çevirmek için başvurduğu yöntem donanmasını bu bölgeye göndermektir. Bu özel bir rahatsızlık yaratıyor ama belki işin dramatize edilmesi de taraflara uzlaşmak için telkinde bulunulması için bir fırsat yaratıyor. Gerçi Avrupa Birliği bildiğiniz gibi oldukça sert bir şekilde Türkiye'nin Akdeniz ve Ege'deki tavrına karşı çıkan ifadeler kullandı ama bu kendi üyelerini tatmin etmek içindi. Ben eminim ki kendi üyelerine de makul olmak konusunda Avrupa Birliği kurumları telkinde bulunmaktadır. Zaten şu anda muhtelif cephelerde muhtelif önemli ihtilaflar cereyan ederken bir de burada bir canlı tartışmaya ihtiyaç olmadığını herkes biliyor. Türkiye'nin bu konuda haklarının bir miktar tanınması gerekecektir.”

    ‘ÇATIŞMALARIN DENETİMDEN ÇIKMAMASINA GAYRET EDİLDİ’

    İlter Turan son olarak Varna’da aradaki sorunların çözüm için adıl atılmasa da çatışmaların denetimden çıkmasına gayret edildiğini ve bu anlamda Varna’nın ‘ateşkes’ şeklinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilebileceği yorumunu yaptı:

    “Yani aradaki sorunların hemen hiçbirisine bir kesin çözüm istikametinde adım atılmamıştır, bununla birlikte iki taraf da ilişkilerini yürütme kararlılığını teyit etmişler ayrıca üsluplarına da dikkat ederek bu karşılıklı çatışmanın da denetimden çıkmamasına gayret etmişlerdir. O bakımdan belki bir 'ateşkes' şeklinde bir dönüm noktası olarak da değerlendirilebilir.”

    İlgili konular:

    Varna'daki kritik zirve öncesi Avusturya Başbakanı Kurz: AB ile Türkiye arasındaki üyelik müzakereleri sonlandırılmalı
    Türkiye ile AB zirvesi 26 Mart'ta Varna'da yapılacak
    AB, Türkiye'ye 3 milyar euro yardımı denetleyecek
    Etiketler:
    Türkiye-AB İlişkileri, Türkiye'nin AB üyeliği müzakereleri, Avrupa Birliği (AB), Donald Tusk, Jean-Claude Juncker, Boyko Borisov, İlter Turan, Recep Tayyip Erdoğan, Varna, Bulgaristan, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın