13:52 18 Temmuz 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye, Müslüman Kardeşler'i desteklediği sürece Mısır'da dış mihrak olarak görülecek'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 44

    Prof. Fulya Atacan’a göre, Mısır’da başkanlık seçimini kazanan el Sisi, 2011’de isyana yol açan neoliberal politikaları ağır bir şiddetle uyguluyor. El Sisi’nin salt İhvancıları değil solcu ve liberalleri de ezdiğini belirten Atacan, “Türkiye, Müslüman Kardeşleri desteklediği sürece dış mihraklardan biri olarak görülmeye devam edecek” dedi.

    Mısır'da geçen hafta üç güne yayılacak şekilde düzenlenen başkanlık seçimleri, beklendiği gibi bütün ciddi adayların el çektirildiği ve tek bir rakibin kaldığı bir ortamda Abdülfettah el-Sisi'nin zaferiyle sonuçlandı. El Sisi, liberal eğilimli Ghad (Yarın) Partisi'nin liderliğini yapan Musa Mustafa Musa'nın yüzde 3.1'ine karşılık yüzde 97 oyla sandığın galibi oldu. Mısır'da normalde de düşük seyreden seçimlere katılım düzeyi bu sefer de yükselmedi, hatta yüzde 41 gibi düşük bir oranda çıktı.

    Mısır seçimlerini ve Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkileri Mısır'ı yakından bilen Prof. Dr. Fulya Atacan ile konuştuk.

    ‘MÜBAREK DE ‘MISIR DEMOKRASİYE HAZIR DEĞİL' DİYORDU'

    Fulya Atacan, 2011'de ‘Arap Baharı' diye anılan sürecin ‘bahar' değil bir isyan hareketi olduğunu anımsatırken, bu hareketin ABD ve Batı tarafından ‘kontrollü biçimde sona erdirildiği' değerlendirmesini yaptı. Bugün seçimlerin kazananı olan el Sisi'nin ‘Mısır'ın demokrasiye hazır olmadığı' tespiti için "Mübarek'i hatırlatıyor" youmu yapan Atacan'a göre bütün bu gelişmeler aslında öngörülebilir şeylerdi:

    ''Mısır demokrasiye hazır değildir lafını duymak Hüsnü Mübarek'i hatırlatıyor. Mübarek de iktidarı boyunca istikrarı önceleyip, ‘Mısır demokrasi için hazır değil' diyordu. Ne oldu da şaşırdık? Kişisel olarak Arap Baharı tanımlamasından hiç hoşlanmamıştım. Bu yüzden hiçbir Arap ülkesinde Arap Baharı tanımlamasını kullanmadım. ‘İsyan' daha doğrusu onların deyimiyle 'devrim'di olan. Ama benim tanımlamamla bu durum bir isyan süreciydi. Çok anlaşılır nedenleri olan çok ilginç bir gelişmeydi ve 21. yüzyıla damgasını vuracak önemde bir ayaklanma süreciydi. İsyan başladığı zaman benim öngörüm: ABD ve Batı tarafından bu sürecin kontrol edileceği ve Mısır'da bizdeki 12 Eylül darbe sürecinin örnek alınacağı ve askerlerin yönetime getirileceği, dolayısıyla bunun bir kontrol süreci olduğu ve bu süreçte sonucun çok parlak olamayacağı şeklindeydi. Keşke haklı çıkmasaydım ama bu görünen bir şeydi.''

    ‘MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN, ASKERLERLE BİRLİKTE DÜZEN İÇİNDE DEĞİŞİME YATKIN OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI'

    Atacan, Mısır'daki isyan sürecini —diğer gruplara oranla daha örgütlü bir yapıya sahip olsa da- başlatanın Müslüman Kardeşler olmadığını anımsatırken, tersine Müslüman Kardeşler'in askerlerle uzlaşmaya vararak düzen içinde değişime yöneldiklerini, bunun bedelini hem kendilerinin hem de diğer muhaliflerin ödediğini vurguladı:

    Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi Kahire askeri akademi
    © REUTERS / The Egyptian Presidency
    ''Müslüman Kardeşler diğerleriyle kıyaslandığında daha örgütlü bir grup olduğu için bir gücü olduğu biliniyordu. Ama bildiğimiz çok daha önemli bir şey vardı ki, isyanı başlatan Müslüman Kardeşler değildi. Dolayısıyla bu sürecin öncüsü değillerdi ve çok kısa bir süre sonra Müslüman Kardeşlerin askerlerle bir uzlaşmaya vararak daha düzen içinde değişime yatkın olduğu ortaya çıktı. Bir bütün olarak baktığımızda, başından itibaren Mübarek, yönetimden ayrıldıktan sonra geçiş süreci askerlerin denetiminde oldu. Askeri yönetim vardı. Pek çok kere insanlar askeri yönetim yokmuş gibi analizler yaptı. Oysa içeride olan, bu çatışmada taraf olan, bu süreci yaşayan herkes bunun farkındaydı ve 2011'in sonu 2012-13'e kadar olan süreçte Tahrir Meydanı'na baktığımızda çatışmanın askerle ve güvenlik güçleri yani polisle devam ettiğini görüyorduk. Ama dışardan yapılan analizlerde bu çok dikkate alınmayıp sanki şartlar normalmiş gibi, seçim yapılıyormuş gibi, Müslüman Kardeşler yönetime geliyormuş gibi analizler yapıldı. Oysa içerdeki çatışma çok daha keskin bir çatışmaydı. Hatırlarsak temel talep düzenin değişmesiydi ve bu talep takdir edeceğiniz gibi bir biçimde yaygınlık kazandığında, kök saldığında Ortadoğu'nun bizim düşündüğümüz anlamda altüst olması demekti ve bu sürecin nerede durabileceğini kimse kestiremiyordu. Dolayısıyla bütün mesele doğal olarak böyle bir güçlü, dipten gelen bir isyan dalgasını kontrol etmekti. Müslüman Kardeşlerin bence en büyük hatası bunun çok farkında olmadan, sanki normal şartlardaymış gibi iktidarı ele geçirebilir ve yönetimde kalabilirmiş gibi bir yanlış hesap yapmalarıydı. Bu yanlış hesabın bedelini de hem diğerlerine çok ağır ödettiler hem de kendileri ağır olarak ödedi.''

    ‘SİSİ, NEO-LİBERAL POLİTİKALARI UYGULUYOR'

    Mısır'daki isyanın nedeninin 1990'lardan beri uygulanan neo-liberal politikalar olduğunu söyleyen Atacan'a göre şu anda iktidarda olan Sisi, bu politikaları çok ağır bir şiddet ile uygulamaya devam ediyor:

    "Mısır'da 1990'larda başlayan neo-liberal uygulamalar, aslında Mısır'ın Nasır'dan beri gelen ekonomik toplumsal yapısını dönüştürmeyi hedefleyen bir süreçti. Zaten bu politikaların sonucu büyük isyanlar başladı. Şimdi aynı politikaları bu kadar şiddet kullanmadan uygulayabilme ihtimaliniz yok. Sisi aynı politikaları çok ağır bir şiddet uygulayarak yapıyor. Hatırlarsak bizde de 1980 darbesi bu işlevi görmüştü. 1980 darbesinden önemli bir farkı var: Mısır halkı çok ciddi bir isyan hareketi içinde dönüştü. Bu herkes mevcut yönetimden hâlâ bir özgürlük süreci bekliyor demek değil. Çünkü yaşanan çok ağır bir şiddet ama hâlâ ekmek meselesi birinci mesele. Hâlâ yasal olmayan grevler devam ediyor, buna karşı çok ağır yaptırımlar var. Bu isyan sürecinde oluşan bağımsız sendikaların hepsi kapatıldı. Yöneticileri içeride. Ama bu toplumda var olan rahatsızlığı ortadan kaldıran bir süreç değil."

    ‘İÇERİYE ALINAN SADECE İHVANCILAR DEĞİL SOLCU VE LİBERALLER DE'

    Atacan'a göre Mısır'da olanları sadece İhvan ile askerler arasındaki bir çatışma olarak görmekle toplumsal temelde var olan büyük çatışma gözden kaçmış oluyor:

    "Analizlerdeki problem de oradan kaynaklanıyor. Bunu sadece İhvan ile askerler arasında bir çatışma olarak gördüğünüzde aslında toplumsal temelde var olan bu büyük çatışmayı gözden kaçırıyorsunuz. Ve içeriye alınan, kaybedilen insanlara baktığımız zaman bunun içinde İhvan üyeleri de var ama en az onlar kadar sol hareketlerden gelen, bağımsız sendikacılık hareketinden gelen, daha özgürlükçü, liberal insanların da kaybedildiğini, gözaltına alındığını, hapishanelerde çürütüldüğünü görüyorsunuz. Yani bu 60 bin siyasi tutuklunun hepsi Müslüman Kardeşler değil."

    ‘BİR MISIRLI İÇİN SON SEÇİMDE ORTAYA ÇIKAN FOTOĞRAF ONA MÜBAREK'İ HATIRLATIR'

    Mısır'daki seçimlerde ortaya çıkan tablonun ve yaşananların Mısır tarihi açısından şaşırtıcı olmadığını söyleyen Atacan'a göre bir Mısırlı için ortaya çıkan bu fotoğraf ona Mübarek'i hatırlatır:

    "Mısır'da yapılan son seçimlerde Sisi tişörtlerinin, şekerlemelerinin yapılması aslında Mübarek zamanında yapılan seçimlerde de görülmüştü. Yani bu seçimlerin hiçbirinin demokratik ve eşit şartlarda olmadığını, seçim hilelerinin her zaman var olduğunu biliyoruz. Ama böyle şeyler birtakım insanların bir biçimde devşirilmesiyle yapılır, ya da bazıları çok meraklıdır kendilerini göstermeye, onlar çıkar ve böyle fanatik olanları vardır. Bu tür şeyler olur. Mısır'ın tarihini biliyorsanız, çok şaşırtıcı, 'bunlar nerede çıktı' diyeceğiniz bir durum değildir. Ama bir Mısırlı için bu gördüğü fotoğraf ona Mübarek'i hatırlatır."

    TÜRKİYE, MÜSLÜMAN KARDEŞİLER'İ DESTEKLEDİĞİ SÜRECE, MISIR İÇİN ‘DIŞ MİHRAK' OLACAK

    Türkiye ile Mısır arasındaki ticaretin çok büyük çapta olmasa da devam ettiğini söyleyen Atacan'a göre Türkiye, Müslüman Kardeşleri desteklediği sürece Mısır'daki siyasi iktidar için ‘dış mihraklardan' bir tanesi olarak kalmaya devam edecek:

    "Türkiye'den Mısır'a iki sene önce ticaret odasından bir grup gitmişti. İsyan sürecinde de yatırımlara niyetli olanlar vardı, daha öncesinde de. Bunların hepsi Sisi iktidara geldikten sonra kapandı. Şimdi ticaret odası 'o kadar da fena değil, tamam politik değil ama ekonomik ilişkilerimizi canlandırılalım' diye girişimlerde bulundu. Anladığımız kadarıyla çok büyük çapta olmasa da ticari ilişkiler devam ediyor. Ama bu siyasi olarak karşı kutuplarda olma meselesi devam ettiği sürece ve Türkiye, Mısır'daki Müslüman Kardeşleri bir biçimde korumaya, desteklemeye devam ettiği sürece tabii ki oradaki siyasal iktidar için 'dış mihraklardan' bir tanesi olarak kalacak."

    ‘SİSİ İÇİN SUUDİ ARABİSTAN ÖRNEK ALINABİLECEK BİR ÜLKE DEĞİL'

    Fulya Atacan son olarak Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki tarihsel farklılıklara değindi ve son zamanlarda Müslüman Kardeşler karşıtlığı üzerinden bölgede Mısır açısından ahbap olunabilecek ülkenin Suudi Arabistan olduğunu fakat Sisi açısından Suudi Arabistan'ın örnek alınabilecek bir ülke olmadığı görüşünü dile getirdi:

    "Mısır ile Suudi Arabistan arasında ideolojik açıdan çok ciddi farklılıklar var. Tarihsel olarak da önemli farklılıkları var. Biliyoruz ki Suudi Arabistan bir din devleti, Mısır ise bu anlamda din devleti değil. İkincisi, Mısır bir cumhuriyet ve cumhuriyet fikri başından itibaren krallığının altını oyan bir fikirdir. Yani o ‘beğenmediğimiz' Suudi Arabistan'ın hele ki o dönemdeki ordusunda iki-üç tane Nasırcı darbe girişimi oldu. Suudi Arabistan ve Mısır iki ayrı yerde ve kutupta yer alıyordu. Camp David antlaşmasından sonra, Enver Sedat döneminde bu yakınlaşma başladı. Nasır döneminde bastırılan Müslüman Kardeşlerin bazı üyeleri Suudi Arabistan'a kaçtı. Orada eğitim ve iş gücü olarak baktığımız zaman tüm Körfez ülkelerinde özellikle eğitim alanında Mısırlılar ve daha az sayıda Suriyeli öğretmenler çalışıyordu. Bu Mısırlı öğretmenlerin bir bölümü İhvan üyesiydi ve bu İhvan üyelerinin oradaki eğitim bakanlığında ciddi etkisi oldu. Soğuk Savaş döneminde, işte komünizme karşı İslam'ın kullanılması meselesinde Suudi Arabistan'ın aldığı konum, oradaki İhvan üyelerinin kendi iç dinamikleriyle bir tür Selefilik ile İhvan ideolojisinin mutasyonuna yol açtı. Bu Suudi Arabistan'ın kendi içinde bir problem olmaya başladı. Çünkü nerden bakarsanız bakın Müslüman Kardeşlerin ideolojisi pek de öyle kraliyet falan savunan, monarşiden yana bir bakış açısı değil. Dayandığı taban olarak da orta-alt sınıfa dayanıyor, eğitimli insanlar. Dolayısıyla bu çatışmalar farklı aşamalarda Suudi Arabistan'ın kendi içinde problem yarattı. O nedenle de Müslüman Kardeşlere karşı bir bastırma harekatının baş destekçisi oldu. Birleşik Arap Emirlikleri de aynı şekilde. Bu bastırma harekâtında da zaten hiçbir zaman isyan sürecine başından itibaren en muhalif olan ülke Suudi Arabistan'dı. Kendi içinde de isyan hareketleri başlar ve kendi yönetimini de alaşağı eder diye böyleydi. Dolayısıyla Sisi'yle en iyi ahbap olabilecek bu bölgedeki ülke Suudi Arabistan oldu. Sisi açısından Suudi Arabistan örnek alınabilecek bir ülke falan değil. Maddi olarak destek verecek ve hatta destek vermek zorunda olduğunu düşündükleri bir ülke."

    Etiketler:
    İhvan, Müslüman Kardeşler, Fulya Atacan, Abdülfettah el Sisi, Hüsnü Mübarek, Mısır, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın