05:14 23 Nisan 2018
Ankara+ 4°C
İstanbul+ 13°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'Ankara zirvesinin en temel sonucu, Suriye'nin toprak bütünlüğünün vurgulanması'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Suriye krizinin sona erdirilmesi için yürütülen Astana barış sürecinin üç garantör ülkesinin Rusya, Çin ve Türkiye'nin liderleri, geçen kasımdaki Soçi zirvesinin ardından bu kez Ankara’da üçlü zirvede buluştu. Zirve sonrası ortak açıklama ve liderlerin mesajlarına damgasını vuran ‘Suriye’nin toprak bütünlüğüne’ yaptıkları vurguydu.

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeniden başkan seçilmesi sonrasında ilk ziyaretini Türkiye'ye yaparken, üçlü zirve evvelinde Akkuyu'daki nükleer inşaat projesinin açılışına Ankara'dan video konferans yöntemiyle katılması da dikkat çekici bir başka gelişmeydi. Rusya ve Türkiye arasında gelişen ilişkiler ve Ankara zirvesini Moskova Devlet Üniversitesi'nden Dr. Kerim Has ile konuştuk.

    ‘SURİYE SAHASINDAKİ GELİŞMELER ZİRVEYİ DAHA KRİTİK HALE GETİRDİ'

    Kerim Has, Suriye sahasında yaşanan değişimlere dikkat çekerek, ABD yönetiminde yaşanan değişikliklerin, Macron'un Suriye açıklamalarının ve Skripal olayının İstanbul'daki zirveyi daha kritik hale getirdiği görüşünü dile getirdi:

    "Putin, Ruhani ve Erdoğan arasında gerçekleşen bu üçlü zirve ikinci defa gerçekleşiyor. İlki geçtiğimiz kasım ayında Soçi'de gerçekleşmişti. Gelinen süreç içerisinde sahada denklem değişti. Türkiye, Afrin operasyonunu büyük ölçüde başarıyla tamamladı. Bunun haricinde ABD'nin Suriye politikasında güncelleme sürecine gireceği görülüyor. Bu belki de Suriye'yi aşan boyutta Ortadoğu politikasında olabilir. Trump her ne kadar Suriye'den çıkmak istese de Pentagon'un bakış açısının biraz daha farklı olduğu gözüküyor. Diğer yandan Trump'ın yaptığı kabine değişikliği de önemli. Eski CİA Başkanı Pompeo'nun Dışişleri Bakanı olması ve Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak çok şahin bir ismin atanması gibi gelişmeler önümüzdeki süreçte en azından ABD'nin de bölgede bazı politika değişikliklerine gidebileceğini ima ediyor. Diğer yandan Fransa'nın bir çıkışı olmuştu geçtiğimiz günlerde. Macron'un Suriye'ye yönelik atmayı planladığı bazı adımlar var. Denklemi etkileyebilecek bir diğer gelişme ise İngiltere ile Moskova arasında patlak veren ajan zehirleme krizi oldu. Bu daha sonra diplomatların sınır dışı edilmesine vardı ve gelinen noktada Rusya-Batı krizine evirildi. Kremlin'e yönelik baskının devam edip etmeyeceği henüz tartışmalı. Belki derinleşerek devam edecek, ama her halükârda Rusya'nın Suriye'de safları sıklaştırmak istediği anlaşılıyor. Her ne kadar bu üçlü zirve için üç ülkenin karşılıklı ihtiyaçları söz konusu olsa da bu durum böyle. Açıkçası sahadaki olan ve olabilecek gelişmelerin de bu zirveyi çok daha kritik ve önemli hale getirdiği söylenebilir."

    ‘SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VURGUSU ZİRVEDEN ÇIKAN EN SOMUT SONUÇ'

    Has'a göre Türkiye, Rusya ve İran liderleri arasında yapılan bu zirveden çıkan en somut sonuç Suriye'nin toprak bütünlüğüne yapılan vurgu oldu:

    "Toprak bütünlüğü vurgusu bu zirveden çıkan en somut sonuçtur. Belki de tek sonucu da diyebiliriz. Türkiye, Rusya ve İran liderleri arasındaki zirveden çıkan tek somut sonuç Suriye'nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yapılan vurgu idi."

    ‘RUSYA'NIN TEMEL ÖNCELİĞİ YÜRÜTÜLEN SİYASİ SÜREÇLERİN NETİCE VERMESİ'

    Üç ülke arasındaki iş birliğinin geleceğinin Ankara'nın yapmak isteyeceği operasyonlarla ilişkili olduğunu söyleyen Has'a göre Rusya'nın temel önceliği; herhangi bir yol kazasına uğramadan siyasi süreçlerin netice vermesini sağlamak:

    "Türkiye tamamen Rusya ve İran'ın safında diyemiyoruz. Çünkü Ankara'nın dış politikasında çok kısa zamanda çok köklü değişiklikler yaşandığını gördük. Ama diğer yandan şu aşamada diplomatik düzlemde Ankara'nın Moskova ve Tahran'la Suriye konusundaki iş birliğini derinleştirerek ilerleteceği yolunda bir kanı hâkim. Belki ilerleyen süreçte sahadaki askeri iş birliğinin derinleşmesi de mümkün olabilir. Ancak bu Ankara'nın yapmak isteyeceği operasyonlarla, yani Menbiç veya Fırat'ın doğusuyla da alakalı bir husus. Öte yandan ise Rusya'nın özellikle Suriye'de bir an önce siyasi süreci tercih etme konusunda bir tavra sahip olduğunu biliyoruz. Putin'in Suriye özelinde cereyan eden krizin, Ortadoğu coğrafyasını da içine alan risklerini de yönetmesi gerekiyor. Rusya'nın temel önceliği, Suriye'de, Türkiye ve İran ikilisiyle birlikte yürüttüğü bu süreçlerin, yol kazasına uğramadan Cenevre platformunda uluslararası meşruiyetini perçinleyerek bir şekilde siyasi çözüm neticesi vermesidir. Bu açıdan da masaya oturmaya yanaşan ‘muhaliflerin' Suriye'nin geleceğinde alacakları yol kadar, rejime karşı sonuna kadar çatışma yanlısı terör gruplarının akıbeti de Moskova'nın tek başına Ankara ve Tahran'ı ikna ederek mesafe alabileceği bir konu da değil."

    ‘İDLİB VE CERABLUS'A YAPILAN CİHATÇI NAKİLLERİ TÜRKİYE İÇİN İLERİDE GÜVENLİK RİSKİ OLUŞTURABİLİR'

    Has, İdlib ve Cerablus'a yapılan cihatçı nakillerinin ileride Türkiye için güvenlik riski oluşturabileceğini söylerken, Türkiye'nin sahada Rusya'ya olan askeri ihtiyacının da artabileceği görüşünü dile getirdi:

    "Humus ve Halep'ten sonra şimdilerde de Doğu Guta'dan çıkarılan 50 bin savaşçının aileleriyle birlikte TSK'nın kontrolünde olan Türkiye sınırındaki İdlib ve Cerablus'a nakilleri söz konusu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Türkiye toprağı aynı zamanda NATO toprağıdır' demişti. İşte bu nakiller, savaşçıların hep Türkiye'nin sınırına doğru nakli Türkiye için ileride ciddi bir güvenlik riski oluşturabilir. Bu açıdan bakıldığında eğer Ankara Menbiç ve Fırat'ın doğusuna da operasyon yapacaksa, Türkiye'nin sahada Moskova ile geliştirdiği askeri işbirliği, Rusya'ya olan askeri ihtiyacıyla artış gösterebilir."

    ‘PYD KONUSUNDA FARKLILIKLAR SÜRSE DE İŞ BİRLİĞİ DEVAM EDECEK'

    Zirvede Suriye'nin toprak bütünlüğünün defalarca vurgulandığını ve tarafların bu konuda pozisyonlarını güçlendirmiş olduklarını söyleyen Has'a göre PYD konusundaki farklılıklar hala sürmekte:

    "Bu zirvenin en temel sonucu Suriye'nin egemenliğinin, bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün defalarca vurgulanmasıdır. Taraflar bu konudaki pozisyonlarını güçlendirmiş durumdalar. PYD konusundaki farklılıklar henüz sürmekte, bu konuda Türkiye, Moskova ve Tahran farklı yaklaşımlara sahipler. Aslında Türkiye bu konuda Batılı partnerlerinden de ayrışan bir pozisyonda. Ama bu iş birliğinin güçlenerek ve derinleşerek devam edeceğini söyleyebiliriz."

    ‘TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNİN MİZACI, MODELİ DEĞİŞTİ'

    Has, Türk-Rus ilişkilerinin uçak krizinin öncesinden farklı bir paradigma üzerine oturduğu yorumunu yaptı:

    "Uçak krizinden önceki Türk-Rus ilişkileri daha farklı bir paradigma üzerine oturuyordu. Şu an ise ilişkiler bölgesel sorunlar üzerinden ilerleyen bir işbirliği paradigmasına oturuyor. Bu konuda bir ayrışma var. Biz normalleşme sağlandı desek bile ikili ilişkilerin mizacı, modeli değişti."

    ‘RUSYA, PETROL VE DOĞALGAZ İLE ULAŞAMADIĞI YERLERE NÜKLEER TEMİNİYLE GİDİYOR'

    Has, Putin'in Türkiye ziyaretinde Akkuyu ve Türk Akımı meselelerinin de önemli başlıkları oluşturduğunu söylerken, Rusya'nın nükleer alanda işbirliği yaptığı ülke sayısının 44'e çıkmış olduğunu belirtti:

    "Ama Akkuyu, Türk Akımı meselesi gibi meseleler, Putin'in Türkiye ziyaretinin bölgesel kısmının haricindeki en önemli başlıkları oluşturuyordu. Hali hazırda ROSATOM'un yani Rusya'nın nükleer santrallerini inşa eden devlet şirketinin 12 ülkede 34 nükleer santral ünitesine yönelik çalışmalar yürüttüğü biliniyor. Bu projelerin miktarı 133 milyar dolara varıyor. Rusya'nın nükleer alanda iş birliği yaptığı ülke sayısı 2013'te 28'den 2017 sonuna gelindiğinde 44'e çıkmış durumda. Bu açından bakıldığında Rusya'nın petrol ve doğalgaz boru hatlarıyla ulaşamadığı coğrafyalara nükleer yakıt teminiyle veya nükleer santral teminiyle gittiği görülüyor."

    ‘AKKUYU'NUN FİNANSMAN YÜKÜ MESELESİ SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR'

    Akkuyu projesinin ekonomik getirisinin yüksek olması sebebiyle Rusya açısından önem arz ettiği yorumunu yapan Has'a göre bu projenin finansman yükünün paylaşılması meselesi ikili ilişkilerde sorun olmaya devam ediyor:

    "Akkuyu'yu Rusya açısından önemli kılan hususlardan bir tanesi ekonomik getirisinin yüksek olduğu bir proje olması. Türkiye burada üretilecek elektriğin kw saatini dünya ortalamasının biraz üstünde, 12.35 dolar cente alacak Rusya'dan. Diğer taraftan da %49 kadarını Türkiye'nin veya özel şirketlerin üstlenmesi hususu gündemde. Bu Rusya'nın üzerinde durduğu bir husus. Çünkü 22 milyar dolarlık bir projeden bahsediyoruz. Bunun finansman yükünün Türkiye tarafından da biraz üstlenilmesi Moskova'nın talepleri arasında. Bu konuda henüz nihai bir anlaşmaya varılmış değil. Geçtiğimiz yıl ortalarında Cengiz-Kolin-Kalyon konsorsiyumuyla yüzde 49 hisse devri konusunda ön anlaşma imzalanmıştı. Ama daha sonra bu şirketler bu süreçten çekildi ve şu an hali hazırda bir ortak yok. Bazı isimler geçiyor. Elektrik Üretim Anonim Şirketi'nin de ismi geçiyor, Sinop'taki santral projesinde de yer alması mümkün. Rönesans firmasının da ismi geçiyor. Türkiye Varlık Fonunun devreye girmesi gibi bazı ihtimaller de söz konusu. Ancak bakıldığında bu hususun ikili ilişkiler açısından bir sorun olarak sürdüğünü belirtmek gerekiyor."

    ‘AKKUYU'DAKİ FİNANSMAN SORUNU ÇÖZÜLMÜŞ OLSAYDI PUTİN AÇILIŞA BİZZAT GİDERDİ'

    Finansmanla alakalı sıkıntıların devam ettiğini söyleyen Has'a göre Putin, eğer Akkuyu'daki finans sorunu çözülmüş olsaydı açılışa bizzat giderdi:

    "Eğer bu finans konusundaki sorun çözülmüş olsaydı, Akkuyu projesinin Türkiye'ye başka ülkelerden çekilen en büyük doğrudan yatırımlardan birisi olması anlamından dolayı muhtemelen Putin, açılışı bizzat oraya giderek yapardı. Onunla alakalı bir sıkıntının sürdüğünü belirtmek lazım."

    ‘TÜRK AKIMI'NDA PROTOKOL İMZALANMASI İÇİN MESAFE ALINABİLİR'

    Has, Türk Akımı'nda alınan yol hakkında bilgi vererek, ikinci hattın Türkiye toprakların üzerindeki kara kısmının inşaatı konusunda protokol imzalanması için mesafe alınabileceği yorumunu yaptı:

    "Türk Akımı konusunda da ikinci hattın Avrupa'ya sevk edilecek gaz var. Bu hattın Türkiye toprakları üzerindeki kara kısmının inşaatı konusunda BOTAŞ ile GAZPROM arasında ortak bir şirket kurulması gerekiyor ve bu şirketin de daha sonra bir protokol imzalayarak Ankara'dan inşaat izni alması gerekiyor. Bu konuda henüz bir şirket kurulmuş değil. Ancak dün itibariyle Rusya Enerji Bakanı bu konuda müzakerelerin başladığına yönelik bir açıklama yaptı. Bu önemli bir husustu. Zira yaklaşık bir yılda GAZPROM, Ankara'ya yedi defa heyet göndermişti ancak bir sonuç alamamıştı. İlerleyen günlerde protokol imzalanması konusunda da mesafe alınabilir. Zira ikinci hattın inşası sadece 220 km kadar yapılmış durumda. Ancak birinci hattın inşası 1047 km kadar yapılmış. Birinci hat mayıs ayında Türkiye sınırına ulaşmış olacak ve önümüzdeki yıl itibariyle Türkiye, Ukrayna üzerinden aldığı Rus gazını doğrudan Türk Akımı'nın birinci hattı üzerinden alacak. Ancak ikinci hattın yetişmesi bu 220 km'lik hattın daha da uzatılmasıyla alakalı. Bu proje de inşaat izni garantisiyle birlikte en geç 2019 sonuna kadar, yani Ukrayna ile transit doğal gaz anlaşması son bulana kadar yetiştirmeye çalışıyor. Genel çerçeve bu şekilde ifade edilebilir."

     

    Etiketler:
    Kerim Has, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın