05:50 16 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Suriye'nin toprak bütünlüğü vurgusu, Afrin sonrasında çok önemli'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 21

    Aydın Sezer, Ankara zirvesinde Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgunun özellikle Afrin sonrası önemli olduğu görüşünde. Zirveyi Ankara’nın ‘Rusya ve İran cephesine doğru bir adım daha atması’ olarak yorumlayan Sezer, yine de farklılıklara dikkat çekti.

    Rusya, Türkiye ve İran arasında Suriye üzerinden yürütülen Astana süreci sonrasında gerçekleşen 22 Kasım 2017'deki Soçi görüşmesinin ardından üç ülkenin liderleri 4 Nisan'da Ankara'da ikinci üçlü zirvelerini gerçekleştirdiler. Zirvede Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamak için her türlü tedbirin alınması mutabakatının altı çizilirken, ülkenin bölgenin haritasının değiştirilmesine karşı durdukları yorumları öne çıktı. Zirve ile ortaya çıkan resmi siyaset bilimci ve yazar Aydın Sezer ile konuştuk

    ‘AFRİN SONRASI TÜRKİYE'YE MESAJDI'

    Aydın Sezer Türkiye, Rusya, İran arasında başlayan Astana sürecinin en başında Suriye'nin toprak bütünlüğü koşuluyla yola çıkıldığını hatırlatarak bunun sürpriz olmadığını ancak bu vurgunun Afrin operasyonu sonrasında yapılmasının önemli olduğuna dikkat çekti:

    "Türkiye, Rusya ve İran liderleri arasında gerçekleşen üçlü zirve Astana sürecinin hala devam ettiğini teyit eder bir nitelikte gerçekleşti. Bu çok önemli. Özellikle Doğu Guta veya Afrin operasyonu gibi gelişmelere rağmen üç liderin bir araya gelip bu sürece sahip çıkıyor olmaları çok önemli. Toprak bütünlüğüne vurgu zaten Astana süreci başlarken imzalanan mutabakat zaptında da detaylı olarak yer alıyordu. Bu üç ülke bu koşulla yola çıktılar. Orada bir sürpriz yok. Ama toprak bütünlüğüne Afrin operasyonundan sonra tekrar vurgu yapılıyor olması dikkat çekti. Ruhani'nin Türkiye'ye hareket etmeden önce Tahran'da verdiği mesajda: 'Suriye hükümetinin izni dışında Suriye'de bulunan askeri güçlerin varlığı illegaldir, izinsiz olarak bulunanlar geri çekilmelidirler'' sözleri doğrudan Türkiye'ye yönelik bir mesajdı. Bu açıdan toprak bütünlüğüne vurgu olayını ben bu şekilde yorumluyorum.''

    ‘RUSYA VE İRAN, BATI'YA TÜRKİYE'DEN MESAJ VERMİŞ OLDULAR'

    Sezer, zirvede Rusya ve İran'ın Türkiye gibi bir ülke üzerinden Batı ile ilişkilerinde mesajlar verdiğini, bu durumun enteresan bir görüntü yarattığı değerlendirmesinde de bulundu:

    "Bir başka enteresan görüntü daha vardı. Ruhani ABD'yi eleştirirken, ABD'nin Suriye'de kalması için para talep ettiğini belirtirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın devreye girip talep edilen miktara yönelik açıklama yapması ve liderlerin o andaki mimikleri enteresan bir görüntüydü. Bu da şunu gösteriyor: Rusya'nın ABD ile ve Batı ile olan ilişkilerinde ya da İran'ın ABD ile olan ilişkilerinde Türkiye gibi bir ülkeden de böyle bir mesaj verilmiş olması bu üçlü işbirliğinin ABD ve Batı'ya bakışı açısından çok önemli bir vurguydu."

    ‘TÜRKİYE'NİN İŞBİRLİĞİNİN ÖNKOŞULU İDLİB'DEKİ PERFORMANSA BAĞLI'

    Sezer'e göre Türkiye'nin İran ve Rusya ile Suriye özelindeki işbirliği yapmasının önkoşulu Menbiç'teki performansına bağlı olarak gelişecek:

    "Türkiye'nin son zamanlardaki dış politika saiklerini ve Afrin operasyonunu düşündüğümüzde, bu zirveyi Türkiye'nin Suriye'nin parçalanmasından doğan kaygılarından dolayı Rusya ve İran cephesine bir adım daha adım atması olarak düşünebiliriz. Ancak Suriye'de sona doğru yaklaştıkça bu üç ülkenin öteden beri var olan terörist tanımıyla ilgili konum daha da belirginleşiyor. Bu aşamadan sonra Türkiye'nin özellikle İran ile ve ayrıca Rusya ile Suriye özelindeki işbirliği yapmasının kanımca ön koşulu Türkiye'nin İdlib'de göstereceği performansa bağlı olarak gelişecek. Doğu Guta'dan ayrılan teröristlerin İdlib'e taşındığını biliyoruz. Bu itibarla bizim Afrin operasyonundan önce bile gözetleme kuleleri kurarak yapılan katkıyı, İdlib'in temizliğinde Astana sürecini bağlamında bile yapacağımız katkının beklendiği ortamda bu bizim politikamız ile de ilintili olacak.''

    ‘GELİŞMELER ÜÇ ÜLKENİN SADECE SURİYE'NİN İÇ DİNAMİĞİNDEN KAYNAKLANAN ŞARTLARLA BİR ARADA OLMALARI GEREKTİĞİNİ ORTAYA KOYMUYOR'

    Sezer, İran ve Rusya'nın opsiyonlarının Türkiye'den çok farklı ve fazla olduğunu söylerken, Suriye'deki gelişmelerin üç ülkenin sadece bu ülkenin iç dinamiğinden kaynaklanan şartlarla bir arada olmaları gerektiğini ortaya koymadığını ifade etti:

    "Suriye'deki gelişmeler bu üç ülkenin sadece Suriye'nin iç dinamiğinden kaynaklanan nedenlerle ya da şartlarla bir arada olmaları gerektiğini ortaya koymuyor. Belki başlangıçta bu böyleydi ancak bugün özellikle İran'ın ABD ve İsrail'e konsantrasyonu, ABD'nin de İsrail'in Irak üzerinden gelecek İran yayılmacılığı veya Hizbullah yayılmacılığına yönelik endişeleri ve buna yönelik sahada attığı adımlar, keza Rusya'nın ABD ile diğer konulardaki konsantrasyonu Ukrayna, sınır dışı edilme olayı gibi gelişmeler de var. Dolayısıyla bu gibi konularda şunu ifade etmeye çalışıyorum: Türkiye açısından öncelik Suriye'deki pozisyonumuz olsa da bu Rusya ve İran açısından başka bir önceliğe feda edilebilecek bir boyut olarak karşımıza çıkabilir. Ancak ben bunu feda edilebilir anlamında söylemiyorum ama onların opsiyonları Türkiye'den çok daha farklı ve fazla."

    ‘RUSYA İLE İLİŞKİLERDE AYNI FİLMİ 20 YIL ÖNCE DE GÖRDÜK, KOPARTILAN GÜRÜLTÜ ÇOK FAZLA'

    Türkiye'nin Rusya ile özellikle enerji alanında geliştirilen ilişkiler açısından aynı filmin 20 yıl önce de görüldüğü söyleyen Sezer, Rusya'nın daha önceden de Türkiye'ye askeri ekipman satışı yaptığını, Rusya tarafında yeni bir şey olmasa da Türkiye tarafında kopartılan gürültünün çok fazla olduğu görüşünü dile getirdi:

    "Bunu konjonktüre bağlı olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Türkiye-Rusya ilişkilerine bakıldığında özellikle enerji iş birliği üzerinden bakıldığında açık söylemek gerekirse bu filmi 20 yıl önce de gördük. Mavi Akım'ın gündeme getirildiği dönemde ABD büyükelçilerinin Türk siyasilerini tehdit etmelerinden tutun, Rus gazının Karadeniz'den dışarıya çıkmasının Türkiye açısından iyi olmayacağına dair çok sert ve net beyanatlar verildiğini çok iyi hatırlıyorum. İkincisi kamuoyunda belki de bilgi eksikliğinden S-400'lerle birlikte bir NATO üyesinin Rusya ile ilk defa askeri alanda bir askeri alım anlaşması yaptığı zannediliyor. Yaklaşık 25 yıl önce 19 tane MI-17 helikopteri almışlığımız var Rusya'dan. Özellikle de Batı'nın ambargo koyduğu dönemde Güneydoğu'daki operasyonlarda kullanıldı. Bir bölümü sorunlu çıktı sonra, mühimmat alındı, 300 civarında zırhlı araç getirildi Türkiye'ye. 2000'li yılların başındaki taarruz helikopteri ihalesinde Ruslar çok önemli bir pozisyondaydı. Ruslar, Türkiye'ye özel üretilmiş çift motorlu helikopter ile ihale sürecindeydiler. O da Batı ve ABD'yi özellikle rahatsız etti. Özellikle AKP'den önceki son üçlü koalisyon döneminde sertleşmeler ve restleşmeler meydana geldi. Ama bir de S-400'lere geçmeden önce 2006-2007 yılında füze alımıyla ilgili ihaleyi açtığımızda zaten Rusya bu ihaleye ABD, EUROSAM ve Çinlilerle birlikte iştirak etmişti. Yani bu yeni bir olay değil. O zaman S-300'lerle olmuştu. Hatta bunların Türkiye'de üretimi de söz konusuydu. O zaman Türkiye ve Batı ilişkileri ‘rayında' gözüküyordu. Dolayısıyla Türkiye iç politik gelişmelerden dolayı Türkiye'nin dış politikasını iç politikasının adeta birinci sırasına konumlandırmasından dolayı sanki Akkuyu ve S-400'ler üzerinden Türkiye Batı'ya karşı rüştünü ispatlıyor ve Rusya'ya yaklaşıyor gibi biri görüntü veriliyor. Şunu net olarak söyleyebiliriz AKP iktidarı döneminde Rusya ile yapılmış, sonuçlandırılmış, meyvelerini yediğimiz hiçbir büyük çaplı proje yoktu ve gündeme gelen projelerin tümü uçak krizinden sonra ortaya çıkan ve Türk iç politikasındaki sıkışmaya da paralel olarak giden S-400 konusu, Akkuyu konusu da yeni değil. Akkuyu meselesi sekiz yıllık bir hikâye. Ruslar 2010 yılında şirket kurdular ve aynı yılda ilk sermaye geldi. Rusya cephesinde yeni bir şey yok ama ‘kopartılan gürültü çok fazla.''

    ‘BATI, TÜRKİYE'NİN RUSYA İLE İLİŞKİLERİ ENERJİ VE ASKERİ ALANLARDA GERÇEKLEŞMEYE BAŞLAYINCA SORGULAMAYA BAŞLIYOR'

    Türkiye'nin Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya ile ekonomik anlamdaki ilişkilerinin her zaman farklı bir boyutta olduğunu ve Batı'nın buna ses çıkarmadığını söyleyen Sezer'e göre bu ilişki askeri ve enerji alanlarına da kayınca sorgulamalar başlıyor:

    "Türkiye'nin Sovyetler ile ilişkilerinde de her zaman ekonomik açıdan hatta enerji iş birliği açısından çok hayati ve büyük kapsamlı projeleri oldu. Mesela bir dipnot olarak 1977 yılında Birinci Milliyetçi Cephe (MC) ve İkinci MC döneminde Sovyetlerle yapılan anlaşmalarla neredeyse Diyarbakır'da nükleer santral kuracak fabrika kurulumu anlaşması imzalandı. Bu anlaşma 8 milyar dolarlık ticaret ve enerji anlaşmasıydı. Anlaşmanın imza tarihi 10 Temmuz 1979 Deniz Baykal'ın enerji bakanı olduğu dönem. Türkiye'nin SSCB veya Rusya ile ekonomik anlamdaki ilişkileri her zaman bir başka boyuttaydı ve çok derinlikli olarak cereyan ediyordu. Batı buna aslında ses çıkarmıyordu ancak iş ne zamanki enerji ve askeri iş birliğine dönüyor burada sorgulamalar başlıyor. Ancak Türkiye geçmiş dönemde de olduğu gibi Rusya ile ilişkilerinde bugün de olduğu gibi bildiği yönde hareket ediyor ve edecek gibi de görünüyor."

    ‘RUSYA'NIN BATI KARŞISINDA MANİVELA OLARAK KULLANILIYOR OLMASI İÇ POLİTİKA İLE ALAKALI'

    Türkiye'nin iç politikasında, dış güçler karşısındaki konumunun birinci önceliği olarak ortaya çıktığını belirten Sezer'e göre Rusya ile ilişkilerin Batı karşısında manivela olarak kullanılıyor olmasının temel sebeplerinden birisi yine iç politika ile alakalı:

    "Rusya ile ilişkilerin Batı ile ilişkilerde bir manivela olarak kullanılıyor olmasının temel sebeplerinden birisi yine iç politika ile alakalı. Daha önce askeri darbelerde olduğu gibi, üçlü koalisyonun yıkıldığı dönemde olduğu gibi ve şimdi gelinen durumda olduğu gibi biz hep aynı filmi seyrediyoruz. Öz, içerik ve muhteva değişmiyor ama Türkiye'nin iç politikası diğer dönemlerden çok farklı boyutlarda gelişiyor ve burada dış güçler karşısındaki konumumuz maalesef birinci önceliğimiz olarak karşımıza çıkıyor. Yani 60-70 yıldır hep söylediğimiz ‘dış güçler' meselesini bu sefer biz cisme büründürüyoruz. Bunun böyle olduğunu halka ‘ispatlıyoruz'. Macron çıkıyor, Trump çıkıyor, Netanyahu çıkıyor ve ‘ispatlıyoruz'. Bu teze haklılık kazandırmak sürecini yaşıyoruz ama bu tamamen iç politika ile alakalı."

    ‘TÜRKİYE, SURİYE ÖZELİNDE İRAN İLE TERS DÜŞEBİLİR'

    Aydın Sezer, son olarak Batı ile İran arasındaki gerginliğin derinleşmesi durumunda Türkiye'nin tavrının önemli olacağını ve Türkiye'nin Suriye özelinde İran ile ters düşebileceği yorumunu yaptı:

    "Türkiye'nin Batı ile ilişkilerindeki gerginliği yaptırıma varacak kadar bir aşamaya tırmandıracağı kanaatinde değilim. Rusya'nın da özellikle Suriye sorunun bitmesine yönelik atacağı adımlara paralel olarak Türkiye'nin belki de kısa bir süre sonra İran ile Suriye özelinde ters düşebileceğini de söyleyebiliriz. İran ile Batı arasında gerginliğinin derinleşmesi durumunda Türkiye'nin alacağı tavrın da önemli olacağını düşünüyorum. Bunun Ankara'ya maliyeti olacak gibi gözüküyor. Fakat bu maliyeti Türkiye'deki siyaset yapış tarzı, ya da Türkiye'deki iç siyaset dinamikleri göğüslemeye hazır hatta bunu da iç siyaset malzemesi olarak kullanmak için belki de hayırhahlıkla bekliyor olabilirler."

    Etiketler:
    Aydın Sezer, İran, Türkiye, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın