13:59 23 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'FUKUS saldırısı Suriye ve müttefiklerini güçlendirdi'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 10

    Alptekin Dursunoğlu’na göre, Suriye’de ‘teröristler altyapılarını yitirdi, ABD ne yapacağını bilemiyor, son saldırı Şam ile müttefiklerini güçlendirdi’.

    ABD, Britanya ve Fransa'nın (FUKUS) Suriye saldırısı sahadaki dengelerde herhangi bir değişikliğe yol açmadı. FUKUS'un bundan sonraki hamleleri ile Rusya, İran ve Türkiye'nin Astana sürecinin nereye varacağı tartışılıyor. Gelişmeleri Şam'da aşırılıkçılık ve tekfircilikle mücadele için düzenlenen konferans için bulunan ve Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından ağırlanan heyette yer alan ve FUKUS'un saldırılarından kısa bir süre önce ülkeden ayrılmış araştırmacı yazar ve Yakın Doğu Haber internet sitesi kurucusu Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘SALDIRI İDDİASI ŞAM'DA OLAĞAN AKIŞI BOZMADI'

    Alptekin Dursunoğlu, ABD ve müttefiklerinin saldırı iddiasının Şam'da olağan akışı bozmadığını ve Devlet Başkanı Esad'a güven ile birlikte, son yedi senede Şam'a düşen bir buçuk milyon füzeye birkaç sayı ekleneceği havasının hakim olduğunu söyledi:

    "Suriye'ye yönelik yapılan üçlü saldırıdan yaklaşık beş gün önce ‘Aşırılığa ve Tekfirciliğe Karşı İslami Vahdet ve Pusulamız Kudüs' başlıklı bir konferansa davetliydim. Dünyanın çok çeşitli ülkelerinden Malezya'dan Pakistan'a katılımcılar vardı. Mesela Mısır'dan El-Ezher üniversitesinin öğretim görevlilerinden katılımcılar vardı. Sanıyorum 200'ün üstünde katılımcı vardı. Ağırlıklı olarak konferans salonlarında geçti. Fakat bu arada konferans çerçevesinde hem Suriyelilerle hem de diğer katılımcılarla görüşmeler yapılabildi. Saldırı zaten gündemde olan bir şeydi ve o açıdan da ABD'nin ve Batı'nın saldırısı konusunda böyle bir şey bekleyip beklemediklerini, nasıl karşıladıklarını birçok kişiye sorma imkânımız oldu. Suriyelilerin çok ağırlıklı bir kesimi, hemen hemen tamamı ve halkta da görüyorduk: Çok olağan bir hayat söz konusuydu. Sanki hiç böyle bir şey gündemde yok ve aşağı yukarı herkes: ‘Bizim bilge, hikmetli bir liderimiz var, bu yedi senelik savaşta ülkeyi teröristlere teslim etmedi ve her zaman yolunu buldu ve mutlaka bundan da bir çıkış bulacaktır' diye özetlenecek bir tavra sahipti. Gerçekten büyük bir sükûnet vardı, hiçbir panik havası yoktu. Ben oradan Türkiye'deki haberlere baktığım zaman gerçekten hayratlar içerisinde kalıyordum. Çünkü Şam'da sanki İsveç'te yaşıyormuşsunuz ve sizi ilgilendirmeyen bir gündemmiş gibi olan şey Türkiye'de çok ağırlıklı olarak tartışıldı. Oradaki genel hava ‘belki saldırı olabilir, bu mümkün ama bu saldırı bizi zaten ilgilendirmez' şeklindeydi. Örnek olarak bir Suriyeli: ‘Yedi sene boyunca Şam'a bir buçuk milyon roket ve havan düştü, yani ABD'lilerin vuracağı da üç beş tane daha fazla olacak ve sahadaki gerçekliği hiçbir zaman değiştirmeyecek' dedi. Yani böyle bir özgüven vardı."

    ‘RUSLARA MÜTHİŞ BİR GÜVEN SÖZ KONUSU, HİZBULLAH İÇSELLEŞTİRİLMİŞ'

    Dursunoğlu, Suriyeliler nezdinde kendilerini savaşın başından beri yalnız bırakmayan iki ülke olarak Rusya ve İran'ın bulunduğunu, devlet dışı bir güç olarak Hizbullah'ın ise Suriye'nin bir parçası olarak görüldüğünü belirtti:

    "Suriyelilerin nezdinde savaşın başından beri kendilerini yalnız bırakmayan iki önemli müttefik var. Bunlar Rusya ve İran. Rusya'nın konumu hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimî veto yetkisine sahip bir üyesi olması bakımından hem de büyük bir küresel güç olması bakımından tabii ki Suriyeliler nezdinde apayrı. Ruslara karşı müthiş bir güven söz konusu. Rusya, İran ve özellikle de Hizbullah. Belki Rusya ve İran devlet düzeyinde müttefik olarak gözüküyor ama Hizbullah da içselleştirilmiş bir şey. Ben sokaklarda Rusya ve İran'ın sembollerine dair pek bir şeye rastlamadım ama Hizbullah Genel Sekteri Nasrallah'ın Esad ile birlikte posterlerine çok yerde rastladım. Suriyeliler Lübnan Hizbullah'ını kendilerinin bir parçası olarak algılıyorlar."

    ‘SURİYE DEVLETİNE HALK DESTEĞİYLE, KENDİSİNİ TERK ETMEYECEK MÜTTEFİKLERİ VAR'

    Suriye'deki gidişatı saat saat izleyen birisi olarak altı dolu bir iyimserliğe sahip olduğu söyleyen Dursunoğlu'na göre halk desteğiyle birlikte, Suriye'yi terk etmeyecek müttefiklerinin olması Suriye'yi ayakta tuttu:

    "Suriye'deki savaşın sekizinci yılını artık bitiriyoruz. Ben bütün bu süreç içerisinde sahadaki gelişmeleri nerdeyse gün gün çok yakından izlediğim için bir iyimserliğime sahibim. Yani bu altı boş olan bir iyimserlik değil. Bütün bu süreç içerisinde de ben kendi adıma hep haklı çıktım diyebilirim. 2012'de üç ay içerisinde Suriye devletinin devrileceği üzerine şeyler konuşulurken ben Suriye'nin iki sebeple devrilmeyeceğini söylüyordum. Birincisi güçlü bir halk desteği vardı ve bu Libya ile kıyaslanmayacak şekildeydi. İkinci sebep de Suriye'yi terk etmeyecek müttefikleri olmasıydı. Dolayısıyla günümüze kadar gelindi."

    ‘ABD'DE NE YAPTIĞINI BİLMEYEN BİR HÜKÜMET VAR, SURİYE İŞİNİ TİCARETE DÖNÜŞTÜRÜYOR GİBİLER'

    ABD'deki hükümetin en yüksek yetkilisi olan Trump'ın Suriye'den çekileceğiz açıklamasının ardından başka bir hükümet kurumunun bundan haberimiz yok dediği bir durumun yaşandığına dikkat çeken Dursunoğlu'na göre ABD sistemi Trump ve yeni hükümeti birtakım adımlarla Suriye'de kalmaya bağladı:

    "ABD'de ne yaptığını bilmeyen veya en azından böyle görüntü veren bir hükümet var. Mesela Trump, Suriye'den çekileceğini açıklıyor, Dışişleri Bakanlığı bundan haberdar olmadıklarını söylüyor. Sonra tekrar çekilme konusu gündeme geliyor ve Trump Suriye'ye yönelik saldırıdan sonra çekilmeyi tekrar vurgulu bir şekilde söylüyor. Hatta Al Monitor'daki bir habere göre Netanyahu'nun ısrarlı bir şekilde Suriye'den çıkmanın İran'ın ve Hizbullah'ın oraya yerleşmesi bakımından kendilerinin aleyhine olacağını söylemesine rağmen Trump'ın çekilmekte ısrarlı olduğunu söylüyor. Şimdi bir taraftan Trump'ın bu çekilme yönündeki söylemi ve adımları var. Şunu da çok iyi hatırlıyorum: Trump seçim kampanyası sırasında da bunu çok vurguluyordu. Ama ABD sistemi Trump'ı ve ABD hükümetini bir şekilde Suriye'de yeni birtakım adımlarla Suriye'de kalmaya bağladı. Bu sadece ABD sistemiyle alakalı değil. Trump hükümeti Suudi Arabistan ve İsrail tarafından da çok baskı altında. Trump'ın çekileceğini açıklamasından hemen sonra Salman, ABD'nin Suriye'den çekilmesinin hata olacağını söylemişti. Trump da parasını verirseniz kalırız demişti. Şimdi ABD bu işi biraz da ticarete dönüştürüyor gibi bir izlenim ortaya çıkıyor."

    ‘ABD'NİN UCUZ BAHANEYLE YAPTIĞI SALDIRI, SURİYE VE MÜTTEFİKLERİNİ GÜÇLENDİRDİ'

    Dursunoğlu, ABD'nin boş ve uydurma olduğunu ortaya konan bahanelerle İsrail ve Suudilerin baskısıyla Suriye'ye saldırmasının, Suriye ve müttefiklerini güçlendirdiği görüşünü dile getirdi:

    "Mesela bu saldırı biraz da İsrail ve Suudilerin baskısıyla olmuş bir şey. Fakat sahadaki hiçbir gerçekliği değiştirme potansiyeli yok. Başvurdukları argümanlar ve bahane şu ana kadarki en pespaye argümandı. Düşünün Doğu Guta'da 100 binden fazla sivili tahliye etmiş 10 binden fazla militanı tahliye etmiş Suriye hükümeti zaten askerî açıdan düşmüş olan Duma'ya kimyasal silah kullanıyor? Bunun hiçbir inandırıcılığı yoktu. Nitekim zaten Robert Fisk'in oradaki izlenimleri ve gerekse şimdilerde yayınlanan raporlar bu kimyasal silah iddialarının tamamen boş ve uydurma olduğunu ortaya koyuyor. ABD ve müttefikleri bu kadar ucuz bir bahane ile ve aceleye getirilmiş, hiçbir etkisinin olmadığı bir saldırı yaparak bir açıdan Suriye ve müttefiklerini de güçlendirmiş oldular."

    ‘ASKERİ ALTYAPISINI KAYBETMİŞ BİR TERÖRİST ÇÖPLÜĞÜYLE, DENGELER DEĞİŞMEZ SADECE SÜRE UZAR'

    Suriye'den çekilme açıklamasından önce ABD'nin Kuzey Suriye'de sınır muhafız gücü kurma projesi olduğunu ve şu anda ortaya çıktığı üzere Dera'da birtakım girişimlerde bulunabileceğini söyleyen Dursunoğlu'na göre bu girişimlerle, askeri altyapısını kaybetmiş bir terörist çöplüğüyle sahadaki dengeler değişmez, sadece ABD süreyi uzatmış olur:

    "ABD'nin Suriye'den çıkma açıklamasından çok kısa süre önce Kuzey Suriye'de de sınır muhafız güçleri kurmaktan bahsediliyordu. Yani ABD, Suriye'yi SDG aracılığıyla bölmekten bahsederken 15 gün önce Suriye'den çekileceğini en üst düzeydeki yetkilisi tarafından açıklıyor. Dera'da birtakım hazırlıklar yapılıyor olabilir. SDG ile belli bir angajman var. Yine dün gündeme geldi: Suudi Dışişleri Bakanı İslami Koalisyon adını koyarak Suriye'de ABD kuvvetlerinin yerini alabileceklerini söyledi. John Bolton bu işin akıl hocası. Bu tür hazırlıklar var ama bunların hiçbirisi sahadaki gerçekliği değiştirmeyecek şeyler. Doğu Guta'da silahlı grupların askeri altyapısını, zırhlı araçların gidebileceği türde tünelleri, inanılmaz ölçekte havan topu ve füze üretim atölyelerini ve müthiş bir alt yapının kurulduğunu gördük. Bu altyapı tamamen çökmüş oldu ve Suriye devletinin eline geçti. Bu silahlı gruplar da Cerablus'a, İdlib'e geçtiler ve götürebildilerse sadece tüfeklerini ve tabancalarını götürebildiler. Ayrıca gittikleri yerde kendi içlerinde büyük bir hakimiyet kavgası var. Mesela İdlib'te Heyel Tahrir Şam, Nureddin Zengi Tugayları ve Ahrar uş Şam'ın kurduğu Tahrir-i Suriye adlı örgütler birbirleriyle savaşıyorlar. Doğu Guta'dan İslam ordusu militanları Cerablus ve İdlib'e naklediliyor. Bütün bir askeri altyapısını kaybetmiş militanların toplanma yeri haline gelmiş. Lübnanlı bir akademisyenin tabiriyle ‘terörist çöplüğü' haline gelmiş bulunuyor. Askeri altyapısını kaybetmiş bir terörist çöplüğüyle sahadaki dengeleri değiştirmeniz mümkün değil sadece süreyi uzatabilirsiniz. Aslında 2015'ten beri ABD sadece süreyi uzatmaya çalışıyor."

    ‘SİLAHLI GRUPLAR ARTIK SAVUNMA POZİSYONUNDA, VEKALET SAVAŞI KOŞULLARI BİTTİ'

    Rusya ve diğer müttefiklerin 2015'te sahaya inmesinden sonra şu an artık silahlı grupların savunma pozisyonunda olduklarını ve vekalet savaşı koşullarının bittiğini söyleyen Dursunoğlu'na göre ABD, Suriye'deki işi biraz da Suudileri ‘sağmak' için sürdürüyor:

    "Eylül 2015 itibariyle Rusya ve diğer müttefikler sahaya açıkça indiler ve dengeler tamamen değişmeye başladı. 2015 Eylül'ü öncesi duruma bakalım yani Halep'e ve Lazkiye'ye doğru ilerleyen silahlı gruplar vardı. Şu an Halep'i kaybetmiş durumdalar. Burayı kaybetmek demek Suriye'deki devleti tehdit edebilecek bütün askeri üslerini kaybettiler demek. Kontrol altında tuttukları toprakları kaybettiler. Şu an bir savunma savaşı veriyorlar. Daha önce olduğu gibi bir saldırı savaşı imkanını çoktan kaybettiler. Uluslararası ortam da artık 2012'de olduğu gibi bir vekalet savaşı şartlarına dönmeye imkân vermiyor. Suudiler, Katar, BAE ve Türkiye bu bölgede vekalet savaşının önemli unsurlarıydılar ve şu an her biri birbirine hasmane pozisyonda duruyorlar. Yine ABD ile aynı şekilde. ABD ile Türkiye, Kürt meselesi bağlamında çok farklı pozisyonlarda duruyorlar. Bu şartlar düşünüldüğünde sahada Suriye ve müttefiklerini kaygılandırabilecek bir durum söz konusu değil. Yani ABD muhtemelen Suudileri biraz daha parasal açıdan ‘sağmak' bakımından bu işi sürdürüyor. Müttefiki olan İsrail'e de bir güven vermeye çalışıyor."

    ‘TÜRKİYE, SURİYE'Yİ BÖLMEKLE SUÇLADIĞI ABD'NİN YAPTIĞI ŞEYİ ÖSO İLE YAPIYOR'

    Türkiye'nin söylem olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmasına rağmen buna zıt şeyler yaptığını belirten Dursunoğlu'na göre Türkiye, Suriye'yi bölmekle suçladığı ABD'nin yaptığı şeyi ÖSO ile yapıyor:

    "Türkiye'nin tavrıyla ilgili olarak söylediğim bir metafor var öteden beri: Türkiye'nin lisanı ve lisan-ı hali diye. Türkiye lisanıyla; Suriye'nin toprak bütünlüğünden ve ulusal güvenliğinden yana olduğunu söylüyor ve sorunun Astana süreci içerisinde Suriye'deki toprak bütünlüğünü garanti edecek bir siyasal çözümle sonuca bağlanması gerektiğini söylüyor. Fakat lisan-ı haline, beden diline, davranışlarına baktığımız zaman bununla çok zıt bir noktada olduğunu görüyoruz. Suriye'nin toprak bütünlüğünden dolayı endişe eden Türkiye aslında ABD'den çok farklı davranmıyor. Türkiye'nin ABD'ye yönelttiği eleştiri: Siz Kürtlerle Suriye'nin bir bölgesini kontrol altında tutuyorsunuz diyor. İyi ama Türkiye aynı şeyi Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı ile yapıyor. Sadece yerelde iş birliği yaptığı güçler farklı. ABD'liler Kürtlerle yaparken bunlar adına ÖSO denen militanlarla yapıyor. Sonuçta Suriye devletinin toprakları silahlı grupların kontrolünde bulunmuş oluyor."

    ‘TÜRKİYE'DE DIŞ POLİTİKA, İÇ POLİTİKA MENFAATLERİ ÜZERİNDEN Mİ KURULUYOR?'

    Türkiye'nin söylemleriyle yaptıkları arasındaki zıtlıklara işaret eden Dursunoğlu'na göre Türkiye'nin dış politikasını kendi ulusal güvenlik kaygılarına mı yoksa iç siyasi menfaatlerine göre mi kurduğu konusu belirsiz:

    "Öte taraftan hem Astana ile birlikte hem de Moskova deklarasyonu ile birlikte Türkiye, Suriye'nin ulusal bütünlüğünü tanıdığını ifade etti. Bu ne demektir bir düşünelim. Buna rağmen ABD'nin yaptığı saldırının olumlu ama yetersiz olduğunu söylüyorsunuz ve ABD'yi Suriye'ye karşı daha etkili adımlar atmaya çağırıyorsunuz. Bunlar taban tabana zıt şeyler. Bu zıt davranışların doğrusu şundan emin değilim: Bu zıtlıklar acaba dış politika perspektifiyle bakıldığından mı kaynaklanıyor yoksa dış politika konuları iç politikaya malzeme mi oluyor belli değil. Yani Türkiye acaba Suriye ile ilgisi dış politika kaygılarından mı dolayı yoksa Haziran'a alınan erken seçimlerle mi ilgili hareket ediyor. Mesela Afrin konusu acaba içerideki milliyetçi oyları konsolide etmeye yönelik bir adım mıydı? Bir dış politika konusu olarak konuşuyoruz ama karar vericiler bu adımı atarken birtakım iç politika menfaatleri üzerine mi kurdular. Bence bu konudaki belirsizlik ya da tartışmalı durum bu çelişkileri anlamaya yardımcı olur. Bu çelişkili durum Türkiye'nin dış politika ve ulusal güvenlik menfaat kaygılarından kaynaklanmıyor. Böylesi kaygılarla hareket ederseniz davranışınız ve sözünüz arasında çelişkinin olmaması gerekir. Ama eğer dış politika ve güvenlik kaygılarınız ve iç politikadaki menfaatleriniz birbiriyle çelişiyorsa dolayısıyla sözünüz ve davranışınız da çelişiyor. Suriye'de yerleri fethetmiş havasıyla ve Osmanlı edasıyla iç seçmenleri konsolide ediyorsunuz ama bu da sizin ulusal güvenlik ve dış politika söyleminizle çelişiyor. Türkiye'deki bu ikircikli duruma benzer bir şey ABD açısından da geçerli. Bu durum Suriye'deki genel durumu da belirsizleştiriyor."

    ‘TÜRKİYE'NİN KAYGILANMASINI GEREKTİRECEK CİDDİ DURUMLAR VAR'

    Alptekin Dursunoğlu son olarak Türkiye sınırındaki İdlib'teki ‘terörist çöplüğünün', Türkiye açısından kaygılanmayı gerektirecek ciddi bir durum oluşturduğu görüşünde:

    "Benim kabaca öngörüm Türkiye'nin kaygılanması için gerçekten ciddi sebepler var. Çünkü bu silahlı gruplar, İdlib'te bir ‘terörist çöplüğünde' toplanıyorsa buralara yönelik operasyonlar sırasında bu militanlar ne olacak? Türkiye'ye geçmeleri ve başka dramlar söz konusu. Türkiye bunları nasıl içeride eritebilecek, nasıl rehabilite edecek? Bu adamlar yıllardır yağmalayan, bomba atan, adam öldüren kişiler. Bunlar Türkiye'de soruna sebep olmayacak mı? Bence Türkiye'nin bu konuda kaygılanması gerektirecek ciddi durumlar var."

    Etiketler:
    Amerika, İngiltere, Fransa, Suriye, Türkiye
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın