14:09 23 Ekim 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Batı'nın tepkisi OHAL koşullarında seçim yapılmasına'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 0 0

    Sertaç Aktan'a göre AB'nin Türkiye'de OHAL'de erken seçime gidilmesinden kaygılanmasının sebebi, tartışmalı uygulamalar eşliğinde seçimlerin meşruiyetinin sorgulanması olasılığı. Aktan geçen sene kriz yaratan Avrupa'daki kampanya yasaklarının iki tarafın da işine geldiğini belirterek, AB'de bu meselede uygulanan çifte standartlara dikkat çekti.

    AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 24 Haziran'da hem genel hem de Cumhurbaşkanlığı için seçimlere gitme kararı almasıyla dikkatler Ankara'ya çevrilmişken, seçim kararının hemen ardından Olağanüstü Hal'in tekrar uzatılması kararı AB kurumlarında soru işaretleri yarattı. Avrupa Konseyi, seçimlerin ertelenmesi çağrısı yaparken, diğer bir soru işaretini de seçimlerin çok kısa süre içerisinde yapılacak olması oluşturuyor.

    Diğer taraftan 16 Nisan Referandum sürecinde Avrupa ülkelerinde kampanya konuşmaları nedeniyle yaşanan kriz akla gelirken, kimi Avrupa ülkelerinin bu konu hakkında yasalar çıkarttığı görüldü. Avrupa ülkeleri seçim kampanyası konusunda Türkiye'ye kapılarını kapatırken, yeni gerilim gündemde.

    Baskın seçimlerle birlikte buna Avrupa Birliği ülkelerinin tepkilerini gazeteci-yazar Sertaç Aktan ile konuştuk.

    'BATININ TEPKİSİ SEÇİMLERE DEĞİL OLAĞANÜSTÜ HALE'

    Sertaç Aktan, Avrupa Birliği'nin Türkiye'de seçimlerin yapılmasına karşı negatif bir görüşünün bulunmadığını ancak bu seçimlerin Olağanüstü Hal koşullarına altında yapılmasına tepki gösterdiğini söyledi:

    "Batı'da Türkiye'de seçim yapılmasına karşı hatta bu seçimin çok erken yapılmasına karşı çok negatif bir görüş yok, bunun altını çizmek gerekiyor. Seçimin Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları çerçevesinde yapılması, var olan eşitsiz koşullarda yapılmasından dolayı bir tepki var. Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi ve ABD olmak üzere aslında itirazların merkezinde OHAL var. OHAL, 15 Temmuz sonrası gelmişti ve 'mümkün olan en kısa zamanda bunu bitireceğiz, kaldıracağız, üç ayı geçmemeye çalışacağız' şeklinde söylemlerle getirilmişti. Hatta 'Fransa'da da OHAL var' tarzı bir söylem geliştirilmişti. Fransa'daki OHAL durumu muhalif liderleri, gazetecileri, tweet atanları veya başka şekilde savaşa karşı olduğunu söyleyenleri içeriye atma, memurlara karşı bir takım KHK ile atma yoluna gitseydi o zaman tabii Fransa'daki OHAL'e de tepki oluşurdu. Fakat bizdeki OHAL'in sınırları daha esnek tutularak, daha geniş olarak yorumlandı ve bu şekilde uygulandı. Dolayısıyla hiç sürpriz olmayan bir tepki gelişti Batı'da."

    'AB HEDEFİMİZ DEVAM EDİYOR DEMEK MARS HEDEFİMİZ DEVAM EDİYOR DEMEK GİBİ'

    Aktan, ticari ilişkiler ve göçmen anlaşması gibi bazı konular dışında ortada Türkiye-AB ilişkileri kalmadığını söyledi ve Türkiye tarafının ‘AB hedefimiz devam ediyor' söyleminin 'Mars hedefimiz devam ediyor' cümlesi ile eşdeğer konuma geldiği yorumunu yaptı:

    "Ortada Türkiye-AB ilişkileri aslında diye bir şey pek kalmadı. Var olan mevcut ilişkiler ekonomik-ticaret, geri kabul anlaşması, göçmen ve vize anlaşmalarından müteşekkil. Bunu Varna Zirvesinde de gördük. O zirve öncesinde bu zirveden herhangi bir olumlu sonucun çıkmayacağını ve olası tek başarısının var olan durumu daha kötüye götürmeyecek olması olabileceğini söylemiştim. Nitekim öyle de oldu. Gerek zirve sonrası gerek felaket olarak değerlendirebilecek rapor sonrası Türkiye'den benzer açıklamalar geldi. ''Bu rapor adil değil, tarafsız değil ama gene de AB hedefimizden vazgeçmeyeceğiz'' denildi. Bu söylemlerin Batı'daki ağırlığı ve ciddiye alınma düzeyi hakkında örnek vermek gerekirse, bu durum: Türkiye'nin Mars'a insan yollamak gibi bir planı yok, ama çıkıp Türkiye'nin Mars hedefimi hala devam ediyor demek gibi bir şeye benziyor. ‘AB hedefinden ayrılmayacağız'; bir cümle ama eylemde karşılığı yok. Dolayısıyla gerek Varna Zirvesi gerek ilerleme raporuyla birlikte Avrupa tarafı da gelişme olmayacağının farkında olduğunu gösterdi. AB'nin Türkiye raportörü Kati Piri —bu çok sert bir rapor ama AB de bu sertlik yeterli bulunmuyor- ‘havlıyorsunuz ama ısırmıyorsunuz' diyerek, bunun somut bir neticesi olmuyor Türkiye ile süreci tamamen kesin gibi bir talep ortaya koydu."

    'RAPORLARDA TÜRKİYE HAKKINDA OLUMLU ŞEYLERİN ÇIKMASI MÜMKÜN DEĞİL'

    Aktan, AB'nin Türkiye ile alakalı yayınladığı ilerleme raporları hakkında hükümet çevrelerinden gelen; raporlarda bazı ülkelerin etkisi bulunduğuna dair yorumların doğru olduğunu ancak Türkiye hakkındaki raporların var olan haliyle zaten olumlu çıkmasının imkansız olduğunu söyledi:

    "Türkiye bu rapor konusunda Kıbrıslı Rumların ve birtakım ülkelerin çok etkisi olduğu konusunda bir atıf yaptı. Bu doğruydu, özellikle parlamento raporlarında bu çok önemli bir faktördü ama buna gerek kalmadı. Yani arkamızdan birilerinin iş çevirmesine, kendi siyasi fikirlerini rapora sokmaya çalışmalarına gerek kalmadı. Var olan haliyle o raporların olumlu çıkması, Türkiye hakkında olumlu şeylerin çıkması mümkün değil."

    'AB, GÖÇMENLER MESELESİNDE İKİRCİKLİ DAVRANIYOR'

    Avrupa'nın göçmenler meselesinde ikircikli davrandığını söyleyen Aktan'a göre AB, 'biz prensipler üzerinden hareket ediyoruz' mesajı verse de realist hareket ettiği noktaları görmek mümkün:

    "Bunun istisnasını göçmenlik meselesinde görüyoruz. O konuda AB'nin çok ikircikli bir tavrı var. Sırf göçmenler gitmesin, onlara bulaşmasın diye bu tavırdalar. Biliyoruz ki bir önceki raporun tarihini dahi erteleyip Erdoğan ile yapılacak görüşme sonrasına bıraktılar. O dönemde çok eleştiri aldılar. Burada AB hem kendi çıkarları konusunda realist davranırken bir yandan da bu raporların içinde Komisyon vesilesiyle idealist bir tavır takınıyor. İşte biz prensipler üzerinden hareket ediyoruz mesajı veriyor ama son derece realist hareket ettiği noktaları görmek de mümkün."

    'OHAL İMKANLARI KULLANILARAK SEÇİMLER TANINMAZSA MEŞRUİYET SORGULANABİLİR'

    Türkiye'deki seçimler konusunda Batı'da son seçim düzenlemelerinin konuşulduğunu ancak, ‘bu seçimler meşru değildir' sertliğinde bir söylemin olmadığını belirten Aktan'a göre eğer mevcut iktidar seçim sonuçlarını beğenmeyip, OHAL imkanlarını kullanıp seçimleri iptal ederse bu meşruiyetin sorgulanmasına yol açabilir:

    "Seçimlerdeki meşruiyet meselesi yeni değil. Bu konu daha önceki raporlara da girmişti. Medyadaki dengesizlik, propaganda yöntemleri ve bütçeleri, birtakım kapasitelerdeki dengesizlik, devlet imkanlarının kullanılması noktası gibi şeyler pek çok defa gündeme geldi. Fakat bunların hiçbiri AB de ya da Batı da seçimlerin meşruluğunu sorgulatmadı. En son yapılan bu seçim konusuyla ilgili düzenlemeler mobil sandık, mühürsüz zarf, insanların kendi mahallerinden farklı yerde oy kullandırma olanağı ve silahlı güvenlik birimlerinin sandık başında müdahale edebileceği gibi şeyle çok konuşuluyor. Ama bunlara rağmen ‘bu şartlar altında yapılan seçimler meşru değildir' sertliğinde bir cümle kullanılmış değil. Sadece uyarılar devam ediyor. Benzeri şeyler Polonya, Macaristan gibi AB içindeki illiberal eylemler yapan ülkelere de yapılıyor. Bu noktada böyle olursa biz bu seçimi tanımayız durumuna getirecek ileri boyutta bir cümle kullanılmadı. Eğer seçimin sonucunda bugünkü iktidar sahiplerinin hoşuna gitmeyecek bir sonuç çıkar, bu sonuç OHAL imkanları kullanılarak tanınmaz ve tekrar seçime gidilmesi gibi bir takım uç ekstrem durumlar ortaya çıkarsa o zaman mutlaka meşruiyet sorgulanmaya başlanacaktır."

    'SEÇİM KAMPANYASI KONUSUNDA AVRUPA İLE KRİZ HERKESİN İŞİNE YARIYOR'

    Türkiyeli siyasilerin Avrupa'da seçim kampanyası yapması konusunda getirilen yasaklara değinen Aktan'a göre bu durum iki taraf açısından da bir ‘kazan kazan' durumu yaratıyor ve Türkiye'deki iktidar da ‘dış güçler' söylemiyle bunu kullanmaya hazır görünüyor:

    "Avrupa'da seçim kampanyası yapması meselesinin yeni bir kriz başlığı olmasına lesin gözüyle bakabiliriz. Neden? Böyle bir kriz herkesin işine yarıyor. Avrupa'daki sağ partilerin işine yarıyor, Türkiye'deki sağ partilerin işine yarıyor. Almanya, Avusturya, Hollanda açık açık ‘istemiyoruz gelmeyin' dediler. Hakikaten bunu istemiyorlar. Ama olursa da bu bir ‘kazan kazan' durumu olur. Olmazsa da aynen ‘kazan kazan' durumu. Olursa da işte yine geldiler huzursuzluk yarattılar, görüntüler yayımlanacak ve bu da Alman seçmeni daha da sağa çekecek. Dolayısıyla bu herkesin işine geliyor. Türkiye'deki iktidarın da işine geliyor. Dış güçler denecek, oynanan oyunlar denecek. Bunun olmasına ben kesin gözüyle bakıyorum. Bunun dışında zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa'da bir ülkeye mayıs ayında geleceğini, program gerçekleştireceğini, spor salonunun ve her şeyin ayarlandığını söyledi. Ben Fransa olduğunu düşünüyorum. Türkiyeli seçmenin fazla bulunduğu bir yerin olacağı kesin."

    'AVRUPA'DA ÇİFTE STANDART VAR'

    Avusturya Başbakanı Kurz'un neo-Nazilerin yaptığı etkinliklere izin verdiğini ancak Türkiyeli siyasilere yasak getirdiğini söyleyen Aktan'a göre Avrupa'da bu konuda çifte standart var:

    "Avrupa'da bu konuda çifte standart var Avusturya'da neo-Nazi Hırvatların İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılan bir katliam için bir anma toplantısı gerçekleştirileceği söyleniyor ve Avusturya Başbakanı Kurz'a ‘buna müsaade etme' deniyor. O da ‘ben Hırvatların burada ne yaptığına karışamam' diyor. Anma dediğimiz şey Almanlarla, Hırvatların o dönemki partilerinin gerçekleştirdiği Roman, Yahudi katliamıyla ilgili bir anma. Yani ne güzel katliam anlamında yapacaklar bunu. Kurz ise buna ‘karışamam' diyor. Ama siyasi mitinge sıra geldiğinde ‘müsaade etmeyiz' diyor."

    'GELME DENİLEN YERE GİTMEK BU KRİZ BENİM İŞİME YARIYOR DEMEK'

    Sertaç Aktan son olarak Avrupa'dan Türkiye'ye son yıllarda net mesajların geldiği bir durumda Avrupalıların ‘gelme' dediği yere gitmenin ‘bu kriz benim işime yarıyor' demek anlamına geldiğini yorumunu yaptı:

    "Türkiye siyaseti açısından bakıldığında bu ülkeler son birkaç yıldır Türkiye'ye net mesajlar iletiyorlar. ‘Gelme, burada biz Avusturya, Alman vatandaşlığı üzerinden zaten zor adaptasyon süreci yaşıyoruz, buralara gelerek insanlar arasında nifaklar oluşturuyorsunuz' deniyor. Bunu salon vermeyerek, belediyelere baskı yaparak yapıyorlar. Türkiye ise bunu ısrarla yapmak istedi ve en sonunda Avrupa'daki ülkeler yasa çıkarmaya, düzenleme yapmaya mecbur kaldılar. Siyaseten, diplomatik olarak Türkiye'nin bunu görmüş olması gerekirdi. Hoş geldin denilmeyen bir yere gitmek biraz diplomatik teamüllerin dışında. İstenmeyen bir yerde illa ben gideceğim, orada kendi imkanlarımı kullanarak arkasından dolaşacağım demek bu kriz benim işime yarıyor o yüzden yapıyorum demek. Yoksa Avrupa'da herkesin evinde TV var. Türkiye'deki siyasilerin ne dediğine erişim imkanları var. Dolayısıyla oraya kadar gidip oraya çomak sokmak, bu krizi ben istiyorum demekten başka bir anlama gelmiyor."

    İlgili konular:

    Yunanistan’dan çarpıcı anket: Türkiye’yi AB’de istemiyoruz, savaşa girebiliriz
    AB Komisyonu Başkanı Juncker'den itiraf: Avrupa küresel sahnede güç kaybediyor
    ‘Hiçbir AB ülkesi aslında Türkiye’nin üyeliğine destek vermiyor’
    Egemen Bağış: AB, isteyerek veya istemeden, Türkiye'yi başka yerlere itiyor
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın