14:19 12 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Koreliler için İkinci Dünya Savaşı bitti'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 11

    Doç. Barış Adıbelli’ye göre, Kuzey ve Güney Kore liderlerinin tarihi zirvesi, İkinci Dünya Savaşının bitmesi anlamına geliyor. Sürecin Çin ekseninde döndüğünü belirten Adıbelli, ABD’nin ise rol kapmaya çalışarak Pyongyang’ı Pekin’den uzaklaştırmayı hedefliyor.

    Kore Yarımadası’nın 1950-1953 savaşıyla bölünmüş iki kardeş ülkesinin liderleri, Kuzey’in lideri Kim Jong-Un ile Güney’in lideri Moon Jae-in 27 Nisan’da tarihi zirvede buluştu. Kim Kore Savaşı'ndan bu yana yarımadayı ikiye bölen sınır hattını geçip Güney’e ayak bakan ilk Kuzey lideri olurken, zirvede ateşkesin yerini barışın alması, yarımadanın nükleer silahlardan arındırılması ve birleşme yolunda ortak bildiriye imza konuldu.

    Kore Yarımadası’ndaki gelişmeleri ve küresel güç dengeleri açısından anlamını Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Barış Adıbelli ile konuştuk.

    ‘KORELİLER İÇİN İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI BİTTİ’

    Barış Adıbelli, Kuzey ve Güney Kore liderleri arasında yapılan görüşmede verilen mesajların Koreliler için İkinci Dünya Savaşının bittiği anlamına geldiği söylerken Soğuk Savaş’ın yadigarı olan bu sorunun artık nihayete erdirilmek üzere olduğu görüşünü dile getirdi:

    “Koreliler bu sefer şeytanın bacağını kırmış gibi gözüküyorlar, en azından son yapılan açıklamalarda verilen mesajlar ve görüntüler —Kuzey Kore liderinin Güney Kore liderine sarılması- bunu gösteriyor. Bunlar fiilî olarak artık savaşın bittiğini gösteriyor. En azında Kuzey Kore de Güney Kore de artık savaşın sona erdiğini, yeni bir tarih yazıldığını, bir barış döneminin başladığını söyledi. Hem dünya hem bölge hem de Kore halkı için çok önemli ve büyük bir gelişme oldu. Kore halkı gerçekten çok acı çeken bir halk. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren inanılmaz acılarla karşılaşan bir halk. Dolayısıyla bugün Kore halkı için sona eren aslında Kore Savaşı değil, ondan öte İkinci Dünya Savaşı'dır. Çünkü Kore sorunu İkinci Dünya Savaşı'nın çözüme kavuşturulamayan sonuçlarından, sorunlarından bir tanesiydi ve Soğuk Savaş'ın da bize yadigarıydı. Yani nihayetinde, Küba'da Castro dönemi de bitti, ABD ile Küba normalleşti Bir tek Kore sorunu kalmıştı Soğuk Savaş'la ilgili. Herhalde o da şimdi nihayete ermek üzere. Bundan önce, 2000'li yıllarda birtakım denemeler yapılmıştı barış adına, fakat başarısız olundu. Kim Jong-Un aslında hem babasından hem dedesinden daha hareketli, daha fazla mücadeleci, nükleer denemeler konusunda daha iddialı bir lider imajı çizerken 180 derece bir dönüş var.”

    ‘GELİŞMELER ÇİN’DEN BAĞIMSIZ DEĞİL’

    Adıbelli, gerçekleşen barışa şaşırmadığını ancak ABD ile karşılıklı tehditler varken birden 180 derece dönüşün şaşırtıcı olduğunu söyledi ve gelişmelerin 19. Kongre ile kendisine yeni bir rota çizen Çin’den bağımsız olmadığını görüşünü dile getirdi:

    “Ben bu barışa çok şaşırmıyorum aslında. Yani bu olacaktı. Ama benim şaşırdığım şey söylemler, tehditler, ABD ile karşılıklı atışmalar varken birden 180 derece dönülmesidir. Bugünkü bir araya gelişte nasıl Güney Kore'yi ABD'nin bir şekilde desteklediğini görüyorsak, yani Trump nasıl bu durumdan memnunsa diğer tarafta da Çin memnun. Hiçbiri Çin'den bağımsız değil, onu önce söyleyelim. Önemli bir gelişme de şu; Çin Komünist Partisi'nin 19. kongresi geçtiğimiz yıl yapıldı. Bu parti kongresinden sonraki süreçte Kuzey Kore ile görüşmeler arttırıldı, inanılmaz derecede özel temsilciler gitti geldi. Yani Kuzey Kore'yle artık istişare ederek bu söylemin çok iyi bir yere gitmediğini söylendi. Yani sürekli ABD ile birlikte karşılıklı atışmaların bir noktadan sonra artık getirisi yok hiçbir ülke için, birbirlerini tehditten başka bir şey değil. Çin bu kongreyle yeni bir rota çizdi, ideolojisini yeniden tanımladı, 21. yüzyılda Çin artık büyük güç statüsüne giderken ve artık 'biz büyük gücüz' mesajını verirken yanı başında ABD ile sürekli sorun yaşayan bir Kuzey Kore istemiyor. ‘Bir kuşak, bir yol’ projesinin muhtemelen Pasifik ayağında Kuzey Kore önemli bir rol üstlenecek. Bu da önemli ve muhtemelen Kim Jong-Un'u bu konuda ikna ettiler. Dikkat ederseniz ondan sonraki süreçte yani yılbaşı sonra Kış Olimpiyatları derken bir anda yumuşadı.”

    ‘KİM, TRUMP’A EN BÜYÜK GOLÜ ATTI’

    ABD’nin Koreler arasındaki barıştan rol çalmaya çalıştığını belirten Adıbelli’ye göre Kuzey Kore lideri Kim bu hamle ile Trump’a en büyük golü attı

    “Şimdi bir kere Kim Jong-Un, Trump'a bence en büyük golü attı. Onu söylemek gerekiyor. Yani hâlâ bugün bile Trump, twitter mesajlarında, satır aralarında 'acaba' diyor, gerçekten nükleer programını bıraktı mı diye güvenemiyoruz diyor? Bu da gösteriyor ki bu inisiyatifin arkasında ABD yok, ama ABD inanılmaz bir rol çalma oyununa girdi.”

    ‘ABD, KUZEYİ ÇİN CEPHESİNDEN UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR’

    1971 yılında ABD Dışişleri Bakanı olan Kissenger’ın gizli Çin ziyaretiyle birlikte Çin’in Sovyetler blokundan kopartılmasını hatırlatan Adılbelli’ye göre Trump ve Pompeo da aynı şekilde tarihe geçmek için Kuzey Kore’yi Çin cephesinden uzaklaştırmaya çabalıyorlar:

    “Pompeo’nun Kuzey Kore’ye gidişi bize neyi hatırlatıyor? 1971’de ABD Dışişleri Bakanı Kissenger'ın gizli Çin ziyaretini hatırlatıyor. Trump'la Pompeo, Kissenger ile Nixon olmaya çalışıyorlar ve ABD tarihine geçmek için uğraşıyorlar. Henry Kissenger bunu yaptı. ABD dış politikası aslında kendini tekrar eder. Dikkatli bakarsanız hep aynı şeyleri yapar. Bir diğer nokta da ABD, 1970'lerde Çin'i Sovyetler Birliği'nin bulunduğu cepheden koparttı ve Sovyetler'e karşı birlikte hareket etti. Şimdi Trump bu Kuzey Kore meselesini ilk ortaya çıkardığında ben çeşitli yerlerde benzer bir yorum yaptım.  Yorumum şuydu: ABD'ye, Japonya da Güney Kore de lazım değil. ABD için en önemli şey bir çılgın ülke, Trump'a ittifak etmesi için bir çılgın ülke lazım ve Kuzey Kore de bunun için en önemli aday. Kim Jong-Un tam da Trump'ın frekanslarının tuttuğu lider. Geçmişte Sovyet-Çin bugün de Kuzey Kore'yi Çin blokundan kopartmaya çalışıyor. Şimdi bunların arkasında bu ılımlı mesajların arkasında bu yatıyordu. Çünkü bir Çin'i çevreleme politikası var. Son dönemde özellikle daha da belirgin biçimde ortaya çıktı.”

    ‘ÇİN, DOĞU ALMANYA SENDROMU NEDENİYLE KORELERİN BİRLEŞMESİNE KARŞI ÇIKIYOR’

    Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un’un iki Kore’nin birleşeceği yolunda söylediği sözlere karşılık geçmiş barış deneyimlerinin birleşme konusu yüzünden bozulduğunu hatırlatan Adıbelli’ye göre Çin, Doğu Almanya sendromuyla Güney Kore’nin Kuzey’i yutup, Kore Yarımadasının ABD ittifakı içerisine girmesinden çekindiği için birleşmeye karşı çıkıyor:

    “Aslında bakarsanız Kore'deki barış Kuzey Kore halkı için ayrı, Güney Kore için ayrı Japonya için ayrı ve Çin için ayrı bir şekilde değerlendirebilecek sonuçları var ama nihayetinde bir barış ortamı tabii ki ortaya çıkıyor. Tarihi bir olay fakat bunun yansımaları çok fazla olacak. Burada çok ilginç bir nokta var, Kim Jong-Un ‘birleşeceğiz’ dedi. Burada bir soru işareti var, her şey iyi güzel ama birleşme konusu biraz problemli. Zaten geçtiğimiz denemelerinde başarısız olmasının arkasında yatan neden birleşme sorunu. Şimdi Çin’in Kuzey Kore ve Güney Kore'nin yani iki Kore'nin birleşmesine karşı olduğunu biliyoruz. Bunun iki nedeni var, birincisi, Doğu Almanya sendromu var. Güney Kore inanılmaz şekilde gelişmiş ekonomik bir güç, Kuzey Kore'de hiçbir şey yok. Birleşilirse Kuzey Kore'yi olduğu gibi yutacak. Böylelikle Kore Yarımadası ABD, Japonya ittifakı içine girecek. Çin’in karşı çıkmasının ikinci nedeni, Kuzey Kore'nin hatırı sayılır bir balistik füze teknolojisi ve nükleer teknolojisi var, —hatta Ortadoğu'da birçok ülkeye yardımı biliniyor- bu birleşmeden sonra bu elindeki nükleer silah stoku, balistik füze teknolojisi Güney Kore'nin eline geçecek. Çin bundan da endişe ediyor, çünkü biliyoruz ki bu programların arkasında Çin'in yardımı da var.”

    ‘ÇİN İKİ ÜLKE VARLIĞINI KORUSUN İSTİYOR’

    Çin’in Güney Kore’deki ABD silahlarının Çin içindeki bazı üsleri bile izler durumda olmasından rahatsız olduğunu söyleyen Adıbelli’ye göre Çin iki ülke varlığını ayrı ayrı olarak korusun ve Kuzey’deki nükleer arınma birlikte, Güney de ABD’den aldığı teknolojileri bıraksın diyor:

    “Soğuk Savaş sonrası nükleer silahlarda azaltmaya gidilmesi, ortadan kaldırılması sürecine bakalım, ne kadar ortadan kalktı? Hele uluslararası toplumun mesela Suriye'de denetimleri ne kadar yapılabiliyor, yani bu biraz da büyük güçlerin insafına bırakılmış bir şey. Nükleer silahlardan arındırılmaya evet ama ‘Know-how’ ne olacak? Nasıl yapıldığına ilişkin o süreç, o bilim adamları nereye gidecek? O teknoloji ne olacak? Göstermelik hepsi. Hatırlayalım, bundan yıllar önce Kim Jong-İl zamanında büyük bir baca yıkılmıştı, nükleer reaktör denilmişti. Altılı görüşme denen süreç sonrası nükleer programı durdurmuşlardı. Sonra ne oldu? Tekrar nükleer reaktörü harekete geçirdiler, şimdiki durum ortaya çıktı. Yani bu bağlamda nükleer silahlardan arındırılsın, fakat karşılığında Çin bu arındırılma yapılırken 'birleşme' demiyor, iki ülke varlığını korusun diyor. Güney Kore de ABD'den aldığı askeri teknolojileri artık bıraksın, ABD ile mesela askeri tatbikatlar yapmasın deniliyor. Neden? Bu, en son yüksek irtifalı hava savunma sistemi THAAD getirildi, şimdi bir radar sistemi var bunun, Çin'in iç bölgelerine kadar hepsini gözlemleyebiliyor, askeri üslerini de aynı şekilde. Çin'in rahatsızlığı bu, Kuzey Kore bir eşik olarak kullanılmasın diyor. Bir de Kuzey Kore Çin için tampon bir ülke.”

    ‘KUZEY KORE’NİN HAREKETLERİ ABD TEHDİDİNDEN KAYNAKLANDI’

    ABD yetkililerinin söylemlerinin daha önceki durum ile 180 derece zıtlık taşıdığını belirten Adıbelli’ye göre Kuzey Kore’nin yapmış olduğu faaliyetler ABD’nin tehditlerinden kaynaklanıyordu:

    “Şimdi Pompeo da bunu dedi, önceki Dışişleri bakanı da Savunma Bakanı da rejim değişikliği, lider değişikliği aramadıklarını söylediler, pekala o zaman şimdiye kadar sen bunca zaman ne diye mücadele ettin? Öyle mücadele ediyordun, neden 180 derece dönüş? O zaman benim aklıma şu soru geliyor, sen Kim Jong-Un'u kullanacak mısın, neye karşı kullanacaksın? Yani Kim Jong-Un’un veya Çin’in en büyük korkusu bir rejim değişikliği. Zaten tamamen iktidarlarını korumak adına da birtakım hareketlere giriştiler. Bu da ABD'nin ortaya koymuş olduğu tehditten kaynaklandı. Ama bugün gelinen noktada madem Kim Jong-Un tehlikeli değildi, madem Kuzey Kore tehlikeli değildi peki sorun ne o zaman ABD ile? Barış içerisinde yaşadığın zaman adam zaten nükleer silahlarla uğraşmaz, bir tehdit vardı ve caydırıcı olması için, rejimi sürdürmek için yapıyordu. Bugün açlık sınırının altında, her yıl çok sayıda insanın öldüğü söyleniyor —tabii ne kadar doğrudur bilemiyoruz, ama Kuzey Kore'nin gerçekten bir ekonomik üretimi de yok. Şimdi Kim Jong-Un'un vurguladığı bir şey de refah konusu. Yani umarım refah olur, ama unutmayalım ki yani Güney Kore'de yönetiminde inanılmaz yüksek bir ABD etkisi var, ama Güney Kore halkı da ABD karşıtlığının en yüksek olduğu bir halk.”

    ‘ABD, KUZEY KORE’Yİ ÇİN’DEN AYIRMA DERDİNDE’

    Güney Kore’deki iç dinamiklerin Kuzey Kore ile girişilen bu sürece bakışının nasıl olduğunun önemine değinen Adıbelli’ye göre süreç Çin ekseninde dönüyor, ABD ise Kuzey Kore’yi Çin’den ayırarak Çin’i çevreleme derdinde:

    “Güney Kore lideri Moon’un bu sürece katkısı tabii ki var. Önceki liderlerde yolsuzluk çıktı. Güne Kore bir de darbe deneyimi yaşamış bir ülkedir. Dolayısıyla şimdi Kuzey değil de acaba Güney Kore'de bir yönetim değişikliği, bir darbe olabilir mi sorusu da aklıma geliyor. Acaba onlardaki 'üst akıl' ne diyor olup bitene? Yani arkadaki müttefik ne diyor? Trump'ın hilafına bir şey yapabilecek bir Güney Kore yok bence. Yani yönetim, ABD ile hatta Japonya ile birlikte hareket ediyor ama mesela bir harita koydular ve bu haritada Japonya ile Kore arasında egemenliği tartışmalı iki tane ada da vardı. Bunun üzerine Japonya hemen tepki gösterdi. Güney Kore-Kuzey Kore yakınlaşınca karşı tarafta bir anda eski sömürücüleri, eski düşmanları Japonya ayağa kalktı. Şimdi burada çok büyük bir denklem var, ABD'nin Asya-Pasifik politikası ne yönde şekillenir bilmiyoruz ama özetle şunu söyleyelim: Aslında her şey Çin ekseninde dönüyor. ABD'nin Kore Yarımadası'na barış getirilmesiyle alakası yok, böyle bir amacı yok. Tek amaçları —Trump bağlamında söylüyorum- Çin'in kontrol altına alınması, çevrelenmesi. Ben bu bağlamda da kendilerine böyle bir macera aradıklarını düşünüyorum. Güney Kore ile Japonya ile bu iş olmayacak acaba Kuzey Kore’yi de tıpkı Çin'i zamanında yanımıza çektiğimiz gibi, Kim Jong-Un'u da yanımıza çekebilir miyiz uğraşında. Çektikleri gün, birleştikleri gün ya da aralarında barış tesis edildiği gün Güney Kore'den inanılmaz yatırım akacak. Şimdi Çin bunun arayışı içerisinde. Çin de şunu söylüyor Kim Jong-Un'a: Yaptırımlar kalktığı an —ki bu süreç yaptırımları kaldıracak- ‘biz geleceğiz’ diyor. Çin hemen gelecek, ağır sanayi, üretim bunları getirecek, burada daha iyi bir Kuzey Kore inşa edecek. Çin bunun peşinde, ekonomik gücü belli. Güney Kore, Çin'le yarışacak düzeyde değil.”

    ‘KUZEY KORE’DE ÇİN’E BENZER, YENİ BİR MODEL KURULABİLİR’

    Çin Komünist Partisi’nin Kore İşçi Partisi ile son aylarda bazı konular üzerine çalıştığını söyleyen Adıbelli’ye göre Kuzey Kore’de Çin’e benzer yeni bir model kurulabilir:

    “Kim Jong-Un muhakkak Çin ile beraber hareket edecek, bu görülüyor. Şu anda Çin çok uzaktan seyrediyor, memnuniyetini ifade ediyor. Burada şimdi Kore İşçi Partisi'nin önümüzdeki günlerde kongresi var. Onu bekleyelim, ne tip kararlar aldığını görelim. Çin modeli, Çin'e özgü sosyalizm modeli, Çinlilerin uygulamış olduğu model konularında altı yedi aydan beri Kore İşçi Partisi'nin Çin Komünist Partisi'yle çalıştığı söyleniliyor. Kuzey Kore için yeni bir model kurulacak. Yani serbest piyasa ekonomisine biraz açık ama rejim tıpkı Çin'deki gibi benzer bir sistem olabilir ve daha çok partinin öne çıktığı liderin geriye çekildiği bir sistem getirebilirler.”

    ‘KORE YARIMADASI’NDAKİ BARIŞA TÜRKİYE GEÇ KALMAMALI’

    Barış Adıbelli, son olarak Türkiye’nin Kore Yarımadası’ndaki yaşananlara karşı bir pozisyon belirlemede geç kalmaması gerektiğini söyleyerek, önümüzdeki süreçte bu bölgeye daha net bakılmasının önemine işaret etti:

    “Öteden beri Asya-Pasifik çok fazla Türkiye'nin gündeminde olmayan bir konu. Hele Kore teknik anlamda savaş halinde olduğumuz bir yer. En azından bir özel temsilcimiz olması gerekirdi bu süreçte. Bunu ben çok sık değişik yerlerde dile getirdim ama pek itibar görmedi. Kuzey Kore'yle evet, bir ilişkimiz var, diplomatik ilişkimiz var ama büyükelçilik yok, sadece ilişkileri normalleştirdik. Yani en azından bu hükümet her yerde elçilik açabiliyor Pyongyang'da da açılabilir diye bekledim. Birçok ülkenin var aslında elçiliği. Bu tür şeylerden artık uzak kalmamız bölgeselliğe yaramıyor, artık küresel, dijital bir dünyadayız. Dolayısıyla yeni bir dünya yeni bir Türkiye'den bahsediyorsak Kore'de yaşananlardan kendimizi uzak tutamayız. Gerçi Cumhurbaşkanı Erdoğan, yakın zamanda Güney Kore'ye gidiyor. Güney Kore ile ilişkiler tamam ama artık burada Kuzey Kore'yi de bunun içine katmak zorundayız. Umarım Sovyetler Birliği yıkıldığında geciktiğimiz, sonradan yetiştiğimiz gibi Kore Yarımadası'na da barış geldiğinde sonradan yetişmeyiz, tam zamanında orda oluruz. Bunun için çalışmamız lazım. Ama şu anda seçim arifesindeyiz, Suriye ve Afrin bile artık gündemden kalktı, belki ileride Türkiye bu konuya daha net bakabilir.”

    İlgili konular:

    Trump'tan Kore zirvesi yorumu: İyi şeyler oluyor
    Rus Dışişleri'nden Kore zirvesi hakkında açıklama
    Kuzey Kore, tarihi zirvenin ardından sessizliğini bozdu
    Etiketler:
    Moon Jae-in, Donald Trump, Kim Jong-un, Barış Adıbelli, Güney Kore, Kuzey Kore, Çin, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın