12:02 21 Kasım 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'ABD ve İsrail şartları dikkate almadan silaha sarılıyor'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 10

    Hasan Ünal’a göre, ABD ve İsrail’in İran’la ilgili nükleer iddialarına dünya kamuoyunda kimse inanmadı. Koşulların 2003’ten farklı olduğu ve İran’ın sağlam müttefikleri bulunduğunu anımsatan Ünal, ABD ve İsrail’in ‘şartları dikkate almadan silaha sarıldığını’ söyledi.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın 12 Mayıs'ta İran'la dünya güçleri arasında yapılmış nükleer anlaşmayla ilgili kararı beklenirken, AB cephesinde anlaşmanın ‘yeniden müzakeresi' eğilimleri eşliğinde olası gelişmeler tartışılıyor.

    Trump'ın kararıyla İran'ın nükleer dosyası yeniden açılabilir mi? Bunun Suriye sahasına yansımaları ne olur? İran'a karşı topyekün bir savaş yahut Lübnan üzerinden bir savaş olaslığı var mı? Körfez monarşilerinin açıkça ABD/İsrail cephesinde yer almaları ne gibi değişiklikler yaratır? Rusya ve Çin gibi anlaşmaya taraf olan ülkelerin tutumları ne olur? Türkiye bu meselede nasıl durur?

    Olası gelişmeleri ve soruları Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.

    ‘ABD VE İSRAİL'İN İRAN İDDİALARINA KİMSE İNANMAMIŞ DURUMDA'

    Prof. Hasan Ünal, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun İran'ın askeri-nükleer programına devam ettiği iddialarını gündeme taşıdığı sunumunun Suriye savaşındaki gelişmelere denk gelmesine dikkat çekti. Ünal, dünya kamuoyunda da ‘inandırıcı' bulunmadığını belirttiği iddiaların nükleer anlaşma sürecinde İran tarafından paylaşılmış olduğunu ve Ulusararası Atom Enerji Kurumu'nun teyidi bulunduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

    "Bölgesel ya da uluslararası ilişkiler açısından baktığımız zaman bu hamleleri nasıl yorumlamak gerektiği konusunda zorlanmamak mümkün değil. Suriye'deki savaşın daha bitmediği, ABD ve İsrail'in istediği taraflar kazanmamış ve Suriye yönetiminin önemli kazanımlar elde ettiği bir durumdayız. Alanda Rusya ve İran'ın Suriye hükümetinin arkasındaki gücü artan bir oranda devam ediyorken, bu defa doğrudan İran'ı hedef alan ABD politikasının ve bu konudaki İsrail kışkırtmasının somut bilgiler içeriyor olabileceğini anlamakta güçlük çekiyorum. İsrail'in ortaya attığı bu belgelerin inandırıcılığı yok. Dünya kamuoyunda kimse inanmamış durumda. Avrupa ülkeleri bunlara pek itibar etmediklerini gösterdiler. Avrupa Birliği kurumsal olarak bu belgelerde İran'ın nükleer silah ürettiğine dair somut bir şey bulamadıklarını ifade etti. Öte yandan konunun uzmanı bir kurum olan Uluslararası Atom Enerji Kurumu, 2009'dan bu yana İran'ın nükleer silah üretimiyle ilgili olarak herhangi bir belgeye ulaşılmadığını söyledi. Yine bu kurumdan sızan bilgilere göre de aslında İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ‘biz bulduk' dediği bilgilerin, İran'ın daha önceden bu kurumla paylaştığı bilgiler olduğu yönünde kamuoyu oluşmuş durumda. Dünya kamuoyunu buna inandırabilme ihtimalleri çok zayıf."

    ‘İRAN 2003 YILINDAKİ IRAK DEĞİL, ÇOK CİDDİ GÜCE SAHİP'

    Ünal, İran'ın 2003 yılındaki Irak olmadığını ve çok ciddi bir altyapıya sahip olduğunu belirtti:

    "İran'ı amiyane tabirle dövmeye kalkmak çok zor iş. İran 2003 yılındaki Irak değil ve çok ciddi altyapıya sahip. İran, elindeki Hürremşehr füzelerinin gayet isabetli bir şekilde hedefleri vurduğunu ispatladı. Tahran'da terör eylemi yapan IŞİD'e karşı İran'dan Suriye'deki IŞİD mevzilerine karadan karaya attığı füzelerle bunu gösterdi. Zaten İsrail de İran'ın elindeki bu füzelerin kendisi açısından çok ciddi bir tehdit olduğunu söylüyor. İran yakın zamanda Rusya'dan da birtakım teknolojiler aldı, savunma sistemi de var. Elektronik altyapısı da hiç şaka götürmeyecek derecede ciddi bir ülkede. ABD'nin bir drone uçağınının sistemine girerek onu Tahran'a indirmeyi başarmışlardı. Bütün bunlar İran'ın gücüyle ilgili söyleyebileceklerimizi bir kısmı."

    ‘SAHADA ARTIK İRAN İLE DAYANIŞMA İÇERİSİNDE OLAN RUSYA VAR'

    Ünal, öte yandan uluslararası konjonktürün de değişmiş durumda olduğunu, artık sahada İran ile dayanışma içerisinde olan bir Rusya'nın bulunduğunu söyledi:

    "Öte yandan uluslararası konjonktür de değişmiş durumda. Mesela 2003 yılına göre düşünülürse Rusya artık Ortadoğu'da ciddi bir aktör. Küresel düzeyede de bir aktör. Suriye'de İran ile birlikte savaşıyorlar ve Rusya, İran ile tam bir dayanışma içerisinde hareket ediyor. Böyle bir durumda İran'a karşı askeri harekat kolay olmaz. Bunlar İran'a doğrudan askeri harekat yerine sanki İran'ı, İran dışında dengelemeye yönelik girişimler için bunları kullanmak istiyorlar."

    ‘SAHADAKİ KOŞULLAR İRAN VE MÜTTEFİKLERİ LEHİNE DEĞİŞMİŞ DURUMDA'

    Ünal'a göre sahadaki koşulların İran ve müttefikleri lehine değiştiği koşullardan ABD ve İsrail'in neye güvenerek böyle bir hamle yapmaya çalışacakları belirsiz:

    "2006'da İsrail, Hizbullah'ı dengelemek ya da etkisiz hale getirmek için harekete geçmişti. Ama başaramamıştı. Bunu yapması için en büyük sebeplerinden birisi 2003 yılında İran bombalandığı taktirde Hizbullah'ın İsrail'e saldırması tehlikesiydi. Hizbullah'ın elinde İsrail'in her yerini vurabilecek menzilde füzeleri olduğu söyleniyordu ve dolayısıyla Hizbullah'ı etkisiz hale getirmek için harekete geçtiler. O günden bugüne yıllar geçti. Bütün bu senaryolar çok daha fazla konuşuluyor. Hizbullah'ın kendini yenilemiş ve daha güçlü olması, elinde daha fazla füze olması ihtimali güçlü. Dolayısıyla sahadaki şartlar İran ve müttefiklerinin lehine değişmiş durumda. İsrail ve ABD neye güvenerek böyle bir hamleye kalkışacaklar? Ya İran'ı doğrudan vurmaya ya da İran'ı, İran'ın dışında dengelemeye yönelik girişimler yapacaklar."

    ‘İRAN'IN İRAN DIŞINDA DENGELENMESİ'

    Ünal, ABD'nin İran'ın İran dışında dengelenmesi yönünde girişimlerde zaten bulunduğunu söylerken, kendisine bu konuda destek veren Avrupalı müttefiklerinin nükleer anlaşmanın iptali konusuna ise destek vermeyecekleri yönünde beyanlarının bulunduğuna dikkat çekti:

    "Zaten İran'ın İran dışında dengelenmesine yönelik ABD ve müttefikleri ellerinden geleni yapıyorlar. Mesela Suriye'de PKK-PYD bölgesi oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu bize İran'ı dengelemek için yapıyoruz diyorlar ama aslında Türkiye'yi karşılarına alıyorlar. Yemen'de de böyle bir şey var. Bölgesel müttefikleri olan Suudi Arabistan fiilen savaş halinde. ABD'ye bu konuda destek verecek olan müttefikleri İngiltere ve Fransa zaten destek veriyor ama İran ile olan nükleer anlaşmayı iptal etikleri taktirde bu ülkelerin destek vermeyeceği açıklaması var."

    ‘İRAN'A YÖNELİK GENİŞ BİR AMBARGO KARARI İMKANSIZ'

    Trump'ın İran ile ilgili hamlelerinin ABD iç politikasıyla olan ilgisine değinen Ünal'a göre nükleer anlaşmanın iptali sonrası İran'a yönelik geniş çaplı bir ambargonun uygunlanması imkansız:

    "İran ile anlaşmayı iptal ettiğiniz taktirde napabilirsiniz İran'a? Ambargo uygulamanız için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) geçirmeniz lazım. Bu şartlarda kapsamlı bir toplu bir ambargo kararının çıkartılmasının imkansız olduğunu biliyoruz. Başka bir faktör olmasa Rusya ve Çin yetiyor zaten. Avrupalı ülkeler de bundan memnun değil. BMGK üyesi olmamakla birlikte anlaşmanın önemli bir parçası olan Almanya da bundan memnun değil. ABD tek taraflı yaptırımlara gidebilir. Bunlarda da İran'ı bir miktar sıkıştırabilir ama böylelikle Batı dünyasında bölünmeler daha belirgin hale gelebilir. Bana sanki Trump iç politikada Yahudi lobisine daha fazla ihtiyaç duyar hale geldi ve sanki onların iyi hesaplanmamış beklentilerini karşılamak yönünde adımlar atıyor gibi geliyor. Yoksa stratejik olarak incelediğimizde Trump bu adımlarının ve İsrail'in bu girişimlerinin çok ciddi karşılığı olmadığını görüyoruz."

    ‘ABD VE İSRAİL SAHADAKİ ŞARTLARI DİKKATE ALMAK YERİNE SİLAHA SARILMIŞ GÖRÜNÜYORLAR'

    BMGK'nın beş daimi üyesi ve Almanya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan ABD'nin tek başına çekilmesinin etkisinin ne olacağına değinen Ünal'a göre ABD ve İsrail, sahada istedikleri gibi gitmeyen koşullara rağmen, bu şartları dikkate almak yerine silaha sarışmış görünüyorlar:

    "İran'ın elinde de güçlü kozlar var. Mesela bu anlasma P5+1 olarak imzalandı. Yani BM'nin 5 daimi üyesi artı Almanya. Şimdi ABD'nin tek başına buradan çekilmesi ne anlama gelecek? Diğer beş ülke; devam mı ediyoruz, biz böyle istememiştrik ama anlaşmadan bir taraf çekilince anlaşma güçsüz mü kaldı diyecekler göreceğiz. Yeniden müzakere konusunu İran istemez. Bunu Rusya ve Çin de istemez. Çünkü maksatlı bir şey olacaktır. Dolayısıyla bu durum ABD-İsrail ve İran arasında bire bir mücadeleye doğru gidiyor. Bu konuda da ABD 2003 yılının şartlarında değil. Bölgesel ve küresel dengeler ABD ve İsrail'in istemediği şekilde değişmiş durumda. Ama bunları dikkate almak yerine silaha sarılma seçeneğini benimsemiş görünüyorlar. Bir sürü hata yapıyorlar sonra dengeler değişince de feryad ediyorlar. Mesela PKK-PYD'yi destekleyip, Türkiye'yi karşılarına almaları gibi. Bunun stratejik olarak anlamı ve mantığı yok. Sonra eğer İran ile mücadele edeceksiniz aynı anda Türkiye'yi niye karşınıza alıyorsunuz. Yani İran ile mücadele edeceksiniz bırakın bu Kürdistan hikayelerini, PKK-PYD'yi devletleştirmeyi bırakıp Türkiye'yi yanınıza alın. O zaman Türkiye, belki İran meselesiyle ilgili daha farklı bakar meseleye."

    ‘İRAN İLE DÜŞMANLIĞIN TÜRKİYE YARARINA OLMADIĞI KISA SÜREDE ANLAŞILDI'

    Davutoğlu döneminde ‘Pers milliyetçiliği' gibi sözlerle İran'a karşı savaş havası yaratıldığını söyleyen Ünal'a göre bu politikaların yanlış olduğu kısa sürede anlaşıldı:

    "Türkiye'nin İran ile ilişkisinin değişmesi bütün faktörlerin tam olarak değiştiği bir şey olursa mümkün olabilir. Mesela ABD, PKK ve PYD ile bağlantılarını ne kadar koparmış olacak? ABD, ‘PYD farklı, sizin PKK değil' diyor ama bu arada S-400 alımına karşı çıkıyorlar. O zaman bizde S-400'ün adını başka bir şey koyalım. Bizimle alay eder gibi politika izliyorlar sonra ‘ben İran'a karşı bölgesel dengelerin korunması mücadelede edeceğim yanımda ol' diyor. Oysa bizim önceliğimiz PKK-PYD ve büyük Kürdistan meselesi. Dolayısıyla Türkiye: ‘Biz sana niye destek verelim' diyor. Her ne kadar bunu beceriksiz bir şekilde, kafa karıştıran açıklamalarla yapıyor olsa da Türkiye bu tepkileri veriyor. Dolayısyla sizin dediğiniz gibi bir resmin ortaya çıkması kolay değil. Mesela Davutoğlu zamanının örneklerine geri dönülmemeli, bu Türkiye açısından daha iyi olur. Niye? Çünkü bir ara neredeyse ‘Pers milliyetciliği' gibi laflarla Suudi Arabistan ile birlikte İran'a karşı savaşa gidiyormuş gibi hava yarattık. Oysa bunun Türkiye'nin çıkarına olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Şimdi bizim için önemli olan İran'ın bizim komşumuz olduğudur."

    ‘ABD, TEPKİ GÖSTERDİĞİ İRAN'IN BÖLGEDEKİ NÜFUZUNU ARTTIRDI'

    Suriye'deki savaş ve Irak'ta Kürtlere verdiği destekle birlikte bu ülkeleri İran'a yaklaştırıp, onun nüfuzunu arttıran etkenin ABD olduğu söyleyen Ünal'a göre İran askeri ve uluslararası dengeler açısından kendini çok iyi hissedebilecek bir noktada:

    "İran'ın nüfüzu arttıysa bunun sebebi zaten ABD. Suriye'de savaş başlatmasalardı Suriye'nin İran'a olan ihtiyacı çok daha sınırlı düzeydeydi ve o düzeyde devam ederdi. İkincisi Irak'ta Kürdistan kurma girişimlerinde ısrarcı olmasaydı Irak'ı İran'a yanaşması bu derece olmayacaktı. Tabii Davutoğlu'nun Irak merkezi hükümetiyle yaptığı kavganın da Irak'taki hükümeti İran'a ittiğini söyleyebiliriz. Hatayı kendileri yapıyorlar, bu hatalardan İran şu veya bu şekilde fayda sağlıyor sonra da dönüyorlar İran'ı dengelemek için birlikte hareket etmemiz lazım diyorlar. Önce siz Türkiye'yi niye kaybettiniz diye düşünseniz, hatalarınıza dikkat etseniz? ABD'den yapılan açıklamalardaki beklenti ‘seçimlerden sonra biz İran'a yükleneceğiz siz yanımıza gelmek zorundasınız' şeklinde. Neredeyse 1 Mart Tezkeresi senaryosu işliyor. İran'a karşı askeri seçenekteyiz siz üsleri ve toprakalrı kullanmak için bize izin verin der gibiler. İşin doğrusu ABD bu İran politikasıyla adeta başka bir gezegene taşınmış durumda. Bu bölgedeki gerçekliklerden kok uzaklaşmış vaziytte. Bizim gibi ülkelerin de ABD'yi uyarmakta yetersiz kaldığı gerçeği de var. 2003'teki gibi koşulların ABD lehinde olmayacağı açık. İran hem askeri hem siyasi hem de uluslararası dengeler açısından kendini çok daha iyi hissedebilecek bir noktada."

    ‘KÖRFEZ ÜLKELERİ İSRAİL İLE BİRLİKTE İRAN'A SALDIRIRLARSA BEKLENMEDİK ŞEYLERLE KARŞILAŞABİLİRLER'

    Hasan Ünal son olarak Körfez ülkelerinin İsrail ile birlikte İran'a saldırması durumunda kendi kamuoyları da dahil olmak üzere beklenmedik durumlarla karşılaşabileceklerini belirtti ve bu ülkelerin Suriye'nin kuzeyine asker göndermelerinin tehlikelerine işaret etti:

    "Körfez ülkeleri sürekli olarak İran'ın artan gücünden rahatsızlar. Burada kendi açılarından haklılar ama Irak gibi bir ülkede İran'ın nüfuz sahibi olmasının sebebi kim ve ne? ABD'nin Irak işgali ve bu işgalle birlikte Kürt devleti kurma çabası buna yol açtı. Bu yüzden Irak hükümeti otomatikman İran'a yöneliyor. Böyle olunca Irak'ın komşusu olan Arap ülkelerinde Şii Arapların hareketleneceğindem korkmaya başlıyorlar. Kuveyt'in yüzde 40 Bahreyn'in yüzde 70'i Suudi Arabistan'ın yüzde 15'i —petrolün yüzde 100'ün çıktığı bir yer- nüfusu Şii. O bölgedeki Arap ve İran rekabeti devam ediyor. Bundan başta Suudiler olmak üzere oradaki Emirliklerin rahatsız olması normal ama bunu bir adam ileriye taşıyıp İsrail ile birlikte silah kullanmaya giderlerse kendi kamuoylarından da dahil çok ciddi beklenmedik şeylerle karşılaşmaları muhtemel olur diye düşünüyorum. Bu ülkelerin Suriye'nin kuzeyine asker göndermeleri çok tehlikeli bir gelişme olur. Asker gönderecekleri bölgeler şu anda ABD'nin PKK-PYD aracılığıyla kontrol altına tutmaya çalıştıkları bölgeler olacak. Burada istenen ya da istenmeyen bir şekilde yaptıkları her şeyden dolayı Türkiye ile karşı karşıya gelmeleri kuvvetle muhtemeldir. 24 Haziran'da bu hükümet kazansa da yerine başka biri gelse de aynı riskler devam eder. Körfez monarşilerinin yapmaya çalıştıklarında çok ciddi tehlikeler var.'

    Etiketler:
    Hasan Ünal, ABD, İsrail, İran
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın