19:33 25 Mayıs 2018
Ankara+ 13°C
İstanbul+ 23°C
Canlı Yayın
    Eksen

    'İsrail savaşı göze alamaz ancak ABD, İsrail, Suudi Arabistan'da ne yapacakları öngörülemeyen liderler var'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 60

    ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesiyle Batı blokunu böldüğünü ve İran’ın bunu kendi lehine çevirebileceğini düşünen Alptekin Dursunoğlu, bölgede İsrail’in yok olmasıyla sonuçlanacak bir savaşı en başta İsrail’in istemeyeceğini ancak ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’da ne yapacağı öngörülemeyen liderlerin bulunduğuna dikkati çekti.

    ABD Başkanı Donald Trump, İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ve Almanya ile birlikte imzalanan nükleer anlaşmadan çıkmasını açıkladı. Trump'ın kararını açıklamasıyla aynı saatlerde İsrail, Suriye'ye füze saldırısı gerçekleştirirken, bazı kaynaklar vurulan hedeflerin İran ile bağlantılı olduğunu belirtti.

    Lübnan'da Hizbullah'ın güçlenmesi ve ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşma kararı ile birlikte Ortadoğu'daki genel durumu Yakın Doğu Haber internet sitesi kurucusu, gazeteci ve yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

    ‘ŞARTLARINI DAYATMAK İSTEYEN ABD, P5+1 ÜLKELERİ ARASINDAKİ BÜTÜNLÜĞÜ BOZDU'

    Alptekin Dursunoğlu, İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmiş olsa da asıl hedefi kendi şartlarını dayatabileceği bir düzenleme olan ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve Almanya'nın imzaladığı bu anlaşmadan çekilerek, P5+1 olarak bu ülkeler arasındaki bütünlüğü bozmuş oldu:

    "Nükleer anlaşmanın çöpe gittiğini söyleyebilmek için henüz erken. Her ne kadar şu an zahiren ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmiş gibi bir durumu söz konusu olsa da burada temel hedef ABD'nin yeni bir anlaşmayla şartları dayatarak, İsrail'i ve Suudileri memnun edecek bir anlaşmayla İran'ın teslim alınması hedefleniyor. Ama bu hiçbir zaman olmayacak. Anlaşmadan ABD'nin çekilmiş olması İran açısından bir fırsata dönüştürülebilir. Nükleer anlaşma çerçevesinde bir savaş gündeme gelebilir diye konuşuluyor. Bu iş bu noktalara bence gitmeyecek ama İran'a yeni bir anlaşmayla daha ağır şartlarda bir anlaşma dayatılması için bütün bunlar baskı unsuru olarak kullanılacak. İran'ın bunu fırsata dönüştürmesi meselesine gelirsek; İran nükleer anlaşmayla ilgili olarak P5+1 denilen ülkelerle müzakere ediyordu. Yani Birleşmiş Millerler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesiyle Almanya, bir blok olarak İran'ın karşısındaydı. Bu şartlarda İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'nda (NPT) olmayan tavizler verdi. NPT, hiçbir ülkeye şu kadar nükleer zengileştirme yapabilirsin diye bir sınırlandırma yapmıyor. İran bu anlaşmayla uranyum zenginleştirmesini sınırlandırmayı ve 10 yıl süreyle bazı tesislerini kapatmayı kabul etti. Bu şunu demek için: Yani ben hiçbir zaman nükleer silah edinme peşinde değiim benim temel amacım bu teknolojiden yararlanmaktır. İran, bunun garantisini vermek adına anlaşmayı imzaladı. Bu Batılılara da çok ciddi bir güvenceydi. Şimdi ABD, andlaşmadan çekilerek bu bütünlüğü bölmüş oldu. Avrupa Birliği'nden ve Rusya'dan yapılan açıklamalar gösteriyor ki: ABD bu konuda sadece İsrail, Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerinin desteğini alabilmiş durumda. Anlaşmaya taraf olan P5+1 ülkelerinin nükleer anlaşmanın çöpe gitmesi yönünde bir desteği yok. Şimdi şöyle bir soru gelebilir akla: Avrupa ve diğerleri bunun önünde ne kadar durabilir?''

    ‘HAMANEY, ABD'NİN ANLAŞMAYA BAĞLI KALMAYACAĞI ŞEKLİNDEKİ UYARISININ AVRUPALILAR İÇİN DE GEÇERLİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ'

    İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile dini lider Ayetullah Hamaney'in uyarılarına dikkat çeken Dursunoğlu'na göre İran, yeni şartlarda bir anlaşmayı kabul etmez:

    ''İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin dünkü açıklamasında söylediği şuydu: Eğer bu anlaşma bizim çıkarlarımızı korursa bağlı kalırız. Yani imzaladığımız şartlarda bunu sürdürürseniz, biz buna bağlı kalırız. Ama buna füze programını, Suriye'deki varlığımızı katarak yeni bir anlaşma ile karşımıza gelirseniz, bunu kabul etmeyiz dedi. Dini lider Ayetullah Hamaney de: Ben daha önce ABD'lilerin yaptıkları anlaşmaya bağlı kalmadıkları konusunda yetkilileri uyarmıştım ve bunlar güvenilmez demiştim. Bu Avrupalılar için de geçerli şeklinde konuştu. Yani şu söyleniyor: Gerçek ve nesnel garantiler alınmadıkça, sadece karşı tarafın iyi niyetine bağlı kalarak anlaşma yapılmaz deniliyor. Burada akla Avrupa ile ABD arasında bir rol yapma paylaşımı mı var sorusu geliyor. Yani Avrupalılar İran'ı hala andlaşmada tutmak için bunu böyle yapıyorlar ama aynı hedefin temini için uğraşıyorlar. Böyle olursa eğer İran'ın yeni şartlarda yeni bir anlaşmaya gelmeyeceği çok açık.

    ‘İRAN, ABD'NİN TEK TARAFLI YAPTIRIMLARIYLA BAŞ EDEBİLİR'

    Rusya'nın vetosu nedeniyle İran'a karşı BMGK'dan herhangi bir ambargo kararının çıkamayacağını düşünen Dursunoğlu'na göre İran, Avrupalıların gerçekten anlaşma konusunda samimi olduklarını göstermesi halinde ABD'nin tek taraflı yaptırımlarıyla baş edebilir:

    ''Diğer yandan Rusya artık o kamp içerisinde yer almayacağı için bundan sonra BMGK çerçevesinde İran'a yönelik bir yaptırım çıkamayacak. Bunun garantisi Rusya'nın vetosudur. Tıpkı Suriye mevzusunda olduğu gibi Rusya daha önce yapmadığı bir şekilde BMGK'da İran'ın nükleer programı gerekçesiyle alınan kararları veto etmiyordu, bundan sonra edecek. Eğer Avrupalılar gerçekten samimiyse; ABD yalnız kalmış olur ve nükleer anlaşma İran'ın da taahhüdüyle mevcut şekilde devam eder. Yaptırımlar konusu ise ABD'nin tek taraflı uyguladığı yaptırımlarla sınırlı kalır. İran, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarıyla baş edebilir.''

    ‘İRAN, BATILI BLOKUN BÖLÜNMESİNİ KENDİ LEHİNE ÇEVİREBİLİR'

    ABD'nin kararına karşı Avrupalıların fazla bir direnç göstermesinin iyimser bir bakış açısı olacağını söyleyen Dursunoğlu, İran'ın diplomatik süreci iyi yönetebilmesi halinde bu durumu kendi lehine çevirebileceği yorumunu yaptı:

    ''Avrupalılardan ABD'ye karşı bir direnç beklemek çok fazla iyimser bir bakış açısı olur. Ancak her halükarda ABD'nin bu çekilmesiyle birlikte AB'nin mevcut tutumuna baktığımızda P5+1 denilen blokun söz konusu olmadığını görüyoruz. Yani bundan sonraki çerçeveyi sabote eden ABD oldu. Eğer İranlılar bunu daha önceki diplomatik süreçleri yönettikleri gibi iyi yönetirlerse, bunu bir fırsata dönüştürebilirler. Yani P5+1 blokunun bölünmesini kendi lehlerine çevirebilirler.''

    ‘ABD'NİN NÜKLEER ANLAŞMADAN ÇEKİLMESİNİN SEBEBİ İSRAİL'İN BASKISI'

    Suriye ve Lübnan'daki gelişmeleri, İsrail'in bir tehdit olarak gördüğünü belirten Dursunoğlu'na göre ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin sebebi İsrail'in baskısı oldu:

    ''Son durum İsrail'in tamamen Suriye'deki gelişmelerden dolayı sıkışmışlık hali içerisinde ABD'ye baskı yapmasından kaynaklı. ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin sebebi İsrail'in baskısı. İsrail'i de bu şekilde baskıya iten ise — Suudileri de onlarla beraber düşünmek lazım- Suriye oldu. Eski bir İsrailli bakanın tabiriyle Suriye omlet olmuş ve yumurta haline gelemez deniliyordu. Şu an gördükleri Suriye'nin yumurta haline gelmesi oldu. Hatta yumurtanın civcivi ortaya çıkıyor. Lübnan'ı da katarak bunu söylüyorum. İsrailliler kendi varlıkları açısından çok ciddi bir tehdit hissediyorlar. Şu an saldırılarda bulunuyorlar, uluslararası alanda ABD ile nükleer anlaşma üzerinden savaş atmosferi oluşturmaya çalışıyorlar. Bunların hepsi doğru.''

    ‘İRAN'IN YAPMAYA ÇALIŞTIĞI ŞEY MESELEYİ SAVAŞA GÖTÜRMEDEN KAZANIMLARI SÜRDÜRMEK'

    ABD'nin 2003 Irak işgalinde İranlı diplomatlara uyguladığı şiddetin cevabının, İran'ın Irak'ta nüfuz sahibi bir devlet haline gelerek verildiğini söyleyen Dursunoğlu'na göre eğer durum savaş boyutuna varırsa İsrail'in varlığı ve yokluğu meselesiyle sonuçlanacak bir hale bürünebilir:

    ''İran'ın bu konulardaki limiti şu: ABD, Irak'ı işgal ettiği zaman Erbil'de İranlı konsolosluk görevlilerini örgüt üyesi gibi gözaltına aldı ve aylarca tutuklu olarak elinde tuttu. Bunlara işkence yapıldı. İran'ın buna sahada doğrudan karşılık vermesi, yani doğrudan bilinen bir karşılığı olmadı. Ancak şu an için Irak'ta gelinen noktaya baktığımız zaman —moda tabirle büyük fotoğrafa baktığımız zaman- 2003 yılındaki Irak ile —İran açısından- şimdiki Irak fotoğrafı çok şey söylüyor. 2003 öncesinde Irak, İran açısından potansiyel bir tehditti, Saddam oradaydı. Şu an için Irak, İran'ın çok önemli bir nüfuz alanı haline geldi. Suriye'de İsrailliler çeşitli yerlere saldırı yapabiliyorlar. Bunu da Tahran'dan gelen uçakların yoğun bir şekilde silah ve lojistik getirdiğini söyleyip, biz de onları vuruyoruz diyerek açıklıyorlar. Bu İsrail progandası mıdır ya da gerçeklik midir bilemiyorum. Gerçek olsun; yani İsrail ben İran'ın askeri varlığına izin vermeeceğim desin. Buna ilişkin limit eğer savaş boyutuna taşınacaksa: Bu çok çok bariz bir şekilde İsrail'in varlığı yokluğu meselesiyle sonuçlanacak bir savaş olur. Bunu İsrail de istemez. Şu an için bunu gerektirecek şartlar da yok. Şu an için İran'ın yaptığı şey: Meseleyi savaş noktasına götürmeden Suriye'de elde ettiği kazanımları ve zaten yürümekte olan süreci tamamlamak. Dolayısıyla işin çok büyük bir savaş boyutuna gideceğini düşünmüyorum. Ama olabilir ABD'de Trump, İsrail'de Netanyahu, Suudi Arabistan'da Selman gibi yapabilecekleri öngörülemeyen siyasi liderler var.''

    ‘SAVAŞ TEK SEÇENEK OLARAK ORTAYA ÇIKARSA EN KIRILGAN TARAF İSRAİL OLUR'

    Alptekin Dursunoğlu son olarak bölgede savaşın tek seçenek olarak ortaya çıkması halinde bundan en kırılgan taraf olarak zarar görecek ülkenin İsrail olduğunu belirtti:

    ''En önemli yerlerden birisi Lübnan. İsrail tarafında, ‘Hizbullah: Lübnan' oldu deniliyor. Bu gerçeklikten sonra artık Dimona'daki, Hayfa'daki amonyak tesislerine on binlerce füzenin düşmesi halinde orada ortaya çıkacak olan kimyasal kirlilikten dolayı İsrail diye bir varlık kalmaz. Orada zaten dışarıdan göçle gelmiş Yahudileri kimse tutamaz. Bu açıdan en başında İsrail, işi bu noktaya taşımayacaktır. Şu an onlar da İran'ın işi büyük savaşa götürecek adımlar atmayacağını tahmin ettiklerini için daha cesurca davranabiliyorlar. Ama iş eğer gerçekten de Hizbullah, İran ve Suriye açısından da büyük savaş meselesi tek seçenek gerçeklik olarak ortaya çıkarsa burada en kırılgan taraf İsrail olur. ABD teknolojisiyle, bölgedeki gücüyle bu işin üstesinden gelebilir ama İsrail'in bu işin üstesinden gelebilmesi ve varlığını koruyabilmesi mümkün değil. O açıdan meselenin büyük savaş noktasına götürülmeyeceği, götürülmemesi gerektiğini en çok İsrail düşünüyor ve biliyor.''

    Etiketler:
    Ayetullah Hamaney, Donald Trump, Alptekin Dursunoğlu, Hasan Ruhani, İsrail
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın