11:17 23 Haziran 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Suriye hükümetinin resmen davet ettiği tek ordu, Rusya ordusu'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 40

    Prof. Yuva, Türkiye’nin ABD ile Menbiç pazarlığı yürütürken Rusya ile istişarelerle 'tercih ve mecburiyetler arasında gidip geldiğini' söyledi. Rusya’nın İsrail ile iştigalinin İran’ı dışladığı savına atfen "Suriye’nin resmen davet ettiği tek ordu, Rusya ordusu" diyen Yuva, Moskova’nın güneyde sorunu savaşsız çözmeye çalıştığını belirtti.

    Türkiye’nin ABD ile Menbiç pazarlığına paralel olarak Rusya Federasyonu ile Suriye trafiği de hız kazandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentiyev bir hafta içinde Ankara’ya iki ziyaret gerçekleştirdi. Bu gelişmeler ekseninde Moskova, Şam ve Ankara arasındaki süreci Şam Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Yuva ile konuştuk.

    'İDLİB MESELESİNİN SURİYE, RUSYA VE TÜRKİYE ARASINDA ÇÖZÜLMESİ GEREK'

    Türkiye’nin bölgede tutumu pek çok şeyi etkileyecek önemli bir aktör olduğunu belirten Prof. Mehmet Yuva’ya göre Ankara, atacağı olumlu veya olumsuz adımlarla Suriye’deki dengeler üzerinde oldukça etkili olacak. Son gelişmeler düşünüldüğünde Lavrantiyev’in Ankara ziyaretlerini normal saymak gerektiğini belirten Yuva, Menbiç pazarlığı yürütülen ABD’nin ise ‘güvenilmez olduğunu’ ortaya koyduğu görüşünde:

    "Suriye’de artık Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) varlığı söz konusu. En azından Türkiye’nin arkasında durduğu çok önemli bir silahlı gruptan söz etmek mümkün. İdlib meselesinin Suriye, Rusya ve Türkiye arasında muhakkak çözülmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra Afrin, Menbiç ve Fırat’ın doğusu ile ilgili Türkiye’den bağımsız herhangi bir ülkenin Suriye dahil adım atmasının bu aşamadan sonra çok zor olacağını nazarı dikkate aldığımızda Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentiyev'in Ankara-Şam-Moskova arasında mekik ziyaretlerinde bulunması gayet normal ve önemlidir. Çünkü Türkiye’yi Suriye sahasında muhakkak kazanmak gerekiyor. Zaten Menbiç meselesinde ABD’nin Türkiye’ye yönelik verdiği son vaat ile ilgili olarak ABD’nin bunu yerine getirip getirmeyeceği de çok şüpheli. Daha önce vermiş olduğu sözlerden bildiğimiz kadarıyla Suriye sahasında ABD’nin sadece Türkiye söz konusu olduğu zaman oyalama ve onu özellikle Fırat’ın doğusu ile ilgili kazanmaya yönelik bir program içinde hareket ettiğini görmekteyiz. Türkiye bu anlamıyla Suriye’deki siyasi sürece katkı yapacak önemli bir aktör. Suriye’deki savaşın nihai noktasına ulaşması yönünde de atacağı askeri ve siyasi adımlar bölgeyi ve bölgedeki denklemleri çok derinden etkileyecek."

    'TÜRKİYE’NİN NET ADIMLAR ATMAMASI SORU İŞARETLERİ YARATIYOR'

    Türkiye’nin şu ana kadar birçok konuda çok net adımlar atmadığını belirten Yuva’ya göre, Türkiye tercihler ve mecburiyetler arasında gidip gelen bir siyasi yelpaze içinde: "Türkiye’nin çok net adımlar atmaması güvenilirliği ve ne yapacağı ile ilgili birçok soru işaretinin çıkmasına ortam hazırlamaktadır, sebep olmaktadır. Bir taraftan ABD ile Menbiç konusunu görüşürken ve oradan YPG’nin çıkarılması karşılığında ABD ile birlikte hareket etmeyi kabul ederken, öbür taraftan Rusya ile Suriye’deki siyasi süreci ve diğer askeri konuları istişare etmektedir. Birileri bunu Türkiye’nin bağımsız siyasi tercihi olarak nitelendirse de ben bunu böyle görmüyorum. Mecburiyetlerle tercihler arasında Türkiye’nin zorlanmakta olduğunu görüyorum. Seçim sonrası Türkiye’de çıkacak yeni siyasi tabloya binaen bu yeni tablonun eğer eski yönetim devam ederse sayın Erdoğan’ın stratejik adımı ne olacaktır? Batı ile Suriye’deki meseleyi mi çözümleyecektir yoksa Astana ve Soçi ile birlikte hareket ettiği Rusya ve İran ile mi birlikte hareket eder?"

    'ESAD’IN YAPMIŞ OLDUĞU ÇAĞRIYA BİRÇOK FRAKSİYON OLUMLU BİR CEVAP VEREBİLİR'

    Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Russia Today (RT) kanalına verdiği demeçte ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile barış görüşmelerine hazır olduklarını ama askeri seçeneğin de hala masada olduğunu söylemesini de değerlendiren Yuva’ya göre, SDG, Suriye’yi bölmek isteyen kuvvetlerle birlikte hareket etmek yerine vatandaşı oldukları devletle uzlaşırsa bu mesele çözüme kavuşacak. Yuva, eğer Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşma sağlanmazsa Esad’ın askeri hesaplaşma için kuvvetlerini yeniden koordine edeceğinin altını çizdi:

    "Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Russia Today’e verdiği demeçte hem bir meydan okuma var hem tehdit var. Esad’ın açıkça ifade ettiği gibi birçok küçük cephede savaşmak yerine Suriye’nin geleceğini belirleyecek ana cepheye odaklanmanın gerekliliğine işaret etmişti. Ana cephenin ne olduğunu da söylemişti. ‘En son savaşımız SDG ile olacak’ demişti. Bu savaş askeri olarak anlaşılmayabilir. Eğer SDG, Suriye devletinin bir parçası, Suriye’nin siyasi geleceğinde olumlu bir aktör olmak istiyorsa Suriye’yi bölmek isteyen ve Suriye’de etnik ve mezhepsel kökenli kendi projelerini ve ajandalarını ortaya koyan devletler ve kuvvetlerle birlikte hareket etmek yerine parçası oldukları vatandaşı oldukları o devletle uzlaşarak, imtiyazlar koparmaya çalışarak ama Suriye’nin toprak bütünlüğü ve yabancı askerlerle hiçbir şekilde bir arada hareket etmeden bu meseleyi çözecekler. Esad’ın yapmış olduğu bu çağrıya orada birçok fraksiyon olumlu bir cevap verebilir veya bu örgütler içinde yeni bir tartışma yaratabilir."

    'SUUDİLERİN DE DESTEKLEDİĞİ YPG, ŞAM İLE ANLAŞAMAZSA SAVAŞI GÖZE ALMAK ZORUNDA KALACAK'

    Prof. Yuva, Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkelerinin de son dönemde SDG’ye verdikleri desteğe dikkat çekerken, Suriye devletinin bu yabancı devletlerle işbirliği içinde yürütülecek bir süreci kabul etmeyeceğinin altını şu sözlerle çizdi:

    "Suudi Arabistan artık bilfiil o bölgede. Suudi Arabistan’ın Körfez ilişkilerinden sorumlu bakanının Rakka’yı ziyaret etmesi, YPG’liler ile buluşması, bunun dışında bugün YPG’ye verilecek maaşların Suudi Arabistan tarafından karşılanacak olması, YPG’li komutanların hem Arap Birleşik Emirlikleri hem Ürdün hem Suriye Arabistan istihbarat subayları ile Irak-Suriye-Türkiye üçgeninde birlikte hareket etmeleri SDG’nin önemli bir kısmını oluşturan YPG’nin Suriye devleti ve ordusu ile masaya oturarak, siyasi imtiyazlar koparmasından ziyade bu devletlerle hareket ederek onların vermiş olduğu vaatler çerçevesinde o bölgede bir otonom, özerk, bağımsız veya merkezle eli daha güçlü olarak masaya oturup, o bölge için müzakerelere oturacağı ihtimali daha ağır basmaktadır. Bunun Suriye Devleti tarafından kabul edileceği ihtimali de çok zordur. Esad’ın aslında o röportajında sunduğu tabloda ifade ettiği; ya o kuvvetlerle aralarına bir mesafe koyar, orduyla, devletle birlikte hareket ederler ya da bu siyasi müzakereler sonuç vermediği takdirde savaşı göze almak zorunda kalacaklar. Suriye ordusunun özellikle güney cephesinde meşgul edildiğini görüyoruz. Orada önemli bir askeri yatırım yapmak zorunda kalsa da çok kısa zaman içinde kuvvetlerini İdlib ama özellikle Fırat’ın doğusuna kaydıracağı ve oradaki askeri hesaplaşma için kuvvetlerini yeniden koordine edeceğini söyleyebiliriz."

    'SURİYE HÜKÜMETİ TARAFINDAN DAVET EDİLEN TEK ORDU RUS ORDUSU'

    Mehmet Yuva, son olarak “Rusya, Suriye devletinin bütünlüğünü zaten sözleşmeleriyle, kurmuş oldukları resmi üsleriyle sağlamış durumda” diyerek, Suriye’ye mevcut Suriye hükümeti tarafından davet edilen tek ordunun Rus ordusu olduğunun altını çizdi. Yuva, İran’ın resmi bir ordusu olmadığı için Suriye’ye davet edilenler arasında olmadığını ekledi. Yuva, Suriye ordusunun Fırat’ın doğusu ve İdlib’te elde edeceği nispi bir askeri üstünlüğün siyasi süreçte devletin elini güçlendirmesi için önemli olduğunu belirtti:

    "Uluslararası platformda, devletler bazında bir devletin Suriye’ye gönderdiği tek ordu Rus ordusudur. Onun dışında kalan bütün ordular ya mevcut konjonktürel duruma ya da kendi çıkarlarını korumak adına veyahut da bir bölgeyi işgal ederek bulunuyor. IŞİD terör örgütünün ortaya çıkmasıyla ve uluslararası bir tehdit karakteri kazanması ile herkes bu tehdidi ortadan kaldırmak üzere Suriye’ye giriş yapmıştır. Ama bu giriş izinsiz yapılmıştır. Bir müddet müsamahakâr davralınabilinir. Ama bir müddet sonra artık bu izinsiz girişin meşru devlet tarafından kabul edilmeyeceğini son dönemlerde yapılan açıklamalarda görüyoruz. İran hiç şüphesiz Rusya gibi Suriye devletinden hem siyasi hem ekonomik hem de buna mukabil askeri kazanımlar elde etmek istemektedir. Ki bu kadar yatırım yapan ve Suriye devletinin yanında bu kadar yıldır savaşan, yanında yer alan bir kuvvetin Suriye devletine bunun talep edilmesi normaldir. Ancak Suriye devletinin davet etmemesinin İran’ın da bu konuda ısrar etmemesinin en önemli sebeplerinden biri özellikle İran hassasiyeti olan Körfez ülkeleri gibi bazı Arap ülkelerinin Suriye’ye İran sebebiyle açık tavır almaması ile ilgilidir. Başka bir hususta Suriye ve Rusya’nın uluslararası diplomaside elini güçlendirmek içindir. Başka bir üçüncü husus, İsrail’in bu savaşta çok önemli bir aktör olduğunu ve güney cephesinde çok önemli bir etkinliğe sahip olduğunu, özellikle kuzeyde, doğuda ve diğer bölgelerde yaşanacak hadiselerin Suriye ve ordusu aleyhine dönüşebilmesi için güneyde rahat olması gerçeğinden hareketle İsrail’in bu rahatsızlığı orada vermesi durumlarını nazarı dikkate aldığımızda Rusya’nın devreye girerek meseleyi güneyde daha büyük bir savaşa gidilmeden Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaparak çözmesi en akıllı adımdı. Ama buna rağmen bu süreçler devam ederken bu siyasi sürecin başlayabilmesi için Suriye ordusunun en azından Fırat’ın doğusu ve İdlib’te nispi de olsa bir askeri üstünlük elde etmesi ve bunu göstermesi siyasi süreçte devletin elini güçlendirmesi için önemlidir."

    Etiketler:
    Alexander Lavrentiyev, Mehmet Yuva, Beşar Esad, Menbiç, İdlib, İran, İsrail, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın