02:29 17 Aralık 2018
Canlı Yayın
    Eksen

    'Türkiye, Batı'dan ya da ABD ekseninden kopmadı'

    Eksen
    URL'yi kısaltın
    Ceyda Karan
    0 01

    Doç. Barış Doster’e göre AKP ile MHP, muhafazakar söylemlerine karşın Türk siyasal hayatının ‘emperyalizmle, onun bölge tasavvurları ve kapitalizme en bağlı partileri’. Batı’daki ‘Avrasya’ya yönelim’ söylemi için “Avrupalılar zekamızla alay ediyor” diyen Doster, Türkiye’nin Batı yahut ABD ekseninden kopmadığı yorumunu yaptı.

    Türkiye'de 24 Haziran'da düzenlenen ve rejim değişikliği içeren cumhurbaşkanlığı ile meclis seçimlerinin ardından Erdoğan iktidarının yapısı ve izleyeceği yol tartışılıyor. Muhalefetin ‘tek adam' yönetimi eleştirileri altında AKP'nin MHP ile kurduğu ittifak uyarınca ülke iç ve dış politikasında atacağı adımlar bekleniyor. Ekonomik kriz karşısında atılacak adımların yanı sıra ABD ve Rusya ile ilişkiler, AB'ye yönelik tutum ve Ortadoğu'da Suriye başta olmak üzere izlenecek politikalar ne olacak?

    Yeni Erdoğan iktidarının yapısını ve olası gelişmeleri Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    ‘ANA MUHALEFET PARTİSİ DE İKTİDAR PARTİSİ DE OY KAYBETTİ'

    Doç. Barış Doster'e göre, seçimlerde hem ana muhalefet partisi hem de iktidar partisi oy kaybetti. Oy akışkanlıklarının iki farklı cenah arasında değil de blokların kendi içerisinde olduğuna dikkat çeken Doster, ana muhalefet partisinin yakın zamanda olağanüstü kurultay sürecini başlatma ihtimalinin yüksek olduğunu öngördü:

    "Hem son iki seçimde biri cumhurbaşkanlığı biri referandum olmak üzere şunu görüyorum: Toplum 52'ye 48 şeklinde bloklaşmış durumda. Bir tarafta AKP ile MHP'den oluşan ve ideoloji ekseni de muhafazakar, milliyetçi olan bir blok var. Öbür tarafta bu kadar türdeş olmamakla beraber, ideolojik olarak böyle ortak bir paydada buluşmamakla beraber içinde CHP'nin, İyi Parti'nin, Saadet Partisi'nin olduğu bir Millet İttifakı var. Bir de onun dışında HDP var. 52 ve 48'in bize öğrettiği bir şey daha var. O da oy geçirgenliklerinin, oy kaymalarının, oy akışkanlıklarının iki farklı cenah arasında değil de blokların kendi içerisinde olduğu, yani Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi arasında oy akışkanlığı var. CHP de HDP'ye, bir miktar İYİ Parti'ye oy kaptırmış görünüyor. Ana muhalefet partisi de oy kaybetti, iktidar partisi de oy kaybetti. Hatta Milliyetçi Hareket Partisi de yaklaşık bir puan 0.9 oranında oy kaybetti. 7 aylık bir parti olan İyi Parti, yüzde 10 ile başladı siyasi hayatına. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de siyasi iddiasına, kendine koymuş olduğu siyasi çıtaya pek de yakışmayan, partisinin de altında kalan bir oy oranıyla tamamladı cumhurbaşkanlığı seçimini. Ana muhalefet açısından bir sıkıntı daha var. Hem iktidarın puan kaybettiği bir ortamda puanını artıramamış, tersine kaybetmiş hem de kendi içinden çıkardığı cumhurbaşkanı adayı yüzde 31 oya yaklaşan bir oy bandında partisinin çok üzerinde bir oy almış. Bu da ana muhalefet partisini biraz sıkıntıya sokacak, önümüzdeki günlerde muhtemeldir ki bir kurultay sürecini başlatacak olan bir diğer durum."

    ‘ERDOĞAN HÜKÜMETİ DAHA ÇOK AMERİKANCI BİLE ÇIKABİLİR'

    Doster'e göre Erdoğan hükümeti, geçmiş yönetimlerle kıyaslandığında daha çok Amerika yanlısı çıkabilir. Doster, yeni sistemin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politika konusunda eskisinden farklı bir tutum sergilemeyeceğine işaret etti:

    "Bu aşamadan sonra iktidar blokundan, Recep Tayyip Erdoğan'dan ne Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde ne Türk dünyası ile ilişkilerde Ne Rusya ile ilişkilerde ne ABD ile ilişkilerde ne İslam alemi ile ilişkilerde şimdiye kadar yaptıklarından çok daha farklı bir tutum beklemek gerçekçi değil. Şimdiye kadar ne olduysa bundan sonra da o olur. Yani perşembenin gelişi çarşambadan belli olur. Belli konu başlıklarında keskin u dönüşleri yapmasını beklemek gerçekçi değil. Gerek Adalet ve Kalkınma Partisi gerekse sayısal olarak gereksinim duyduğu müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi, içerideki bütün muhafazakar söylemlerine rağmen son kertede NATO'ya, Atlantik ittifakına bağlı partilerdir. Bu partiler, Türk siyasal hayatının emperyalizmle, onun bölgeye ilişkin tasarrufları ve tasavvurları ile kapitalizmle en barışık partileridir. O kadar barışıktırlardır ki mevcut iktidar bloku Erdoğan liderliği ve Erdoğan'ın kadroları, başbakan tercihleri, geçmiş yıllarda Turgut Özal ile, Tansu Çiller ile, Mesut Yılmaz ile, Adnan Menderes ile kıyaslandığında daha çok Amerikancı bile çıkabilir. Dolayısıyla mevcut iktidar bloku Adalet ve Kalkınma Partisi ve onun müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi tarafından içeride bazen kamuoyuna dönük olarak biraz anti-Batıcı biraz anti-Amerikancı söylemler dillendirilse bile bunlara hiç kanmamak, hiç inanmamak gerekir. Bu iktidar blokundan her iki partiden de öyle bir Avrasyacı, öyle bir NATO'ya mesafe koyan, öyle bir anti-emperyalist yönelime girmesini beklemek hiç gerçekçi değildir."

    ‘TÜRKİYE, BATI'DAN YA DA ABD EKSENİNDEN KOPMADI'

    Doster, Türkiye'nin Batı, ABD ve küresel kapitalizm ile olan kapsamlı ve derin ilişkisinin eskiye dayandığını belirtti. Doster, Türkiye'nin Suriye'de çok ağır bedeller ödemiş olmasına rağmen Batı ya da ABD'den kopmadığının altını çizdi:

    "Batı bizim zekamız ile alay edercesine, biraz da Tayyip Erdoğan'ı üzerinde sanki bir Demokles'in kılıcı gibi ‘Sen Batı'dan kopuyorsun. Eyvah' şeklinde mesajlar vererek onu iktidarının ilk yıllarındaki en açık ve en kesin Batıcı, Amerikancı hatta çekmek istiyor. Yoksa kendi dediklerine kendileri de inanmıyorlar. Neden inanmıyorlar, madde madde açıklayalım. Birincisi, Türkiye'nin Adalet ve Kalkınma Partisi'nden de önce Batı, ABD ve küresel kapitalizm ile ilişkileri çok yoğundur, çok kapsamlıdır ve çok derindir. Sadece diplomatik düzlemde değil, ekonomik düzlemde de Türkiye'nin bir numaralı dış siyasi ortağı Almanya'dır. İkincisi, Türkiye merkez, gelişmiş, ileri, kapitalist, emperyalist ülkeler için üretim yapan yarı çevre konumundaki bir tedarikçi ekonomidir. Üçüncüsü, Türkiye'nin en kalabalık diasporası ne Hindistan ne Çin ne de Rusya'dadır. Almanya'dadır. Yurt dışında ana vatandan uzakta gurbette 8 milyon Türk yaşar. Bunun üç buçuk milyonu Almanya'da yaşar. Almanya dahil bunun 5.5 milyonu Avrupa'da yaşar. O bağlamda Türkiye'nin Osmanlı'dan bu yana kültürel, ulusal, entelektüel, diplomatik yönelimi Batı olduğu gibi Batı ile iktisadi ilişkileri de çok iç içedir. Her ne kadar Almanya'nın ardından sırasıyla Çin ve Rusya, Türkiye'nin ikinci ve üçüncü dış ticaret ortakları olarak öne çıkıyor olsa bile ticaret açık ara Çin ve Rusya lehinedir. Dahası Türkiye'nin bir de coğrafi olarak da Rusya'ya enerji bağımlılığı söz konusudur. Rusya'nın dışında İran, Irak ve Azerbaycan ile olan ilişkiler de enerji ticareti sebebiyledir, iktisadi temellidir. Çok önemli bir dış politika başlığı olan Suriye meselesinde Türkiye çok ağır bedeller ödeyip çok büyük yanlışlar yaptıktan sonra tamamen Batı'dan, ABD ekseninden kopmasa da bir miktar Rusya ve İran'a doğru yaklaşmış görünüyor. Ancak özellikle Rus uçağını düşürdükten sonra yapılan bu u dönüşünden sonra yaşananlar Astana süreci, Soçi zirvesi vs. Türkiye'nin Batı'dan koptuğu, Atlantik ezberlerin bozulduğu şeklinde yorumlanamaz."

    ‘RUSYA, TÜRKİYE'DE ABD KARŞITLIĞININ BİRAZ DAHA GÖRÜNÜR HALE GELMESİNDEN MUTLU OLUR'

    Doster'e göre Rusya, Türkiye'de ABD karşıtlığının daha görünür hale gelmesinden ve Türkiye'nin kendisine olan enerji bağımlılığının pekişmesinden doğal olarak kendi açısından memnun olur. Doster, Rusya'daki memnuniyetin göstergesi olarak Erdoğan-Putin görüşmelerinin sayısına işaret etti:

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
    © REUTERS / Ümit Bektas
    "Türkiye'yi yöneten siyasal kadro üzerinde Rus nüfuzunun iktisadi ve diplomatik olarak arttı. Türkiye'nin Suriye meselesi başta olmak üzere Rusya'ya yanaşması. Türkiye ilk nükleer santralini, Ruslar açısından çok ballı bir ihaleyi Ruslara verdi. Bütün bunlar alt alta yazıldığında ve Türkiye'de haklı gerekçelerle de olsa, ideolojik olarak çok güçlü bir akım olmasa bile ABD ve NATO karşıtlığının biraz homurtu seviyesinde artması elbette Rusya'nın işine gelir. Rusya, Suriye meselesinde Türkiye'nin yanına yaklaşmasından, Türkiye'de farklı gerekçelerle de olsa farklı cenahlardaki ABD karşıtlığının biraz daha görünür hale gelmesinden, Türkiye'nin kendisine olan enerji bağımlılığının pekişmesinden olsa olsa son derece mutlu olur. Recep Tayyip Erdoğan ile (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin arasındaki görüşmelerin sayısı da Rusya'nın bu işten ne kadar mutlu olduğunu gösteriyor. Rusya'nın çok mutlu olduğunun ikinci karinesi Rus uçağı düşürüldükten ve (Rusya'nın eski Ankara Büyükelçisi Andrey) Karlov öldürüldükten sonra Rusya'nın hiç de bunu bir kine, bir kalıcı düşmanlığa çevirmeyip son derece dinamik bir şekilde sahadaki gelimleri anında müzakere masasına aktararak, Türkiye'yi kendi yanına çekerek ritmik, enerjik, dinamik bir diplomasinin örneğini veren adımları oldu."

    ‘TRUMP DA ERDOĞAN DA OLAYLARA İŞ ADAMI OLARAK BAKIYOR'

    Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan'ın benzer özelliklerine dikkat çeken Doster'e göre, her iki lider de olaylara işadamı olarak bakıyor ve uzun vadeli ilişkileri sevmiyor. Doster, Türkiye'nin ABD ile kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmelerin kamuoyuna yansıtıldığı gibi olmadığını vurguladı:

    "(ABD Başkanı) Donald Trump da Recep Tayyip Erdoğan da olaylara işadamı olarak bakıyor. Her iki lider de uzun vadeli ilişkileri sevmiyor. Her iki lider de ittifaklar, paktlar, bloklar arası ilişkileri sevmiyor. Her iki lider de meseleye stratejik bir taktik, uzun vadeli değil anlık, ittifaklar kapsamı değil, birebir ilişkilerle hatta kişisel ahbaplıklar üzerinden çözüm bulmaktan yana. Türkiye'ye seçimlerden evvel gerek ABD'nin gerek İngiltere'nin açtığı politik kredi fonda tutulduğunda her iki liderin tamamen pragmatik gerekçelerle Suriye meselesi başta olmak üzere ilişkilerde bundan sonra hır gür çıkarmayacaklarını, çok pragmatik adımlarla birbirlerine yaklaşmayı tercih edeceklerini düşünüyorum. Her ne kadar Türkiye'de bakanların, hükümet üyelerinin FETÖ üzerinden, PKK/PYD terör örgütü üzerinden, Rıza Zarrab davası üzerinden, Cumhurbaşkanı'nın korumalarına ABD'de açılan davalar üzerinden, söz verilen ama teslim edilmeyen otomatik silahlar üzerinden gerilimi artırıcı sözleri olsa bile ben bunların tamamen iç kamuoyuna yönelik olarak iktidar partisinin tabanını tahkim etmeye, pekiştirmeye yönelik olduğunu düşünüyorum. ABD'li politikacılarla yapılan baş başa görüşmelerde hiç de o yüksek perdeden sözlerin, o uzlaşmaz ses tonunun kullanıldığını asla ve asla düşünmüyorum.

    ‘İKTİDARIN AVRASYA YÖNELİMİ SÖZ KONUSU DEĞİL'

    Doster, ABD ya da NATO'dan kopmayan iktidarın Avrasya'ya yöneliminin olamayacağını belirtti:

    "İktidar bileşenleri açısından, iktidarın dayandığı sınıflar açısından böyle bir Avrasya yönelimi söz konusu değil. Avrasya güçleri de Türkiye'de pragmatik anlamda, enerji odaklı, ekonomi odaklı işbirliğini geliştirse de Türkiye'nin ideolojik, toplumsal, kültürel olarak ekonomi-politik yönelimi olmadığının ayırdındalar. Ne Çin'deki bir devlet adamı ne Rusya'daki bir akademisyen ne Hindistan'daki bir dış politika yorumcusu Türkiye'nin net, başı sonu belli, adı konulmuş bir stratejik Avrasya yöneliminin olmadığını ve kısa vadede olmasının da mümkün olamayacağının farkında."

    ‘SİYASAL İSLAM, TÜRKİYE'YE ÇOK DA BİR ŞEY VAADETMEDİ'

    Doster, AK Parti'nin yüzde 7'lik oy düşüşüyle havlu atacağını beklemenin gerçekçi olmadığını ifade etti. Doster, siyasal İslam'ın orta vadede Türkiye'ye fazla bir şey vadetmediğini, 16 yıldır Türkiye'nin temel meselelerinin çözüme kavuşmadığını belirtti:

    "Milliyetçi, muhafazakar, mukaddesatçı, mütedeyyin, mümin kitlelerin asıl ana partisinin Adalet ve Kalkınma Partisi olduğu bir kez daha görüldü. Saadet Partisi bu kitlelerden umduğu ölçüde oy alamadı. Bu yeni bir şey değil. 3 Kasım 2002 seçimlerinde siyasal hayatına yüzde 35 oy ile başlamış, bunu 40'lara tırmandırmış 50'ye kadar yükseltmiş, iki gün öncesi itibarıyla da 40 küsur gerilemiş bir parti var. Halen yaygın temsil anlamında Türkiye'nin en büyük partisi. Henüz Yüksek Seçim Kurulu (YSK) açıklamadı. Ama üç il dışında her yerde milletvekili çıkarabilen ya birinci ya ikinci parti olan bir Adalet ve Kalkınma Partisi var karşılığında. Demografik olarak, sosyolojik olarak, politik olarak hemen hemen her tip yurttaştan birinden oy alan bir cumhurbaşkanı var karşımızda. Varsıldan da yoksuldan da, semtliden de köylüden de, kadından da erkekten de, gençten de yaşlıdan da, yüksek eğitimliden de düşük eğitimliden de, Kürt kökenli yurttaşımızdan da Türk kökenli yurttaşımızdan da, HDP'ye oy verenden de MHP'ye oy verenden de, Alevi yurttaşımızdan da Sünni yurttaşımızdan da oy alabilen bir politik aktör var karşınızda. Yüzde 50 oyu başka türlü açıklayamayız. İktidar olanaklarından beslenen özel sektör ve sermaye gruplarıyla fazlasıyla iç içe geçmiş olan devleti önemli ölçüde kuşatmış, dönüştürmüş olan, toplumda çok ciddi mevzilere ulaşmış olan siyasal İslamcı mücadelenin elbette Adalet ve Kalkınma Partisi'ndeki yüzde 7'lik oy düşüşüyle havlu atacağını beklemek gerçekçi değil. Türkiye'nin artık Katar ile Suudi Arabistan ile bile eski muhabbetinin olmadığı meydanda. ABD'nin siyasal İslam'a yaptığı yatırımda bir parça durakladığı, tamamen vazgeçmese de tekfirci, selefi, vehhabi örgütlere desteğin bir miktar kesildiği meydanda. Suriye'de bu örgütlerin en kanlı en barbar örgütlerin arkalarına Amerikan emperyalizminin ve Körfez ülkelerinin desteğini alarak Esad'a, onun destekçisi olan Rusya, İran ve Lübnan Hizbullah'ına karşı kaybettiği meydanda. Siyasal İslam'ın orta vadede Türkiye'ye çok da bir şey vadetmediğini, 16 yıldır Türkiye'nin hiçbir temel meselesini çözemediğini görüyoruz. Ortada 550 milyon dolar betona gömülmüş bir Türkiye fotoğrafı var. Ama bunun dışında ne sağlıkta ne eğitimde ne adalette ne refahın taban yayılmasında ne vergi adaletinde hiç de parlak bir Türkiye fotoğrafı yok."

    ‘ADALET VE KALKINMA PARTİSİ'NİN ÖZEL BİR ORTADOĞU VURGUSU BEKLENDİ'

    Doster, MHP'nin seçim döneminde Avrasya ya da Kafkasya'ya yönelik bir açılımı olmamasını eleştirdi. Doster, bir Ortadoğu vurgusunun AK Parti'den de gelmediğini belirtti:

    "Milliyetçi Hareket Partisi koalisyon ortağıdır. Bunun adını korkmadan koyalım. Her ne kadar yandaş olan kalemler ‘Artık koalisyonlar devri bitti' dese de adı koyulmamış bir üçüncü milliyetçi cephe hükümeti var karşımızda. Parlamentoda eksiği tamamlamak adına sayısal olarak da siyasal olarak da var. Milliyetçi Hareket Partisi'nden Türk dünyasına, Kafkasya'ya, Avrasya'ya, Türk İslam coğrafyasına yönelik olarak özel talepleri olsun diye beklenir. Ama böyle bir hava söz konusu değil. Ya da 16 yıllık bir iktidar sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Ahmet Davutoğlu'nun özel çabalarına hayatta hiçbir karşılığı olmayan stratejik derinlik vurgularını, ‘Ortadoğu'da bizden habersiz kuş uçmaz, buraları sokak sokak biliyoruz' şeklinde artık gayri ciddiliği ortalığa dökülmüş olan söylemlerini hatırlarsak, beklenir ki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin özel bir Ortadoğu vurgusu, özel bir Müslüman Kardeşler vurgusu olsun. Ama bunların da artık hayatta bir karşılığının olmadığı sınandı ve kanıtlandı. O bağlamda son 3-4 yılda hangi dış politikayı izliyor isem hangi oynak dengeler Washington ve Moskova arasında pragmatik dengeler öne çıkıyor ise, iç siyasette kullanılan retorik nasıl dış siyasette kullanılmıyor ise dış siyasette kullanıldığında da dışarıda iş yapsın diye değil tamamen iç kamuoyunu tahkim etmek amacıyla kullanılıyor ise bundan sonra bunların aynen devam edeceğini düşünüyorum."

    İlgili konular:

    ‘Erdoğan ABD'ye tavizde bulunmayacak’
    Rus uzman ABD’nin Türkiye’ye S-400 tehdidini değerlendirdi
    AB Konseyi: Türkiye giderek AB’den uzaklaşıyor, müzakereler neredeyse durduruldu
    AB, Erdoğan'ı tebrik etti
    TSK, Menbiç'te beşinci devriye görevini tamamladı
    Etiketler:
    24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimleri, AB, CHP, AK Parti, NATO, Barış Doster, Muharrem İnce, Ceyda Karan, Recep Tayyip Erdoğan, Suriye, Türkiye, ABD, Rusya
    Topluluk kurallarıTartışma
    Facebook hesabınızla yorum yapınSputnik hesabınızla yorum yapın